AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Eski Bir Bela

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Rosemary Ruby Silent
Su Perisi
Su Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 261
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 25
Lakap : Peri kızı

MesajKonu: Eski Bir Bela   Paz Ekim 14 2012, 18:12







Teyzesiyle birlikte kaldığı evindeydi yine. Yatağına tek başına girerken aklında sadece tek bir kişi vardı, Phin. Yalnız kalmak istemiyordu, tek başına uyumakta. Son olanlardan sonra çok şey istediğini düşünmeye başlamıştı. Ona haksız yere yaptığı onca şeyden sonra hala sevgili kalmaları bile onun için yeterli olmalıydı. Ama yetmiyordu işte, daha fazlasını istiyordu. Belki bu bir açgözlülüktü, aslında belki kesinlikle durum buydu. Gerçekten bir aile olabilirler mi diye merak ediyordu. Onu düşünerek uykuya daldı, uyuması düşündüğünde daha kısa sürmüştü. Harika bir rüyanın içine dalarken oldukça mutluydu
...
Gecenin bir yarısı telefonun sesiyle bir anda gözlerini açtı. Telefonun sesi kafasının içinde yankı yapmaya başlamıştı. Uyku sersemi bir şekilde telefonun susması ile gözü masa da duran saate takıldı. Saatin kaç olduğunu gördüğünde telefonun diğer ucundaki insana saymadan edememişti. Artık sustuğu için tekrar uyumayı denedi. Ama yastığa başını koyar koymaz lanet tel gene çalmaya başlamıştı. Kaçarı yoktu, telefona cevap vermek zorundaydı. Açma tuşuna basıp telefonu kulağına götürdüğü anda içini garip bir ürperti kapladı. Tüm bedeni garip bir şekilde titremişti. Duyduğu ses karşısında ise tüm neden sorularına cevap bulmuştu, Nathan...

"Beni özledin mi? Bebeğim"

"Nathan sen...

"Sus ve beni dinle bebeğim seni hemen görmem gerek hayırı hiç bir zaman cevap olarak kabul etmediğimi biliyorsun"

"Ama Nathan sen... Ben artık istemiyorum..."

"Bana böyle bir şey diyemezsin Ruby saat yedide her zaman ki yerimizde buluşuyoruz bebeğim kendini benim için hazırla"

Telefon hemen kapandı. Kanı donmuş gibiydi sanki. Bir anda öyle hissizleşmişti ki kendini yatağa nasıl attığını bilmiyordu, Nathan... Onun geçmişinde ki en büyük hata. İntikamın gözünün kör ettiği bir zamanda onunla tanışmıştı. Ona ihtiyaç duyduğu çoğu şeyi vermişti. Evet ona çok fazla yardım etmişti. Ama olanların hiç birini gerçekten yaşamak istememişti. Keşke şu anki aklı ile son yaşadıkları yok etmemin bir yolunu bulabilseydi. Ailesinin intikamı adına çok fazla kıyım gerçekleştirmişlerdi. Ailesine üzülerek yaptığı her şey başka çocuklarının ailesiz kalmasını neden olmuştu. Kafasını toplamaya çalıştı artık uyuyamazdı. Başı çok kötü zonkluyordu. Olan her şey gözlerinin önünden geçmişti. aklına yine Phin geldi. Geçmişinin hiç bir zaman peşini bırakmayacağını söyleyerek çok kez nutuk atmıştı. Peki Rose'un geçmişi hakkında Phin ne biliyordu ki. Hiç bir şey... Gitmeme gibi bir şansı olmadığını bilerek saatler sonra teyzesi ile kahvaltıya oturmuştu. Öyle dalgındı ki. Nathan'ın gitmezse yapacağı çok fazla kötü şey biliyordu. Teyzesine zarar bile verebilirdi. En çokta ona bir şey olmasını istemiyordu. tüm o aptalca şeyleri tek başına yapmıştı. Onun haberi bile olmadan bu işi çözecekti. O Nathan gibi bir pislikle tanışmayı hak etmiyordu çünkü.

Öğleden sonrasını düşünerek ve plan yaparak geçirmişti. Her zamanki yer demişti, Nathan. Neden bunca zaman sonra onu görmek istemişti. Gerçi ayrılışları sıradan bir veda değildi Bütün pisliği ona anlattıktan sonra görüşürüz diyerek ortadan kaybolmuştu. Kendini onun ardından toparlamasını gerekmişti. Teyzesi ile birlikte çok fazla yer değiştirmiş ve olabildiğince eski şeylerin üstünü örtmüştü. Caitlyn ile tanışmasını da bu sıralarda olmuştu. Ona amacı için güzel bir yol göstermişti, sihirbazını bul. Onu bulmak hep aklındaydı elbet ama Nathan olaya dahil olduktan sonra çok fazla karmaşa meydana gelmişti. Tüm planı beyninde şekillendirdiğinde dolabındaki gizli bölmeyi açtı. Orada siyah deri kıyafeti ile silahları vardı. Onlara giydi. Saçını at kuyruğu yaptı. Aynada kendine baktığında eski yok edici kimliğini görmüştü. Phin bile onu şu an tanıyamazdı her halde.

Evden ayrılırken teyzesine özellikle görünmek istememişti. Şu an ki durumunu kelimelerle tanımlayamıyordu. Ne yapacaktı gerçekten. Onu gördüğünde tüm planı devreye sokabilecek miydi? Eski korkusunun onu ele geçirmesine izin vermemeliydi. Sonunda Sombre Ormanına vardığında ağaca yaslanarak beklemeye başladı. Sadece bir kaç dakika kalmıştı. İki eski ortağın karşılaşmasına... Karanlığın içinden tanıdık ve soğuk bir yüz belirdi.

"Bebeğim"





_


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Phin Silent
Toprak Perisi
Toprak Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 230
Kayıt tarihi : 13/06/12
Nerden : İstanbul
Lakap : Serseri peri

MesajKonu: Geri: Eski Bir Bela   Paz Ekim 14 2012, 21:25

Phin gözlerini araladığında oda kapkaranlıktı. Yatakta rahatsızca diğer tarafa döndüğünde kendi odasında olmadığını fark etti. Nerede olduğuna dairse hiçbir fikri yoktu. Kim bilir hangi otelin lüks odasındaydı yine. O lanet geceden sonra phin evine uğramamıştı bir daha. Rose’a işlerinin olduğunu ve uzun süre görüşemeyeceklerine dair ettiği son telefon görüşmesinden beri bir daha aramamıştı onu çıkmamıştı karşısına mümkün mertebe ondan uzak durmaya ve onunla karşılaşmamaya özen göstermeye başlamıştı. Değişmişti… Hem de çok değişmişti artık rose’un tanıdığı phin değildi. Elinin tersiyle ittiği geçmişine kendi isteğiyle geri dönmüştü. O artık eski phindi. Kendisinden başka kimseyi düşünmeyen kendi bulunduğu tarafa hizmet edip belayı mıknatıs gibi kendine çeken ve tehlikeyi seven phin olmuştu yine. Beyni sadece ölüm için çalışmaya başlamıştı tekrardan gittiği her yere ölüm getiriyordu. Gelecek planları yapmıyordu artık hayatı günü birlik yaşıyor hayatını çokta umursamıyordu. Scarlett’ın perisi olabilirdi evet ama bu onun içindeki iyi olan her şeyin ölmesini engellememişti. Acı çekiyordu hiç olmadığı kadar hem de suçluluk duygusu her geçen saniye onu tüketiyordu. O acı çekerken etrafındakilere de acı çektirmekten geri durmuyordu. Onun sürekli öldüğü her saniyeye karşılık oda karşı taraftan birilerini öldürüyordu. İçinde iyiliğe dair hiçbir şey kalmamıştı. Hep iyilikle kötülük arasındaki o ince çizgide duran phin artık kötü tarafta yer alıyordu. İçinde iyi olan şeylerin yerini saf karanlık almıştı. Acıma, merhamet, iyilik tüm bu duygular yerini acımasızlığa ve kötülüğe bırakmıştı. Vicdan denilen şeye sahip değildi artık. Hala iyi tarafa hizmet ediyordu ama eskisi gibi değildi. Onun iyi tarafa hizmet etmesini sağlayan tek şeyse rose’du. Ona hala aşıktı hem de deliler gibi rose’un tanıdığı phin’le şimdiki phin’in ortak tek noktasıydı o kız. Kalbi hala ona aitti fakat o artık başka biriydi. Eğlence anlayışı bile değişmişti eskiden bara gidip biraz içmek ve müzik dinlemek canı çok sıkkınsa birilerini dövüp rahatlamaktı eğlencesi şimdiyse morgananın şehrinde köle peri avlamaktı kendi ırkından düşman tarafa çalışanlara işkence edip öldürmekti. İçkiyse uyuyabilmek için başvurduğu bir ihtiyaçtı. Yerinden yavaşça doğruldu dün geceki savaşın yorgunluğu vardı üzerinde kendine gelebilmek için duşa girdi.

Duşta uzun süre düşüncelere boğulduktan sonra soğuk suyu açıp kendine gelmeye çalıştı. Bu düşüncelerden kurtulmalıydı. Aklı sürekli rose’la ve o lanet cadıyla meşgul olmamalıydı. Zihnini tamamen boşaltıp öldürmeye odaklanmalıydı. Soğuk duşun etkisiyle zorda olsa kendine gelip düşüncelerinden sıyrıldı. Yanında getirdiği kıyafetleri hızla üzerine geçirdi. Kıyafetleri bile ruh halini o kadar iyi yansıtıyordu ki baştan aşağı siyah giyinmişti. Baştan aşağı silahlarını da kuşandıktan sonra onları insanların gözünde kamufle edecek bir büyü mırıldandı. Periler ve cadıların görmesi sorun olmazdı ama insanların görmesi büyük sorundu bunu göze alamazdı. Otelde yemeğini yedikten hemen sonra hesabını kapatıp morgana’nın şehrine doğru yola koyuldu. Morgana’nın şehrine giriş yaptığında jezebel’le olan görüntüler geldi gözlerinin önüne aklını sürekli meşgul eden görüntüler tüm bedenini büyük bir nefret ve öfke kaplamıştı. Arabasını ormana doğru yöneltti öğrendiğine göre bu ormanda bir grup köle peri bugün efendilerinin isteğini yerine getirmek için toplanacaktı. Phin’de şuan bu küçük partiye gidiyordu. Her partide davetsiz misafirler olurdu sonuçta değil mi? Bu partinin davetsiz ve ortalığı kana bulayacak misafiriyse phin’di. Arabayı yol kenarına park edip ormanın içine daldı. Birazdan çıkacak savaşı bilmesine rağmen fazla sakindi ve yüzünde buz gibi bir gülümseme vardı. İlerledikçe perileri daha çok hissediyordu. Çok geçmeden görüş alanına da girmişlerdi. İnsanın kanını donduracak ses tonuyla ''Şeytanınız bol olsun beyler'' dedi ve tüm dikkatleri üzerine topladı. Onu tabi ki hissetmişlerdi ama önemsememişlerdi şimdiyse tüm dikkatlerini phin’e vermişlerdi. Phin aynı ses tonuyla ''Duydum ki parti veriyormuşsunuz beni davet etmemeniz ne kötü eh her partiyi bozan birileri vardır değil mi?'' dedi. Onlar konuşmaya başladığında bu gereksiz muhabbeti daha fazla devam edemeyeceğini anlayarak karşısındaki perilerden birine sert bir yumruk geçirdi ve hem fiziksel hem de büyülü bir savaşı başlatan ilk kişi oldu. Çok geçmeden etrafta iki yeni perinin varlığını hissetti. Birkaç saniyeliğine duraksamasına neden olan bu durumu önemsememeye karar vererek önündeki savaşla ilgilendi. Savaş bir süre sonra sona erdiğinde etraf resmen kan gölüne dönmüştü. Phin ortalığa şöyle bir göz gezdirdi. Gözüne biraz ileri de onu izleyen iki peri çarptı savaşa katılmamışlardı ve hiç sesleri de çıkmamıştı şimdiye kadar.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Rosemary Ruby Silent
Su Perisi
Su Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 261
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 25
Lakap : Peri kızı

MesajKonu: Geri: Eski Bir Bela   Paz Ekim 14 2012, 22:19

Duyduğu sesle tüm tüyleri diken diken olmuştu. Bu sesi kabuslarından silmek için ne kadar çok uğraşması gerekmişti. Yaşadıkları silmek hiç bir zaman kolay değildi. onun içinde kolay olmamıştı. Zaten hiçbir şeyi de silmeyi becerememişti. Sadece yaşadığı güne konsantre olmayı öğrenmişti. Phin karşısına çıkan bir hediye gibiydi. Onunla geçirdiği her anın öyle çok değeri vardı ki. Şimdi bile onu düşünmek kendini biraz daha iyi hissettiriyordu. Ama Nathan ile göz göze gelmek işte bu her şeyi bitiriyordu. Sanki hiç bir şey olmamı gibi davranıyordu. Ona bebeğim demişti üstelik. Evet birlikte çalıştıkları zamanlarda ona çok fazla hitap şekli olmuştu. Güzelim, bebeğim, tatlım... Ama hepsi belli bir şekilde mesafeliydi. Sonuçta o sadece on beş yaşında genç bir kızken o yirmi yaşında çok yakışıklı periydi. Etrafında sürekli dalgasına baktığı kızlar olurdu. Onları sırf eğlence olsun diye yanında gezdirir ya da yatağa atardı. Bu durumdan rahatsız olması gerekirdi belki. Ama seçtiği kızları düşününce ortada yazık bir durum yoktu. ama şimdi bebeğim deyişi öyle farklıydı ki. Sanki ona başka bir gözle bakıyordu ve gerçekten neden onu görmek istemişti. Sormadan bunların cevabını asla alamazdı.

"Merhaba Nathan hemen konuya girsen sorun olmaz her halde"

"Ne acelen var güzelim. Hatırladığım senden çok daha güzelsin Ruby. Çok seksi bir kadına dönüşmüşsün. Üstelik bu halin seni savaşa falan götüreceğimi mi sanıyorsun?"

"Hayır sadece konu sen olunca kendimi korumam gerekeceğini düşündüm hepsi bu."

"Ruby kalbimi kırıyorsun. Şu an sana sadece bir şekilde zarar verebilirim, gerçi bu da zarar sayılmaz. Hatta eğlenceli bile olabilir. Seni öpmeye başlarsam sence kendini savunur musun yoksa bana karşılık mı verirsin?"

Son sözleri ile ne diyeceğini bilemezdi önce. Gerçi cevap basitti. Elbette asla diyecekti. Onunla asla o kadar yakın olamazdı. Bedeni, ruhu tamamiyle Phin'e aitti. Bunu başka bir erkeğin dokunuşları ile asla kirletemezdi. Ama işte karşısında ki Nathan'dı biri ona hayır demeyi düşündüğünde bunu kelimelere dökmeden önce iki kere hatta daha fazla düşünmeliydi. Nasıl konuşacağını bilmiyordu. Onun hakkında pek mantıklı bir anısı da kalmamıştı aslında.

"Bak Nathan ben eskisi gibi değilim olmakta istemiyorum. Değiştim. Bıraktığın gibi değilim. Ama beni öpme fikrini aklından öncelikle çıkar ve lütfen artık sadede gel bunca zaman sonra neden karşıma çıktın. O gün beni büyük bir belanın ortasında bırakarak kayboldun. Yaşıyor olmama bile şaşırman gerek ama sen hiç bir şey olmamış gibi davranıyorsun"

Onun birden bakışları değişmişti. Bebeğim derken gözlerinde var olan beğenme yerini başka bir şeye bırakmıştı daha farklı bir şeye. Korkması gerekir miydi? Emin değildi. Ama çoktan korkmaya başladığının farkındaydı. Ortamda bir çok perinin varlığını hissetti bir anda. Yeniden bir tuzağa kendi ayakları ile mi düşmüştü. Durumu değerlendirdiğinde ise başka bir şey olduğunu anladı. Elbette Nathan'ın açıklaması da anlamasını sağlamıştı.

"Tedirgin olma bebeğim sadece birkaç köle peri bir partide eski günlerdeki gibi onları avlamak istemez misin? Ayrıca bana hayır dememen gerektiğini biliyorsun. O dudakların tadını almayı aklıma koyarsam bunu yaparım bunu da biliyorsun. Her neyse seni görmek istedim çünkü bende istediğin bir şey var bebeğim. Almak için fedakarlık yapman gerekebilir."

"Neymiş o?"

"Öğrenirsin acele etme seni özledim Ruby öncelikle özlem gidermeliyiz"

Ağzını açıp itiraz edecek bir fırsatı kalmamıştı. Nathan hava elementini kullanan bir periydi. İstediği anda bir rüzgar kadar hızlı olabiliyordu. Nasıl olduğunu bile anlamdan dibinde bitmişti. Onu yaslandığı ağaç iyice dayamış gözlerinin içine bakıyordu. Hiç bir kelime etmeden sadece izliyordu. Sanki ruhunun derinliklerini görüyordu ya da bunu deniyordu. Bıraktığı Ruby'nin oralarda bir yerde olduğunu biliyordu. Belki de onu uyandırmak istiyordu. Bunu istemese de Nathan belki de bunu yapabilirdi. Dikkatlice ona bakan gözler garip çığlıklar yanlarına ulaştığı anda yana doğru kaymıştı. Parti var dediği yerde gerçek bir katliam olmuş gibiydi. Hemde onlar olmadan. Çok geçmeden onca peri arasından sadece bir kişinin varlığı hissedilmeye başlamıştı. Üstelik giderek daha da yakına geliyordu. Nathan bakışlarını onu umursama dan Rose'un gözlerine diktiğinde ona yanağını okşadı hafif ve sevgi dolu bir şekilde. Sonrasında ellerinin yerini dudakları aldı. Masum gibi görünen bu öpücük yanağından dudaklarına doğru ilerliyordu bunu biliyordu. Ona ciddi bir şekilde bakmaya çalıştı Rose ama yapamıyordu. Sanki garip bir etki altına girmişti. Dur demek istiyordu ama mümkün değildi. Dudakları birbirine yaklaştığında hissettiği diğer peri giderek yaklaşmıştı. Ama tuhaf olan şey yaklaşan kişinin Phin'i anımsatmasıydı. Bir anda Nathan uzaklaşarak gelen kişiye dikti öfkeli gözlerini.

"Nesin sen sapık bir röntgenci mi?"

Onun Phin olduğunu anladığında donup kalmıştı Rose hiç bir şey diyemiyordu. Sadece onu hissettiği için o olduğunu düşünüyordu. Ama bakışları o olmaktan o kadar uzaktı ki.

_


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Phin Silent
Toprak Perisi
Toprak Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 230
Kayıt tarihi : 13/06/12
Nerden : İstanbul
Lakap : Serseri peri

MesajKonu: Geri: Eski Bir Bela   Ptsi Ekim 15 2012, 01:18

Phin silahlarını ölen perilerden geri aldıktan sonra ağır adımlarla hissettiği diğer iki periye doğru ilerlemeye başladı. Onların partiden uzaklaşan birkaç köle peri olabilme olasılığıydı phin’i oraya götüren şey. Madem bir partiyi basmıştı o zaman kimse kaçmamalıydı bundan gözden kaçırdığı kimse olmamalıydı. Gözlerinde hala az önceki savaşın parıltıları vardı. Oldukça eğlenceli bir parti olmuştu doğrusu. Onların acı dolu çığlıklarla yaptığı seremoniyi büyük bir zevkle dinlemişti. Kırılan kemiklerinin sesi seremoniye ayrı bir güzellik ve haz katarken onların acı çekişini eğlenerek izlemişti. Tam olarak oradan ayrılmadan önce dönüp o dinlendirici kan gölüne bir kez daha baktı. Yüzünde engelleyemediği bir gülümseme belirdi ve ilerlemeye devam etti. Evet işte tam anlamıyla eski phin geri gelmişti. Geçmişe gömdüğü kendisi yeniden gün yüzüne çıkmıştı. Şimdi düşünüyordu da ne zor bırakmıştı eski hayatını oldukça uzun bir zaman almıştı eski kişiliğinden kurtulmak asla tam olarak kurtulamamıştı da üstelik hep geçmişten bir şeyler taşımıştı yanında öfkede gözünün döndüğü zamanlar eski haline dönüvermişti bir süreliğine de olsa. Eski hayatını geride bırakmak ne kadar zorsa dönmek de tam tersine hiç olmadığı kadar kolay olmuştu. İçinde tarif edemediği bir sıkıntı baş gösterdiğinde adımlarını hızlandırdı. Bir şeyler canını sıkmıştı. Bu iki periden kaynaklanmıyordu biliyordu birkaç kez yaşamıştı bu duyguyu rose tehlikede olduğu zamanlarda hissettiği bir şeydi bu şimdi yine hissediyordu. Nasıl olduğunu bilmese de rose bir şekilde tehlikedeydi biliyordu. Buradan bir an önce çıkıp rose’u bulmalıydı ama önce şu iki periyi halletmeliydi. Nedenini anlamasa da periler sinirine dokunmuştu. Tam olarak onlara iyice yaklaşıp ikisinin de yüzünü görebilecek derecede yakınlarında durdu ve olduğu yerde çakılı kaldı. Bunlardan biri… bu… rose’tu. Fakat farklı görünüyordu. Siyahlara bürünmüştü tam olarak siyah deri bir kıyafet giymişti ve… ve baştan aşağı silahlanmıştı tıpkı kendisi gibi sanki… savaşa gidiyor gibiydi evet kesinlikle savaşa gidiyor gibiydi. Onu daha önce hiç böyle görmemişti o… rose her zaman phin’in güzel ve cici peri kızı olmuştu.

Her ne kadar ben cici bir peri kızı değilim dese de şu ana kadar o hep cici bir peri kızı olmuştu. Şimdiyse onun bambaşka bir yönünü görüyordu. Dudaklarının arasından sadece ''Rose…'' kelimeleri çıkmıştı bir şiir gibi. Karşısındaki kızın rose olduğuna inanamıyordu ve gerçekten o olup olmadığını doğrulamak için adını söylemişti. Rose adını duyduğunda tepki verince hiç inanmak istemese de şuan karşısındakinin sevgilisi olduğuna inanmıştı. Rose yani onun rose biricik sevgilisi cici peri kızı savaşa gider gibi giyinmiş silahlarını kuşanmış ve morgana’nın şehrine dalmıştı. Evet tam olarak olan buydu. Rose morgana’nın şehrindeydi. Bir dakika ne demişti phin az önce nerdeyiz demişti morgana’nın şehrinde mi? Evet morgananın şehrinde demişti lanet olsun ki öyleydi. Rose bile bile kendini tehlikeye atmıştı tanrı aşkına bunu nasıl yapabilmişti. Ona bir şey olursa phin’in yaşayamayacağını bilmiyor muydu? Sonra kendisinin de rose’dan aşağı kalır bir yanı olmadığını fark etti. Onu çok özlemişti. Şuan her şeyi bir kenara bırakıp ona sarılmak o kadar çok istiyordu ki her şeyi bir kenara atmak ve rose’la olan hayatına geri dönmek istiyordu ama yapamazdı. Hissettiği suçluluk duygusu buna izin vermezdi. Vermiyordu denemişti yanında vakit geçirmeyi denemişti ama yanına bile gidememişti. O an içinden kendine lanetler okudu sürekli köşe bucak kaçtığı kızla karşılaşmıştı işte şimdi ne yapacaktı? Suçlu psikolojisi berbat bir şeydi. Ve phin şuan suçlu psikolojisi denen şeye boğazına kadar batmıştı. Suçluluk duygusu giderek kendini daha da hissettirse de yanındaki peri bu duyguyu bir süre askıya almasını sağladı. Karşısında konuşan periye duyduğu öfke hat safhaya ulaşsa da sakinliğini bozmadı. Rose’un tanıdığı phin olsaydı normalde şuan karşısındaki periye sıkı bir yumruk geçirmişti ama şimdiki phin bu durum karşısında gayet tepkisizdi.

Öfkeyle parlayan gözlerini rose’un gözlerinden ayırıp karşısındaki periye dikti. Karşısındaki perinin aksine şuan phin’in öfke kontrol sorunu yoktu. Karşısındaki peri öfkeyle sinirli ses tonuna hakim olamayarak bağırmıştı phinse gayet sakin bir şekilde soğuk ses tonuyla ''Hayır sapık veya röntgenci değilim ben sadece biraz eğlenmek için partiye gelen sıradan bir periyim. Parti bitince de etrafta birkaç perinin varlığını hissettim ve ayaklarım beni buraya getirdi. Sanırım bunun nedeni rose’tu'' dedi. Sonra alaycı tavrını takınarak ''Peki sen tacizci bir sapık mısın? Benim sevgilime asıldığına göre öyle olmalısın yanılıyor muyum?'' diye sordu. Ardından rose’a dönerek ''Söyler misin rose neden buradasın? Morgana’nın şehrinde olduğunun farkındasın değil mi tabiî ki farkındasın savaşa mı gidiyordun? Tek başına ve bu ne olduğu belirsiz mahlukatla beraber tanrı aşkına tehlikelerden uzak durmanı istediğimi söylemiştim değil mi?'' diye sordu peri bunun üzerine çok sinirlenmiş olacak ki ona yumruk atmaya kalkmıştı fakat phin yumruğunu havada yakalayıp ona sert bir yumruk geçirdi. Gözlerini sendeleyen periye dikerek ''Düşmanını asla hafife alma'' dedi gülümseyerek peri ona bir hamle daha yaptı ve aralarında küçük bir savaş başladı.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Rosemary Ruby Silent
Su Perisi
Su Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 261
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 25
Lakap : Peri kızı

MesajKonu: Geri: Eski Bir Bela   Salı Ekim 16 2012, 22:31


Bu gerçekten o muydu? Buna inanmayı reddediyordu. Karşısındaki kişi Phin olamazdı. Ona bakarken gözlerinde her zaman görmekten mutlu olduğu aşkı ve sevgiyi göremiyordu. Gözlerindeki gördüğü tek şey karanlıktı. Bu nasıl olabilirdi. Gerçi bunu düşünürken kendi haline ne demeliydi. O sanki şu an çok kendindeydi. Bir katilden farkı yoktu, kıyafeti silahları ve daha fazlası... Oda şu an Phin'in tanıdığı tatlı peri kızından çok uzaktı. Neler oluyordu. Kendi üzerindeki değişikliğin nedeni belliydi, Nathan. Onun aurasının içine girdiği anda değişmeye başlamıştı. İstemese de değiştiğinin farkındaydı. Bu denli etkilenmek ne kadar normaldi. Üstelik az önceki yakınlaşmaları sadece bir kaç saniye kalmıştı. Ona gerçekten izin mi verecekti? Dudaklarını öpmesi için, sevdiği erkeğe ait olan dudakları gerçekten Nathan'a mı verecekti? Bunu istemiyordu, gerçekten istemiyordu. Ama hareketlerini bir türlü kontrol etmeyi başaramamıştı ki. Nathan sanki onun zayıf yönünü biliyordu, belki de o hayatındaki en zayıf noktaydı. Ona karşı gelebilecek kadar güçlü olduğu sanıyordu. Ama tek yaptığı kendini kandırmak olmuştu. Kafası iyicene karışmıştı, kendi içinde bu denli çuvallamışken Phin'e olan neydi. Bu kesinlikle normal değildi. Söylediği gibi tehlikeli biriydi, geçmişinin karanlık olduğunu biliyordu. Ama onu böyle görmek gerçekten beklemediği bir şeydi. Bu halinden nefret etmişti. Öyle soğuktu ki sanki bir yabancı gibi görünüyordu. Nathan'ın sözlerinden sonra ortalığın karışacağını biliyordu, ama durduramıyordu. Kendini çok tuhaf hissediyordu, güçsüz demek yanlış olurdu. Tek sorun ne yapacağını bilemez bir halde olmasıydı üstelik hala Nathan da, ona ait ne olduğunu bilmiyordu. İşler karışırsa buradan nasıl ayrıcakları da meşhuldü. Phin normalde de kavgacı biriydi ama şimdi ölüm saçıyordu, Nathan da aynı şekilde. Az önce ona sevgiyle dokunmuş olabilirdi. Ama o da bir ölüm makinesiydi, kolay kolay durdurulamayan. İlk sataşmayı Nathan gerçekleştirmişti. Phin ise hızlı bir şekilde ona cevabını verdi. Phin'in kelimelerin ardından Nathan soran gözlerle kendisine bakıyordu. O ise sessiz bir şekilde ne diyeceğini bilmiyordu. Durumu hiç iyiye gitmiyordu. Sanki tekrar Nathan'ın oyuncağı olmuşta ondan talimat bekliyordu. Phin ise konuşmayı sürdürüyordu. Ona bakıyordu, söylediklerine verecek bir cevabı vardı ama konuşamıyordu. Çok geçmeden sessizliği bozan Nathan olmuştu. Tek bir kelime dahi etmeden Phin'e vurmak için elini kaldırdı ama Phin onu durdurmuştu işte. Sonrasında olanlar ise bir kavgaya dönüşmüştü. Nathan Phin'e saldırıyordu, Phin'de ona karşılık veriyordu. Ama durumda bir gariplik vardı her ikiside normal insanlar gibi kavga ediyorlardı. Nathan gücünü kullanıyor olsa Phin kendini korusa dahi ne kadar şansı olurdu bilmiyordu. İçinde bir savaş başlamıştı ne yapacağına ise hala karar vermemişti. Bir şeyler yapmalıydı onları durdurmalıydı. Kendini toparladı, tüm zihnini kim olduğuna karar vermeliydi. Eski Rose mu olacaktı yoksa yeni kimliğine mi bürünecekti. Arafta kalmış gibiydi ama sonunda kararını verdi. İki periye yaklaşarak yoğunlaştı ve bir büyü mırıldandı.

"Yeter!"

Kelimesinin ardından yaptığı büyünün sonuçlarını gördü. Phin ile Nathan birbirlerinden uzaklaşarak geriye doğru savrulmuşlar ve bir ağaca çarparak durabilmişlerdi. Her ikisininde vücutlarında bir sürü yara vardı, kavgalarından kalma. Yaralarından sızan kanları görebiliyordu ama Phin'in üzerinde daha fazla kan vardı. Kanların hepsi kendine ve Nathan'a ait değildi. Üstü başı buraya gelmeden önce ne yaptığını gösteren türdendi. İkisinin tam ortasında durdu. Önceliği Nathan olmuştu onun yanına ilerledi ve elini alnına yerleştirdi. Yavaşça içindeki güç Nathan'ın bedenine aktı yaraları kapanıyordu. Nathan ne yaptığını bildiği için gayet memnun bir şekilde onun gözlerinin içine baktı ve alnındaki elinin üzerine elini yerleştirdi.

"Teşekkür ederim meleğim. Sanırım sormam gerek o haklı değilmi senin sevgilin yani?"

"Evet öyle... Phin benim sevgilim"

"Ben görmeyeli gerçekten değişmişsin Rose büyümüşsün. Bunu şimdi daha iyi anlıyorum gözlerine bakarken ve sanırım aramızdaki ufak toplantıyı ertelesek iyi olacak bebeğim."

"Bence de"

Ayaklanarak Phin'e doğru adımlar atmaya başladığında Nathan ayağa kalktı ve yanlarına yaklaştı. Gitmeden önce Phin'e ters ters baktı.

"Ona nasıl sahip oldun bilmiyorum ama eğer meleğimi üzgün görürsem ilk önce benimle uğraşman gerekecek"

Sözlerinin ardından yanlarından hızla uzaklaştı. Kavga sırasında kullanmadığı hava elementiyle gözden kayboldu. Phin'e iyicene sokularak yanına çömeldi. Bir elini başına koyduktan sonra boşta kalan elinin işaret parmağını perinin dudaklarına koydu.

"Tek bir kelime dahi etmek yok Phin" ,

Sözlerinin ardından gücünü kullanmaya başladı, Phin'in bedeni çok geçmeden yenilenmiş ve her bir yara onarılmıştı. Ona daha da fazla sokulmaya başladı. Alnından çektiği ellerinin göğsüne getirerek kanlı gömleğinin düğmelerini yavaş yavaş çözmeye başladı ve geriye doğru iterek omuzlarından aşağı doğru kaydırdı. Göğsünü öperek yavaş yavaş yukarı çıktığında dudaklarını es geçerek boynuna yöneldi.

"Sana ihtiyacım var Phin hemde çok fazla"

Konuştuktan sonra dudaklarına yapıştı. Eski Rose olmadığını kanıtlamak istiyormuş gibi, karşısında gördüğü bu ölüm makinesinin sevdiği erkek olduğunu kanıtlamak istiyormuş gibi tutkuyla öpmeye başladı. Elleri Phin'in bedeninde gezinirken onu tarik etmeye başladığını hissetti. Kafasında hiç bir düşünce yoktu. Ormanda açık alanda olmalarını bile umursamıyordu, onu istiyordu her şeyden çok onu.


_


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Phin Silent
Toprak Perisi
Toprak Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 230
Kayıt tarihi : 13/06/12
Nerden : İstanbul
Lakap : Serseri peri

MesajKonu: Geri: Eski Bir Bela   Perş. Ekim 18 2012, 23:31

Phin aklındaki tüm düşüncelerinden karşısındaki peri ona hamle yaptığı anda kurtulmuştu. Rose’un tanıdığı phin bu konuda zorlanırdı büyük ihtimalle ama şuan olduğu kişinin böyle bir problemi yoktu. O duygularını ve düşüncelerini kontrol edebilen biriydi. Öfke ve nefret işte hissettiği tüm duygular bundan ibaretti. Şuansa karşısındaki kişinin onu gerçekten hafife aldığından başka bir şey düşünmüyordu. Aslında eski haline dönmek onun için o kadarda kötü olmamıştı yeni phin duygularını kontrol etmekte oldukça zorlanırken eski hali bunda gayet başarılıydı. Sadece düşünmek istediklerini düşünmeyi başarıp diğerlerini aklından kolayca atabilmek iyi bir şeydi sonuçta değil mi? Karşısındaki perinin sahip olduğu elementi yada büyüleri kullanmaması dikkatini çekmişti bu açıkça seni güç kullanmadan da yenebilirim demek oluyordu aklı sıra rose’un yanında onu güç kullanmadan yenecekti rose’un önünde sevgilin işe yaramazın teki demenin bir başka yoluydu ama bunu yapabileceğini düşüncesinde feci şekilde yanılıyordu. Eski phin’le yeni phin’in rose haricinde bir ortak noktası daha varsa oda kavga ve savaş konusundaki becerileriydi. Evet her şeyi geride bırakıp rose’un tanıdığı phin haline gelmişti ama asla eski yeteneklerinden bir şey kaybetmemişti. Sonuçta sadece eski hayatını bırakmıştı ve öldürme konusunda daha insaflı hale gelmiş bu işi en hızlı şekilde yapmaya başlamıştı. Eskiden yaptığı gibi karşısındakinin acı içinde kıvranışını büyük bir zevkle izleyip ölümünü elinden geldiğince geciktirmeyi bırakmıştı. Ne kadar değişmeye çalışsa da sonuçta o hala phin’di kendisiydi. Asla kendini tamamen değiştiremezdin sadece değiştiğini düşünürdün oysa eski kişiliğin hep bir köşe de gün yüzüne çıkmak için beklerdi sonuçta o buydu asla inkar edemez ve bu gerçekten kurtulamazdı. Phin yeni hayatında duygularıyla başı dertte olduğu haldeyken bile yeterince tehlikeli biriydi şimdiyse tüm düşüncelerinden uzaklaşmış duygularından soyutlanmış bir şekilde sadece tek bir şeye odaklanmıştı karşısındakini alt etmeye üstelik karşısındaki perinin aksine düşmanını hafife almıyordu da. Düşmanını hafife almak çoğunlukla yapılan en büyük hataydı ödenen bedelse hatayı yapan kişinin canına mal oluyordu. Peri büyüye ve kendine özgü elementin gücüne başvurmayınca phin de başvurmamıştı. Bu küçük savaş karşısındaki peri nasıl istiyorsa öyle olacaktı. Aklı sıra o seni hak etmiyor sen daha iyilerine layıksın diye rose’a hava atmaya çalışmış bunu başaramayınca da öfkesi her geçen saniye artan ve düşünme kabiliyetini yitiren periye birkaç saliseliğine de olsa gülümsedi. Dişli bir periydi karşısındaki ve phin uzun zaman sonra karşısına tıpkı kendi gibi bir düşman çıktığı için memnundu. Onu zorlayan bir rakiple karşılaşmak hep eğlenceli olmuştu bu yüzünden kolay bir hedef yerine zor bir rakibi her zaman tercih ederdi. Kendilerini kavgaya o kadar kaptırmışlardı ki bir an için rose’un varlığını unutmuştu ikisi de ama onun güzeller güzeli peri sevgilisi kendini hatırlatmakta gecikmemişti. Hem de kendini öyle bir hatırlatmıştı ki onu görmezden gelmek imkansızdı. Ağaca çarpıp ikisi de yere düşünce önce bunu karşı tarafın yaptığını düşünmüş sonrasında rose’un zorda olsa duydukları yeter diye bağıran sesini hatırlayınca bunu rose’un yaptığını anlamışlardı. Phin rose’un bu tavrı karşısında sessizliğini korumuştu. Toparlanıp ağaca yaslanarak oturmuş ve olanları izlemeye başlamıştı. Bu perinin kim olduğunu bilmese de rose için önemli olduğu belliydi. Karşısındaki periye baktı. Belki de rose’un eski sevgilisiydi az önce kavga ettiği kişi. Şu durumda kim olduğunu çokta önemsemiyordu.

Perinin rose’a hitap şeklinden hoşlanmamıştı ama yine de bu durumun dışında kalmayı tercih etmişti. Rose’un ağzından phin’in sevgilisi olduğunu duyunca perinin canının ciddi derecede sıkıldığı belliydi hatta yüzünün bir anlığına da olsa asıldığına yemin edebilirdi. Yine de rose’un ağzından sevgilisi olduğunu duyduğunda bile ona olan hitap şeklini değiştirmemişti. Bu phin’i sinirlendirse de hareketlerine, duruşuna yada yüz ifadesine yansıtmamıştı bunu. Perinin gözlerinin içine tehditkar bir şekilde bakmakla yetinmişti. Rose’un ona doğru yürümeye başlamasıyla gözlerini bir süreliğine sevgilisinin gözlerine dikti. Ona bakarken yüzünde oluşan gülümsemeye engel olamamıştı. Tabi bu gülümseme kavga ettiği perinin görüş alanına girmesiyle anında yok olmuştu. Gözlerinde görülen sevgi parıltıları aynı hızla yerini öfke parıltılarına ve nefrete bırakmıştı. Perinin sözlerinden sonra soğuk bir şekilde gülümseyerek gayet sakin bir şekilde ve buz gibi bir ses tonuyla ''Seninle uğraşmak… Kulağa kötü gelmiyor bence eğlenceli bile olabilir yine de sırf seninle uğraşmak eğlenceli diye böyle bir şey yapmam emin ol o ufak eğlenceler için üzülemeyecek kadar değerli'' dedi. Karşısındaki perinin rose’a değer verdiğini anlamak zor olmamıştı ama onun tarafından tehdit edilmek sinirlerini kesinlikle bozmuştu. Birbirlerine tehdit dolu baktılar bir süre rose fark etmese de ikisi de yeniden kavga etmenin eşiğine gelmişlerdi fakat ikisi de kavgayı ya da savaşı başlatacak bir şey yapmamışlardı. Sonunda peri son kez öfkeyle phin’e bakıp gitmişti. Phin başını önüne çevirdiğinde rose’a oldukça yakın olduğunu fark etti. Kalp atışları birden hızlanmıştı. Onu gördüğünden beri zar zor kontrol altında tuttuğu duygularını artık kontrol edemiyordu. Gözlerini güzel peri kızının gözlerine dikti. İçindeki kötü duygular yerini sadece ama sadece rose’a duyduğu aşka ve sevgiye bırakmıştı birde ona duyduğu özlem vardı tabi. Onu özlemişti hem de deli gibi özlemişti. Ona dokunmayı o tatlı dudaklarını hissetmeyi onunla uzun uzun sohbet etmekyi ve zaman geçirmeyi çok özlemişti her şeyden önemlisi onu özlemişti. Rose’un o güzel gözlerinde kaybolmuştu bir anda bu duyguyu özlemişti. Rose’un gözlerinin içine çekilmeyi ve kaybolmayı özlemişti. Rose’un elini alnında hissetmesiyle güzel gözlerin büyüsünden kurtulup kendine geldi. Ne yapacağını anladığı anda ''Rose beni…'' diye itiraz cümlesine başlamış ama dudaklarında rose’un parmaklarını hissedince susmak zorunda kalmıştı. Rose’un sözlerinden sonra derin bir iç çekti ve sessizliğe gömüldü. Konuşma kabiliyetini yitirmişti sanki ona bu kadar yakınlaşmak düşüncelerinin uçup gitmesini sağlamıştı. Mantığı yine tatile çıkmıştı. Kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. Eğer mantığını yitirmeseydi beni iyileştirmeni istemiyorum buna gerek yok diyecekti aslında tabi rose konuşmasına izin verseydi. Bunu gerçekten istemiyordu suçluydu ve rose’un bu iyi davranışlarını hak etmiyordu biliyordu. Rose ona ne kadar iyi davranırsa kendini o kadar kötü hissediyordu. O daha iyilerini hak ediyordu kesinlikle.

Rose’la olan yakınlıkları içinde bastırmakta zorlandığı öpme isteğini daha da karşı konulamaz hale getiriyordu. Rose’un gömleğinin düğmelerini açmaya başladığını bile oldukça geç fark etmişti. Gözlerini sevgilisinin gözlerine diktiğinde itiraz etmesi gerektiğinin farkındaydı ama ağzından kelimeler çıkmıyordu. Ona bu kadar yakınken söyleyeceklerini toparlayamıyordu bile. Rose’un öpücüklerini bedeninde hissettiğinde geriye kalan son mantık kırıntılarını kaybettiğinin farkındaydı. Ondan uzak kaldığı süre ölüm gibi gelmişti phin’e şimdi ona oldukça yakındı hatta fazla yakın. Gözlerini kapayıp düşünmeye ve mantıklı bir karar vermeye çalıştı fakat şuan tek düşünebildiği rose’un öpücüklerinden duyduğu zevkti. Bedeni alev almıştı. Her bir hücresi rose için deliriyordu. Onu istiyordu hem de her zamankinden daha fazla istiyordu. Rose’un öpücükleri boynuna çıktığında arzu dolu bir sesle ''Rose…'' dedi ama cümlenin devamını getiremedi. Sözcükler bir an aklından uçup gidivermişti. Rose’un ondan uzaklaşmasıyla kendine gelmeye çalıştı. Hemen kendini toparlaması ve konuşmaya başlaması gerektiğinin farkındaydı fakat rose ondan önce davranarak konuşmuş ve sonra dudaklarını öpmeye başlamıştı. Rose’un öpücüğüne büyük bir özlem,tutku,şehvet ve açlıkla cevap vermesi gecikmemişti. Ona karşılık vermesi kontrol edemediği bir şeydi. Rose’un karşısında yine tüm duvarları yıkılmış beyni düşünme ve vücudunu yönetme işlemini büyük bir zevkle duygularına bırakmış ve bedeni kendini rose’un kontrolüne bırakmak için bir an bile tereddüt etmemişti. Elleriyse ondan habersiz rose’un bedeninde yolculuğa çıkmıştı çoktan. Onu büyük bir aşkla öperken araya suçluluk duygusunun girmesi de gecikmemişti öpücükleri giderek yavaşlarken sonunda kendini geri çekmeyi başarabilmişti phin. Gözlerinin önüne bir anda o lanet cadıyla olanlar gelmişti ve suçluluk duygusu hızla tüm bedenini kaplamıştı. Phin gözlerini bir an için rose’a dikti gözlerinde rose’a duyduğu aşkı ve sevginin yanında çok bariz bir şekilde suçluluk duygusu da görülebiliyordu. Phin gözlerini kaçırarak ''Benimde sana ihtiyacım var rose ama… ama yapamam ben… ben üzgünüm… Özür dilerim sen benden daha iyilerini hak ediyorsun'' dedi üzgün bir ses tonuyla. Jezebelle aralarında geçen şeylerde büyünün büyük etkisi olduğunun farkındaydı eğer aldığı önlemler o cadıyı ondan uzak tutmaya yetseydi ve cadı o kadar takıntılı olmasaydı kesinlikle işler o raddeye gelmezdi. Rose’un gözlerinin içine birkaç saniye baktıktan sonra gözlerini tekrar kaçırarak ''Sana açıklamakta zorlanacağım şeyler oldu. Kötü şeyler… Engelleyemediğim şeyler... ben bu yüzden çok üzgünüm seni gerçekten hak etmiyorum.'' Dedi. Ve yapacağı konuşmayı düşünmeye başladı bunu nasıl rose’a açıklardı ki?

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Rosemary Ruby Silent
Su Perisi
Su Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 261
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 25
Lakap : Peri kızı

MesajKonu: Geri: Eski Bir Bela   C.tesi Ekim 20 2012, 02:57


Ona her dokunuşunda kendini biraz daha kaybediyordu. Benliği tamamen kaybolmuştu adeta. Kafasının içinde tek bir düşünce kırıntısı bile kalmamıştı. Elbette tel şey dışında Phin. Dudaklarının aldığı tatla adeta sarhoş olmuştu. Bedeni giderek alevlenirken açlığı kendini gösterdi. Öylemi açlıktı ki tamamen doyumsuz olduğu hissediyordu. Aldığı her bir tat daha fazlasını talep ediyordu. Alev giderek büyürken kendini yakıp kül edeceğini bilse de geri adım atmıyordu. Elleri sevdiği erkeğin bedeninde hareket ederken ona daha sıkı bir şekilde sarıldı. Dudakları birbirleri ile buluştuğunda şehveti artarak onu ele geçirmişti. Tutkusu her daim belliydi. Ateşli öpücükler giderek hiddetlenirken bu öpücükten çok daha fazlasını talep ettiğini gösteriyordu. Sanki her şey bir anlığına bu öpücük ve dokunuşlarla geri bırakabilmişti. Taki ona büyük bir arzuyla karşılık veren erkeğin yavaşlayan hareketlerini fark edene kadar. Önce Phin'in ellerinin bedenini terk etmesini izledi, ardından öpücükler tutkudan uzaklaşarak sona ermişti. Bir anda ne olmuştu. Bunu anlamıyordu. Erkeğin onu istediği kesin, şimdi ne olmuştu. Aklına birden Nathan geldi davranışları, onun yanında kendine olanlar. Phin konuşmasa bile bundan rahatsız mı olmuştu. Belki de onu görmüştü. Gözlerinin içine bakarken onu öperken eski Rose'u görmüştü, daha doğrusu Nathan'ın söylemi ile Ruby'i. Dahası bundan nefret etmişti, belki de tiksinmişti. Kalbinde garip bir acı ile kafası allak bullak olmuştu, bir anda. Sonra Nathan'ın gitmeden önce söyledikleri geldi aklına. Phin'i bir nevi tehdit etmişti, Phin ise neredeyse hiç düşünmeden cevap vermişti. Yanlış duyduğunu sanmıyordu. Onun değerli olduğunu söylemişti. Üstelik üzülmeyecek kadar değerli demişti. Bu durumda ortada ne gibi yanlışlık olabilirdi ki. Aralarındaki tüm tutkuyu bıçak gibi kesecek ne gibi bir şey.

Phin'in gözlerinin içine baktı. tutkusu hala oralarda bir yerdeydi, bunu görebiliyordu. Lanet olsun ki onu çok fazla istiyordu. Onu zorlamaya devam ederse sonucun onu tatmin edeceğini de biliyordu. Ama bakışlarından anladığı tek şey bu iki duygu değildi ne yazık ki başka bir şey vardı suçluluk gibi... Gözlerini kaçırarak konuşmaya başladığında sözlerine odaklanmaya çalıştı. Bu zor olmuştu, onun dudaklarına odaklanmış bir halde ona bakarken. Yine de dinlemişti işte. Onu istediğini söylemişti, aynı şekilde ihtiyacı olduğunu da dile geçirmişti. O zaman neden yapamayacağı tekrar edip duruyordu. Söylediği son cümle ile neredeyse çığlık atacaktı. Bu çığlığın nedeni ne tutku ne de şehvet olacaktı, sadece saf öfke. Daha iyilerine layık olduğunu söylüyordu. Başkası ile olabilecekmiş gibi kendinden başka bir erkekle olabileceğini söylüyordu. Öfkesi içinde dizginlemeye çalışırken Phin tekrar konuşmaya başladı. Yine aynı şekilde gözlerinin kaçırarak onunla konuşuyordu. Tanrım bundan gerçekten nefret ediyordu. Onun gözlerinin içine bakamamaktan gerçekten nefret ediyordu. Engelleyemediği şeyler diyordu. O halde bu onu suçlu yapmazdı. Zaten olan şey her ne ise bunu umursamıyordu ki. Onun umurunda olan tek şey onu öfkelendiren tek şey Phin'in bu tavrıydı. Yaşanan her neyse zerre kadar umursamıyordu. Öfkeden bir elinin yumruk yapmıştı. Onu izlerken bir şeyler düşündüğünü gördü. Kafasında tasarladığı yeni bir konuşma. Konuşmaları gerekiyorsa elbette konuşacaklardı. Ama her şey bitip Rose istediğini aldığında bu gerçekleşebilecekti ancak o zaman ona izin verebilirdi. Daha fazla dayanamayarak yumruk yaptığı elini serbest bırakarak Phin'in yanağına tokat attı. Elinin yanağından çekmeden çenesini kavradı ve tam olarak gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladı.

"Beni dinle Phin sana tek kelime etmemeni söylemiştim ama sen konuşuyorsun. Ne demek daha iyilerine layıksın. Beni gözünde gerçekte bir melek olarak görüyor olabilirsin. Ama ben bir iyilik meleği değilim. Ayrıca olan neyse umurumda bile değildi. Şu an umurumda olan tek şey sensin ve içimde taşıdığım bu arzu. Seni arzuluyorum Phin sende öyle seni seviyorum. Artık tek bir cümle dahi duymak istemiyorum sadece sus ve gözlerinde gördüğüm diğer duygularını göster bana"

Konuşması bittiğinde saniye beklemeksizin Phin'in dudaklarını öpmeye başladı. Kolları ile bedenini çoktan sarmalaya başlamıştı. Fazla geçmeden yaslandığı ağacın dibine boylu boyunca uzanmasını sağladı Phin'in. Hiç bir şekilde kendini geri çekmesine müsaade etmiyordu. Onu delice öpüyor, okşuyor içindeki arzuyu tamamen ortaya çıkarmaya çalışıyordu. Onu delice arzuluyordu. Üzerindeki siyah ceketten kurtuldu öpüşmeyi sürdürürken sonrasında gömlek düğmelerinin düğmelerini çözdü. Tenine değen rüzgar ile bir anlığına içi titredi Rose'un ama sonra Phin'in ateş gibi bedenine iyicene sokularak bedeninin tekrar alev almasına izin verdi. Öpücükleri dudaklarından ayrılıp boynuna doğru indi oradan göğüslerine ve göbeğine indi. Ta ki pantolonuna gelene dek. Öpücüklerinin yukarı doğru devam ettirirken pantolon düğmelerinin açmaya başladı. Erkekliğinin ona karşı koyamayarak uyanışa geçtiğini hissetmişti. Bu yüzünde şehvetli bir gülümse oluşturdu. Tekrar dudakları buluştuğunda dudaklarından kısık sesli bir inilti yükseldi. Daha fazla dayanamayacaktı. Onun dokunuşlarına her şeyden çok ihtiyacı vardı.

_


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Phin Silent
Toprak Perisi
Toprak Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 230
Kayıt tarihi : 13/06/12
Nerden : İstanbul
Lakap : Serseri peri

MesajKonu: Geri: Eski Bir Bela   Paz Ekim 21 2012, 00:01

Normalde bu gibi bir olayı karanlıklarla dolu zihnin en ücra köşesine gömüp hiçbir şey olmamış gibi davranması gerekiyordu biliyordu. Sevdiği kadını kaybetmemek için çektiği vicdan azabına ve onu her gün tüketen suçluluk duygusuna rağmen sessiz kalmak ve hiçbir şey olmamış gibi davranarak aşık olduğu kadının üzerine titremesi onu üzmemek için elinden geleni yapması gerekiyordu mantıklı olan buydu phin hariç diğer erkeklerin çoğunlukla yaptığı da buydu tabi. Sevdiğin kadını dünyanın en mutlu insanı yapmak için uğraş kendin acı çeksen de gülümse ve ona hediyeler al zaman geçtikçe de vicdanını susturmanın ve suçluluk duygusunu azaltmanın bir yolunu buluyordun elbet ya da vicdan azabı ve suçluluk duygusuyla yaşamaya alıştığın için görmezden gelebiliyordun kolaylıkla alışıyordun kısaca. Aldatılan aldatıldığıyla kalıyordu ve aldatan bir türlü kurtulamadığı suçluluk duygusuyla. Phin bunu yapacak gücü kendinde bulamıyordu. Rose’u kaybetmek istemiyordu ama hiçbir şey olmamış gibi de davranamıyordu. Suçluluk duygusu mahvediyordu onu. Tüm yaşananlara rağmen onun yüzüne gülüp ona eskisi gibi davranamıyordu. Bu haksızlık gibi geliyordu ona rose’a yaptığı en büyük haksızlık hak etmiyordu rose böyle kandırılmayı. Kesinlikle hak etmiyordu phin’in onu kandırmasını ona her gün bile bile yalan söylemesini gerçeği ondan gizleyerek aptal yerine koymasını hak etmiyordu rose bu ona yapılabilecek en büyük kötülüktü. O muhteşem biriydi. Geçmişte rosu’un nasıl biri olduğu umurunda değildi. Rose’un diğer perilere yaptığı hiçbir şeyi önemsemiyordu. Sevgilisinin acımasızca canını aldığı kişiler de önemsiz birkaç detaydan başka bir şey değildi. Önemsediği tek bir şey vardı phin’in bu derece suçlu hissetmesini sağlayan böyle konuşmasına neden olan şey istemeyerekte olsa rose’a ihanet ettiği gerçeğinden başka bir şey değildi. Phin az önce yaptığı katliam yüzünden pişman değildi. Ya da daha önce yaptıklarından geçmişinden utanmıyordu kesinlikle eski phin olmakta rahatsız etmemişti onu. Sadece kızmıştı kendine eskiyi geride bırakmak için o kadar uğraştıktan sonra bu kadar kolay ve bu kadar çabuk geri dönebildiğine. Yüzüne yediği tokat karşısında tepkisiz kaldı. Hak etmişti o bunu hatta belki daha fazlasını hak etmişti biliyordu. Rose’un onu gözlerine bakmaya zorlamasıyla sevdiği ,aşık olduğu ve uğurunda bir an bile tereddüt etmeden canını verebileceği sevgilisinin gözlerine bakmaya başladı. Söyledikleri karşısında bir süre şaşkın bir şekilde sevgilisine baktı. Yanlış anlamıştı onu.

Az önce yaptığı katliam yüzünden üzgün olduğunu düşünüyordu phin’in ya da eski haline döndüğü için belki de ya da başka bir nedenden dolayı böyle davrandığını sanıyordu ama hiçbiri değildi aslında. Az önce gerçekleştirdiği katliamdan zerre kadar suçluluk duymuyordu. Vicdanı rahattı. Pişman değildi yaptıklarından eski haline döndüğünden beri yaptığı hiçbir şeyden pişman olmadığı gibi bundan da pişman değildi. Onun tek pişmanlığı jezebelin büyülerine karşı koyamayışınaydı ve sonrasında olanlara. Şimdi şuan burada rose’a gerçeği açıklamaya çalışmasının nedeni de rose’u kandırmak istememesiydi sadece. Ne olacaksa bugün olup bitecekti kararlıydı. Rose’un yanında ona yalan söyleyip gerçekleri gizleyerek her gün öleceğine bu gün burada bir kez ölecek ve sonra her şey bitecekti. Rose gerçekleri öğrendikten sonra çekip gidebilirdi sorun değildi. Hatta rose ondan ayrılabilirdi de phin bunu anlayışla karşılardı. Karanlığına daha çok gömülür ve eski dünyasında kendi içinde boğulup giderdi. Rose konuşmasını bitirip dudaklarına yapıştığında şaşkınlıkla olduğu yerde kaldı. Söyleyeceklerini söylemesi gerektiğini biliyordu ama rose’un buna izin vermeyeceği gayet açıktı. Ağzından birkaç sözcük çıkarmaya çalıştıysa da rose’un dudakları buna izin vermedi. Kendini geri çekmeye çalıştı ama bunda başarılı olamadı çünkü o geri gittikçe rose’da ona doğru yaklaşıp dudaklarını öpmeye devam etmiş sonunda da nasıl olduğunu anlayamadan kendini yaslandığı ağacın altında yere yatmış bir şekilde buluvermişti. Kafasını geri çekmeye çalıştığı andaysa fark edemediği şey kafasına dank etmişti yerdeydi. Yani kaçabileceği bir yer yoktu. Kafasını geri çekemezdi çünkü kafası zaten toprakla rose arasında sıkışmış durumdaydı. Rose’un öpücükleri boynuna doğru yönelmişken zar zor ''rose…'' dedi ama cümlenin devamını getiremedi. Şuan duyduğu zevkten başka bir şey düşünemiyordu. Rose’a karşı koymak imkansızdı. Uyanmaya başlayan erkekliği de bunun en büyük göstergesiydi. Dudakları tekrar rose’un dudaklarıyla birleştiğinde bir süre öylece kalsa da sonra oda onu öpmeye başladı. Ona ihtiyacı vardı ve onu istiyordu. Duyduğu pişmanlık bir süreliğine ağır gelse de şuan pekte mantıklı düşünecek ya da duygularına odaklanabilecek durumda değildi. Aşkla, şehvetle ve tutkuyla karşılık veriyordu öpücüğüne.

Elleri rose’un bedenini keşfe çıkmıştı çoktan. Rose’un belinden tutarak birkaç saniye de yer değiştirdi. Elleri rose’un bedenini keşfe çıkmıştı çoktan. Öpüşme derinleşirken dilini rose’un ağzının içine götürdü. Dili sevgilisinin ağzını keşfederken elleriyle de göğüslerini okşuyordu. Uzun süre dudaklarını büyük bir şehvet ve tutkuyla öptükten sonra öpücükleri dudaklarından boynuna doğru kayarken elleri de rose’un deri pantolonunun düğmesini açmakla meşguldü. Birkaç dakikalığına onu öpmeyi bırakıp rose’un üzerindeki pantolondan kurtuldu ve sonra tüm vücudunu öpmeye başladı. Öpücükleri dudaklarından boynuna oradan göğüslerine sonra göbeğine ve daha aşağılara doğru kaydı. Dudakları yeniden rose’un dudaklarıyla buluştuğunda elleri de rose’un iç çamaşırlarından kurtulmakla meşguldü. Sonunda rose’un üzerindeki tüm fazlalıklardan kurtulduktan sonra kendi üzerindekilerden de bir çırpıda kurtuluverdi.Dudakları rose’un dudaklarındayken elleri de önce göğüslerine sonra yavaşça bacak arasına kaydı. Onu bir yandan tutkuyla öperken elleri de onun kadınlığını okşuyordu. Sonunda daha fazla bu tatlı işkenceye dayanamayacağını fark ettiğinde vakit kaybetmeden önce rose’un bacaklarının arasına yerleşti. Sonrada içine girdi ve gidip gelmeye başladı. Saniyeler içinde kendini kaybetmişti. Bir yandan rose’u öpüp okşuyor diğer yandan da hızla gidip gelmeye devam ediyordu. Etrafı ikisinin zevk ve şehvet iniltileri doldurmuştu. Bir süre sonra gidip gelmeleri daha da hızlandı. Rose’unda zirveye çıktığını hissediyordu. Rose doyuma ulaştıktan hemen sonra son bir itişle beraber oda doyuma ulaştığında rose’un üzerine yığıldı. Çok geçmedense kendini yan tarafa atıp rose’u kendine çekerek sarıldı. Rose'un üzerini önce gömleğiyle örttükten sonra kavga esnasında çıkardığı uzun ve geniş siyah paltosunu da üzerlerine örttü. Ve ona daha sıkı sarıldı. Onun varlığını hissetmek istiyordu. Sıcaklığını duymak. Rose’un saçlarına bir öpücük kondurduktan sonra ''Seni seviyorum rose ve her zaman seveceğim.'' Dedi. İçindense ''Özür dilerim'' diye geçirdi. Nefesinin düzene girmesini beklerken huzurluydu. Rose yanında olduğu için onunla birlikte oldukları için mutluydu yüzünde tatlı bir gülümseme vardı ve günün yorgunluğunu görmezden geliyordu.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Rosemary Ruby Silent
Su Perisi
Su Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 261
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 25
Lakap : Peri kızı

MesajKonu: Geri: Eski Bir Bela   Paz Ekim 21 2012, 21:29

Hayırı cevap olarak kabul etmiyordu. Phin ona karşı gelemezdi, gelmemeliydi. Onu delice arzularken onunla olanın dışında hiç bir şey düşünmüyordu. Rahatsızlık veren her şey bir süreliğine askıya alınmıştı. Şu an tadına baktı dudakların ve dokunduğu tenin onu ele geçirmesine izin vermişti. Phin hala çok kısa bir süre kendini yine kurtarmaya çalışmıştı. Ama buna izin vermemişti. Öpücüğü giderek ateşlenirken, bedenini sıkıca kavramıştı. Kaçmasına imkan vermiyordu, vermeyecekti. Üzerini çıkarma girişimim onu daha fazla baştan çıkartması içindi ve işe yarıyordu da. Phin artık karşı gelmiyordu. Rose onu tamamen altına almıştı. Dudaklarını ondan ayırdığında bedenine öpücükler kondurarak onu çıldırtmaya devam ediyordu. Bedeni alev almıştı sanki söndürmenin tek yolu ise aşık olduğu adamla yaşanacaklardan geçiyordu. Sonunda kazandığı için her şeyinin tüm şehvetini ortaya koymuştu. Onun bedeninin altında ezilirken bile rahat durmuyordu. Phin onu öperken önceleri inleyerek kendinden geçerdi. Ama şimdi inlemelerinin arasında tüm bedeniyle ona karşılık vererek arzusunu gözler önüne seriyordu. Ona dokunuyor, bacaklarını ile sarmalıyor ve öpüyordu. Sanki her şeyiyle birbirlerine ait olduklarını gözler önüne seriyordu. Phin de çok farklı davranıyordu. Daha önce yapmadığı şekillerde ona dokunmaya başlamıştı. İçindeki saf şehveti doyuran dokunuşlardı bunlar, iniltilerini arttırarak onu daha fazla istemesine neden olan. Daha ne kadar dayanabileceğini bilmiyordu Rose dudaklarından iniltilerinin arasında Phin'in adı çıktı sessizce. Sonra kendi sesi olduğundan bile şüphe duyacağı bir ses tonuyla konuşmaya başladı.

"Phin... Ben... İstiyorum hemen..."

Artık dayanamıyordu. Tamamen arzunun ve şehvetin ağına düşmüştü. İçindeki açlık son raddesine gelmişti. Doyumu bulmak zorundaydı, onunla bir olmak zorundaydı. Phin yerini aldığında bacaklarını açarak onu davet edercesine içine aldı. İlk baş döndürücü hissin ardından Phin in hareketlerini içindeki ateşi tamamiyle harlamıştı. Sanki birazdan alev alacakmış gibi hissediyordu kendini. Phin içinde hareketlerini sürdürürken kalçasını hareket ettirerek ona ayak uydurmaya çalıştı. Çok geçmeden ritmleri birbirini tamamlar hale gelmişti. İki ayrı beden tek vücut olmuşlardı. Rose iniltilerinin arasında sürekli bir şekilde onun adını haykırmaya başlamıştı. O na çok az kalmıştı, doyuma ulaşmasına. Onu hissettiğinde kendini serbest bıraktı. Bir uçurumun kenarından atlamak gibi bir hisle doyuma ulaştığını hissediyordu. Tüm bedeni tamamen gevşemiş ve ter içinde kalmıştı. Esen rüzgar bedenine değdiği yerleri titretmeye başladığı anda Phin'in onu kendine çekmesi ile tekrar ısınmaya başladı. Üzerine örtünen gömleğe sarındıktan sonra Phin'e daha fazla sokuldu. Nerede olduklarının hiç bir önemi yoktu. Onun kollarında olmayı rahat bir yatağa kesinlikle tercih ederdi. Nefes nefese bir şekilde esnemeye başladı. Kendini çok yorgun ve bitkin hissediyordu. Nathan yüzünden uykusunu alamamıştı bile ve şimdi huzurlu olduğu bu kollar arasında uyumak istiyordu. Phin'in öpücüğünün ardından söylediklerine gülümsedi.

"Bende seni seviyorum. Aşkım..."

Bir kaç saniye içinde uykuya dalmıştı. Ama rüyası az önce yaşadığı her şeyi bir kabusa çevirmeye yetecek türdendi. Nathan'ıın yapabileceği saçma sapan karelerle dolu bir rüya. Yaptıkları kafasını karıştırmıştı. Önce onunla hiç bir şey olmamış gibi konuşması, sonrasında onu öpmeye ramak kalmış o an. Her şeyin sonunda ise Phin'e söylediği sözler vardı. Sanki abilik yapıyormuş gibi. Ama bu mümkün değildi, ondan her şey olabilirdi ama abi. Gelecek garip olaylarla süslenecekti bu kesindi. Ama ne olursa olsun yapmak istediği tek bir şey vardı. Oda sevdiiği adam ile birlikte olma isteği. Bu istek kalbini ısıtırken kabus bir başlayan bir rüya gülümsemelerle son bulmuştu.

Sevdiği erkeğin yanına gözlerini yavaşça açtı. Hala ormanda olduklarını bir anlığına unutmuştu. Yaptıkları hiçbir şeyi unutmamıştı elbette. Sadece hala burada olmaları gerçekten garip gelmişti. Gün ışığına alıştıktan sonra etrafına bir göz attı ve sonra yanına onunla uyuyan sevgilisini izlemeye başladı. Onu seviyordu. Hayatında hiç kimseyi sevmediği kadar fazla. Onunla olma isteği bu duygusunu hiç kaybetmeyecekti, bundan kesinlikle emindi. Bir kolunu Phin'in üzerine atarak onu bedeninin altına aldı. Uyurken o kadar tatlı görünüyordu ki. Aslında uyandırmaya pekte kıyamıyordu. Ama uyanması gerekiyordu ve gerçekten konuşmaları gerekecekti. Her şeyi geride bırakmayı ve hiç bir şey olmamış gibi sadece onunla yaşamayı ne kadar çok isterdi. Ama bu mümkün değildi. Gerçekler, üstelik onu susturmak için çok uğraşması gerekmişti. Ne söyleyecekti, bunu bile bilmiyordu. Ne ile ilgili olabileceği konusunda bile en ufak bir fikri yoktu. Bakışlarını tadına doyamadığı dudaklarına odaklayarak onu yavaş yavaş öpmeye başladı. Elleri de yavaşça bedeninde geziyordu. Phin kendine gelirken öpücüğünü biraz daha hızlandırdı hatta biraz da ateşlemişti. Öpüşmeleri sonlandığı anda ona aşkla bakmaya başladı.

"Günaydın sevgilim"

Hala onun üzerinde yatıyordu. Pekte inmeye hevesli de değildi üstelik. Yaramaz bir kız çocuğu gibi görünüyordu. Tabi bu çocuk aslında tutkulu bir aşıktı.

_


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Phin Silent
Toprak Perisi
Toprak Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 230
Kayıt tarihi : 13/06/12
Nerden : İstanbul
Lakap : Serseri peri

MesajKonu: Geri: Eski Bir Bela   Ptsi Ekim 22 2012, 23:38

Phin üzerindeki tatlı yorgunlukla gözlerini kapadı uyumak istiyordu ama aklına bir anda hücum eden düşünceler buna izin vermiyordu. Rose’un yanında gördüğü o peri sinirlerini bozmuştu. Onda hoşlanmadığı bir şeyler vardı. En başta da rose’a bakışından ve hitap şeklinden hoşlanmamıştı. Kabul ediyordu rose’u feci şekilde kıskanmıştı o periden hem de fazlasıyla kıskanmıştı. Öyle ki rose’un yanağını öptüğü için bile onu öldürebilirdi. Sevgilisine dokunmuştu o peri onun aşık olduğu kızı yanağından da olsa öpmüştü ve ona hitap şekli de oldukça sinirlerini bozmuştu phin’in o kendini bilmez perinin onu tehdit etmesinden bahsetmiyordu bile sanki eğer tehdit ederse phin’in gözünü korkutabilirmiş gibi. Bunları düşünürken farkında olmadan rose’u kendine daha da çekip ona sıkıca sarıldı. Uykusunu bölmemek için de oldukça dikkatli davranmıştı. Onu kollarının arasında hissetmek biraz olsun rahatlatmıştı phin’i. Onu kaybetmek istemiyordu ne olursa olsun onsuz olmak istemiyordu. Kokusunu içine çekti bol bol yüzünde engel olamadığı bir gülümseme belirdi. Hafif yan dönerek gözlerini kolları arasında uyuyan güzel peri kızına dikti. Onu çok seviyordu ve engelleyemediği bir şey yüzünden kaybetmek istemiyordu. Yine de böyle bir şeyi ondan saklayamazdı. Onu uyurken izlemek bile güzeldi. Rose’un yanında olduğunu bilmek huzur vericiydi ama aklı hala o perideydi. Gözlerinin önüne tekrar tekrar aynı görüntü geliyordu. Perinin rose’u öpmesi ve rose’un sanki büyülenmiş yada bir hipnozun etkisindeymiş gibi hiçbir tepki vermeden ona öylece bakması. Zaten en çokta bu hipnoz etkisi altına girmiş hali kafasını kurcalıyordu onun rose’la o perinin nasıl bir geçmişi olduğunu bilmiyordu ama o peride olan bir şey rahatsız ediyordu onu. Bunun perinin rose’a davranış ve hitap şekliyle bir alakası yoktu onlarda rahatsız ediyordu sinirlerini bozuyor ve kıskançlık krizine girmesini sağlıyordu ama bu başka bir şeydi. Peride olan bir şeyden kaynaklanan bir rahatsızlıktı bu. O peride anlamlandıramadığı bir şeyler vardı. Phin’i göz ardı edilemeyecek derece de huzursuz eden bir şeyler ama bir türlü ne olduğunu bulamıyordu. Sonra aklına scarlett geldi. Onu bulamamıştı hala kim bilir nelerdeydi. İyi olup olmadığını merak ediyordu doğrusu. Jezebelin eline geçmemiş olmaması içinde içte içe dua ediyordu. Tabi etrafına zarar vermemiş olmasını da ayrıca diliyordu. Onun bozuk olan psikolojisiyle ne yapacağını ve sürekli kontrolden çıkan gücüyle nasıl başa çıkacağını merak ediyordu. Bu konuda hala bir çözüm bulamamıştı. Belki bozuk psikolojisini birazda olsa yakınlık göstererek düzeltebilirdi ama ya kontrol edemediği gücü konusunda ne yapabilirdi ki?

Belki bu ritüelden sonra bir nebze olsa düzelebilirdi sihirbazların güçlerini ritüelden sonra kontrol altında tutabilmelerinin daha kolay olduğunu biliyordu ama onun içinde önce scarlett’ı bulmalıydı. Tabi bu arada jezebel mevzusu da rose’la aralarında sorun olmaktan çıkmalıydı. Yapılması gereken çok fazla şey ve elde kısıtlı zaman vardı. Derin bir nefes alıp güzel sevgilisinin kokusunu içine çekti ve sevgilisinin önce yanağına sonrada dudağına bir öpücük kondurdu ve geri çekilip onu bir süre daha uyurken izledi. Morgananın şehrinde bir ormanda oldukları gerçeği gelmişti aklına ve bu onu daha da huzursuz etmişti. Gözlerini kapayıp uyumayı denedi ama yapamadı. Sabaha kadar düşüncelerde boğulup uyuyan sevgilisini izledi. Güneş yeni yeni doğmaya başladığındaysa sonunda yorgunluğunda etkisiyle kendini uykunun kollarına teslim etti. Üzerinde hissettiği ağırlıkla bilincini açmaya zorladı kendini ama gözleri hala kapalıydı. Çok geçmeden dudaklarında hissettiği dudaklarla birkaç saniye afalladı. Bu tatlı dudakların tadı tanıdıktı ama hala kendine gelmekle uğraşıyordu. Neredeydi? Ne olmuştu? Onu öpen kimdi? Bilinci tamamen açıldığında olanların hepsi bir film şeridi gibi hızlıca gözlerinin önünden geçti. Tereddütsüz bir şekilde o tatlı öpücüğe karşılık verirken gözlerini araladı. Ona büyük bir tutkuyla öperken dudakları rose’un dudaklarından ayrıldığında gülümsedi. Rose’un beline sarılıp onu bir kez daha öptükten sonra gülümseyerek ''Günaydın hayatım'' dedi. Gözlerinden ona duyduğu büyük aşk ve sevgi rahatlıkla okunabiliyordu. Rose’un belinden tuttuğu elini hafifçe gevşetse de geri çekmedi. Rose’un isterse kalkmasını sağlamıştı sadece ama kalkmasını isteyen kimdi ki? En azından phin istemiyordu. Rose’un yanağını okşarken gülümseyerek ''Geceleri seninle uyuyup sabahları seninle uyanmak harika keşke hep yan yana olsak ama yapacak işlerimiz var ne yazık ki'' diye sitem etti küçük bir çocuk gibi davrandığının farkındaydı ama bu gün rose’da bir sanie bile ayrılmak istemediği için bu umurunda değildi. Yine de nerede olduklarını hatırladığında çocuklaşmayı bir kenara bırakıp gülümseyerek ''Seninle bu şekilde sonsuza kadar durabilirim hayatım ama sabah oldu giyinip buradan bir an önce gitmemiz gerek konuşacak çok şeyimiz var ve burası uygun bir yer değil'' dedi. Rose’u uzun uzun tutku ve şehvetle öptükten sonra kendini zorda olsa geri çekip gülümseyerek ''Biraz daha bu şekilde durursak kendime hakim olamayabilirim ve gitme işini uzun bir süre askıya almamız gerekir ve benim daha o küçük baş belası sihirbazımı bulmam gerek'' dedi. Rose’un üzerinden kalkmasıyla oda hızlıca kalkıp üzerini giyindi. Rose’u da giyinirken izledi. Rose tamamıyla giyinince onu belinden tutup kendine çekerek aşk ve şehvetle bir süre öptükten sonra ''Senden bir dakika bile ayrılmak istemiyorum bugün ama biliyorum ki konuşmamız gereken ciddi konular ve bu konulardan biri de senin geçmişinle beraber o kavga ettiğim peri ama bunları istersen benim evimde konuşalım burası konuşmaya çokta uygun değil arabamı ormana yakın bir yere park ettim ne dersin konuşacaklarımızı benim evimde konuşalım mı?'' diye sordu. Rose'un olumlu cevabından sonra sevgilisinin elinden tutarak arabasına doğru ilerlemeye başladı. Doğrusu konuşmak zorunda kalacaklarından fazlasıyla rahatsızdı ama bu konuşmanın olması gerekiyordu. Tabi aynı şekilde ona soracakları da vardı. Arabaya vardıklarında önce rose'un kapısını açtı sonraysa kendi direksiyona geçti. Arabayı çalıştırdığı gibi hızla gaza yüklendi bu şehirde daha fazla durmak istemiyordu. Şehirden çıkana kadar hızını bir an olsun düşürmedi şehirden ayrıldıktan sonraysa normal hız limitine inerek evine doğru sakince sürmeye devam etti.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Eski Bir Bela   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Eski Bir Bela
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Sombre Ormanı-
Buraya geçin: