AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Kaderin Oyunu

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 24
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Kaderin Oyunu   Cuma Ara. 21 2012, 20:29

Kendini ritüelden beri oldukça tuhaf hissediyordu. Dövmesi eskiden olduğundan daha belirgin bir haldeydi ve sanki sinyal yayıyor gibiydi. Ama bu olamazdı, yani böyle bir şey. Ritüel onları güçlendiren şey olacaktı ve tabi daha kontrollü. Bir cadının yemeği olmak için bu ritüeli gerçekleştirmedikleri açıktı. Yine de üzerindeki bu tuhaflığı anlatması pek mümkün değildi. Kelimeler durumu anlatmak için fazla hafif kalıyordu. Aslında tapınakta Caitlyn’e kendine ve Phin’e olacaklarla ilgili bir sürü soru sormak istemişti. Ama ritüel sonrası Caitlyn sanki orada ikisinde salgın bir hastalık varmış gibi kaçmıştı. Yani tamam yüzünde gülümsemesi ve söylediği kelimeler gerçekten işi olduğunu gösteriyordu. Ama yine de bu cadının tuhaf davrandığı ve o tedirgin edici aurasını yaydığı gerçeğini değiştirmiyordu. Gerçi ritüelde tek tuhaf olan kişi cadı değildi. Kendini, düşünceleri yani neden Dante’i düşünmüştü ki of o an aklına geldikçe hala kendini hem kötü hem de öyle düşünmek istemese de mutlu hissediyordu. Ritüel boyunca Dante’nini dudaklarını dudaklarında, ellerini teninde hissederek konsantre olmaya çalışmıştı. Sırf o yüzden hiç bir acı çekmeden o ritüelden kurtulmuştu. Peki perisine ne demeliydi, o bitkin hali hala gözünün önündeydi. Onun dışında aslında perisi daha şanslı değil miydi? Rose’u hayal ederek ritüelden hiç bir şey hissetmeden kurtulabilirdi. Ama sanki bunu hiç denememiş gibi o acı dolu yüzünü hala anımsıyordu. Çektiği acıyı kendi acısı gibi hissediyordu çünkü. Derin bir nefes alarak aynadaki yansımasına baktı. Bugün Dante’i, ritüeli hatta geriye kalan tüm dertlerini unutacağı bir gün geçirecekti. En azından böyle olmasını umut ediyordu. Üstelik yalnız da olmayacaktı. Çok sevdiği bir anda aileden biri gibi gördüğü ve sonunda bağlılıklarını gerçekleştirdiği perisi onun yanında olacaktı. Elleri ile saçlarını karıştırmaya başladı. Saçları karmakarışık bir halde yansımasına bakarken gülmeye başladı. Bir an evvel hazırlanmaya başlamazsa Phin geldiğinde onu pijamalarla karşılamak zorunda kalacaktı.

Pencereden dışarı bakarak havayı kontrol etti, hava oldukça güzel görünüyordu. Güneş iç ısıtan sıcaklığını dünyaya ulaştırıyordu. Bu yüzden ne giyeceğim konusunda bir kaç fikir oluştu, kafasında. Aslında elbise giymek istiyordu ama çok hareket edeceği için rahat edemeyeceğini düşündü önce ama sonra aklına parlak bir fikir geldi. Dolabından diz üstü elbisesini eline geçirdi, renkleri cıvıl cıvıl olsa da siyah ağırlık bir kıyafetti. Altına da uydurabileceği kısa bir tayt aradı, tek giyse koşarken çok uğraşırdı açılmaması için ama tayt bu durumda oldukça iş görürdü. Kıyafet sorununu hallettiğinde kendini hemen ılık duşun altına attı. Su onu tazeliyordu ve zihnini berraklaştırıyordu. İyice kurulandığı zaman planladığı gibi giydi kıyafetini. Kıyafet üstünde iyi duruyordu ama fark etmediği şey aslında seksi olmuş olmasıydı. Kendini böyle görmediği için yansımasına pekte takılmıyordu açıkçası. Ailesi ile yüzünde gülümseme eksilmeden bir kahvaltı yaptı. Son bir kaç günde onu böyle gören ailesi en az onun kadar bu durumdan memnunlardı. Öyle ki bir kaç gün önce ki doktor randevusunu bile iptal ettirmişlerdi. Sürekli odasına kapanıp ağlayan, sorunlu bir kızdan farklı görünüyordu. Elbette aslında kafasındaki hiç bir şey rayına oturmuş değildi, hatta bazı şeyler yüzünden daha da karmaşık olmaya başlamıştı bazı şeyler. Yine de bir şekilde onu mutlu eden bir çok şeyde olmuştu hayatında zaten bu gülümsemeyi sağlayan şeyde onların varlığıydı. Phin yine ritüel de olduğu gibi onu almaya gelecekti. Kapı sesi ile hızla kapıya fırladı, ailesi de peşinden geliyordu. Kapıyı açtığında Phin’e sıkı sıkı sarıldı, Scarlett. Annesi ondan önce konuşmaya başladı.

“Kızımız sana emanet Phin. Onun yanında olduğun için teşekkür ederim. Sen hayatına girdiğinden beri daha iyi görünüyor”

“Ben çocuk değilim anne kendime bakabilirim”

“Evet, evet biliyorum ama ben Phin’le konuşuyorum. Size iyi eğlenceler.”

Annesine bir bakış atarak Phin’in kolunu tuttu ve arabaya doğru çekiştirmeye başladı. Araba bindikten sonra bir süre Phin’in arabaya binişini bekledi. Phin arabaya bindiğinde kollarını göğsünde kenetleyerek konuşmaya başladı.

“Ailem hala beni küçük bir kız sanıyor sence emanet edilmeye ihtiyacım var mı Phin?”

Birden kahkahalar eşliğinde gülmeye başladı. Tuhaf bir durumdu gerçekten neden gülüyordu. Tamam söylediği şey gerçekten komikti. Başına o kadar çok bela açmıştı ki yani bir şekilde mutlaka yardıma ihtiyacı olan belalar. Gülmesi sürerken derin bir nefes aldı. Gülmesini bastırmakta zorlanmıştı, arabanın hareket etmesi bir durumu değiştirmiyordu. Çok geçmeden eğlenecekleri yer olan lunaparka gelmişlerdi. Burası ile ilgili anıları çok fazlaydı aslında. Stacy’den önce ve Stacy’den sonra diye ayıracağı iki farklı zaman dilimi vardı. Stacy ile çok eğlenirlerdi. Ama en son buraya eğlenmek için geldiğinde kendini canavarların ortasında bulmuştu. Her şey bittiğinde ise buraya gelmesine neden olan sevgilisi onu terk etmişti. En son bir kaçış eşliğinde buraya geldiğinde perisinin hayatını mahvetmek üzereydi. Şimdi ise sadece eğlenmek istiyordu. Etrafta ki insan popülasyonu oldukça fazlaydı. Sanki şehirdeki insanların tümü lunaparka akın etmişti.

“Phin önce hangisine binmeliyiz ben karar vermedim. Korku tüneli, çarpışan oto, dönme dolap... Of karar vermek çok zor. Gözlerimi kapatıp elimle bir yeri işaret edeceğim. Ve... Kazanan çarpışan arabalar hadi oraya gidelim”

Phin’i beklemeden önünde koşturmaya başladı Scarlett. İçi, içine sığmıyordu, küçük bir çocuktan farksızdı şu an. Ama bir anda çarpışan arabalara çok az mesafe kala birine çarptı bir çocuğa. Ona affedersin diyerek yoluna devam edecekti ama çocuk bir anda kolunu kavradı ve onu kendine çekti.

“Hey güzelim acelen ne? Eğlence için koşmana gerek yok benimle takıl yeter”

“Bırak kolumu nasıl eğleneceğim seni ilgilendirmez.”



_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Phin Silent
Toprak Perisi
Toprak Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 230
Kayıt tarihi : 13/06/12
Nerden : İstanbul
Lakap : Serseri peri

MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   Perş. Ara. 27 2012, 21:42

Phin sabaha karşı eve oldukça yorgun bir şekilde gelmişti. Işığı açmadan ve ses çıkarmamaya özen göstererek ağır adımlarla salona yöneldi. Karanlıktan zar zor seçebildiği masanın üzerine anahtarları fırlattıktan sonra duyduğu mırıldanmayla olduğu yerde kalakaldı. Birkaç saniye hareketsiz durduktan sonra yavaşça loş ışık saçan lambalardan birini yakarak etrafa bakındığında koltukta uyuyakalmış güzeller güzeli sevgilisini görünce yüzünde yorgun bir gülümseme belirdi. Büyük ihtimalle phin’i beklerken uyuya kalmıştı. Derin bir iç çekerek ağır adımlarla sevgilisinin tam karşısın geçti ve masanın üzerine oturarak bir süre melekleri kıskandıracak kadar güzel ve masum bir şekilde uyuyan sevgilisini izledi. Son birkaç gündür çoğalan işler yüzünden doğru düzgün görüşememişlerdi. Onu çok özlemişti ama uyandırmaya da kıyamıyordu. Sevgilisinin saçlarını şefkatle okşarken yanağına masum bir öpücük kondurdu. Rose bunu hissetmiş gibi gülümseyerek kıpırdandı. Kim bilir rüyasında neler görüyordu. Onunla vakit geçirmeyi ne kadar özlediğini düşündü. Son zamanlarda barış yanlısı hiçbir işe yaramayan korunmaya muhtaç periler çoğalmış phin,rose ve leon gibi perilerde ciddi ölçüde azalmıştı. Bu yüzden onlara her zamankinden daha çok iş düşmeye başlamıştı. Aptal periler diye düşünmeden edemedi phin eğer onların gardı düşerse ve olurda yenilirlerse morgana’nın onlara dokunmayacağı umudunu nasıl taşıyabilirlerdi anlamıyordu. Tamam ona karşı savaşmıyorlardı fakat morgana güce düşkündü ve bu uğurda feda edemeyeceği şey yoktu. Bunu da herkes biliyordu. İşlerin her geçen gün daha da zorlaştığı hissine kapılmasına engel olamadı. Ritüelden sonra güçlerinin artmasının yanında sorumluluğunun da arttığını yeni fark ediyordu. Gözleri duvardaki saate takıldı neredeyse sabah olmuştu. Sevgilisinin dudaklarına ufak bir öpücük kondurarak onu kucağına aldı ve yatak odasına götürüp yatağa yavaşça bıraktıktan sonra üzerini örttü. Gülümseyerek o doyamadığı dudaklara ufak bir öpücük daha bıraktıktan sonra salona geçip etrafa bakındı sonunda soluğu mutfakta almıştı. Şuan yatıp öğlene kadar ne kadar çok uyumak istediğini kelimelerle anlatamayacak kadar çok buna ihtiyacı olsa da yapamazdı. Sihirbazına ritüel de bir söz vermişti. Bugün tüm gününü ona ayıracaktı. Kahve makinesine bolca kahve koyup çalıştırdıktan sonra hızla odasına gidip giyeceği kıyafetleri dolaptan çıkartarak duşa girdi. Üzerindeki kan kokusundan bir an önce kurtulmalı ve günün yorgunluğunu üzerinden atmalıydı. Duştan çıktıktan sonra üzerine seçtiği kıyafetleri giyerek mutfağa gitti ve güne başlayabilmek için kendine sert bir kahve koydu. Alışık olduğu yeni bir uykusuz güne merhaba derken sihirbazının ne zaman uyanacağını tahmin etmeye çalıştı. Erken kalkacağından adı gibi emindi yani çok fazla vakti yoktu. Sevgilisine güzel bir kahvaltı hazırlayıp artık klasikleşen notlarından birini yatağın yanındaki masanın üzerine bıraktıktan sonra sevgilisini son kez öperek evden çıktı.

Yoldan scarlett’ı aradığında sesindeki telaşı hissedince yüzünde farkında olmadan bir gülümseme belirdi. Sanırım sevgili sihirbazı bugün birazcık tembellik yapmıştı ve şimdide phin oraya vardığında hazır olmak için koşuşturuyordu. Telefonu kapattıktan sonra hızını biraz daha arttırdı. Sihirbazını oldukça özlemişti ve bir an önce onu görmek istiyordu. Sihirbazının evinin önüne geldiğinde arabasını park edip vakit kaybetmeden arabasından inerek kapıyı çaldı. Büyük bir sabırsızlıkla kapının açılmasını beklerken bir yandan da caitlyn’i düşünüyordu. Kapının açılmasıyla düşüncelerinden kurtularak ona sarılan sihirbazına sıkı sıkı sarıldı ve gülümseyerek ''Seni özledim küçüğüm'' dedi. Scarlett’ın annesine de başıyla kısa bir selam verdi. Annesinin sözlerine ve scarlett’ın itirazına sadece gülümsemekle yetinmişti. Annesinin son sözlerinden sonra ''teşekkürler efendim'' diye söze başladı fakat cümlesi scarlett’ın onu çekiştirmeye başlamasıyla yarım kalmıştı. Phin sihirbazının bu tatlı çocuksu hallerine gülümseyerek ''tamam çekiştirme geliyorum'' diyerek karşılık verdi. Arabaya bindikten sonra scarlett’ın sorusu üzerine bir süre düşünüyormuş gibi yapıp sessiz kaldıktan sonra gülümseyerek ''seni her yalnız bıraktığımda başına bir bela açtığını düşünürsek evet kesinlikle emanet edilmeye ihtiyacın var en son yalnız kaldığında elise’le seni nezarethaneden toplamıştım hatırlatırım'' diyerek güldü. Lunaparka giderken hızını fark etmeden biraz daha arttırırken bir yandan da scarlett’ın şen kahkahalarını dinliyordu. Sihirbazını uzun süreden sonra mutlu görmek onu sevindirmişti. Lunaparka geldiklerinde arabasını uygun bulduğu yere park edip scarlett’la beraber lunaparka girdi. Bir yandan sevmediği halde son zamanlarda çok sık uğradığı lunaparka bakarken bir yandan da scarlett’ı dinliyordu. Fakat sihirbazı o kadar seri konuşuyordu ki takip etmekte zorlanıyordu. Gülümseyerek ''bilmem sen karar ver'' dedikten sonra teklifine gülümseyerek ''tamam gözlerini kapat ve seç bakalım günün ilk talihli oyuncağı hangisi'' dedi. İlk çarpışan arabalara binecekleri kesinleşince scarlett oraya doğru koşuşturmaya başlamıştı küçük bir çocuk gibi phin yavaş adımlarla ilerlerken bir yandan da sihirbazına ''Hey yavaş ol koşma düşeceksin dikkatli ol'' diye uyarılarda bulunuyordu. Yüzündende gülümsemesi hiç eksik olmuyordu. Scarlett birine çarptığında yüzündeki gülümseme anında silinmiş ve adımlarını hızlandırmıştı. Scarlett’ın yanına geldiğinde çocuğun dedikleri sinirini zıplatmaya yetmişti. ''Tanrım neden tüm erkekler etrafımdaki kadınlarla bu kadar ilgili olmak zorunda!'' diye söylenerek scarlett’ın kolunu çocuğun elinden hızla kurtardıktan sonra ''Belanı bulmak istiyorsan da bu kıza bulaşman yeterli kızı duydun nasıl eğleneceği seni ilgilendirmez'' diyerek çocuğun ukala cevabını yarıda kesmesini sağlayan sert bir yumruk indirdi. Çocukla kısa süren bir kavganın ardından yerde yatan yüzü gözü dağılmış çocuğa bakarak ''Bir daha seni bu kızın yakınlarında görürsem daha beter bir hale gelirsin uyarıyorum'' diyerek scarlett’a döndü onun kolundan tutup gülümseyerek ''Benim yanımdan ayrılmasan iyi edersen güzel bir kızsın ve inan bana etraf çok fazla hastanelik edilmek isteyen çocuklarla dolu tüm günümüzü kavga ederek geçirmek istemiyorum eminim sende lunaparkta oyuncaklara binerek eğlenmek istersin'' dedikten sonra çarpışan arabalara bakarak ''Neyse hadi biraz eğlenelim çarpışan arabalara biniyorduk değil mi?''diye sordu.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 24
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   Cuma Ara. 28 2012, 23:39

Çocuk hala kolunu tutuyordu. Neden böyle bir şey yapma gereği duymuştu aklı almıyordu. Tek yaptığı ona çarpmaktı hepsi bu. O ise bunu abartmıştı, üstelik niyeti sadece kızmak değildi. Söyledikleri neler saçmalıyordu bu çocuk. Daha bir kaç dakika önce kimseye emanet edilmeye ihtiyacı olmadığını vurgulamıştı. Ama şimdi daha lunaparkta attığı ilk adımda bir bela bulmuştu. Ona bırakmasını söyledi önce ama çocuk hiçte onu dinleyecek gibi görünmüyordu. Üstelik kolunu giderek daha sert sıkıyordu. Sanki ona evet demekten başka bir şansı yokmuş gibi. Çocuğa bakan bakışları değişti önce sonrasında onu beyninin içince düşüncelerinde öldürdüğü hayal etmeye başladı. Onu öldürmek ne kadar uzun sürerdi onun için... Kolunu tuttuğu elini sıkıca kavradıktan sonra hızlı bir güç akışı her şeyi bitirirdi. Çocuğun yaşaması için var olan tüm enerjisi onun bedenine akarken, çocuk ruhunu teslim edecekti. Hatta bu bir anlığına yapmak için atak yaptı çocuğun elini kavradı. Sonrasında Phin'in sesini duyduğunda onu bıraktı. o an aklı tekrar yerine geldi. Düşündüğü şey sadece bir çılgınlıktı. Herkesin ortasında gücünü kullanarak onu öldüremezdi. Aslında yapabilirdi, sadece yapmaması gerekiyordu. Etraftaki insanların dışında birde peşindeki cadı meselesi vardı. Bu yüzden derin bir nefes alarak Phin'in bu sorunu çözmesine izin verdi. Onu seyrederken abi sahibi olmanın ne demek olduğunu biraz daha iyi anlıyordu. Koruyucu tavrı öyle çok hoşuna gitmişti ki onu daha da benimsediği izledi. Çocuk yerde yatarken ona dil çıkardı, muzur küçük bir kız çocuğu gibi. Çocuk bir anlığını mutluluğunu gölgelese de neşeli haline geri dönmüştü işte. Sonra Phin'e biraz daha sokuldu ve sarıldı.

"Sen benim kahramanımsın biliyorsun değil mi?"

Ona sarılmayı bıraktıktan sonra onu dinlemeye başladı. Sözlerini dinlerken içten içe kıs kıs gülüyordu. Phin onun güzel olduğunu söylemişti. Gerçekten öyle miydi? Aklına nedense Dante geldi yine nedense kelimesini kullanmak istemiyordu aslında hiç aklından çıkmamıştı ki. Geçen gün evlerinin önünde onu öptüğünden beri sürekli aynı şeyi düşünüyordu. Neden korkuları onu bu denli ele geçiyordu ki. Korkuları olmasa o öpücükten sonra onunla arasında arkadaştan öte bir şeyler olabilirdi. Her istediğinde o tatlı dudaklarının tadına bakmak öyle güzel olurdu ki. İçten içe artık onu görme şansının bile olmadığını bile düşünüyordu. Onu öptüğü için terslemenin yanında birde gücünü kullanmıştı. Bir an düştüğü karamsar düşüncelerden sıyrılarak Phin'in söylediklerine odaklandı. Yüzü tekrar gülmeye başladığı anda konuşmaya başladı.

"Tamam merak etme yanından ayrılmam evet çarpışan arabalar demiştim hadi gidelim."

Bu kez çarpışan arabalara ilerlerken Phin'in kolunu sıkı sıkı tutuyordu. Onun istediği gibi çarpışan arabalara binmişlerdi. Hatta Scarlett'ın doyumsuzluğu yüzünden çarpışan araba macerası oldukça uzun sürmüştü. Sonrasında hangi alete binmek istediğini düşünürken gözüne şekerci takıldı. Kıpkırmızı elma şekerleri dolu olan olan arabaya doğru Phin'i sürüklemeye başladı. Şekerlere bakışı çok komikti, dudaklarını yaladı sanki dünyada en çok istediği şeymiş gibi şekerlere bakıyordu. Phin'in koluna sımsıkı sarıldı ve gözlerine bakmaya başladı.

"Phin o şekerleri istiyorum"



_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Phin Silent
Toprak Perisi
Toprak Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 230
Kayıt tarihi : 13/06/12
Nerden : İstanbul
Lakap : Serseri peri

MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   Paz Ara. 30 2012, 19:25

Çocukla aralarında geçen kavganın ardından gözleri sihirbazına kaydı. Kendisini kavga ederken görmesini hiç istemese de olan olmuştu. Kendini tutamayarak scarlett’a sarkan çocuğu bir güzel dövmüştü. Koruma içgüdüsünün ve bu ağabeylik dürtülerinin günlerini mahvetmemesini umuyordu. Nitekim sihirbazının çocuğa dil çıkardığını gördüğündeyse kendini tutamayarak kahkaha attı. Onun çocuksu hallerine bayılıyordu. Her ne kadar bu çocuksu ve söz dinlemez yanı onun başını çoğunlukla belaya soksa da bunu kabul etmeliydi. Scarlett’ın ona sarılmasıyla yüzündeki gülümseme daha da yayılarak phin de ona sarıldı. Bu kızı ne zaman bu kadar benimsediğini hatırlamıyordu ama ona kısa sürede çok değer verdiğinin bilincindeydi. Sihirbazının sözlerine karşılık muzipçe sırıtarak ''Biliyorum sende benim kurtarmam gereken küçük prensesimsin'' dedi. Sonra onun güzelliği ve yanından ayrılmaması gerektiğiyle ilgili kısa bir konuşma yaptı. Sonrasında hiç istemese de çarpışan arabalarda hala kararlı olup olmadığını sordu. Karar değişmeyince derin bir nefes aldı ve koluna sıkı sıkı sarılmış sihirbazına gülümseyerek yürümeye başladı. Burada olmaktan hala hoşlanmıyordu fakat değer verdiği kişiler için katlanıyordu. Çarpışan arabalara bindiğinde yüzündeki gülümseme her ne kadar yerini zoraki bir gülümsemeye bıraksa da sihirbazına hiçbir şey çaktırmamakta kararlıydı. Çarpışan arabalardan indiğinde ise kendini berbat hissediyordu. Bastırmakta zorlandığı mide bulantısını görmezden gelmeye insan üstü bir çaba sarf ederken içinden lunaparka gelmeyi kabul ettiği için kendine bildiği tüm küfürleri saydı.

Baş dönmesi yüzünden olduğu yerde kalıp derin nefesler alırken çarpışan arabaları icat eden kişilere de en nadide şekilde sevgilerini! Sunmayı ihmal etmedi ve kaçıncı kez bindiğini saymadığı daha doğrusu beşinci binişten sonra saymayı bıraktığı çarpışan arabalara büyük bir iğrenmeyle bakarken sihirbazının o çocuksu tavrına hayır diyemediği için kendine oldukça kızdı. Uzunca bir süre çarpışan arabalara binmenin insan üzerinde bıraktığı etkiye 1. dereceden ve şahsen tanık olurken scarlett’ın nasıl olurda bundan hoşlanabildiğini düşündü. Kendini toparlaması birkaç dakikasını alırken scarlett’ın koluna girmesiyle çarpışan araba felaketinden sonra ilk kez gerçekten içten bir şekilde gülümsedi. Durum ne olursa olsun onunla vakit geçiriyordu ve şuan yalnızca buna odaklanmalıydı. O iğrenç oyuncağa defalarca binmesindeki nedenden biri de buydu tabi ilk neden sihirbazını kırmak istemeyerek ona hayır diyememesiydi. Sonrasında onu mutlu görmek, değer vermek diye ona hayır diyememe nedenleri listesi uzayıp giderken sihirbazının da muhtemelen o oyuncağın phin’in üzerinde bıraktığı etkinin aynısı bir etkiden kurtulmasını gayet sakin bir şekilde bekledi.. Scarlett’ın koluna girerek onu çekiştirmeye başlaması üzerine gülümsedi. Şuan 17 yaşında biri gibi değil de kesinlikle 7 yaşında bir çocuk gibi davranıyordu. Sihirbazının onu çekiştirmesine izin verip durdukları yerde scarlett’ın tepkisiyle kahkahalara boğuldu. Sihirbazının o çocuksu lütfennn bakışına ve koluna sarılışına karşılık kahkahasını zorlukla bastırarak '' Ama hepsini yersen şeker komasına girersin o yüzden o şekerlerden iki tane alalım ve sen benim yerime de ye şekeri pek sevmem de'' diyerek şekerciden iki şeker alıp scarlett’a verdi ve gülümseyerek ''Günün sonunda sana bir balon ve de oyuncak bir ayı eşliğinde pamuk şekerde alırız'' dedi. Scarlett’ın elinde söylediği üçlüyü hayal ederek gülümsedi. Gülümsemesi kendini bilmez biri konuşmaya dahil olana kadar sürdü.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dante Drake
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 227
Kayıt tarihi : 01/11/12
Yaş : 29

MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   Paz Ara. 30 2012, 22:53

Dante güneş ışınlarının yüzüne vurmasıyla yatağında huzursuzca kıpırdandı. Sabah olmuştu ve o hala uyuyamamıştı. Lanet olsun düşünmekten bir türlü uyuyamıyordu ki… Aklında sürekli o kız vardı. Onu öptüğü o an ve scarlett’ın onu reddedişi gözlerinin önüne geliyordu hep bu yüzden de sürekli düşüncelerinde boğuluyordu. O günden beri onu unutmak için her şeyi yapmıştı. Ailesine çeşitli yalanlar söyleyerek okula gitmemişti. Yatağa bir sürü kız atmıştı ve adını unutana kadar içmişti fakat hiçbiri scarlett’ı unutturmamıştı veya ondan uzak durmasında yardımcı olmamıştı. Kahretsin ki hala onu onu düşünüyor ve yanına gitmek için deliriyordu ama yapmayacaktı bunu bu kadar zayıf biri değildi dante aşk denilen şeye yenilerek kendisini reddeden bir kızın peşinden asla koşmazdı. En azından iradesinin ve gururunun aşkına yenilmemesini umuyordu. Doğru olan buydu biliyordu peki doğru şeyi yapmak neden bu kadar acı veriyordu? Aşkların ömrü kısa olurdu bu niye bu kadar uzun ömürlüydü ki? Neden hala bitmemişti? Niye unutamıyordu onu? Yorganını kafasına çekerek yastığın altındaki telefonuna uzandı. Telefonunu alıp rehberden sulu göz yazısının üzerine gelerek ekrandaki isme bakmaya başladı. Eli bir ara arama yazısının üzerinde dursa da elini hemen geri çekti. Hayır aramamalıydı. Eğer sesini duyarsa her şey daha zor olacaktı farkındaydı. Kahretsin aslında onu aramayı bile düşünmemeliydi. Yorganının altından hızla çıkıp telefonunu öfkeyle duvara fırlattı. Telefonunun parçalarına ayrılmasını izledikten sonra da kendini duşa attı. Evde durmak onu düşüncelerine dahası o kıza daha çok itiyordu. Bu yüzden evde kalmamalıydı. Çıkıp biraz dolaşmalıydı. Belki bir bara gidip biraz içerdi. İçmeye başlamak için erken bir saat olduğunun farkındaydı fakat düşünmeye bir tek sarhoş olduğunda ara verebildiği için içmeye itiraz edecek durumda da değildi. O kızı düşünmemesini sağlayacaksa eğer alkolik olmaya bile razıydı zira onu bu kadar çok düşünmeye devam ederse yakında delirecekti. Dante duşta birkaç dakikalığına da olsa zihnini dinlendirebilmek için soğuk suyu sonuna kadar açtı. Soğuktan başka bir şey düşünemediği zamanları sevmeye başlamıştı çünkü zihninin ayıkken dinlenebildiği ender zamanlardı o zamanlar. Duştan çıktıktan sonra odasına gidip giyeceği kıyafetlere karar vermek üzere dolabının önüne geçti tam da bu sırada kapı açılmış ve içeri biri girmişti.

Dante sadece beline sardığı havluyla dolabının karşısında duruyor ve şaşkınlıkla gelen kişiye bakıyordu. Çok geçmeden şaşkınlığın yerini büyük bir öfke ve sinir almıştı ardından da dantenin sert aynı zamanda otoriter sesi doldurmuştu odayı ''Tanrı aşkına maya kapı çalmayı bilmez misin sen? Benim odama böyle paldır küldür dalma cüretini sana kim veriyor? Ne söyleyeceksen şuan müsait değilim çık dışarı'' diye bağırdı nefret ettiği kuzenine öfkeden gözleri kararmıştı. Yumruğunu büyük bir sinirle sıkıyordu. Maya geldiği hızda kapıyı kapayıp gidince dante söylene söylene üzerini değiştirdi ve aşağı indi. Maya yine karşısına çıkmıştı. Evde sıkıldığını ve ona lunaparka götürmesini istediğini söylemiş aralarında ev ahalisinin de dahil olduğu büyük bir kavga çıkmış sonunda da yanına maya verilerek evden postalanmıştı. Dante küfürler ederek motosikletine atladı. Bu kızın sürekli başına kalmasından nefret ediyordu. Maya’nın da arkasına binip ellerini beline dolamasıyla gazı kökledi. Lunaparka geldiklerinde maya yine kapanmak bilmez çenesini açmıştı. Dante ise sürekli bir plan içindeydi. Birlikte birkaç oyuncağa bindikten sonra ilk fırsatta kuzenini ekerek lunapark çıkışına yöneldi. Hiçbir şey umurunda değildi. Ne ailesiyle edeceği kavga ne de kuzeninin çenesini dinleyecek olmasını önemsemiyordu. Çıkışa doğru ilerlerken burnuna tanıdık bir parfüm kokusunun gelmesiyle duraksadı. Ardından o tanıdık sesi duymuştu. Bu scarlett’ın sesiydi. Kafasını sesin geldiği yöne çevirdiğinde aşık olduğu ama uzak durmaya çalıştığı kızı gördü. Daha önce hiç görmediği bir adamın koluna sıkı sıkı yapışmış gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu. Dante öfkeden yumruğunu sıktığını fark etmeyerek ‘''demek sevgilisi varmış'' dedi kendi kendine . İçinde oluşan kıskançlığa engel olamıyordu. Kendi bile fark etmeden sinirle onlara doğru ilerlemeye başlamıştı. Ne yaptığını fark ettiğinde çoktan onların yanına gelmişti bile yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirmekte hiçte zorlanmamıştı. Ses tonunu ayarlamak biraz uğraştırsa da sonunda kendinden emin olduğunda ''Dünya çok küçük değil mi? Sürekli karşılaşıyoruz… Nasılsın?'' diye sordu sakin ve oldukça otoriter bir sesle ses tonuna hakim olmak hiç bu kadar zor olmamıştı onun için oysa şuan bağırıp hesap sormak ve scarlett’ın yanındaki adamın yüzünü dağıtmak istiyordu.

_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 24
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   Ptsi Ara. 31 2012, 00:37

Çarpışan arabalarda hiç olmadığı kadar eğlenmişti. Küçüklüğünde ikizi ile oynamaktan en çok zevk aldığı aletlerden biri buydu. Lunaparka her geldiklerinde mutlaka beş, on kez buraya uğrarlar ve bindikleri ayrı çarpışan arabalarda birbirlerini kovalarlardı. Diğer insanların hiç bir önemi yoktu. Onlar oyunda sadece birbirlerinin rakibi konumundaydılar. Lunaparkla ilgili aklında kalan tek iyi anıları oluşturan kısımdı bunlar. Sırf bu yüzden bıkana kadar sürekli olarak çarpışan arabalara binmişlerdi bir süre, Scarlett doyana kadar. Ama doyumsuzluğu hat safhada olduğu için düşündüğünden biraz daha uzun sürmüştü bu durum. Tıpkı ikizine davrandığı gibi davranmıştı perisine. Ne kadar tuhaftı, aslında. Stacy'i her düşündüğünde kalbine bıçaklar saplanıyormuş gibi canını yakan düşünceler Phin yanındayken onu rahatsız etmiyordu. Onu her şeyi ile ailesinden biri gibi görünüyordu çünkü gerçek bir abi gibi. Diğer sihirbaz ve perilerin arasındaki ilişkinin nasıl olduğunu bilmiyordu. En başta bazı duyguların birbirlerine ait olmalarından kaynakladığı düşünmüştü. Şimdi ise bu hislerin tamamen kendi içinden geldiğine emin gibiydi. Aslında diğer türlü olsa ne yazardı. Sadece onu perisi olduğu için böyle görüyor olsa bile bu durumdan o kadar memnundu ki düşünceler umurunda bile değildi. Ona hayır demeyip her seferinde ona eşlik ettiği içinse gerçekten minnettardı perisine. Çarpışan arabalarda işleri bittiğinde tekrar onun koluna girdi. Onunla birlikte adımlar atmaya özen gösteriyordu. Yine başına bir bela bulup kavga nedeni olmamak için. Sonraki hedeflerinin ne olacağı konusunda düşünceli adımlar atarken gözüne şekerci takıldı. Hiç düşünmeden Phin'i oraya doğru ilerletmeye başladı. Şekerler en çok sevdiği şeylerdi. Aslında onu mutlu eden şey şekerlemelerdi. Şimdi ise gözünde sadece tek bir hedef vardı, elma şekerleri.

Şekerciye vardıklarında gözleri parlayarak şekerleri süzmeye başladı. Sonra gözüne çikolata kaplı şekerlemeler ve yumuşak şekerler takıldı. Tüm şeker arabasını ona verseler şu an kesinlikle itiraz etmez hepsini mideye indirebilirdi. İkizi ile birlikte elma şekeri aldıkları zaman yaptıkları küçük oyun hala aklındaydı. Elma şekerini yaladıktan sonra kırmızı şekeri dudaklarına sürerler ve kıpkırmızı yapış yapış dudaklarla kimin dudakları daha kırmızı oyununu oynarlardı. Oyunun sonucu genelde kavgaya dönüşse de şekeri mideye indirirken her ikisinin de yüzünde kocaman bir gülümseme oluşurdu. Elma şekerlerine odaklanmış bir şekilde bakarken onları istediğini dile getirdi. Sanki şu an ona bu şekerleri verecek olan kişi ona dünyanın en özel hediyesini verecekmiş gibi. Phin şekerleri almakla ilgili konuşmaya başladığında dikkatini ona verdi.

"Phin şekerler sevilmez mi? Elma şekerleri ben onlara bayılırım aslında sadece onlarda değil. Çikolatalar, yumuşak şekerler, çikolata kaplı her şey... Şu an bu şekercinin tamamını bana versen hayır demem"

Konuşmasının ardından gülümsemeye devam etti. Sadece iki şekerle yetinmesi gerektiği kısmını düşününce dudağını bükerek kısa bir süre surat astı. Ama sonra oyuncak ayı ve pamuk şeker kısmını duyduğunda gülümsemesi tekrar yüzüne yansıdı. Phin ona elma şekerlerini verdiğinde hiç vakit kaybetmeden bir tanesini yalamaya başladı. Sonra elma şekerini farkında bile olmadan dudaklarına sürdü. Dudakları kıpkırmızı ve yapış yapış bir haldeydi. Aklına Stacy gelerek bir anda Phin'e döndü. Dudaklarını büzerek konuştu.

"Sence dudaklarım yeterince kırmızı oldu mu?"

Konuştuktan sonra kahkahalar atarak gülmeye başladı. Eli hala Phin'in kolunu tutuyordu. Şekerinin tadını çıkararak yalamaya devam etti. Ta ki ona çok tanıdık gelen bir enerji hissedene dek. O daha ne olduğunu bile anlamadan beyni algıladığı kişinin Dante olduğu konusunda komut vermeye başlamıştı bile. Bir anda kalbi deli gibi atmaya başladı. Heyecanlanmış mıydı? Aklına gelen ilk şey o öpüştükleri o an olmuştu. Üstelik Dante onu evlerinin önünde öpmüştü. Derin bir nefes aldı, bedenini kontrol etmeliydi. Hiç bir şey hissetmemiş gibi elma şekeri ile ilgilenmeye devam etti. Şekeri yalarken bile artık şekerin tadını almıyordu. Sanki dudaklarına değen şeker değilde, Dante'nin dudaklarıydı. O tadı kesinlikle tarif edemezdi. Tek söyleyebileceği nefes kesici olduğuydu, hepsi bu. Dante'i bir adım arkadasın da hissettiğinde ona döndü. Söylediklerinin ardından ona bakmaya başladı. Öyle tatlı görünüyordu, sanki o günden bile daha yakışıklıydı. Yine ona çekiliyordu işte. Şekeri ağzından uzaklaştırarak konuşmaya başladı. Bu arada Phin'in kolunu hala sıkı sıkı tutuyordu hatta eskisinden biraz daha fazla.

"Evet yine karşılaştık. Ben iyiyim sen nasılsın?"


_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Phin Silent
Toprak Perisi
Toprak Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 230
Kayıt tarihi : 13/06/12
Nerden : İstanbul
Lakap : Serseri peri

MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   Salı Ocak 01 2013, 18:34

Phin scarlett’ın yüzünün şekerler yüzünden asılmasına dayanamamış ve yeni bir fikir atmıştı ortaya… Ne olursa olsun sihirbazını üzgün ya da asık suratlı görmek istemiyordu. Bugün ikisi içinde güzel bir gün olmalıydı. Lunaparkta olmaları phin için bunu biraz zor kılsa da imkansız değildi. En azından tüm gün scarlett’la vakit geçirmiş olacaktı. Scarlett’ın çocuksu tavırlarıysa güne renk katıyor lunaparkı daha da çekilir kılıyordu. Etrafa göz gezdirirken gözüne içecek satan bir yer takıldı. O kadar şeyden sonra sert bir kahveye ihtiyacı olduğunu biliyordu. Yeni bir oyuncak felaketinden önce kendine yeni bir işkenceye hazırlamak için gerekli olan süreyi tanırdı yeni bir kahve ve bu şuan kesinlikle ihtiyaç duyduğu şeydi. Bir yandan sihirbazını dinlerken bir yandan yapacaklarını planlıyordu. Scarlett’ın sorusuna gülümseyerek ''Genel olarak sevilir ama herkes sevmek zorunda değil ben sevmiyorum ama anlaşılan sen bayılıyorsun'' dedi. Ardından düşünceli bir ses tonuyla ''En çok hangi şekeri seviyorsun?'' diye sordu. Scarlett’ın cevabından sonra kahkahalarla gülerek ''Aslında bu şekercinin tamamını senin için alabilirdim gerçekten ama hepsini yiyerek şeker komasına girmeni istemiyorum. Seni seviyorum ve sana değer veriyorum bunun yanında seni her türlü kötü şeyden korumakta görevim ve o kadar şeker yemek insan sağlığı için kötü bu yüzden bunlarla idare edeceksin artık'' dedi. Sihirbazını sorusunu küçük bir gülümsemeyle ''Kesinlikle yeterince kırmızı ve yapış yapış'' diye yanıtladı. Gülümsemesi birinin konuşmalarına dahil olmasıyla anın da solmuştu. Arkasına döndüğünde karşısındaki sihirbazı dikkatle baştan aşağı süzdü. Scarlett’ın yaşlarında kızların ona bakıp hakkında dedikodu yapacağı kadar yakışıklı bir çocuktu. Kızların ona bakıp dedikodu yaptığınıysa yanlarından geçen kızlar sayesinde anlamıştı. Tam bir kazanova olduğunu bilmek için kahin olmaya gerek yoktu. Çocuğun rahat tavırlarından, duruşundan ve tipinden her şey anlaşılıyordu zaten üstelik kendi de eskiden çapkın biri olduğu için böyle tipleri çok iyi biliyordu. Kesinlikle çok fazla sorun çıkartıyordu ve kavgacıydı.

Bu hala iyileşmemiş olan patlak kaşından anlaşılıyordu. Gözlerinde büyük bir öfke vardı ama ses tonu gayet sakindi. Ya öfkesini kontrol edebiliyordu ya da çok iyi rol yapıyordu. ''Serseri'' dedi içinden sonra alaycı bir şekilde gülümsedi. Birbirlerine benziyorlardı aslında ve bu benzerlikler onu rahatsız etmeye başlamıştı. Çocuğun ilk sözlerine alaycı bir tavırla ''Bilim adamları dünyanın büyüklüğü veya küçüklüğüyle ilgili seninle aynı görüşte olmasalar da ben dünyanın değil ama bu şehrin küçük olduğu konusunda sana katılıyorum. Şehir gerçekten küçük sürekli tanıdık birileriyle karşılaşıyorsun'' dedikten sonra çocuğun öfkeli bakışlarını üzerine çekmeyi umursamayarak ''Bu arada scarlett bizi tanıştırmayı unuttu ben phin'' diyerek kendini tanıttı. Aslında bunun gerçek bir tanışma olmadığının ikisi de farkındaydı. Phin konu dışında kalmaktan hoşlanmamıştı ve bu yüzden de bir nevi aralarına girmişti demek daha doğru olurdu bu duruma… Gözleri bir an için sihirbazının gözleriyle buluştuğunda onun heyecanlı olduğunu hissetmişti. Bunun üzerine biraz geri de durup aralarında ne tür bir ilişkinin olduğunu anlamaya çalıştı. Arkadaşlardı bu kesindi fakat anlaşılan bundan çok daha fazlası vardı. Phin çocuğa öldürücü bir bakış attı. Bu çocuktan hoşlanmamıştı. Scarlett farkında olmadan kolunu daha da sıktığında onun ne derece stresli olduğunu fark etti. Gülümseyerek scarlett’ın phin’in kolundaki elini tutarak onu kendine doğru çekti ve ona sarıldı. Elini scarlett’ın belinde aşağı yukarı gezdirmeye başlamıştı. Dışarıdan her ne kadar yanlış anlaşılsa da aslında bunu scarlett’ın üzerindeki tedirginliği azaltmak için yapıyordu. Nitekim işe yarıyordu da bunu hissedebiliyordu. Gülümseyerek scarlett’ın kulağına eğilerek ''Sakin ol… Her şey yolunda ve öyle olmaya devam edecek ben yanındayım'' dedi telkin edici bir ses tonuyla sonra geri çekilip scarlett’a göz kırptı. Çocuğun artan öfkesini hissediyordu ve bunu hiç önemsemiyordu.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dante Drake
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 227
Kayıt tarihi : 01/11/12
Yaş : 29

MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   Salı Ocak 01 2013, 20:59

Dante kendine engel olmaya çalışıyordu fakat yapamıyordu. Bu kız onun tüm anatomisini mahvetmişti. Aşk denilen şeyin insanı bu kadar alt üst edebileceğini hiç düşünmemişti daha önce fakat şuan tam olarak olan buydu. Normalde onu görmezden gelmesi gerekiyordu. Onu gördüğü anda arkasına bile dönüp bakmadan çekip gitmeliydi buradan kimin yanında olduğu veya ne yaptığı umurunda olmamalıydı. Kahretsin ki umurundaydı. Bu kızın yanında erkek görmeye tahammülü yoktu. Sadece dante yanında olmalıydı. Bu bencilce ,saplantılı hatta hastalıklı bir düşünce olsa da duygularını ve hislerini kontrol edemiyordu. Üstelik ona karışamayacağını da biliyordu. Onlar sevgili değildi. Ona karışmaya hakkı yoktu. Scarlett’ın sevgilisi yanındaydı ve ona anca karşısında duran bu lanet olasıca adam karışabilirdi. Dante gözlerini birkaç saniyeliğine kapatıp derin bir nefes aldı. Kendine hakim olmalıydı. Gözlerini araladığında şuan yüzünü dağıtmak istediği adamın konuşmaya başlamasıyla sinirden dişlerini sıktı. Düşünmek istemiyordu fakat aklından scarlett’ın şuan karşısındaki adam yüzünden onu reddettiği gerçeği bir türlü aklından çıkmıyordu. ''Bence dünyanın büyüklüğü ya da küçüklüğü göreceli bir şey bana göre küçük'' diyerek adamın zaten bozulan sinirlerini daha da bozmasına izin vermedi. Ses tonu oldukça duygusuz çıkmıştı. Dante o an ses tonunu hala kontrol edebildiği için tanrıya şükretti. ''Bende dante'' dedi karşısındaki adamın adını söyleyerek kendini tanıtmasından sonra ve sustu. Klasikleşen ya da kalıplaşan cümlelere bakacak olursak şuan memnun oldum demesi gerektiğini biliyordu fakat dememişti. Demeyecekti de phin denen bu gereksiz insanla tanıştığına hiçte memnun olmamıştı ve sırf nezaket kuralları bunu gerektiriyor diye yalan söyleyerek rol yapmayacaktı.

Memnun oldum yerine ''sanırım rol yapmaya gerek yok'' dedi phin’e ters bir bakış atarak scarlett’ın ne dediğini anlayıp anlamadığından emin olamasa da phin’in ne demek istediğini anladığından emindi çünkü oda rol yaparak o yapmacık cümleyi söyleme girişiminde bulunmamış sadece kötü bir şekilde bakarak evet anlamında başını sallamıştı. İkisi arasında gergin hava devam ederken scarlett’ın ona cevap vermesiyle gözlerini aşık olduğu kıza dikti. Scarlett’ın sorusuna aslında ''kötüyüm hem de fazlasıyla berbat bir durumdayım. Kahretsin sana aşığım ve ne yaparsam yapıyım bir türlü aklımdan çıkmıyorsun seni unutamıyorum. Üstelik sen tavrını belli ederek beni şu gereksiz insan için reddettiğin halde…'' diye bağıra çağıra isyan etmek ve ona neden onu değil de bu adamı seçtiğini sormak istese de ses tonunu kontrol altında tutmaya çalışarak ''idare ediyorum. Her zamanki gibi…'' dedi. Bu koca bir yalan olsa da ses tonu, tavırları ve duruşu söylediklerini doğruluyordu. Hatta yüzünde sahte bir gülümseme bile takınmıştı. Bu sahte gülümseme ve her şey yolunda tavrı phin scarlett’ı kendine çekip sarılana kadar sürmüştü. Phin’in scarlett’a sarılmasıyla canının acıdığını hissetti. Daha önce hiç hissetmediği bir acıydı bu… Ölüyordu… Bu ölme gerçek anlamında bir ölme değildi. Ruhu bedeninden ayrılmıyordu hayır o yaşarken ölüyordu. Ruhu ağır bir darbe almıştı kalbiyse artık atmıyordu. Öfkeden yumruğunu o kadar çok sıkıyordu ki kemikleri sızlamaya başlamıştı. Kıskançlık ve sinir yüzünden sıktığı dişleriyse ağrıyordu fakat onun şuan odaklandığı tek şey scarlett'a o phin denen aşağılık herifin sarılmasıydı. Kaşları farkında olmadan çatılmıştı. Öfkesini gizlemeye çalışarak ''Evet iyi olduğun belli oluyor görüyorum ki keyfin yerinde lunaparkta eğlenmemek mümkün değil değil mi'' diye sordu fakat ses tonuna bastırmakta zorlandığı bir sinir hakimdi. ''En azından son gördüğümden daha iyi görünüyorsun'' dedi imalı bir ses tonuyla…

_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Rosemary Ruby Silent
Su Perisi
Su Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 261
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 25
Lakap : Peri kızı

MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   Salı Ocak 01 2013, 22:28

Gözlerini açtığında kendini hala yorgun hissediyordu. Sanki tüm gece uyuyan kendisi değilmiş gibi. Tamam kabul ediyordu, tamamen de tüm gece uyumuş sayılmazdı. Yorgun olmasına rağmen yinede Phin’i beklemek istemiş ve bu uğurda uykusuz kalmayı göze almıştı. Ama sorun şu ki yinede sevgilisi o uyuduktan sonra gelmişti. Phin, onu ne kadar da çok özlemişti. Ayrı evde oldukları zamanlarda görüşmek onlara az geldiği için birlikte yaşamaya karar vermişlerdi. Ama sanki bu durum aralarında daha büyük bir uçurum yaratmış gibi birbirlerini zar zor görmeye başlamışlardı. Elbette bunun en büyük nedeni sorumlulukları olmasıydı. O da aslında isterdi sıradan bir peri olarak Phin ile sıradan bir aile hayatı yaşamak. Ama biliyordu işte. Her ikisi içinde sıradan bir hayat söz konusu değildi. İkisinin hayatında sanki çok önceden yazılmış bir kurgudan ibaretti. Onlar ise bu kurguya bağlı karakterler. Tanıştıkları günden bu yana birbirlerinin sahip olduğu en iyi şeydi yine birbirleri olmuştu. Özlem duygusunu körükleyen şeyde bu olmalıydı. Özlemişti işe onu inkar etmiyordu. Yeniden onunla birlikte yeni bir güne merhaba demek, ona sarılırken uyanmak istiyordu. Baştan beri planları da bu değil miydi zaten. Can sıkıcı bir surat ifadesiyle yatakta yan tarafa döndü, Phin’in olmasını istediği yere. Sonra yatağın başındaki notu aldı. İçinde yine sonu seni seviyorum ile biten göreve gittiği ile ilgili bir mesaj olmalıydı. Artık buna giderek alışmaya başlamıştı. Öyle ki açmak dahi istemedi ve onu yatağın üstüne fırlatıp mutfağa gitti, acıkmıştı. Kahvaltısı hazırdı. Tek yapması gereken su ısıtarak kendine kahve yapmaktı. Kahvesini hazırladıktan sonra kahvaltı yapmaya koyuldu. Sonrasında aldığı duş işte bu rahatlamasını sağlamıştı. Kendini yatağa attığında not eline geldi. İstemeye istemeye notu açarak okumaya başladı. Okuduğunda gülmeye başladı. Neyse ki bu sefer görev de değil diye düşündü. Scarlett ile birlikte eğleniyor olmalıydı. Aslında onun lunaparklardan hoşlanmadığını bildiği için daha çok Scarlett ilgileniyor olmalıydı. Aklına güzel bir fikir geldi onlara katılmak hem sevgilisi ile vakit geçirmek için bir fırsat olacaktı bu.

Bu düşünce ile birlikte hazırlanmaya koyuldu. Yine de işi olabildiğince ağırdan alıyordu. Sonuçta sihirbaz ve peri arasına karar kedi gibi girmekte istemiyordu. Ama saat öğleyi çoktan geçmişti. Üstelik o yataktan kalkalı da bir kaç saat olmuştu. Şimdi gitmek için iyi bir zaman diye karar verdiğinde üzerine siyah renk bir kot ve kota rağmen oldukça renkli bir tişört giyerek evden ayrıldı. Lunaparka vardığında etrafta çok fazla insanın var oluşu nedeniyle derin bir nefes aldı. Aslında sinir olmuştu, onları bulmak zor olacaktı. Phin'e odaklanmaya çalışarak bir süre gözleri kapalı bir halde düşüncelerine yoğunlaştı. Bir süre sonra onları bulmuştu. anlarına doğru ilerlerken uzaktaki olayı anlamaya çalışıyordu. Onların yanında hiç görmediği biri vardı. Çocuğun gözlerinde gördüklerini algılamaya çalıştı. Hissettikleri kıskançlık ve tutkuydu. Phin ve Scarlett'ın da duruşlarına bakınca kıskançlık yapması doğaldı. Scarlett'a değer veriyorsa, o bile gerçeği bilmese şu an onları kıskanırdı. Hızla adımlarla onların yanına ilerleyerek Phin'in kolunu sıkıca kavradı.

"Merhaba Scarlett iyisindir umarım. Phin"

Sözleri bittiğinde onu kendine çekerek dudaklarına yapışarak öpmeye başladı, tutkulu bir şekilde, özlediğini belli ederek. Sonra gözü çocuğa takıldığında onu başıyla selamladı.

"Phin Scarlett yalnız değil hazır, bırakalım onlar eğlensin benim seninle işim var"

Sözlerinin ardından ona daha da yaklaştı ve kulağına aslında yapmak istediği yaramazlıkları fısıldadı.





_


Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 24
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   Çarş. Ocak 02 2013, 16:06

Üzerinden bir türlü atamadığı tedirginlik hala devam ediyordu. Bu tedirginliğin korku ya da benzeri bir duygu ile uzaktan yakından ilgisi yoktu. Tedirginliğin tek nedeni Dante’yi hissettiği anda kafasına yerleşen düşünceler ve oluşan görüntülerdi. Öpücüklerinin anısı o kadar tazeydi ki hatta dudakların tadını bile hala hissediyordu, yalamakta olduğu şekere rağmen. Şu an şekere değen dudaklarının, onun dudaklarında olmasını tercih ederdi. Düşünceler onu deli ediyordu. Utangaçlığı yine yanaklarına yansımıştı ve Phin’i tutan elleri daha da sıkı bir şekilde onu kavramıştı. Phin, iyi ki şu an yanında o vardı. Kendini kontrol altında tutması için ona güç veriyordu. Kafasının doluluğu nedeniyle onları tanıştırmamıştı bile bunu anca Phin konuşmaya dahil olduğunda fark edebildi. Sonrasında ikisi arasında küçük bir konuşma geçti, dünyalar ve şehirler hakkında. O konuyu algılayamıyordu da aslında, şu an her hangi bir şeyi bile algılayabileceğinden eminde değildi. Tek fark ettiği şey ikisi de birbirlerinin ismini ona gerek duymadan öğrenmişlerdi. O an bir anda ortamda garip bir gerginlik sezdi. Buna bir anlam yüklemesi gerekiyordu ama kendi ile ilgili konuda takılı kaldığından durumun farkında bile değildi. Aslında Phin konusunda çok düşünmesine gerek kalmadan tavrına bir neden buldu, koruyuculuk. Bir abi gibi onu korumaya çalışıyordu, tıpkı ona bir kaç dakika önce sataşan çocukla olanlar gibi. Ama Dante den korunmasına gerek var mıydı? Buna gerek yok cevabını verdi düşünmeden. Dantenin ona değer verdiğini görmüştü, aslında o öpücüğü düşününce fazlasıyla dedi. Yinede o öpücük hiç bir şey kanıtlamıyor da olabilirdi. O günün verdiği bir heyecan ile Dante onu öpmüş olabilirdi. Çapkın erkekler her hangi bir kızı öpmekte kesinlikle zorlanmazlardı. Üstelik o öpücüğe karşılık yapamayacağını söyleyerek ondan kaçmıştı. O zaman aklına kim bilir neler gelmişti, yapamayacağı konusunda ki ısrarını dinlerken. Her şeyi bir kenara bırakmak için derin bir nefes aldı sessizce ve sonunda Dante sorusuna cevap vermişti. İdare eder, her zamanki gibi bu kelimeler her hangi bir sorunun olmadığını gösteriyordu. Peki o neden gözlerinde tam tersi bir ifade seziyordu. Bunu düşünmeden konuşmaya başladı.

“Her zamanki gibi ise iyi olmalısın. Kötü olduğunu hiç görmedim zaten. Bu arada tanıştırmadığım için üzgünüm zaten bana gerek kalmadı”

Konuşması bittiğinde ani bir titreme sardı bedenini hala heyecanlıydı ve tedirgin. Bunu belli etmek istemese de Dantenin varlığı onu heyecanlandırıyordu. Phin’i tutmasının tek nedeni ise boynuna atlamamak için kendini bir yere bağlama isteğiydi. Perisinin bedenindeki her bir titreşimi hissettiğini biliyordu, ama bunu durdurmak imkansızdı. Bir anda kendini Phin’in kolları arasında buldu. Sırtını okşayan eller ve telkin edici sesi onu rahatlatmaya yetmişti. Sanki bir koza içindeki küçük bir tırtıl gibi hissediyordu kendini, güvende. Phin onu bıraktığın da rahatlığı yüzünden belli olmaya başlamıştı. Ama sonra Dante ile göz göze geldiği ilk anda gözlerinde gördüğü şey donup kalmasına neden oldu. Yanıldığını düşündü önce ama sonra yanılmadığını onun konuşmasından ve tavrından anladı. Öfke doluydu gözleri, gizlemek istese de ve sözleri ima doluydu. Gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladı.

“Evet iyiyim Phin sayesinde ve elbette şekerler”

Elindeki şekeri tekrar ağzına götürdü ve yaladı. Lanet şekerin tadını hala alamıyordu ama hala hissettiği tek tat Dante’nin tadıydı. Ona bakarken yediği için tadı daha da fazla hissediyordu. Sonra bir anda Phin’in yanından çekilmesi ile yanlarına gelen kişiye baktı, Rose. Sözlerinin ardından onlara bakarak gülümsedi.

“Evet iyiyim Rose...”

Onun nasıl olduğunu soracaktı ki iki sevgili öpüşmeye başladığında susmayı daha doğru buldu. O anda adımları yavaşça fark ettirmeden Dante’ye yaklaştı. Rose, sevgilisini alarak buradan gitmek istiyordu. Scarlett ise hem perisini yanında istiyor hem de bir yandan Dante ile yalnız kalmak istiyordu ona bir açıklama yapmak zorundaydı. Tavırlarına bakarsa buna mecbur hissetti kendini.

“Phin ben seni tutmak istemem hem şekerlerim de elimde Dante ile lunaparkta eğlenmeye devam edebilirim.”




_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Phin Silent
Toprak Perisi
Toprak Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 230
Kayıt tarihi : 13/06/12
Nerden : İstanbul
Lakap : Serseri peri

MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   Çarş. Ocak 02 2013, 21:29

Phin bir süre olanlara seyirci kalmanın daha iyi olacağı kanaatine vardıysa da çocuğun laflarına karşılık ''Her ne kadar bunun göreceli olma ihtimali olmasa da konu daha fazla uzasın istemiyorum bu yüzden dediğin gibi olsun'' dedi oldukça duygusuz ve düz bir sesle sonra sihirbazına baktı. Aslında çocuğu bozabilirdi fakat onun scarlett için değerli olduğunu hissedebiliyordu. Ne olursa olsun ona güzel bir gün geçirme sözü vermişti bu yüzden susmayı seçti. Ritüelden sonra kazandıkları bir şeyde buydu. Onun hissettiği duyguları hissedebiliyordu. Bu durumdan hoşlanmamıştı ama karışmakta istemiyordu. Çocuğun sihirbazına karşı neler hissettiğini anlamaya çalışsa da şuan yoğun bir öfkeden başka bir şey görememişti gözlerinde sinirli olduğunu hissedebiliyordu. Anlamaya çalıştığı şey neye sinirlendiğiydi. Scarlett’la phin’in bu kadar yakın olmasına olabilir miydi? Dante’yi biraz daha gözlemlemeye karar vererek konuşmasını sessizce dinledi ve onun iyi bir oyuncu olduğuna karar verdi. Kötü görünüyordu. Sinirden çıldırmak üzere olduğu belliydi. Duygularını kontrol edebilseydi eğer yumruğunu o denli sıkmayacağını bildiği için çocuğun sergilediği oyun ve performansa gülümsedi. Sanırım onu tebrik etmeliydi. Bir güzel dövdükten hemen sonra bunu yapabilirdi. Kavgayı çıkartan tarafsa kesinlikle phin olmayacaktı. Çocuk phin’e saldırmak gibi bir aptallığın eşindeydi ve kendiyle uzun süre savaşamayacağını görüyordu. Her an phin’e saldırabilirdi. Onun aksine gayet sakin olan phin sihirbazının endişesini gördüğünde onu rahatlatmak için ona sarılıp birkaç telkin edici söz söyledi. Tamda o an çocuğun gözlerinde gördüğü kıskançlıkla beraber yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi. Dante’nin hala kendini tutabiliyor olmasına şaşırsa da belli etmedi. Sonrasında aralarında geçen konuşmalara sessizce tanıklık etmekle yetindi.Tanıdık bir aura hissetmesiyle dikkati dağılmıştı phin’in onları dinliyormuş gibi görünse de aslında az önce hissettiği ve rose’a ait olduğundan emin olduğu auranın sahibini aramaya başlamıştı gözleri… Çok geçmeden rose’un o sevdiği kokusu burnuna dolduğunda gülümsedi. Her ne kadar orda olsa da dünyayla bağlantısı çoktan kesilmişti. Odaklandığı tek şey sevgilisiydi.

Sonunda gözleri sevgilisinin gözleriyle buluştuğunda yüzündeki gülümseme daha da yayıldı. Kalbi deli gibi çarpmaya başlamıştı yine bu kadına deliler gibi aşıktı ve o yanındayken ondan başka bir şey düşünemiyordu. Rose’un koluna girmesiyle ''Bize katılmana sevindim '' dedi. Peri kızının onu kendine çekip öpmeye başlamasıyla oda rose’un belinden tutup kendine doğru çekerek büyük bir aşk, tutku ve özlemle öpmeye başladı. Sihirbazının yanında olmasını umursamıyordu çünkü scarlett’ın bunu anlayışla karşılayacağından emindi. Dahası şuan onu düşünecek durumda da olduğunu da sanmıyordu. Bitmez bilmeyen görevler ve sihirbazlara karşı sorumluluklar derken aynı evin içinde olmalarına rağmen eskisinden daha az görüşmeye başlamışlardı ve phin sevgilisini çok özlemişti. Rose’la uzun bir süre öpüştükten sonra nefessiz kaldığı için kendini rose’dan istemeyerek de olsa dudaklarını ayırdı fakat ona sarılmayı bırakmamıştı. Rose’un bedeni hala phin’in bedenine dayalıydı. Bir elini rose’un yanağına koydu ve küçük bir öpücük bıraktı dudaklarına sonra gülümseyerek ''Seni çok özledim hayatım'' dedi. Rose’un dediklerinden sonra düşünceli bir şekilde ''Ben…'' diye konuşmaya başlamıştı ki sevgilisinin kulağına fısıldamaya başlamasıyla cümlesi yarım kalmıştı. Yüzünde çapkın bir gülümsemeyle peri kızına baktıktan sonra gözlerini sihirbazının gözlerine dikerek ''Senin için sorun olur mu scarlett? Biliyorum sana sözüm vardı ama günün geri kalanına arkadaşınla devam etsen? Tabi eğer gitmemi istemezsen anlarım. Lunaparkta rose’la birlikte seninle vakit geçirerek eğlenebiliriz hep beraber'' dedi. Scarlett’ın cevabından sonra rose’u bırakıp sihirbazına son kez sarılıp yanağına masum bir öpücük kondurduktan sonra ''Sonra görüşürüz küçüğüm kendine dikkat et ve eve gecikme tamam mı?'' Rose’un yanına gidip onu belinden tutup kendine çekip sarılarak scarlett’a iyi eğlenceler diledikten sonra gitmek için birkaç adım attıktan sonra durarak sihirbazına döndü ve oldukça ciddi bir ses tonuyla ''Eğer kötü bir şey hissedersen ya da sana tuhaf gelen şeyler olursa veya seni rahatsız eden herhangi bir şey hemen beri ara scarlett '' dedi. Sonrasında sevgilisinin belinden tutarak onunla birlikte lunaparktan ayrıldı.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dante Drake
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 227
Kayıt tarihi : 01/11/12
Yaş : 29

MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   Çarş. Ocak 02 2013, 23:42

Scarlett’ın söylediklerine sadece alaycı bir şekilde gülümsedi. Aslında buna ‘Ya evet o kadar iyiyim ki kalbimin acısından ölüyorum’ demek istemişti fakat son anda diline hakim olmayı başararak susmuştu. Aşık olduğu kızın seni hiç kötü görmedim demesiyle durgunlaştı. Alaycı gülümsemesi belli belirsiz bir hal aldı. İçinden ''Demek iyi bir oyuncuymuşum'' diye geçirdi. Adının phin olduğunu öğrendiği kişinin konuşmalarını görmezden gelmişti. Sanki o yokmuş gibi davranıyordu. Bunun karşısındaki adamı sinir edeceğini biliyordu. Gözlerini adamın gözlerine dikerek herhangi bir sinir ya da öfke görmeyi bekledi fakat phin’in bu nedense umurunda olmamıştı. Bu dante’yi daha çok sinir etti. O sırada scarlett’ın phin sayesinde iyiyim demesiyle artık çileden çıkarak kıskançlık ve öfkeyle ''Bu anlaşılıyor zaten görebiliyorum söylemene gerek yoktu'' dedi. Ses tonunu ve tavrını kontrol edemediğini fark edince kendine içinden küfretti. Ne zaman bu kadar zayıf biri olmuştu? 19 yıl boyunca bir kez bile kontrolünü kaybetmeyen dante şuan kontrolünü kaybediyordu. Doğru düzgün düşünemiyordu ve bedeni ile beyninin kontrolünü yavaş yavaş elinden gittiğini hissediyordu. Gözlerini kapatıp birkaç derin nefes aldı. Güçlü olmalı ve kontrolünü yitirmemeliydi. Hemen toparlanmalı ve sakin yanıtlar vermeye başlamalıydı. İçinden ''Lanet olsun dante topla kendini'' dedi kendine bu kızın aşkı onu gerçekten değiştirmişti. Şuan kendini tanıyamıyordu. Tam artık dayanamayarak ''Yeter artık'' diye homurdanarak kontrollü olmaya çalışmayı bıraktı. Şuan yapmak istediği tek şey karşısındaki adamın yüzünü dağıtmaktı. Bunu gerçekleştirmek için ona doğru bir adım atmıştı ki. Phin denen adamın koluna sarışın ve oldukça güzel bir kızın girmesiyle duraksadı.

Bu kızda kimdi? Neden scarlett’ın sevgilisinin koluna giriyordu? Scarlett neden bu duruma tepki vermiyordu? Tanrı aşkına burada neler oluyordu?Dante kızın kim olduğunu anlamaya çalışırken sonradan gelen ve adının rose olduğunu öğrendiği sarışın kadının phin denen adamın dudaklarına yapışmasına şaşkınlıktan gözleri büyüdü.Bu kadarı dante için bile fazlaydı. Scarlett’ın gözlerinin önünde başka bir kız sevgilisini öpüyordu. Scarlett ise bundan bir gram bile rahatsız olmuşa benzemiyordu. Hatta onları gülümseyerek izliyordu. Phin denen adamda scarlett’ı unutmuş ve rose denen kadının dudaklarında kendini adeta kaybetmişti. Kafası iyice allak bullak olmuştu. Scarlett’la phin sevgili değil miydi? Scarlett’ın bir abisi olmadığını biliyordu. Kuzeni de hatırladığına göre kızdı peki bu adam kuzeni ve sevgilisi değilse kimdi? Arkadaş olmalarına imkan yoktu aralarındaki yakınlık arkadaş veya dost olmadıklarını yeterince net bir şekilde gösteriyordu. Peki aralarındaki ilişki o zaman neydi? Aralarında geçen konuşmaları sessizce dinledi. Anladığı kadarıyla phinle rose sevgiliydi. O kısmı çözmüştü. Phin scarlett’la sevgili değildi, arkadaş ya da dostta değildi. Öz abisi yada kuzeni olmadığı da açıktı peki neydi? Rose ve phin yanlarından ayrılır ayrılmaz scarlett’a dönerek ''Phin senin neyin? Arkadaşın veya dostun olmadığı açık fazla samimisiniz kuzenin olmadığını biliyorum yanlış hatırlamıyorsam senin kuzenin kızdı. Sevgilin sanmıştım ama sanırım sevgilinde değil yani o kızın onu öperken herhangi bir kıskançlık tepkisi göstermedin'' diye sordu. Sonra sinirle ''Lanet olsun sana karşı olan duygularım düzgün düşünmemi engelliyor hiçbir şey düşünemiyorum ve kafam çok karışık daha önce hiç hissetmediğim duygularla başa çıkmak çok zor ve ben fena halde bocalıyorum'' diye ekledi. Gözlerini kapatıp birkaç derin nefes aldı. Gözlerini açarak ''kafam allak bullak oldu.'' dedi.


_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 24
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   Perş. Ocak 03 2013, 00:29

Phin ve şekerlerin yardımı ile iyi olduğunu dile getirdiğinde Dante’nin alaycı gülümsemesine hiç bir anlam veremiyordu. Gerçekten derdi neydi? Bu kadar sinir yapması için Scarlett ortada hiç bir neden göremiyordu. Belki de sadece basit düşünmesi yeterliydi, ama düşünemiyordu işte. Aklı hep başka bir yerdeydi. İçten içe ne yapması gerektiğine karar vermeye çalışıyordu. Yanında Phin olmasa belki yine arkasına bakmadan orayı terk edecekti ama işte Phin ona güç vermesinin yanında onu orada tutan şey de oluyordu. Kendini güçsüz hissediyordu, savunmasız ve tamamen Dante’ye ait. Bu düşünce içini titretti ve aynı anda Dante’i duyduktan sonra içini titreten düşünce bir başka düşünce ile yer değiştirdi. Onu tersleyerek konuşmaya başlamıştı. O ise bu cümleye hiç bir şekilde cevap verme gereği bile duymadı. Dante fazlaca agresif davranıyordu. O an acaba bir şeyler olmuş olabilir mi? Diye düşündü. Yine kendi açısından bakmıyordu, duruma. Sadece onun canını sıkan bir durumun ardından karşılaşmış olabilecekleri aklına geldi hepsi bu. Phin’in durumu ise daha tuhaftı. Hislerinde bu durumdan zevk aldığını hissediyordu. Dante’nin bu hali onu gerçekten eğlendiriyor gibiydi. O an düşündü, tüm o yakınlık tamam sarılması ona gerçekten iyi gelmişti. Phin’in yakınında olmak bile iyi hissetmesine neden oluyordu zaten. Ama şu an onlara bakan sıradan biri ne düşünürdü, onların sevgili olduğunu. Şu an bu düşünce ona öyle komik geliyordu ki Phin ile sevgili olmaları yani. Ama durum buydu işte Dante de onu istemiyor olmasını Phin’in varlığına bağlayabilir miydi? Eğer durum buysa bu tüm davranışlarını açıklamaya yeterdi. Perisi ile onu sevgili sandığı için şu an kıskançlık yapıyordu. Bunu anladığı ilk anda yine nefes almayı unuttu. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Eğer gerçekten Dante onu kıskanıyorsa o halde ona aşık olmalıydı? Sıradan biri olsa onu neden kıskansındı ki. Yüzünde oluşan gülümseme ile bir açıklama yapmak istedi. Ama ortama Rose’un dahil olması tüm dile getirmek istediklerini geri plana atmasına neden oldu. Rose ve perisi arasında ki küçük aşk gösterisinden sonra Rose'un sevgilisi ile vakit geçirmek istemesini anlayışla karşıladı. Zaten istediği buydu yani kısmende olsa hala Phin'i istiyordu. Onunla olduğunda bazı şeyler daha kolay olabilirdi ama bu konunun üstesinden tek başına gelmeliydi. Rose ve perisi yanından ayrılırken arkalarından bakarak gülümsemeye devam etti. Sonra ise asıl kişiye odaklandı. Dante'ye.

Yalnız kaldıkları ilk anda boğazının kuruduğu hissetti. Lanet olsun düşüncelerini kelimelere dökmek neden bu kadar zordu. O konuşmak için uğraş verirken Dante konuşmaya başladı bile. Her bir kelime haklı olduğu gösteriyordu. Gerçekten perisi ile onu sevgili sanmıştı ve bu öfkesi kıskançlıktan doğan bir şeydi. Tam ağzını açacakken bu sefer Dante sinirle tekrar konuşmaya başladı. Sözlerinden sonra, yanlış duymamıştı dimi ona olan duygularının kafasını karıştırdığını söylüyordu. Tıpkı şu an onun da duygularından ötürü konuşamaması gibi. Gülümseyerek Dante'nin elini tuttu.

"Merak etme Dante sana her şeyi anlatacağım. Bir açıklamaya ihtiyacın olduğu ortada, ama önce beni izle"

Onu peşinden sürükleyerek lunaparkın yakınındaki ağaçlık alana götürdü. Buraya daha önce Phin ile gelmişti. Rose ile neredeyse ayrılmalarına sebep olan olaydan hemen sonra. Şimdi ise burada Dante ile beraberdi. Söyleyeceklerini duyabilmesi için sessiz bir yer gerekliydi. Burası lunaparka yakın olmasına rağmen sessizdi ve gözlerden uzak. Ona bakarken hala elini tutuyordu, bırakmak ise hiç istemiyordu. Zaten sırf bu yüzden elini bırakmadan konuşmaya başladı.

"Dante ben üzgünüm, beni öptüğün gün sana öyle davranmamalıydım. Ben sadece korktum. Bir kaç ay önce berbat bir ilişki yaşadım ve tam da bu lunaparkta terk edildim. Sırf bu yüzden sana karşı hissettiğim duygular beni korkutmaya başladı. Tekrar aynı şeyler olsun istemedim, çünkü sahip olduğum kalp kırıklığı sadece beni değil etrafımdakileri de gücüm yüzünden berbat durumlara soktu."

Konuşurken sesi titriyordu. Yinede şimdiye dek oldukça iyi gitmişti. Şimdi ise itiraf etmesi gereken şeyler vardı. Ona biraz daha yaklaştı, gözlerinin içine bakıyordu. Konuşmak zordu ama başarmalıydı. Kalbi deli gibi atıyordu.

"Phin'i merak etmiştin. O benim perim Dante onunla aramızda abi kardeş ilişkisine benzer çok yakın bir ilişki var o bana gerçekten iyi geliyor. Beni korumaya çalışıyor, dediğim gibi bir abi gibi ve onun zaten bir sevgilisi var, Rose. Hem ayrıca Rose olmasa bile onunla asla sevgili olamam çünkü kalbim bir başkasına ait... Sana..."

Cümlesi biter bitmez Dante'ye daha fazla sokuldu. Çok geçmeden içindeki tutkuya daha fazla karşı koyamadan onun dudaklarını öpmeye başladı. İstedi mükemmel tat işte buradaydı, Dantenin dudakları. Çok şeker yediği için dudakları hala yapış yapış ama bunu umursamadı. Dudakları birbirlerine yapış kalsana umurunda olmazdı. Öpücük derinleşirken ellerindeki şekerler yere düştü. Elleri boş kalır kalmaz, Dante'yi sardı ve onu kendine daha fazla bastırarak öpmeye devam etti.


_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dante Drake
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 227
Kayıt tarihi : 01/11/12
Yaş : 29

MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   Cuma Ocak 04 2013, 22:49

Dante ağzından çıkan sözlerin farkına vardığında artık yapacak bir şey kalmamıştı. Her şeyi söylemişti üstelik pişmanda değildi. Gizlemeye hiç çalışmamıştı ki zaten onu öptüğü gün bunu gizlemekten vazgeçtiği gün olmuştu fakat reddedildiği için unutmaya çalışmıştı. Tabi onu da becerememişti ya bu kısma girmek istemiyordu. Sakin olup aklını toparlamalı ve bir an önce düzgün düşünmeye başlamalıydı. Aklını kurcalayan kim bu phin sorusunu görmezden gelmeye çalışsa da olmuyordu ve bu tüm dengesini bozuyordu. Scarlett’tan hala bir cevap bekliyordu. Tanrı aşkına neden bu kadar bekliyordu. Düşünecek ne vardı bu kadar ona kolay bir soru sormuştu değil mi? Phin senin neyin? Kısa, net ve kolay bir soruya cevap vermek neden bu kadar uzun sürüyor aynı zamanda da zor oluyordu ki… Zaten harap olan sinirleri biraz daha yıpranırken Scarlett’ın gülümseyerek elini tutmasıyla zaman durmuş ve zihni boşalmıştı bir anda hiçbir şey düşünemez olmuştu. Bunu fark ettiğinde kendine kızdı. Böyle olmaması gerekiyordu. Cevabını alması gereken sorular vardı. Şuan onun o bir türlü aklından çıkmayan dudaklarının tadına odaklanmanın hiç sırası değildi. Scarlett’ın cümlesinin ardından etrafa göz gezdirdikten sonra sıkıntıyla nefesini dışarı üfleyerek''Tamam zaten burası konuşmak için pekte ideal bir yer değil'' diyerek onunla yürümeye başladı. Lunaparkın yanındaki ağaçlık bir alana geldiklerinde durmuşlardı. Dante etrafa kısa bir göz gezdirdikten sonra gözlerini kızın gözlerine dikerek ''Seni dinliyorum'' dedi. Scarlett’ın eli elinde olduğu için yerinden çıkacakmış gibi atan kalbini ve heyecanını görmezden gelmeye çalışarak… Konuya onu öptüğü günden girmesiyle derin bir nefes aldı. Bu konuyu konuşmak istemiyordu. Aklından bir türlü çıkmayan reddedildiği konusunu birde konuşarak ekstra bir can sıkıntısına ihtiyacı yoktu. Scarlett’ın korktum demesiyle kendisinin bile anlayamadığı bir hızda ''Neden?'' diye sormuştu. Sonra birkaç dakikadır tuttuğu nefesine dışarı üflerken ''Neden korktun?'' diye sordu. Bunu gerçekten merak etmişti. Ölümle yaşamı elinde bulunduran bir kızın hiçbir şeyden korkacağını düşünmüyordu.

En azından düşünmemişti şimdi onunda korkularının olduğunu öğreniyordu. Kızın terk edildim demesiyle kendine engel olamayarak ''Çocuk tam bir ahmakmış'' dedi. Sonra lafa karıştığını fark ederek ''Üzgünüm bölmek istememiştim. Lütfen devam et'' dedi. Sana karşı hissettiğim duygular mı demişti o? Zar zor düzene soktuğu kalp ritmi tekrar bozulmuştu. Hissettikleri tek taraflı değildi demek… Boğazı kurumuştu. Konuşmak istiyordu ama yapamıyordu. Nefes almak bile zorlaşmıştı onun için zar zor ''Seni anlıyorum'' diyebildi. Sonrasında hala merak ettiği konular olduğu için sessizliğe gömüldü. Phin denen adamın kim olduğu hala büyük bir merak konusuydu onun için scarlett’ın Phin demesiyle diğer her şeyle ilgisini kesip tüm dikkatini bu konuya verdi. Phin’in kim olduğunu öğrendiğinde fark etmese de büyük ölçüde rahatladı. Bu arada tahmininde yanılmadığını da öğrenmişti. Rose gerçekten phin’in sevgilisiydi. Scarlett’ın son cümlesiyle nefesinin kesildiğini hissetmişti. Kalbinin başka birine ait olduğunu söylemişti. Bu onun için zor olsa da ''Kime?'' diye sordu. Aldığı cevap karşısında içini büyük bir sevinç kaplamıştı. Bu mutluluğu kelimelerle tarif edemezdi. Ne diyeceğini bilemiyordu. Scarlett’ın söyledikleri bir anda tüm düşüncelerini dağıtmıştı. Tam konuşmak için ağzını açmıştı ki scarlett’ın o ıslak ve nefes kesici dudaklarını dudaklarında hissetmesiyle zar zor bulduğu cümlelerde aklından uçup gitmişti. Özlediği dudaklara büyük bir özlem ve tutkuyla karşılık vermeye başladı. Bu güzel kıza aşıktı ve oda kendisine bundan daha önemli bir şey yoktu şuan dünya da hatta dünya da onlardan başka kimse yoktu. Öpüşmeleri gittikçe daha da derinleşerek şehvetli bir hal almıştı. Dante’ nin elleri scarlett’ın vücudunun her bir noktasını ezberlemek istercesine yavaşça vücudunda geziniyordu. Scarlett’ın belinden tutup kendine doğru çekerek onun vücudunu kendi vücuduna bastırdı. Normalde artık durması gerektiğini bilse de kendini kaybetmişti. Onun baştan çıkarıcı dudaklarını büyük bir zevkle sömürürken scarlett’ı yavaşça yere yatırdı. Elleri üzerindeki elbisenin altına büyük bir ustalıkla kayarak kızı okşamaya devam ederken öpücüğü dudaklarından yavaşça boynuna kaydı. Dili şahdamarının üzerinde muzipçe bir süre oyalandıktan sonra tekrar doyamadığı dudaklarla buluştu dudakları kendini son anda zar zor durdurarak nefes nefese ''Benim kalbimde sana ait'' dedi .


_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 24
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   C.tesi Ocak 05 2013, 00:00

Öpüşmeleri giderek daha da şiddetli bir hal alıyordu. İçindeki korkudan artık eser kalmamıştı sanki. Kalbi deli gibi karşısındaki kişi için, Dante için çarpıyordu. Dudaklarının tadı, ellerinin dokunduğu bu ten onu giderek daha fazla baştan çıkarıyordu. Dünyadan soyutlanmış gibiydi ve odaklandığı tek şey ise karşısındaki beden. Bedeninin giderek daha fazla ısındığı fark etti. Terlemeye başlamıştı, farkında bile olmadan ve dahasını istiyordu çok daha fazlasını. İlk onu öpen kişi olmasına rağmen Dante'nin bu öpücüğe karşılık vermesi aldığı tadı ve zevki daha arttırdı. Onu kendine çektiği anda bedenleri birbirine adeta kaynaşmıştı. Sanki her iki beden de birbiri için yaratılmış gibiydi. Dante'nin vücudunda gezinen elleri onu hiç bir şekilde rahatsız etmiyordu. Ama bir şekilde etmesi gerekmiyor muydu? Eski erkek arkadaşına rağmen bir erkeğe hiç bu kadar yakın olmamıştı. Tamam onu da öpmüştü ama kendini bu denli savunmasız bir şekilde karşısındaki kişiye verdiğini hatırlamıyordu. Bu da belki de onun farklı olduğunu gösteriyordu ya da gerçekten içindeki tutku onu tamamen ele geçirdiği için durum böyleydi. Kendini şu an tadına doyamadığı dudaklar o kadar çok mahrum etmeye çalışmıştı ki şimdi onlara sahipken sonuna kadar tadını çıkarmak istiyordu. Sevdiği erkeğinde kendinden hiç bir farkı yoktu. Daha ne olduğunu bile anlamadan kendini çimenlerin üzerinde sevdiği erkeği de üstünde buldu. Dante'nin elleri bedeninin her santiminde geziniyordu. Bir erkeğin bedenini altında olmaktan mutlu olacağını daha önce hiç düşünmemişti. Ama şimdi bu duyguyu öyle çok sevmişti ki. Tamamen Dante'e ait olduğunu hissetti daha fazla. Dante'nin elleri elbisesinin altından ona dokunmaya devam ederken şah damarında hissettiği dudaklar ile bedeninde garip titreşimler hissetti. Elleri Dante'nin vücudunu keşfetmeye başlamıştı. Hatta oda Dantenin tişörtünü farkında bile olmadan yukarı sıyırarak çıplak tenine dokunmaya başladı. Dudakları tekrar onun tarafından esir alındığında bir anda durumun çok fazla ileri gittiğini fark etti. Eğer bir şekilde durmazsa bir erkekle yaşayacağı o ilk özel anı burada Dante ile birlikte yaşayacaktı. İşte bu düşünce onu bir anda tedirgin etti. Aynı şeyi Dante de hissetmiş olacaktı ki kendini geriye doğru çekmişti. Ama hala yerdeydiler ve Dante onun üzerindeydi.

"Seni seviyorum Dante"

Konuşmasının altından zor olsa da onu yavaşça iterek üzerinden kaldırdı. Yere oturup kıyafetini düzeltmeye çalıştı ve sonra dizlerini kırarak karnını içeri çekti. Utangaçlığı tekrar yüzüne yansıyordu. O az önce gerçekten Dante ile bu kadar ileri gitmişti. Neredeyse sadece bir kaç dakika daha devam etseler durumun nereye varacağı ortadaydı. Yanakları kıpkırmızı kesildi yine gözlerini kaçırıyordu. Ona bakabileceğinden emin değildi. Derin bir nefes alarak ona bakmadan konuşmaya başladı.

"Dante ben ilk kez bir erkekle bu kadar yakın oldum. Sana sevgilim olduğunu söylemiştim ama onunla aramızda ki tek şey öpüşmeydi hepsi bu ve şimdi seninle olanlar benim için gerçekten çok fazla. "





_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dante Drake
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 227
Kayıt tarihi : 01/11/12
Yaş : 29

MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   Paz Ocak 06 2013, 22:08

Dante’nin elleri scarlett’ın elbisesinin altından önce kalçalarına gitti oradan yavaşça daha yukarılara çıkarak kızın sırtını ve kesinlikle baştan çıkarak dolgun göğüslerine kayarken öpüşmeleri daha da derinleşmişti. Scarlett’ın ellerini teninde hissetmesiyle dudaklarından engel olamadığı bir inleme döküldü. Şuan tek istediği şey bu kızdı. Onu kelimelerle anlatamayacak kadar çok arzuluyordu. Ona ve bedenine muhtaç hissediyordu kendini sanki birkaç saniye uzak kalırsa ölürmüş gibi geliyordu. Bu nefes kesen ıslak dudaklara kendini sonsuza dek esir edebileceğini fark etti. Onun dudaklarından ve teninden başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktu. Bu esirlikten şikayetçi olacağını da sanmıyordu. Uyanan erkekliğini scarlett’ın bedenine bastırdı. Artık zamanın ve mekanın önemi yoktu. Scarlett’ın dudaklarından dökülen inleme olayları daha da ateşli bir hale getirirken birden fark ettiği bir şey geri çekilmesini sağladı. Zor olmuştu ve bunu hiç istememişti fakat scarlett’ın tereddüdü daha ileri gitmesini engellemişti. Onun istemediği ya da pişman olacağı bir şey yapmak istemediği için kendi için tam bir işkence olsa da bu kendini geri çekerek aralarında oluşabilecek her şeyi engellemişti. İtiraf etmesi gerekiyorsa aslında hiç durmak istememişti. Şuan amacına ulaşamadığı için sızlayan erkekliğini görmezden gelmeye büyük bir çaba saf ederek kendini tutmaya çalışıyordu. Scarlett’ın ona tutku ve aşkla karşılık verirken bir anda farklılaşan öpücüğüyle durması gerektiğini fark etmişti. Çok geçmeden nasıl olduğunu anlayamasa da kızın huzursuzluğunu hissetmişti.

Arzudan ve şehvetten kararan gözlerini kızın gözlerine dikerek boğuk bir ses tonuyla onunda kalbinin scarlett’a ait olduğunu söyledi. Kafasını kızın aklından çıkmayan ıslak dudaklarından, dolgun göğüslerinden ve muhteşem kalçalarından uzak tutacak bir şeyler arıyordu. Scarlett’ın konuşmaya başlamasıyla ona ve söylediklerine odaklanmaya çalıştı. Kızın dudaklarından çıkan iki kelime zaten yerinden çıkacakmış gibi atan kalbinin daha da hızlanmasını sağlamıştı. Gülümseyerek ''Bende Seni Seviyorum Scarlett'' dedi. Şuan düşünebildiği daha doğrusu düşünmek istediği tek şey scarlett’ın onu sevdiği gerçeğiydi. Kızın onu itmeye çalışmasıyla bu durumdan rahatsız olduğunu düşünerek kendini yana çimenlerin üzerine attı. Bir gün içinde olanları düşününce arsızca gülümsedi. Onu deli gibi kıskanmıştı ve bir an phin’in ona sarıldığını gördüğünde kalbinin durduğuna yemin edebilirdi. Sonra scarlett’ın sözleriyle yeniden atmaya başlamıştı. İçinde büyük bir mutluluk yüzünde maske olmayan bir gülümseme vardı. Yattığı yerden hızla doğrularak scarlett’ın yani şu andan itibaren sevgilisinin gözlerine bakmak istedi fakat sevgilisinin kızarmış yanaklarından anladığı kadarıyla sevgilisi utançtan gözlerini sürekli ondan kaçırıyordu. Scarlett’ın bu utangaç ve sevimli haline dudaklarını ısırarak gülümsedi. Scarlett’ın söyledikleriyle onun çenesinden tutup gözlerini kendi gözlerine bakmaya zorladı. Sevgilisinin gözlerinin içine baktığında gülümseyerek ''Buna oldukça sevindim. Açıkçası benden önce başka bir erkekle öpüştüğün fikri bile kıskançlık krizlerine girerek öfkeden çıldırmama yetiyor'' diyerek göz kırptı. Ardından onun o tatlı dudaklarına küçük bir öpücük bırakıp geri çekilerek ''Seni anlıyorum ve söz veriyorum sen kendini hazır hissetmediğin sürece bundan daha fazlası olmayacak sevgilim'' diye ekledi.



_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 24
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   Salı Ocak 08 2013, 19:29

Kalp atışları hala düzensizdi. Az önce olanlara hala inanamıyordu. Bir anda kalbinin ona ait olduğunu söylemişti, içinde ki tüm korkuya rağmen. Üstelik her şey sadece sözleri ile ibaret kalmamıştı. Bir anda içinde ki tutku kontrol den çıkmış; dizginlediği, zincire vurduğu yerden kurtulmuş ve onun dudaklarını öpmeye başlamıştı. Dudaklarının tadını hissettiği ilk anda adeta kendinden geçmişti. Kendini ondan uzak tutmasını söyleyen hiç bir düşünce, kaçınılmaz sonu engelleyemedi ve şu an bütün düşünceler ona çok uzaktı. Dante ona karşılık verdiğin de kontrolünü tamamen kaybetti. Hiç alışık olmadığı dokunuşların arasında adeta kendinden geçti. Dante'nin bedeninin altında çimenlerin üzerinde uzanırken tek yaptığı onu delice öpmek ve okşamaktı. İçinde hiç bilmediği bir yanı adeta ondan daha fazlasını talep ederek onu okşaması konusunda teşvik ediyordu. Elleri sevdiği erkeğin teninde gezerken elleri tişörtünün altına kaydı. Hissettiği ten ateş gibiydi ve pürüzsüz ellerini rahatlıkla üzerinde gezdirebiliyordu. Aynı şekilde onun elleri de üzerindeydi, dokunuşlar giderek daha fazla baştan çıkmasına ve alev almasına neden oluyordu. Dante'nin elleri elbisesinin altından kalçalarını ve son olarak göğüslerine ulaştığından dudaklarında bir inilti duyuldu. Kulağına gelen sesin sahibi sanki kendi değilmiş gibiydi. Bedenin de hissettiği her dokunuşa karşılık vermeye başladı bir anda inleyerek ve Dante'ye dokunarak. Bedenini, daha fazla hissetmeye başladığı tutkunun doruğa ulaştı anda bir anda hareketleri yavaşladı. Eğer kendini daha fazla bu tutkuya teslim ederse ona ait olacaktı, sadece bir kaç dakika daha hepsi bu. Bir yanı içten içe tamamen ona ait olmak istiyordu ama mantığı bir anda olanları ve bulundukları yerin farkına vararak hareket etmeye başladı. Onu sevdiğini söylerken bile gözlerinde tutku vardı hala bir anda alev almaya hazır. Sırf bu yüzden üzerinden kalktıktan sonra ona bakmamaya başladı. Zaten nasıl bakacaktı ki çok utanıyordu. Yaptığı bu şeyden. Kıpkırmızı kesilmiş yüzü ile yere oturdu. Dizlerini kırdığında bacaklarını tutarak karnına çekti. Onu sevdiğini söyledikten sonra Dante'nin dudaklarından dökülen sözcükleri anımsıyordu. Dante'de onu seviyordu tıpkı onun da Dante'i sevdiği gibi.

Bir süre sonra sessizlik olduğunda ise bir anda neden geri çekildiğini anlattı ona. Evet daha önce bir sevgilisi vardı, kalbini kıran aşağılık kişi. Şimdi ise o kişi artık hayatında yoktu, aslında artık düşüncelerinde bile yoktu. Her şeyden sonra içinde sadece bir korku bırakmıştı. Bu korku da güvensizliği doğurmuştu, karşı cinse. Şimdi ise içindeki korkuya lanet etti. Korku o kadar büyüktü ki neredeyse ona karşı kaybedecekti, Dante'i kaybedecekti. Şimdi ise onun yanında olduğunu ve olmaya devam edeceğini biliyordu. Dante'ye hala bakamıyor olsa da aşık olduğu kişi ondan sadece bir kaç santim uzaktaydı. Derin bir nefes alarak havayı içine çekti. Hava Dante gibi kokuyordu öyle hoşuna gitmişti ki. Sonra bir anda hareketlilik hissetti. Çenesini kavrayan eller den sonra ona bakmaya başladı. Gözlerinin içine bakıyordu. Gözleri, gördüğü ilk andan beri aklında yer etmişti. Bu gözlere bu şekilde bakabilmeyi istemişti hep şimdi ise buna sahipti hatta daha fazlasına. Baktığı gözlerde adeta onun ruhunu görüyordu ve aşkını. Sözleri onu mutlu etti, içinden 'Kıskanç sevgilim" dedi. Evet artık Dante onun sevgilisiydi.

"Memnun olmana sevindim. Demek ki kıskanç bir sevgilim var öyle ki beni perim den bile kıskanıyor hatta çoktan adını unuttuğum kişiden bile"

Evet doğru söylemişti, onun artık adı bile yoktu. Tek bildiği kişi Dante olmuştu. Dudaklarında dudaklarını hissettiği kişi. Kısa öpücük sonrası duydukları yine kızarmasına sebep oldu ve aynı zaman da mutlu etmişti onu. Dante'nin şu an bile ne kadar istekli olduğunu görebiliyordu. Yine de kendini bir şekilde tutuyordu, sadece Scarlett istediği için. Bunun çoğu erkeğin yapamayacağını düşünüyordu. Aynı tutku ve istek kendinden de vardı. Ama o içindeki tüm tutkuya rağmen böyle bir yerde onun olmak istemiyordu. O ilk özel anı şu an yaşamak istediği tek bir kişi vardı ama bunun için zaman gerekliydi.

"Sana güveniyorum sevgilim. Şimdi buradan gitsek iyi olacak beni eve bırakırsın sanırım. Zaten birazdan Phin aramaya başlayabilir, elbette meşgul değilse."

Yüzünde kocaman bir gülümse ile yerinden kaktı ve Dante'ye doğru yürüdü. Oda ayağa kalktığın da koluna girerek yanağına masum bir öpücük koydu. Gözleri Dante'nin dudaklarına kaydı. Kendilerini kaybettiği dakikaların izlerini taşıyordu sanki kızarmışlardı. Kendi dudakları da büyük ihtimalle onun gibi olmalıydı. Hatta belki daha fazla...







_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dante Drake
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 227
Kayıt tarihi : 01/11/12
Yaş : 29

MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   Cuma Ocak 11 2013, 19:01

Dante içindeki arzuyu zorlukla bastırıyordu. Bir yanı durduğu için kendine lanetler savururken diğer yanı bunun en doğrusu olduğunu söylüyordu. Ona aşıktı. Bu kız onun için değerliydi ve eğer bunun için zamana ihtiyacı varsa kendisi için her ne kadar tam bir işkence olsa da ona bu zamanı tanıyacaktı. O hayatına giren diğer kızlar gibi değildi ve elinden geldiğince bunu ona hissettirmekte kararlıydı. Onun düşünceleri ve ne hissettiği dante için önemliydi. Bu yüzden bu konuda üzerine gitmeyecek ya da onu herhangi bir şekilde zorlamayacaktı. Hayatında ilk defa tek düşündüğü bir kızı yatağa atmak değil onun duygularıydı ve bu değişikliği sevmişti. Aşık olmak güzel bir duyguydu. Aşkın ömrünün kısa olduğunu bilmesine rağmen bunun kısa sürmemesini umuyordu. Sevgilisinin gözlerinin içine bakarken içinde engelleyemediği bir endişe çoktan içini kemirmeye başlamıştı. Bu mutluluğun sonsuza kadar sürmesini istiyordu ve şimdiye kadar gördükleri ile bildikleri onun rahat bir nefes almasını engelliyordu. Sevgilisinin ilk cümlesinden sonra gülümseyerek ona daha da yaklaştı alnını onun alnına dayayarak ''Ben oldukça kıskanç biriyimdir. O adını unuttuğun ve bir daha asla hatırlamanı istemediğim kişi de dahil olmak üzere seni tüm erkeklerden kıskanıyorum. Sana gereğinden fazla yakın duran o perinden de seni kıskanıyorum evet aslında işin aslı yanında benden başka bir erkek görmeye tahammül edemiyorum'' dedi. Ardından kendi dudağını ısırarak çapkınca gülümsedi ve ''Bence o ismini unuttuğun kişinin hayatında olduğunu bile unut'' diye ekledikten sonra onu öptü. Dante scarlett’ın sözlerinden sonra somurttu. Ondan ayrılmak istemiyordu fakat haklı olduğunu da biliyordu. Daha geç olmadan eve gitmeliydi. Scarlett’ı ailesi merak edebilirdi ve aralarında abi kardeş ilişkisine benzer bir ilişkileri olduğunu öğrendiği perisi de dediği gibi onu her an aramaya başlayabilirdi. Ondan korkmuyordu fakat scarlett için onun oldukça önemli olduğunu biliyordu. Sevgilisinin ona bakarken gözlerinde oluşan parıltıyı görmüştü. O periyi abisi gibi seviyor ve ona oldukça değer veriyordu. Bu yüzden o periyle tartışmak istemiyordu. Derin bir nefes alıp sıkıntıyla verdikten sonra ayağa kalkarak ''Senden hiç ayrılmak istemiyorum ama sanırım haklısın… Seni artık evine bıraksam iyi olacak hem ailen seni merak eder gecikirsen hem de o perin olacak abi bozuntusu seni aramaya başlar buna eminim çünkü senin için fazla endişeleniyordu'' diyerek sevgilisinin belinden tutarak kendine çekti ve bir eli onun belindeyken yürümeye başladı. Bir yandan da onu arabasına doğru yürütüyordu. Arabasına vardıklarında önce scarlett’ı arabaya bindirdi. Ardından kendi de direksiyona geçerek scarlett’ın evine sürdü. Bu kez scarlett yol tarifi yapmadan zaten ilk gittiğinde ezberlediği yere doğru hızla sürdü. Scarlett’ın evine geldiklerinde derin bir iç çekerek ''Evet sanırım ayrılma vakti neyse ki yarın okulda görüşeceğiz seni seviyorum sevgilim. Kendine dikkat et görüşürüz'' diyerek scarlett’ı son kez dudaklarından öpüp geri çekildi. Sevgilisinin eve girişini izledikten sonra derin bir nefes aldı ve arabasını son hız bir bara sürdü. Biraz içkiyle bunu kutlamalıydı.



_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Kaderin Oyunu   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kaderin Oyunu
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Bobberman Atom Bombası msn dondurucu
» Türkler Tabu Oynarsa(Kelime Bilme Oyunu) xDxD
» ÜSTTEKİNİN NEYİNİ BEĞENDİN OYUNU

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Festivus Lunaparkı-
Buraya geçin: