AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Karanlık Gelecek

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Misafir
Misafir



MesajKonu: Karanlık Gelecek   Ptsi Şub. 04 2013, 15:33

Karanlık onu yavaş yavaş ele geçiriyordu. Hiçbir şey hissettirmeden, normal bir şeymiş gibi... Erkenden farkına varmalıydı bunun; fakat hissedememişti ki. Eğer hissetseydi belki de bu duruma düşmeyecekti. Son zamanlarda herkesten uzaklaşmıştı. İnsanlarla ne konuşmak istiyor ne de kendisine yardım etmelerini istiyordu. Sadece yalnız kalmak istiyordu. Aslında Andrew'un yanında olmak istiyordu şu an. Ondan başkası anlamıyordu Daphne'yi. Daphne'nin neler hissettiğini, neler yaşadığını sadece Andrew anlıyordu. Belki de bu yüzden ilk karşılaştıklarında onun diğer erkeklerden çok farklı olduğunu hissetmişti. Bu karşılaşma çok sıradan bir şekilde gerçekleşmişti. Bir gün Daphne okula geç kaldığı için yetişmeye çalışırken Andrew ile çarpışmışlardı. Bütün kitapları yere saçılmıştı Daphne'nin. Andrew ise ona kitaplarını toplamasında yardımcı olurken çok kısa bir an için birbirlerinin gözlerine bakmışlardı . İşte o andan itibaren Daphne Andrew'a yavaş yavaş aşık olmaya başlamıştı. O günden itibaren neredeyse her gün birlikte vakit geçiriyorlardı. Andrew ise bir cadıydı ve Daphne'ye bunu henüz söylememişti. Ama Daphne'ye neden en güçlü sihirbazlardan biri olmaya çalışmadığını sormuştu. Daphne de bir süredir en güçlü olmak için neler yapması gerektiğini düşünüyordu. Kolay yoldan güçlü olmanın yollarını arıyordu. Sürekli çalışmaktan sıkılmıştı artık. Güçlü olmak için kolay olan her şeyi yapabilirdi. İster iyi ister kötü olsun. Karanlık tarafı da zaten burada devreye giriyordu. İşte Andrew da sürekli olarak bunları hatırlattığı için neden Morgana'nın tarafına geçmediğini soruyordu. Daphne ise kendinde bu cesareti göremiyordu. Morgana'nın tarafının çok tehlikeli olduğunu biliyordu; ama en güçlü olmak için de buna mecburdu. Kendisine kötülük edenlerden intikamını almak, sihirbazları avlamak isteyen cadılara günlerini göstermek, en önemlisi de artık gerçek kimliğini saklamak zorunda kalmak istemiyordu. Şmdilik akademide özgür sayılırdı; ama bunun ne zamana kadar devam edeceğinden emin değildi. Tüm bu istediklerini yapabilmek için Morgana' nın tarafına geçmesi gerekiyordu. Bu akşam Dean Ormanı'nda Andrew ile buluşarak neler yapmaları gerektiğini konuşacaklardı. Özellikle buluşma yerlerinin orman olmasını kimsenin onları rahatsız etmesini istemediğinden seçmişti. Gündüz yapılan kısa bir telefon görüşmesinin ardından nerede ve ne zaman buluşacaklarına karar vermişlerdi.

Andrew ile vakit geçireceği zaman eli ayağına dolaşıyordu, kalbi heyecandan yerinden çıkacakmış gibi hissediyordu. Andrew'a sırılsıklam aşık olduğunu biliyordu. İlk defa başına böyle bir şey geliyordu ve bundan hiç de şikayetçi değildi. Aksine aşık olduğu için kendini çok şanslı sayıyordu. Arkadaşlarının ya da ailesinin Andrew'dan haberleri yoktu. Kimsenin Andrew'u öğrenmesini istemiyordu. Nedenini bilmiyordu; ama sanki Andrew'u öğrenirlerse Daphne'yi ondan tamamen koparacaklarmış gibi hissediyordu. Gece yarısı buluşacaklardı. Üstüne eline ilk geçirdiği kıyafetleri giyip ormana doğru yola koyuldu. Orman çok sık çalılıklarla çevrili olduğundan kıyafetlerinin bir kısmı bölük pörçük olmuştu; ama bunu umursamıyordu. Şu an umursadığı tek şey Andrew ile buluşmalarıydı ve de ona sımsıkı sarılmak. Buluşma noktasına vardığında sabırsızlıkla onu beklemeye başladı. Yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Andrew ile buluşacağını düşündükçe daha da yayılıyordu yüzüne. En sonunda çalılıklardan bir çıtırtı duydu ve hemen arkasını döndü. Ama karanlıktan dolayı göremediği karaltıyı biraz daha yakınına sokulunca yeterince seçebiliyordu artık. Yüzündeki gülümseme yerini öfkeye bırakmıştı. Karşısındaki kişi Andrew değil, tam aksine şu an en son görmek istediği kişilerden biriydi.


En son Daphne Warner tarafından C.tesi Şub. 09 2013, 21:37 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   Çarş. Şub. 06 2013, 14:31

Alexis İnfinityde yaptığı kısa bir gezintinin ardından eve gitti. Daphneyi aradı, evde yoktu. Nerede olabilirdi? Bugünler de Daphnede bir şeyler vardı. Ona bir şey olmuştu. Çok ilginç davranıyordu. Alexis en yakın arkadaşına ne olduğunu çok merak ediyordu. Onu kaybetmeyi göze alamazdı. Mutluydu çünkü ve bununda bozulmasını istemiyordu.

Alexis bunları düşünürken bir yandan kendine bir yemek hazırladı. Belki Dapnede gelir hem birlikte yer hem de biraz konuşurlar diye düşündü Alexis. Uzun süre bekledi ama Daphnenin geleceği yoktu. Alexis tek başına yedi yemeğini. Sonra içeri, bilgisayarın başına geçti. Bu sırada Daphne gelmişti. Alexis onu karşılamak için kapıya gitti ama geç kalmıştı. Daphne çoktan odasına girmişti. Alexis Daphneyi yalnız bırakmaya karar verdi. Sonuçta eğer Daphne iyi olsaydı mutlaka içeri gelir en azından Alexise selam verirdi. Bunun için onu yalnız bırakmanın en iyisi olduğunu düşündü ve tekrar az önce olduğu gibi bilgisayarın başına geçti. Alexisin içi içini yiyordu. Acaba Daphneye neler oluyodu? Neden bu kadar soğuktu? Yoksa Nathanın ona yaşattıklarının acısını mı çıkarıyordu? Bunları öğrenmenin tek bir yolu vardı; gidip Daphneyle konuşmak. Alexis Daphnenin kapısına gitti. Tam kapıyı açıyorduki içeriden konuşma sesleri duydu. Daphne telefonla konuşuyor olmalıydı. Ama kiminle? Nathan olamazdı. Alexis Daphnenin babasıyla konuştuğunu düşündü ve onu rahatsız etmek istemedi. Tam içeri gidecektiki Daphnenin "orman" dediğini duydu. Ne ormanıydı bu babasıyla neden bu konu hakkında konuşsun ki. Yakın zamanlarda ormanla ilgili bir olayda yaşamamışlardı. Bunun arkasında mutlaka bir şey olmalıydı. Alexis merakına yenik düşüp kulağını kapıya dayadı ve Daphne ve gizemli kişinin konuşmasını dinlemeye başladı. Andrew mi? Oda kimdi şimdi? Alexis bunların cevabını bekliyordu. Daphnenin konuşması bitince onada soracaktı onun kim olduğunu. Biraz daha dinledikten sonra her şey netlik kazanmıştı. Andrew denen bu kişi bir büyücüydü ve Daphneyi Dean ormanına çağırıyordu. "Orman" kelimesinin sırrı çözülmüştü. Ama ormanda ne işleri vardı? Neden bir kafede veya başkabir yerde buluşmuyorlarda bir ormanda buluşuyorlardı? Bu iş çok karışıktı ve Alexis bunun tehlikeli olduğunu hissediyordu. Arkadaşını korumalıydı. Bu Andrew her kim olursa olsun Daphneye karşı bir tehlikeydi ve görünen o ki çoktan Daphneyi kandırmayı başarmıştı.

Alexis Arkadaşına bir şey olsun istemiyordu bunun için bir şeyler yapmalıydı. Alexis yapabileceği tek şeyi biliyordu. Ama bunu yapamazdı çünkü yakalanma riski vardı. Ama yapacak başka bir şeyde yoktu. En azından Alexisin aklına gelmiyordu o an. Alexis Daphneyi takip edecekti. Ama daha önce bu konu hakkında hiçbir tecrübesi yoktu. İşi kesinlikle eline yüzüne bulaştıracaktı bundan emindi. Ama yinede yapmalıydı. Alexis bütün geceyi bunları düşünerek geçirdi. Sonunda bir sonraki güne girmişlerdi. Daphne çoktan hazırlanmıştı. Alexis pot kırmamak için o gün hiç Daphnenin karşısına çıkmadı. Gizlice hazırlandı ve Daphnenin çıkmasını bekledi. Daphne çoktan kapıya gitmiş ve ayakkabılarını giymişti. Alexis Daphnenin bir alt kata inmesini bekledi ve o indikten sonra hemen ayakkabılarını giyip onun peşinden gitti. Alexis caddeye indi ve hemen ardından bir taksiye atlayıp şöföre Dean ormanına gitmesini söyledi. Kısa bir yolculuğun ardından ormana gelmişti. Daphneyi gördü ve onu takip etmeye devam etti. bir süre sonra Daphne durmuştu. Andrewi bekliyor olmalıydı. Alexiste bir çalının arkasından onu izliyordu. Her yer karanlıktı, Daphneyi çok zor seçebiliyordu. Daphne gülümsüyordu. Belki Andrew onu mutlu eder diye düşündü Alexis ama buna hiç inanasıda gelmiyordu. Bunun için devam etmeliydi. Alexis birden dengesini kaybetti ve düşmemek için bir ayağını geriye attı. Ne yazıkki o tedirginlikle arkasındaki kuru dalları unutmuştu. Kuru bir dala bastı ve bir çıtırtı sesi çıktı. Alexis Daphneye baktı. Daphne çoktan arkasına dönmüştü. Alexis saklanmanın bir manası kalmadığını anladı ve eğildiği yerden doğruldu. Daphne onu yakalamıştı ve bundan hiç memnun görünmüyordu. Çünkü az önceki gülümseme yerini sinirli ve gergin bir yüze bırakmıştı. Alexis daphneyi daha önce hiç böyle görmemişti. Daphne çok siniriliydi. Ama neden? Mutlaka bir şey saklıyor olmalıydı. Alexisle Daphne şimdi karşı karşıyaydılar ve Alexis ne demesi gerektiğini bilmiyordu. Bunun için Daphnenin tepkisini beklemeye başladı...


En son Alexis Rogers tarafından Cuma Şub. 15 2013, 19:41 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   Çarş. Şub. 13 2013, 13:39

Alexis’i görmesi bütün sinir hücrelerini faaliyete geçirmişti. Bir zamanlar yakın olduğu arkadaşından şimd uzak durması, ondan soğuması ve her gördüğünde ondan nefret etmesi normal bir şey miydi? Hayır, kesinlikle olamazdı. Ne zaman ondan uzaklaşmaya başladığını hatırlayamıyordu. Peki neden ondan uzaklaşmıştı? Neden ondan soğumuştu? Artık hiçbir şeyini onunla paylaşmak istemiyordu. Gerçi diğer arkadaşlarına karşı da böyleydi. Onlarla da uzun zamandır konuşmamış ya da görüşmemişti. Andrew ile tanıştığından beri sadece onu düşünüyordu. Hayatının her dakikasını Andrew ile geçirmek istiyordu. Onsuz bir hayat düşünemiyordu bile. Bu kadar aşık olması hem de kısa sürede olması belki de imkansızdı; ama olmuştu bir kere. Ondan koparsa yaşayamazdı büyük ihtimalle. Ona dokunamamak ya da onu sürekli özlemek... Bunların hiçbirisine katlanamazdı gerçekten de. O, ilk aşkını yaşıyordu şu an. İlk aşkın hiçbir zaman unutulmadığını ve en özelinin o olduğunu dergilerden okuduğu kadarıyla biliyordu. Sonuçta daha önce aşık olmamıştı ki! Hayatında ilkleri yaşadığı çok zaman olacaktı ve bu zamanlardan birini de şu an yaşıyordu. Onunla gece yarısı buluşmak zaten heyecan verici bir şeydi. Ama başka birisinin gelip de bunu mahvetmesini göze alamazdı. Bu yüzden de karşısındaki kişi olan en yakın arkadaşı Alexis'e de şimdi btün nefretini kusabilirdi. Alexis'in şu an yüzünü bile görmek istemiyordu. O denli kızgındı yani arkadaşına. Başka kimseyi de göremeyecek durumdaydı ya neyse.

"Senin burda ne işin var Alexis? Yoksa beni mi takip ettin? Eğer öyleyse bu ne cüret böyle! Sen ne hakla böyle bir şeyi yapabiliyorsun?"

Bütün bunları içindeki nefrete yenik düşerek söylemişti. Yakın arkadaş Daphne böyle şeyleri asla söylemezdi. Ama içindeki karanlık taraf nefretini sürekli olarak daha da çok körüklüyordu. Bu güce karşı koyamıyordu. Onun dediklerini yapmak zorunda hissediyordu kendini. Ayrıca bu güç Andrew dışındaki kimseye güvenmemesi ve ona daha da yakınlaşası gerektiğini de söylüyordu. Bu içindeki sese kulak vermek Daphne'yi iyi hissettiriyordu. Andrew ile belki de bu akşam bu şehirden uzaklaşıp gidecekti Morgana'nın tarafına. Buna kimsenin engel olmasını istemiyordu. Gerekirse herkesten uzaklaşmaya kararlıydı. Yeter ki yanında hep Andrew olsundu. Ve de güçlü bir sihirbaz olması yeterliydi. Bu iki şey dışında bir şeyi daha önemsemiyordu Daphne. Gerisi ona çok boş geliyordu, çok anamsız. Hayatının anlamını Andrew ile yaşadığını düşünüyordu. Başka hiçbir şeye gerek yoktu işte. Yüzüdeki öfkenin yerini sinsi bir gülümseme aldığında Alexis'e yavaş yavaş yaklaşıyordu ve onu buradan uzaklaştırmak için gerekirse bütün gücünü kullanacaktı. Aralarındaki mesafeyi iyice kapattığında Alexis'in kolunu sıkı bir şekilde tuttu ve onu çalılıkların içine geri itti. Arkasından da yüksek sesle: "Nereden geldiysen oraya geri dön! Sana ihtiyacım yok ya da başka kişilere. Beni rahat bırakın artık. Yüzünüzü dahi görmek istemiyorum. Anladın mı beni?"

Alexis'in incinip incinmediğine bakmadan buluşma noktasına geri döndü. Arkası dönük bir şekilde içinden onun bir an önce buradan gitmesi için dua etti. Artık daha fazla onun yüzünü görmeye tahammül edemezdi. Elinden bir kaza çıkmasından korkuyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   Ptsi Şub. 25 2013, 21:58

Alexis yakalanmanın etkisiyle telaşlanmıştı. Ama kısa bir süre sonra bu telaş yok olmuştu. Daphnenin verdiği bu tepki Alexise göre gereğinden fazlaydı. Özelliklede çok yakın iki dost için. Daphnenin ettiği laflardan sonra ona diyecek hiçbir şey bulamamıştı. Daha sonra iyice doğruldu ve Daphnenin diğer hakaretlerini dinlemeye başladı.

Ne oldu Daphneye bilincini mi elegeçirdiler. Neden bu kadar saçma davranıyor? Alexis her ne olursa olsun arkadaşına yardım edecekti ve onu burdan kurtaracaktı. Tabi elinden geleniyle. Alexis bunları düşünürken Daphne onun hiç beklemediği bir hareket yapıp onun kolunu kavramıştı. Ne yapacaktı ki. Alexis belki kendisini yanına çekerde tüm bunların bir şaka olduğunu söyler diye düşündü. Ama Daphnenin surat ifadesini görünce bunun olamayacağını anladı. Daha sonra Daphne Alexisi çalılıklara doğru itti. Alexis dengesini kaybeder gibi oldu. Ama boşalan ayağı sayesinde dengesini tekrar kazanmayı başardı. Ama bu sırada yandaki çalılıklara kolunu çizdirmişti. Kolu her ne kadar acırsa acısın arkadaşına yardım etmeliydi. Kanayan kolunu sıvazladı ve ne yapacağını düşünmeye başladı. Ne demişti Daphne az önce ne demişti. "Sana ihtiyacım yok!" demişti. Aslında tam tersiydi. Alexise, arkadaşına ihtiyacı vardı. Andrew denilen adam her kimse Daphneyi bir büyüyle ele geçirmişti. Öyle olmalıydı. Çünkü bunun başka bir çıkar yolu yoktu. Daphne kendi kendine böyle kötüleşemezdi buna bir neden yoktu. Bunları düşünmek için artık geçti. Alexis bir an önce bu duruma bir çözüm bulmalıydı. Alexis bir süre düşündü ve en iyi çözümün yardım almak olduğuna karar verdi. Sonra Nathanı aramayı düşündü. Nathanın tehlikeyi sezip çoktan buraya gelmesi gerekmezmiydi? Her neyse şimdi onu aramalıydı.

Alexis yaslandığı ağaçtan doğruldu ve cebindeki telefonu almak için elini uzattı. Ama ne yazıkki orada telefon veya ona benzer herhangi bir şey yoktu. Nereye gitmişti şimdi bu şey. Ne yapacaktı şimdi. Alexis telefonunu aramaya başladı. Onsuz bu durumdan kurtulamazdı. Telefonunu bulmak için geldiği yolları geri gitmeye başladı. En son taksiden indiği yere geldi. Yolda telefonu ve onun herhangi bir parçası yoktu. En son taksisinin olduğu yerde aramaya başladı. Neyseki yolun kenarında telefonunu bulmuştu. Hemen Nathanı aradı ve heyecanlı bir ses tonuyla :"Nathan çok önemli hemen Dean ormanına gel Daphneye bir şeyler oluyor ve bunu çözmeliyiz. Lütfen hemen gel." dedi ve Nathana tek bir söz söyletmeden telefonu kapattı. Nathanın bir an önce gelmesini diledi ve onu beklemeye başladı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Morgana
Cadı l Admin
Cadı l Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 154
Kayıt tarihi : 29/05/12
Yaş : 28
Lakap : Kara büyücü

MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   C.tesi Mart 02 2013, 17:56

Ufak hatalar ve zamansız karşılaşmalar insan hayatlarını sonsuz bir karanlığa sürükleyebilirdi. Bunu onun kadar iyi kim bilebilirdi ki? Yanlış zamanda onunla karşılaştıkları için, kendi karanlığında boğulan bir çok hayat vardı. Morgana bunun için hiç çaba sarf etmiyordu. Sadece orada bulunması yetiyordu. Karanlık insanların doğasında vardı ve içinde bulunduğu saf karanlık ışıktan kör olmayan insanları kendine doğru çekiyordu.
Saf karanlık... Saf gücü koruyan bir muhafızdı ve aç gözlü hiç bir insan hazineye karşı duramıyordu. Morgana, karanlığın muhafızlığını yaptığı bu gücün sahibiydi. Kendi kurallarından başka hiç bir kural ona ulaşamazdı. İnsanların aptal kuralları bile... Çünkü diğerlerinin kara büyü diye adlandırdıkları saf güç en iyi onun ellerinde can buluyordu ve her geçen gün enerjisiyle bu gücü besleyerek büyütüyordu. İşte bu yüzden bu hazinenin sahibi oydu. Morgana'yı diğerlerinden ayıran bu özellik güç tarafından yönetilmemeyi öğrenmesinden geliyordu. Güç, yönetilebilir, ama yönetmez. İnsanlar bunu unuttuğu için onun sahip olduğu güce sahip olamıyorlardı.

Aynı karşısında duran genç sihirbaz gibi. Andrew bu genç kızın kendi tarafına geçmek istediğini söylemişti ve görünen o ki o da gücü ararken karanlığında yolunu kaybetmişti. Arkadaşına davranışından bunu çok rahat görebiliyordu. Morgana hiç bir zaman bir arkadaşa gerek duymamıştı. Bu karanlığı kabullenmekti. Kimse onu karanlığından kurtarmaya gelecek kadar cesaret etmemişti. O ise içinde bulunduğu karanlığın zamanla sahibi olmayı başarmıştı. Ama bu kız kaybolacaktı. Hatta tamamen silinebilirdi de. Onu kurtarmaya gelecek kadar cesur bir arkadaşı geri çevirmek yazık olmuştu. Andrew'un neden bu ufak kızdan etkilendiğini şimdi daha iyi anlıyordu. Çünkü Morgana onu bulduğunda, o da bu haldeydi. Hazineyi aramaya çıkan aç gözlü bir avcıydı ve yanındaki arkadaşlarının tüm ikazlarına rağmen karanlıkta kaybolmayı seçmişti. Bu kızda kendini görmüş olmalıydı ki onu da yanına almak istemişti. Tabi karanlıkta yalnız kalmak herkese göre bir şey değildi. Ama Daphne bunu bilemeyecek kadar geçti. Morgana geceden daha da siyah olan bir örtü ile örtülmüş olan dünyasını ona gösterebilirdi. Ama önce işine yarayıp yaramadığını anlaması gerekiyordu. Ayak bağı olacak kadar zayıf olanları ilgi alanına girmiyordu. Doğa sadece güçlü olanın yaşamasına izin veriyordu. Bunun daha kesin anlaşılması için yakınına gitmek en iyisiydi. Zaten buraya tüm gece onu izlemek için gelmemişti. Jazebel ile görüştükten sonra, en iyi piyonlarından birini etkilemeyi başaran bu küçük sihirbazı daha yakından görmeye gelmişti. Eğer gerçekten onun tarafına geçmek istiyorsa onu ve perisini kölesi yapabilirdi. Evet perisi... Damarlarında akan enerjideki bağlılığı hissedebiliyordu. Perisini bulması daha da güzeldi. Çünkü eğer güçlü bir yeteneğe sahip olmasına rağmen onu kullanamayan basit bir sihirbazsa bu yeteneğin harcanmasına izin veremezdi. Belki de bu ufaklık hazinesinin yeni bir parçası haline gelebilirdi. Perisinin olması ise bu süreci kolaylaştırıyordu. Bu düşüncelerden birinin gerçekleşmesi için onu tanıması gerekiyordu. O yüzden hiç tereddüt etmeden saklandığı yerden çıktı. Kızın bakışlarına sakin gülüşü ile karşılık vererek "Merhaba." dedi ve ona daha da yaklaşarak omuzlarından hafifçe tuttu. "Sen Andrew'un bahsettiği şu sihirbaz olmalısın. Daphne'ydi değil mi?" dedi ve kulağına yaklaşarak fısıldadı. "Nor-te komexin"

Bu kara büyü karşısındaki kişinin enerjisinin bir parçasını kendisine geçerek onu tanımasına yardımcı oluyordu. Kimse kendi özelliğinin düşmanı tarafından bilinmesini istemezdi. Bu nedenle bu büyü de cadılar arasında adil bir savaş için terk edilen büyüler arasında yerini almıştı. Ama Morgana onun yok olmasına izin vermeyecekti. Tabi bu büyünün de her kara büyü gibi yan etkileri vardı. Bu kızda nasıl bir etki göreceği önemli değildi onun için. Çünkü bu düşük seviye bir büyüydü o yüzden en fazla kendinden geçerdi. En iyi ihtimalle ise son yaşadığı bir kaç saniyeyi hatırlamayabilirdi. Bu büyünün ölümcül olması için kanla mühürlenmesi gerekiyordu. Her büyünün gücüne güç katan kan... En basit büyüleri bile ölümcül hale getirebiliyordu. En zehirli iksirlerden bile daha güçlüydü kan...

Morgana kızın enerjisini tanımladıktan sonra gülümseyerek ondan bir adım geriye çekildi. Bu kızın neden karanlığa bu kadar çabuk kapıldığı şimdi anlaşılmıştı. Enerjisi Morgana'ya çok uzak değildi. Hatta tanıdıktı. Çokta eski olmayan bir macera... Bu sihirbazın gerçek sahibi Koen adında bir kara büyücüydü. Bu sihirbaz verdiği yeteneği onun için gizli bir silah olmalıydı. Çünkü daha önce Morgana'ya bu yeteneğinden bahsetmemişti. Bunu öğrenmek ihanete uğradığını hissettirse de, bu duygudan bu sihirbazın yeteneğine sahip olarak kurtulabileceğini biliyordu. Bu onun için zor değildi. Çünkü Mirai taşını kaybetmeyen tek kara büyücü kendisiydi. Ama bunu şimdi yapmayacaktı. Kız henüz yeteneğini tam anlamıyla geliştirememişti. Yeteneğini geliştiren bir sihirbaz ile ayin yapmak daha iyiydi. Karanlık güce kolay yoldan sahip olmaktı. O yüzden şimdilik bu kızın yaşayıp yeteneğini geliştirmesine izin verecek ve karanlığında boğulmasına müsaade edecekti...

_

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nathan Dwight
Ateş Perisi l Pastane sahibi
Ateş Perisi l Pastane sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 30/11/12
Lakap : The Rock

MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   Paz Mart 03 2013, 16:44

Nathan haftasonu olduğu için o günü kendisine ayırmaya karar vermişti. Bugününü yatakta pinekleyerek ve televizyonda geçmiş maçların özetlerini izlemeyi düşünüyordu. Özellikle de basketbol maçlarını. Oldum olası basketbola ilgi duymuştu. Hatta bir zamanlar okulun basketbol takımında da oyun kuruculuğa kadar yükselmişti. Tabii ki her şey o büyük olaya kadar devam etmişti. O zamana kadar çok mutlu olan hayatı bir anda tuzla buz olmuştu ve artık hiçbir şey yapası da gelmiyordu. Okuldaki herkese katlanması gerçekten de onun için çok zor oluyordu. Evet, herkesin onun yanında olması iyi bir şeydi aslında; ama o, acısını tek başına yaşamak istiyordu. Zaten öyle gerekmiyor muydu? Tamam, arkadaşlar acının azalmasına daha doğrusu o an için unutulmasına yardım ediyorlardı; ama acı onlar gittiğinde tekrar geri geliyordu. Hem de iki misli, üç misli şeklinde. O olaydan sonra her şeye karşı ilgisini yitirmişti. En sevdiği şeylerden biri olan basketbola bile. Artık o kötü günler geride kalmıştı neyse ki... Bundan sonra hayatına o olaydan öcneki gibi deam edebilirdi. Ailesine karşı zaten hiçbir zaman kötü davranmamıştı. Ya da onlara acısının uzun bir zaman zarfı süresince devam ettiğini hissettirmemişti. Şimdi ise Joanne'den ve eski hayatından tamamen arınmıştı ve hayatına kaldığı yerden devam ediyordu. Gerçi şu anki en büyük problemi sihirbazı Daphne idi. Ona karşı hep kaba davranıyordu, bunun da farkındaydı; ama elinden gelen hiçbir şey yoktu. Alexis ile arasını ise düzeltmişti ve bir sonraki adım da Daphne ile arasını düzeltmekti. Ama şu an kendini buna hazır hissetmiyordu. Öncelikli olarak işe Alexis ile başlayacaktı, yani en yeni arkadaşıyla. Önce onunla arasını tamamen düzeltecek ve daha sonrasında Daphne'ye geçecekti.

Gün boyuna pinekleme partisini yaptıktan sonra gece Whoopi ile dışarı çıktılar. Whoopi ile karşılaşmaları tuhaf bir şekilde olmuştu; ama sonrasında abi-kardeş gibi birbirlerine yakın olmuşlardı. Nathan Whoopi'yi hiç sahip olamadığı kız kardeşi gibi görüyordu. Zaten davranışları da farklı bir şekilde düşünmesine asla müsade etmezdi. Hatta Whoopi'ye lolipopu çok sevdiğinden ötürü 'küçük lolipopum' diyordu, Whoopi ise ona karşılık olarak 'abicim' diyordu. Whoopi çok inatçı bir kızdı; ama Nathan onun bu hallerini seviyordu. Sürekli küçük ve tatlı kavgalar ederlerdi her abi-kardeş arasında olduğu gibi. Whoopi geceleri dışarı çıkmayı seviyordu ve Nathan da küçük lolipopuna çok kızıyordu. Ama Whoopi'yi çok sevdiğinden gece gezmelerinde Whoopi'ye genelde eşlik ediyordu. Her gece birlikte takılıyorlardı. Bu gece de her gece olduğu gibi Whoopi'yi alıp motosikletine bindi ve gezmeye çıkmışlardı. Bir parkın önünde Nathan motosikletini durdurup Whoopi'yi de alarak parkta küçük bir yürüyüş turuna çıktılar. O sırada telefonu çalmaya başlamıştı. Telefona baktığında Alexis'in olduğunu görüp hemen telefona cevap verdi. Gecenin bir yarısında neden böyle aniden aradığını çok merak ediyordu. Alexis'in konuşmasını dinledikten sonra "Tamam hemen geliyorum." diyip telefonunu kapattı. Daphne'ye bir şeyler mi oluyordu? Ama bu nasıl olabiirdi? Bunu hissetmesi gerekmiyor muydu? Ritüelden sonra aralarındaki bağın daha da çok kuvvetlenmiş olması gerekmiyor muydu? Ama sonra hatırladığı kadarıyla geçici süreliğine de Daphne'nin hissettiklerini kendide de hissetmemek için bir büyü yaptığını hatırladı. Bunu neden sanki yapmıştı ki? Eğer Daphne'nin başına gerçekten de çok kötü bir şey geldiyse kendisini asla affetmeyecekti. Perilik göevini asla yerine getiremeyecekti.

Kısa bir afallamanın ardından kendini hemen toparlayıp Whoopi'ye acil bir işinin çıktığını söyledi ve onu ne kadar itiraz etse de evine kadar bıraktı. Sonra da hemen Alexis'in söylediği Dean Oarmanı'na doğru yola çıktı. Oraya vardığında Alexis ile karşılaştı ve neler olduğunu sordu. Duydukları karşısında iyice şaşırmıştı. Hadi kendisi Daphne ile yakın değildi ve birbirlerine karşı kaba davranıyorlardı Ama en yakın arkadaşına da böyle davranması hiç normal değildi. Daphne'yi tanıdığı kadarıyla böyle bir şeyin olmasının mümkünatı yoktu. Sonra aralarındaki mesafe büyüsünü kaldırıp Daphne'ye odaklandığında içinin karanlıktan ibaret olduğunu hissetti. İçi kapkaranlıktı ve de soğuk. Buz gibiydi kalbi. Her şeye karşı. Onu neyin bu hale getirdiğini merak ediyordu. Sihirbazının karanlığa teslim olmasına göz yumamazdı. Morgana'nın tarafına geçmesine asla izin veremezdi. O zaman onu korumak adına kendisinin de geçmesi gerekirdi ve Caitlyn'in tarafında olmaktan son derece memnundu. Bu yüzden yapılacak en iyi şey Daphne'nin eski haline geri dönmesini sağlamaktı. Eğer başaramazlarsa işte o zaman yanmışlardı. Morgana'ya bir sihirbaz ve peri daha kazandırmaya niyeti yoktu.

"Merak etme Alexis. Onu elimizden geldiği şekilde kurtarıcaz. Daphne'nin içini karanlık kaplamış, bunun nasıl olduğunu anlamak için Daphne'nin yanına gitmeliyiz. Şimdi bana onun nerede olduğunu gösterir misin?"

Alexis'in yönü göstermesiyle Daphne'nin bulunuğu yöne doğru gittiler. Oraya vardıklarında Daphne'nin yalnız olmadığını gördü Nathan. Neler olduğunu anlamaya çalışırken adımlarını hızlandırarak Daphne'nin yanına vardı. Onu bileğinden tutup iyice sıktı ve Daphne'nin yanındaki kişiye bamadan sırd Daphne'nn yüzüne odaklandı.

"Neler oluyor Daphne? Sen ne yaptığını sanıyorsun? Ne işin var burada? Her zaman yaptığın gibi yine başını belaya mı sokuyorsun."

Bunları kızgın bir şekilde söylemişti. Zira da öyleydi. Aklına kısa bir süre sonra diğer kişinin kim olduğuna bakmak geldi. Arkasını dönüp yabancı kişinin kim olduğunu anlamay açlışırken gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Bu o olamazdı. Eğer oysa şimdi gerçekten de yanmışlardı.

_

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   Ptsi Mart 04 2013, 12:37

Alexis'i geriye çalılıların arasına itmek biraz da olsa canını yakmıştı; ama buna mecburdu. Şu an Andrew dışında kimseyle konuşmak dahi istemiyordu. Kimseye tahammülü yoktu çünkü. Sadece Andrew ile görüşmek istiyordu o kadar. Durduk yerde neden başkasının işlerine sokardı ki insanlar burunlarını? Alexis de bunlardan biriydi. Neden Daphne'yi takip edip gizli aşkını öğrenmeye çalışıyordu ki? Buna hakkı yoktu. Hatta kimsenin hakkı yoktu. Kimse ona karışamazdı ya da onun özel hayatına burunlarını sokamazlardı. Alexis'in onu takip etmesini öğrendikten sonra artık buralarda daha fazla kalamayacağını anladı. Bir an önce Morgana'nın tarafına geçip Andrew ile mutlu bir hayata başlamak istiyordu. Andrew yanında olduktan sonra gerisi boştu onun için. İnsanların aşkları için her şeyi yapmalarına anlam veremezdi önceleri. Taki Andrew ile tanışana kadar. Onunla tanıştıktan sonra her şey değişmişti. Onu her saniye özlüyor ve yanından hiç ayrılmak istemiyordu. Kimsenin de onu öğrenmesini istemiyordu.. İşte şimdi Alexis son anda Andrew'u görecekti; ama neyse ki onu zamanında postalamıştı buradan. Ya da en azından Daphne böyle düşünüyordu. Andrew'u öğrenmeleri durumunda Daphne'nin elinden alabilirlerdi onu. Bir daha görüşmelerine izin vermezlerdi. Arkadaşlarının zaten buna karışmaya hakları yoktu; ama babası Daphne'yi yanına aldırtabilirdi. Ve burada edindiği arkadaşlıklardan, sihirbazlara özel olaak verilen derslerden ve en önemlisi de Andrew'dan mahrum bırakılabilirdi. Andrew ile tanıştıktan sonra diğer her şey ona anlamsız geliyordu. Arkadaşlarıyla eskisi gibi konuşmuyor ya da onlarla buluşmuyordu. Ailesini de eskisi gibi sık sık aramıyordu. Derslere bile olan hevesi yerini başka bir şeye bırakmıştı. İçini her geçen gün karanlık kaplıyordu. Bunu hissedebiliyordu; ama tam olarak neyden kaynaklandığını ya da neden içini kapladığını çözemiyordu. Birilerinin belki de yardımına ihtiyacı vardı. Ama çok geçti her şey için. Çoktan Andrew ile sözleşmişlerdi. Bu akşam sadece buluşacaklardı; ama Daphne çoktan kararını vermişti. Onunla bu gece buradan gidecekti. Tabii bir an önce gelirse. Andrew ne kadar çabuk gelirse o kadar hızlı bir şekilde buradan ayrılırlardı ve Daphne de artık kimseye hesap vermek zorunda kalmazdı.

Fakat Andrew bir türlü gelmek bilmiyordu. Neden gelmiyordu? Şimdiye kadar gelmiş olması gerekirdi. 45 dakika gecikmişti şimdiden. Normalde tam zamanında gelirdi. Hatta birkaç dakika Daphne gecikirdi; ama bugün Andrew'un gecikeceği tutmuştu ve hiçbir şekilde de arayıp haber vermemişti. Zaman hızlı bir şekilde akıyordu; ne gelen vardı ne de giden. Andrew'dan hiçbir iz ya da işaret yoktu. Telaşlanmaya başlamıştı onun için. Başına kötü bir şey gelmesinden korkuyordu. Ama ne gelebilirdi ki başına? O da Daphne'den başka kimseyle konuşmuyordu. En azından Andrew Daphne'ye böyle söylemişti. Hala bekliyordu. Artık sıkılmıştı bu durumdan. Bir an için eve geri gitmeyi düşündü; ama gidemezdi. Yoksa Alexis onu soru yağmuruna tutabilirdi. ve daha da kötüsü ailesine haber vermiş olabilirdi. Bu yüzden eve geri dönemezdi. Bu akşam ya Andrew ile ya da onsuz buradan çekip gidecekti. Kimseye hesap vermek istemiyordu ya da ceza almak. Bulunduğu yerde bir o yana bir bu yana giderken çalılıklardan bir çıtırtı sesi daha duymuştu. Alexis'in olabileceğini düşündü önce; ama sonra onun çoktan gitmiş olabileceği aklına geldi. Alexis'i iyi tanırdı. Biraz hassas olduğunu da. Söylediği kötü sözlerden ve davranıştan çoktan gitmiş olacağını biliyordu. Sesin geldiği yöne döndüğünde Alexis'in olmadığını anladı. Bu bambaşka biriydi. Çok havalı ve güzel bir bayandı. Kim olduğunu çıkarmaya çalışıyordu. Bir yerlerde gördüğünü biliyordu; ama neresi olduğunu çözemiyordu bir türlü.

Kadının ona selam vermesi şaşırtıcıydı. Buradan geçen başka biri olduğunu düşündü. İdman yapabileceği bir yer olabilirdi bu orman ya da kendisi gibi başka biriyle buluşacağı bir yer. Ama kadının sonradan söyledikleri gözlerinin fal taşı gibi açılmasına neden olmuştu. Bu kadın ANdrew'u nereden tanıyor olabilridi ki? Andrew'un Daphne'den başka kimseyle konuşmadığını sanıyordu. Yoksa bu kadın Andrew'un ailesinden biri olabilir miydi? Madem öyleydi, o zaman neden Andrew'u da yanında getirmemişti? Aklında binbir türlü soruyla başa çıkmaya çalışıren bir yandan da kadına cevap verdi.

"Evet adım Daphne; ama siz beni nereden tanıyorsunuz ve Andrew şu an nerde? Onunla burada buluşmamız gerekiyordu. Fakat o henüz gelmedi, haber de vermedi. Başına kötü bir şey gelmesinden korkuyorum."

Kadının söylediği sözler karşısında ne tür bir tepki vereceğini merak ediyordu; ama kayda değer hiçbir şey gözleyemedi. Gözlerine bakıyordu kadının. Gözlerinden onun da içindeki karanlığı görebiliyordu. Onun da kendisi gibi karanlığa hapsolduğunu anlayabiliyordu. Eğer o da kabul ederse bu akşam Daphne ve Andrew ile birlikte Morgana'nın tarafına geçebilirdi bu kadın da. Ama sonra biraz düşününce belki de kadının zaten karanlık tarafta olabileceği fikri oluştu beyninde. Aslında bu iyi bir şey olabilridi. Böylelikle diğer tarafa daha kolay girebilirlerdi. Bu kadın onların karanlık tarafa giriş bileti olabilirdi. Hatta Morgana ile tanışmalarına ile vesile olabilirdi.

"Size bir şey sormak istiyorum. Acaba sizde karanlık taraftan mı geliyorsunuz? Eğer öyleyse oraya geçmemize yardım eder misiniz? Yani Andrew ve benim. Başka kimse yok."

Bunları söylerken bir yandan da kadının omuzlarını tuttuğu ellerini omuzlarından çekerek kadından birkaç adım uzaklaştı. Kadının sorduğu soruyu cevaplamasını beklerken bir kolun onu sıkı bir şekilde tuttuğunu gördü. Ardından kolunu tutan kişiye baktığında bunun Nathan olduğunu anladı ve kolunu ondan kurtarmaya çalışırken yüzünü de kızgın bir yüz ifadesine bürüdü. Harika bir Nathan eksikti zaten. Tahmin ettiği üzere Alexis hemen Nathan'a heberi vermişti. Nathan kolunu çok sıkı tuttuğundan bir türlü kurtaramıyordu endini ondan. Hele bir de söylediği sözlere daha fazla dayanamayıp bütün nefretini kusacakmış gibi dudaklarını araladı.

"Kusura bakma; ama sana sorun çıkardığım falan yok. Beni sadece rahat bırak. Başka bir şey istemiyorum sizden. Zaten merak etme yakında benden kurtulacaksın. Ama bunun için şimdi burdan gitmeniz gerekiyor. Daha fazla sizi görmek istmeiyorum. Bunu Alexis'e de söylemiştim; ama maalesef o beni sağır olduğundan duyamadı heralde."

Evet, çok sinirlenmişti hem de çok. Şu an herkesin buradan gitmesini istiyordu. Sadece Andrew'un gelmesini. Buradan çekip gitmek istiyordu onunla. İçindeki karanlığın vücudunu ele geçirmesine tamamen izin verecekti. Ve güçlü bir sihirbaz omasına yardım ederse Daphne Morgana'ya yardım edebilirdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   Salı Mart 05 2013, 21:34

Alexis Nathanı arayıp telaşla konuştuktan sonra onu beklemeye başlamıştı. Daphneye artık bir çözüm bulmaları gerekiyordu. Sıkmaya başlamıştı artık bu durum. Yaşanacak bir sürü eğlence ve mutluluk varken neydi bu saçmalık ne gerek vardı kötüye, kötülüğe. Saçma ve yapmacıktı kötülük Alexise göre. Ne vardı dursan doğru düzgün. Sen mutlu değilsin diye herkes mutsuz olmak zorunda mı? Saçmalığın efendisi! Ne olacak kötülük yapınca ne işine yarayacak ne kadar eğlenebilirsin ki böyle? Asla bir iyiliğin verdiği mutluluğu geçemez bir kötülüğün verdiği haz. İyilikten bir şey anlamayanların veya iyiliği beceremeyenlerin başının altından çıkıyordu bu kötülük Alexisçe. Daphnenin aklındaki neydi? Morgananın tarafına geçmek mi? Neyine yetmiyordu Caitlyn? Üstelik iyilikle beraber yaşanabilecek bir sürü haz var. Herhangi bir suçluluk duygusu veya kuşku olmadan yaşamak… Bu Alexise göre daha güzel ve rahattı. Kötüleri iyiyken sınırlayan neydi. Özgürlerdi o zamanda daha ne istiyorlardı? İlla birilerini öldürmek gerekiyor muydu yani. Üstelik Daphnenin kötülük yapması için hiç ama hiçbir sebebi yoktu. Onu çok seven bir arkadaşı ona kötü davransa da değişen bir perisi üstüne üstlük bir ailesi vardı. Bir aile… Alexisin on yıldır eksikliğini çektiği şey. On yıldır yurtlarda yaşıyordu Alexis. Her gün yurdun o soğuk, itici, hayattan bezdirici yataklarında yatıyordu. Kalbinin bir bölümü her zaman boştu. Buna rağmen Alexis hiçbir zaman kötülüğe yeltenmemişti. İhtiyaç duymamıştı ona. Düşmemişti o kadar... Yıllar sonra “kardeşim” diyebileceği kişiyi bulmuşken şimdi onu kaybetmek üzereydi. Bu çok anlamsızdı. Mutluluğu reddetmek… Ne işe yarardı ki bu? Alexis mutluluğu bulabilmek için yapılan o kadar savaş biliyordu ki. Bulmuşken onu kaybetmek saçma geliyordu ona. Üstelik bir daha bulamayacağını bildiği halde…


Kısa bir bekleyişin ardından Nathan gelmişti. Direk Daphne’nin yanına gittiler. Gittiklerinde ise Daphne’nin yanında birisi vardı. Kimdi bu? Alexis biraz daha dikkatle baktı, ancak tanıyamadı. Şu an bildiği tek şey vardı; Daphne ele geçirilmişti. Dipsiz bir boşluğa sürükleniyordu. Üstelik iple bağlanmış gibi Nathan ve Alexis de bu boşluğa sürükleneceklerdi onunla. Tabi eğer onu kurtaramazlarsa. Alexis, Daphnenin yanına daha da yaklaşırken Daphne ve yanındaki sadece kadın olduğunu anlayabildiği gizemli kişinin konuşmasına şahit olmuştu. Kadın Daphneyi tanıyordu. Dafhnede Andrew denen lanet olası adam için korkuyordu ve kadına karanlık tarafa geçmek istediğini söylüyordu. Bu arada Nathan herhangi bir plan kurmadan hemen Daphne’nin yanına gitmişti. Daphnenin kolundan tutup ona öfkeyle bir şeyler söyledi. Alexiste ona katıldığını. Daphne her zamanki gibi yine ters cevap vermişti. Karanlıkta kaybolmaya çalışıyordu sanki. Alexis arkadaşını tanımasa çoktan ondan vazgeçmiş olurdu. Ama onu tanıyordu. Daphne gerçekten bu kadar çaresiz biri değildi. Karanlığa geçecek kadar… Bu yüzden Alexis Daphne’nin sarf ettiği hiçbir lafı umursamıyordu. Nathan Daphnenin kolunu sıkıca tutarken Alexiste Daphnenin diğer elini kendi avucuna koyup : “ Daphne gerçekten şu an ağır bi büyünün etkisindesin. Hatta bu büyünün etkisi geçtiğinde tüm bu olayları hatırlayabileceğini de sanmıyorum. Her ne kadar şu an bu büyünün etkisinde olsan da içinde iyilik var bunu biliyorum. Seni bunu anlayacak kadar tanıyorum. Bu lanet büyüyü her kim yaptıysa umarım bi an önce son verir.” Dedikten sonra zaten Daphnenin yapacağını bildiği halde onun elini yavaşça bıraktı ve geri çekildi. Bu sırada yanlarındaki sır perdesine bürünmüş olan kadın tüm bu konuşmalara şahit oluyordu. Bu kadın acaba Andrewle alakalımıydı? Peki ya Andrew neredeydi. Alexis bunları düşünürken belki tanıyabileceğini düşünüp tekrar kadının gözlerine baktı. Kadını tanıyamamıştı ama Alexis gözlerini kadının gözlerinden ayıramıyordu. Kadının gözlerinden saf ve koyu karanlık akıyordu…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Morgana
Cadı l Admin
Cadı l Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 154
Kayıt tarihi : 29/05/12
Yaş : 28
Lakap : Kara büyücü

MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   C.tesi Mart 09 2013, 11:25

Etraf giderek kalabalıklaşıyordu. Az önce ortalıktan kaybolan arkadaşı yanında biri ile gelmişti. Anlaşılan arkadaşını ikna edebilmesi için perisini çağırmıştı. Bu genç adamın bir peri olduğunu anlamak zor değildi. Keon'un kanındaki enerjiyi ondan rahatlıkla hissedebiliyordu. Periler cadıların kanları ile beraber yaratılmışlardı ve Morgana ona hizmet etmeye başlayan her cadının kanının tadına bakıyordu. Bu da bir çeşit kara büyüdü. Aralarındaki anlaşmanın bir parçasıydı. Bir çoğu bunun farkında olmasa da, farkında olan azınlık ona hiç bir şekilde ihanet etmiyordu. Çünkü ihanet bu büyüyü lanete çeviriyordu. Sadece gerekli sözleri söylemesi yetiyordu. Keon'da ona kanının tadını tattırmıştı. Ama anlaşılan ondan sakladığı bazı güçleri vardı. Bunun nedeni Keon'un da yaptıkları anlaşmanın bir kara büyü olduğunun farkında olmaması olmalıydı. Doğrusu da buydu zaten. Bu nadir bilinen ve tarihde kaybolan bir büyüydü. Böyle büyüleri bilmesi onu diğerlerinden ayıran özelliğiydi zaten.

Şu an o üç cümleden oluşan büyüyü fısıldaması ile Keon hiç beklemediği bir lanetle hayatına son verebilirdi. Ama bunu henüz yapmayacaktı. Çünkü Morgana açıklamalarını dinlemeyi seviyordu. Ayrıca onu öldürürse bu sihirbaza daha kolay sahip olabilirdi. Ama Morgana bu kadar kolay yollara kaçan birisi değildi. Bir çok kişinin kolaylık olarak gördüğü şeyler aslında onun için daha da ayak bağıydı ve de hiç eğlenceli değildiler. O yüzden her zaman bildiği yoldan ilerlemeye karar verdi. Yani hiç bir şey yapmayacaktı. Sadece bir kaç şeyi açıklığa kavuşturmak için buradaydı. İlk önce sihirbaz ve perisi arasında geçen konuşmayı dinledi. Anlaşılan genç sihirbaz ona yaptığı büyüden en az olan yan etki ile kurtulmuştu. Az önce olanları hatırlamıyordu. Bu onun ruhunun dayanıklı olduğunu gösteriyordu. Bu iyi bir şeydi, ancak yeterli değildi. Daha da güçlenmesi gerekiyordu. Karanlıkla baş edebilecek kadar güçlü müydü? Bunu öğrenmenin bir yolu vardı. Biraz uzun süreli bir yoldu çünkü bir büyü değildi. Ama düşünceler büyüler kadar hızlı olmasa da en az onlar kadar içe işliyor ve bir kanser gibi yayılıyorlardı. Daha da iyisi bu sadece bir kişi üzerinde etkili değildi. Bir hastalık gibi yayılıyordu düşünceler... Evet, Morgana'nın yapacağı da buydu. Sadece ona bir kaç şey söyleyecekti. Arkadaşının da genç sihirbazı ikna etme çabaları bittikten sonra ona dönen gözler arasında sakince gülümsedi. Az önce genç sihirbazın ona sorduğu sorulara cevap verebilirdi artık. Konuşma sırası ona gelmişti. Genç sihirbaza iyice yaklaştı ve konuşmaya başladı. Sesinin ormana yayılmasından çok onun kulaklarında çınlamasını istiyordu.

"Sevgili Daphne seni istersen karanlığa götürebilirim. Bu benim için çok kolay. Ama karanlık sandığın gibi bir yer değil. Orada sadece senin sahip olman için saklanan büyük bir güç yok. Aynı zaman da karanlığı evi olarak sahiplenen görünmez tehlikeler var ve bunlar sana hiç beklemediğin kadar yakın olabilir." diye konuşmaya başladı sakin ses tonu ile. Evet, bu doğruydu. Daphne, Morgana'nın tarafına geçmek istiyordu ve o, genç sihirbaza sandığından daha da yakındı. Gözlerini yanındaki diğer sihirbaz ile periye çevirdi ve konuşmaya devam etti.

"Ayrıca karanlık sadece seni içine almaz. Yanındakileri de seninle içene çeken bir kara deliktir. Perin ya da senin için çabalayan arkadaşında seninle karanlıkta kaybolacaklar. Bunları düşünerek karar vermelisin. Bu kararı verirken sadece kendi hayatını düşünmemelisin. Çünkü karanlığa ait olmaya karar vermek büyük bir sorumluluktur." dedi dudakları yukarı doğru kıvrılırken. Asıl konuya gelmişti sıra. Bu sihirbazında Andrew'dan etkilendiği apaçık belliydi. Hemde Andrew'dan daha da çok seviyordu onu anlaşılan. Yüzünün alacağı şekli tahmin etmek onu eğlendirmişti ve tebessümüne engel olamamıştı. Yavaşça bir iç çekti ve karanlıkla dolu gözleri Daphne'nin gözlerine yoğunlaştırdı. Kısa bir sessizlikten sonra konuşmasına devam etti. "Aslında Daphne sana buraya bir haber vermek için gelmiştim. Andrew ile ilgili. Dediğim gibi karanlığa ait olmak büyük sorumluluktur. Ancak Andrew bu sorumluluğu kaldıramadı ve karanlık onu yuttu. Malesef onu bir daha göremeyeceksin. O yüzden yanındaki insanları da düşün ve ona göre karar ver. Sende karanlık tarafından yutulabilirsin. Ama bu Andrew'un ki gibi olmaz. Çünki o yalnızdı, ama sen yalnız değilsin." dedi Daphne'nin gözlerindeki hüzne bakarken....

_

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nathan Dwight
Ateş Perisi l Pastane sahibi
Ateş Perisi l Pastane sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 30/11/12
Lakap : The Rock

MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   C.tesi Mart 09 2013, 19:08

Daphne’ye olanların çoğu kendi suçuydu. Zamanında aralarına bir mesafe büyüsü yapmasaydı şimdi bunların hiçbiri olmazdı. Bu mesafe büyüsü yüzünden Daphne’nin neler hissettiğini anlayamamıştı. İçindeki karanlığın onu dibi görünmeyen bir kötülüğün eşiğine getirdiğinden habersizdi. Nathan görevini yerine getirememişti maalesef. Daphne’yi koruyamamıştı. Şimdi de bunun sonuçlarına katlanmak zorundaydı. Ama belki de geç değildi her şey için. Onu hala Alexis ile birlikte karanlıktan aydınlığa geçirebilirlerdi, içindeki karanlıktan arınmasını sağlayabilirlerdi. Bunun için çok saba sarf etmeleri gerekecekti. Sonuçta ha deyince olacak bir iş değildi bu. Çok zahmetli bir şeydi. Perilik görevini yerine getiremediğinden dolayı büyük bir pişmanlık duyuyordu zaten. Bu yüzden de Daphne’yi kurtarmak için elinden gelen her şeyi yapmalıydı. Alexis’in telefonda bahsettiği ormana doğru giderken aklında bu tür düşünceler dolanıp duruyordu. Onlardan kurtulamıyordu bir türlü. Zaten kurtulmak da istemiyordu. Yaptığı mesafe büyüsü yüzünden kendini acı çekmeye zorluyordu. Şimdiden acıya alışmaya çalışıyordu. İlerde olacaklara kendini hazırlıyordu. Daphne ile olan ilişkisini baştan sona gözden geçirmesi gerekiyordu en kısa sürede. Bu da acı veren bir şeydi; ama şimdiden zorluyordu kendini işte bu tür şeylere. Orman yoluna girdiğinde aklındaki düşüncelerle baş ediyordu bir yandan da. Alexis ile olan kısa bir konuşmanın ardından ondan Daphne’nin bulunduğu yeri göstermesini istemişti. Alexis ile oraya vardıklarında Daphne’nin yanında başka biri daha vardı. Gizemli kişinin kim olduğunu öğrenmek ve Daphne’den hesap sormak için her ikisinin de yanına yaklaştığında Daphne’nin kolunu sıkı bir şekilde tutup gözlerine bakmaya zorlamıştı onu. Bir yandan da ona neden başını yine belaya soktuğunu söylemişti. Aldığı cevap karşısında ne yapacağını şaşırmıştı. Daphne son zamanlarda çok değişmişti. Her şeyiyle bambaşka biri olup çıkmıştı. Onunla pek zaman geçirmişlikleri yoktu ya da onu çok iyi tanımıyordu Alexis kadar. Ama dışardan baktığıyla onun böyle şeyler yapmayacağını bilirdi. İçindeki karanlık onu ve kişiliğini yavaş yavaş değiştiriyor olmalıydı. Buna bir an önce müdahale edilmesi gerekiyordu. Aralarındaki mesafe büyüsünü kaldırdığından beri de kalbi çok ağrıyordu. Çok derinden Daphne’nin içindeki karanlığı hissedebiliyordu. Aynı zamanda da onun çok güçlü bir sihirbaz olma isteğini. Bir anlığına kendi de o karanlık girdaba kapılmak istemişti; ama kendini oldukça zorlamıştı ve karşı koymaya çalışmıştı. Ve başarmıştı da. Daphne neler yaşıyordu bu konuda hiçbir fikri yoktu. Onun da karanlığı yenmek için çaba harcaması için dua ediyordu içinden. Yoksa işleri oldukça zordu. Eğer Daphne mücadele etmezse karanlıkla, o zaman Nathan ve Alexis her ne kadar çaba sar ederlerse etsinler sonunda başarısız olurlardı. Daphne’nin de bu konuda birtakım tepkiler vermesi gerekiyordu.

Daphne’nin uğrattığı kısa şokun ardından gizemli kadına bakmak aklına gelmişti. Ona baktığında yüzü bir yerlerden tanıdık gelmişti. Sonra onun ritüelde karşılaştıkları Caitlyn olabileceği aklına gelmişti; ama onun burda ne gibi bir işi olabilirdi ki? Kesinlikle o olamazdı. Ama aklına başka kimse de gelmiyordu. Buna daha fazla kafa patlatmak istemediğine karar verdikten sonra Alexis’in de yanlarına geldiğini gördü ve Daphne’nin diğer tarafında yer alıp onun elini tuttuğunu. Böyle bir arkadaş desteğine sahip olduğu için Daphne çok şanslıydı; ama o tüm bu iyi şeyleri elinin tersiyle geri itiyordu Bu da işlerinin bir kat daha zor olduğunun kanıtıydı. Öte yandan Alexis’in her ne kadar Daphne onu terslese de böyle bir çaba göstermesi karşısında Nathan’ın gülümsemesine neden olmuştu bir saniyeliğine de olsa. Sonra bulundukları durumu hatırlayınca yüzündeki gülümseme anında solmuştu. Alexis’in söylediklerine katılmak istercesine o da dudaklarını araladı.

“Alexis son derece haklı Daphne. Seni etkileyen her kimse buna bir an önce son versen iyi olur. Bu tür davranışlar sana hiç yakışmıyor. Şu bulunduğun durumdan bir an önce kurtulmalı ve eve gidip dinlenmelisin. Sen böyle bir insan değilsin. Asla da olmayacaksın. Sen iyi bir insansın. Bu yüzden de bizimle eve gelmelisin. Ve yarın olduğunda da bunların hepsinin bir rüyadan ibaret olduğunu anlayacaksın.”

Bunları söylediği için kendini farklı hissetmişti. Bu tür şeyler söyleyecek biri değildi o. Asla da olmamıştı. Eskiden de böyle teselli eden biri değildi. İlk defa böyle bir şey yapıyordu. Söylediği sözlerin ne derece etkili olduğunu bilmiyordu; ama içten olduğu kesindi. Belki de artık Daphne ile de aralarını düzeltmenin vakti gelmişti. Onunla harika bir ekip olmanın vakti. Böyle bir vaktin asla gelemeyeceğini düşünürdü. Ama buraya geldiğinden beri hayatında farklı olaylar meydana geliyordu. Hiç karşılaşmadığı olaylar. Buna yavaş yavaş alışıyordu. Daha kibar bir erkek olaya başlıyordu. Bunu kemiklerinde hissedebiliyordu. Daphne ile aralarında hala birtakım problemler oluyordu; ama bugün her şey değişebilirdi. Aralarındaki bütün problemler ortadan kalkabilirdi. Söylediği sözlerde son derece ciddi ve içtendi. Daphne’nin de bunlara inanmasını istiyordu. Ona artık aralarındaki her şeyin baştan sona çözülebileceğini göstermek istiyordu. Onu bu denli değiştirenin kim olduğunu biliyordu: Alexis. Onunla tanıştığından beri hayatında farklı şeyler oluyordu. Eski Nathan tekrardan hayata dönüyordu ve hatta fazlasıyla geri dönüyordu. Şimdi Daphne’yi de buna inandırmalıydı. Ama Daphne ona büyük bir öfkeyle bakıyordu.

Gizemli kadının söyledikleri ise onu afallatmaya yetmişti. Eğer Daphne karanlığa giderse kendi ve Alexis’i de sürükleyecekti beraberinde. Buna izin veremezdi. Belki kendisi gidebilirdi Daphne ile. Yani onu kurtarmak için en azından bir süre oraya gidebilirdi. Ama Alexis’in asla karanlıkta kaybolmasına izin veremezdi. Karanlığın onu yutması gözünün önüne geldiğinde gizemli kadına tiksintiyle bakmıştı. Daphne’nin içindeki karanlığa yenik düşmesinden korkuyordu. Şimdi bir karar vermek zorundaydı. Daphne bencil biri değildi. Bu yüzden karanlığı tercih ederse beraberinde götüreceği kişilerin de onunla gelmesine asla izin vermezdi. Ya da en azından Nathan böyle düşünüyordu. Gizemli kadının ardından söyledikleri ise daha da afallamasına ve şaşırmasına neden olmuştu. Andrew kimdi ve Daphne ile ne alakası vardı? Neden karanlıkta kaybolmuştu? Aklında bir sürü soru vardı; ama hepsi sırasını beklemek zorundaydı.

“Siz neyden bahsediyorsunuz? Daphne ile ne alakası var Andrew denen kişinin? Hiçbir anlam veremiyorum tüm bu dediklerinize. Ayrıca Daphne’nin buradan asla gitmesine izin vermem, vermeyiz.”

Bu sefer Daphne’ye dönerek daha yumuşak ve sakin bir ses tonuyla: “Evet asla izin vermem Daphne senin gitmene. Zamanında sana kaba davrandım; ama bu sefer her şey değişti. Senin yanındayım ve bana güvenmeni istiyorum. Beni iyi dinle. Eğer karanlığı seçersen bizi de yanında sürüklersin. Bunu istemezsin değil mi? Hadi kendimi geçtim; ama en yakın arkadaşının karanlık tarafından yutulmasına izin vermezsin değil mi?”

Daphne’nin vereceği kararı endişe ve korku karışımı bir duyguyla bekliyordu. Zira Daphne karanlığı seçerse hepsinin işi bitik durumdaydı.

_

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   C.tesi Mart 09 2013, 20:23

Karanlık… Onun istediği sadece buydu. Bir de Andrew ile olmak. Ama sadece onunla, başka kimseyle değil. Oysaki bunu kimse anlamıyordu. Daphne insanları kendinden uzaklaştırsa da onlar her seferinde Daphne’yi rahatsız ediyorlardı. Amaçları neydi ki? Daphne’yi rahatsız ettiklerinde elleirne ne geçiyordu? O, kimsenin kendisiyle konuşmamasından şikayetçi olmazdı. Andrew’u tanıdığından beri sadece onunla konuşmak ve hep onun yanında olmak istiyordu. Bunu kimseye söylememişti. Kimse de öğrenememişti zaten. Taa ki bu geceye kadar. Şimdi ise konuşmayı istemediği, hatta biriyle hiç konuşmak istemiyordu, iki kişi yanındaydı. Onlarla aynı ortamdaydı. Oysaki bunları hiç istemiyordu. Başı ağrıdan çatlıyordu. Çok fazla insan ve çok fazla konuşma dönüyordu. Aynı değerde de çok fazla teselli cümleleri. O bunları istemiyordu. Kimsenin onu kurtarmasını istemiyordu bu karanlıktan. Alexis ona yardım etmeye gelmişti. İçinden buna minnettardı; ama diğer yandan da onun yardıma ihtiyacı yoktu. O, istediği şeyi, ait olduğu yeri bulmuştu. Ve oraya da gitmek üzereydi. Ama maalesef buna engel olmak isteyen insanlar vardı. Sadece iki kişi. Ya diğerleri neredeydi? Diğer arkadaşları! Onlar da gelse parti tamamlandı demekti. Bir tek diğer arkadaşları eksikti. Ha aileyi de unutmamak gerekirdi. Onlar olmazsa partinin tadı çıkmazdı. Neler diyordu böyle? Bu durumda şaka yapmanın hiç sırası değildi. Karanlık tarafa gidebileceği birileri çıkmıştı. Onu elinden kaçırmak istemiyordu hiç. Ama Nathan ve Alexis buna engel olmayı istiyorlardı anlaşılan. Şimdilik tek hobileri Daphne’nin hayatını nasıl mahvedeceklerini düşünmek olsa gerekti. Bunlarla harcayacak hiç vakti yoktu. Her şey olup biterken Andrew da bir türlü gelmek bilmiyordu. Aklında onunla ve bu olanlarla ilgili bir sürü soru işareti vardı. Hiçbirine cevap alamamıştı henüz. Ama en önemli sorusu Andrew idi. Onun nerede olduğuydu ve neden geciktiği. Başına kötü şeyler gelmesinden korkuyordu. Ona bir şey olursa yaşayamazdı. Onsuz bir hayat çekilmez kılınırdı kendisine. Her saniye acı çekerdi. Bunun ne zaman kadar devam edeceğini bilemiyordu; ama hayatın ona cehennem gibi geleceğinden hiç kuşkusu yoktu. Bir insan için bu kadar acı çekileceğine inanmıyordu önceleri. Demek ki aşık olması gerekiyordu bu tür şeyleri anlayabilmesi için. İşte şimdiden acı çekiyordu. Onun gelmediği her saniye içinden bir parça kopuyordu. Onu kendinden uzaklaştırıyordu. Karanlığa daha da fazla sarılmasına neden oluyordu. Onu bir parçasıymış gibi benimsemesine. Ama tüm bunlar doğru muydu? İçindeki küçük ve sessiz bir parça onu aydınlığa davet ediyordu. Karanlık ise aydınlık parçayı olabildiğince susturmaya çalışıyordu. İçinde böyle bir savaş veriyordu işte. Karanlık onun çok büyü bir kısmını ele geçirmişti. Her şeyini almıştı ondan. Gözlerine bile yansıyordu artık bu karanlık. Daphne de hiç itiraz etmiyordu ona.

Şimdi ise her iki eli de Nathan ve Alexis tarafından tutulmuştu. Karşısında da tanımadığı gizemli kadın. Etrafı hiç bu kadar sarılmamıştı insanlar tarafından. Bir an için boğulacağını sandı. Az da olsa onda klostrofobi vardı ve şimdi bu kadar küçük bir insan alanında kendini köşeye sıkıştırılmış ya da zarar görecekmiş gibi hissediyordu. Alexis’in sözleri nefretinin artmasına neden olmuştu. Bu insanları gözü görmek istemiyordu. Andrew neredeydi? Bir an önce gelmeliydi ve Daphne’yi bu insanlardan kurtarmalıydı. Ama hala gelen giden yoktu şu insanlar dışında. En sonunda Alexis kolunu bıraktığında biraz da olsa rahatlamıştı; ama ona ve Nathan’a karşı hala öfkeliydi. İçindeki karanlık taraf da bunu destekliyordu. Her seferinde ona kimseye ihtiyacı olmadığını hatırlatıyordu. Alexis’in dediği gibi hala içinde bir parça iyilik yani aydınlık taraf olabilir miydi? Eğer varsa neden susuyordu? Neden karanlık tarafı susturamıyordu? Daphne’nin neden bambaşka biri olmasına izin veriyordu? İyiliğin olacağını sanmıyordu içinde. Olsa karanlık tarafa teslim olmazdı kolay kolay. Bu kadar zayıf biri değildi. Güçlü biriydi o. İyilik yoktu içinde. Potansiyel kötü biri olabilirdi. Morgana’ya en büyük zaferleri almasına yardım edebilirdi elinden geldiğince. Tabi Morgana’nın tarafına geçebilirse!

Alexis’in ardından Nathan’ı dinlemek zorunda kalmıştı bir de. Bu kadar konuşma fazlaydı onun için. Bir de kendisi konuşkan biri olmasına rağmen. Eskisi gibi konuşmuyordu pek. Sadece Andrew’un yanında kendini rahat hissettiğinden konuşabiliyordu. Nathan’dan duyduklarına inanamıyordu. Onun söylediklerine çok şaşırmıştı. Ve komik bulmuştu. Nathan’dan asla böyle sözler duymayı beklemiyordu. Sesli bir kahkaha attıktan sonra ona sinirli bir şekilde baktı.

“Sen beni nasıl tanıdığını düşünüyorsun ki? Beni yeterince iyi tanımıyorsun. İyi bir insan olduğumu nereden çıkartıyorsun? Belki de başından beri kötü olmak istemişimdir; ama bir türlü fırsat bulamamışımdır. Bana kaba davranan birinden tavsiye dinlemeye niyetim yok tamam mı? Bu yüzden çeneni kapasan iyi edersin.”

Söylediklerinden hiç pişman değildi. Hatta ona haddini bildirdiğinden ötürü memnundu için için. Karanlık tarafı da onu destekliyordu. Daha fazlasını yapması için teşvik bile ediyordu onu. Ama Daphne bu kadarının ona yeteceğini düşünüyordu. Hiçbir şey rüya değildi. Her şey son derece açık ve gerçekti. Daphne karanlık taraftaydı ve Morgana’nın tarafına geçmek üzereydi. Nathan istediği kadar kendini kandırsındı. Bu hiç de umurunda değildi. Ona öfke dolu bakışlarını gösterdikten sonra hem gizemli kadının hem de Nathan’ın konuşmalarını dinledi. Gizemli kadın ona iki seçenek sunuyordu. Karanlık tarafa geçerse Nathan ve Alexis’in de onunla birlikte sürükleneceklerini söylüyordu. Daphne böyle bir şeyi asla istemiyordu. O sadece Andrew ile gitmek istiyordu oraya. Başka kimseyle değil. Neden kimse bunu anlamıyordu? Neden Daphne’yi bu kadar zorluyorlardı? Nathan’ın şaşırmasına ise sadece gülmüştü. Andrew’dan haberi yoktu onun. Öğrenmese de olur diye geçirdi içinden. Öğrense ne yapacaktı ki? Daphne’ye ve Andrew’a mani mi olacaktı? Ne yapabilecekti Andrew’a karşı? Hiçbir şey. Sadece başarısız olacaktı o kadar.

Gizemli kadın yeniden konuşmaya başladığında ayaklarının bağları çözülmüş gibi kendini yerde buldu bir anda. Andrew’un da karanlık tarafa ait olduğunu bilmiyordu. Daphne yüzünden Morgana’nın tarafına geçmek istediğini sanıyordu; ama tam tersi mi olmuştu yoksa? Andrew yüzünden mi bu haldeydi? Ayrıca gizemli kadın ne demişti? Andrew’un karanlık tarafından yutulduğunu. Bu da ne demek oluyordu şimdi? Andrew’u bir daha göremeyecek olmak. Andrew her ne kadar karanlık tarafta Daphne’den önce de olsa yine de onunla her şeyi yapabilirdi. Andrew’un gerçek kimliğini de kabullenebilirdi her şeye rağmen. Ama bu artık mümkün değildi. Andrew gitmişti. Daphne’yi terk etmişti. Bundan sonra Daphne onsuz yaşamak zorunda kalacaktı. Dizlerinin üstüne çökmüştü. Kendini çok halsiz hissediyordu. Kalbi çok yorgundu. Gözündeki yaşlara engel olamıyordu. Kendini çok aciz hissediyordu. Bütün insanlara karşı nefret duyuyordu Onu ve Andrew’u bu hale getirenlerden nefret ediyordu. Haykırmak istiyordu ve nefretini kusmak. İnsanların kalplerini incitmek. Kalp kırıklığına neden olan insanları o da sonsuz bir yasa boğmak istiyordu. Evet, o yalnız değildi. Yanında iki kişi vardı şimdiden. Ama onları görmek istemiyordu hatta hiç kimseyi. Nathan’ın sözlerini bile duyamamıştı hıçkırıklarında. Sadece birkaç kelimesini seçebilmişti konuşmasından. Nathan ona yardım etmek istiyordu; ama bu saatten sonra yardım etse ne değişirdi? Zamanında gelmesi gerekiyordu. Belki de içindeki karanlık Daphne’yi ele geçirmeden önce; ama her şey için artık çok geçti. Hem Andrew’u kimin öldürdüğünü bulmak hem de en güçlü sihirbaz olabilmek içi gitmeliydi karanlık tarafa. Derken içindeki karanlık taraf susup aydınlığa bıraktı sözü ve aydınlık da Daphne’ye gitmemesini söyledi; ama buna mecbur hissediyordu kendini. İstediklerini elde ettikten sonra zaten geri dönecekti. O kadar da uzun süreceğini zannetmiyordu Morgana’nın tarafında olacağını. En sonunda aklındakileri toparladıktan sonra ayağa zoraki de olsa kalktı ve yaşlı gözlerle konuşmaya başladı.

"Üzgünüm Nathan. Belki söylediklerinde ciddisindir; ama neler hissettiğimi benim kadar iyi hissedebiliyorsun. Bu yüzden buna mecburum, gitmek zorundayım. Adının ne olduğunu bilmiyorum. Yine de seninle gelicem; ama bir şartla arkadaşlarım gelmicek. Onlar burada kalacak. Sadece ben gelicem seninle. Başka kimse gelmicek daha. Tamamen yalnızım. Ya beni alırsın ya da beni oraya götürcek başka birini bulurum.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   Çarş. Mart 13 2013, 21:48

Alexis kadının gözlerinde gördüğü karanlığın etkisindeydi. Bu kadın başlarına bela açacakmış gibi görünüyordu. Daphne Andrew denen lanet olasını bir daha göremeyeceği için yıkılmıştı. Evet, gerçekten yıkılmıştı. Daha sonra Nathanın ikna çabalarının ardından ağlayarak mecbur olduğunu söyledi. “Mecbur” neden? Neden mecburdu ki ne vardı bunu ona zorla yaptıracak. Alexis düşündükçe sinirleniyordu. Her şeyi ama her şeyi vardı. İhtiyacı ve isteği olan her şey… Karanlık tarafın avantajlarını düşündü Alexis: “Hah!” dedi Alexis içinden; karanlık tarafından yutulmak gerçekten harikaydı. Sevdiklerini kaybetmek, onlara zarar vermek… “Haa birde “karanlığı evi olarak sahiplenen görünmez tehlikeler” İşte tam bu lafa bayılmıştı Alexis. Bu tehlikeler gerçekten çok çekiciydi. Tam bir zevk fırtınası! Gerçekten çok zevk verici şeyler. Her neyse bu saçmalıktan Daphnenin yararı ne olacak bilinmez ama bu duruma artık gerçekten bir çözüm bulmalılardı. İşler gerçekten çözülmesi zor bir hal alıyor ve her geçen saniye bu gereksiz büyü Daphnenin içine işliyordu. Yakında da tamamen yutacaktı. Alexis düşüncelerinde boğulmaya başlamıştı artık. Ne düşünürse düşünsün hiçbir şey bulamıyordu Daphnenin “karanlık arzusunu” bitirecek. Aslında neden karanlığı seçtiğini bilse bu işin içinden çıkmak çok kolay olacaktı. Ama onuda bilmiyorlardı. Andrewuda göremeyecekti artık. Neydi ki karanlığın sebebi. Alexis yorulmaya başlamıştı artık. Daphnenin yaptığı bu gereksiz seçim nelere mal olacaktı kim bilir. Şimdiden üç kişinin hayatına. Üstelik Morgananın tarafına geçerek Caitlynede ihanet edeceklerdi. Alexis bu kadarını yapamazdı artık. Akademi Caitlyne aitti ve onun sayesinde yeteneğini geliştiriyordu. Morgana onlara bunu verecek miydi? Neden yapsın ki bunu, şimdiye kadar düşmanlarıydı ve şimdi Caitlyne ihanet edeceklerdi. Neden Morganaya da etmesinler ki. Acaba Morgana bunu göze alır mıydı? Belki de göze alması gerekmezdi. Her neyse Alexise göre Morgana ne olursa olsun yeni yemlere yer verird ve o yemleri elde etmek için yapmayacağı şey yoktu. Bunun için çok geç olmadan bitmeliydi bu durum. Alexis bu duygusal ortama biraz yabancı kalmıştı bunları düşünürken. Derin bir nefes aldı ve :” Daphne buna mecbur değilsin. Kötülüğe, karanlığa mecbur değilsin. Söyle; Neden? Neden mecbur olasın ki karanlığa. Emin ol iyilik kadar mutlu etmeyecek seni. Asla huzuru ve sevgiyi bulamayacaksın orda. Sen bu değilsin Daphne sen karanlığı haketmiyosun. Sen her zaman iyi biriydin ve mutluydun, mutluyduk… Daphne bunu yapma! Caitlyne, iyiliğe, mutlu günlerine, en önemlisi kendine ihanet etme. Çünkü ihaneti haketmiyosun.” Diyerek sözü ona bıraktı. Biliyordu Daphne sözle ikna olmayacaktı ama başka çaresi yoktu. Şimdilik bunu yapmalıyı. Başka bir yol bulana kadar…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Morgana
Cadı l Admin
Cadı l Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 154
Kayıt tarihi : 29/05/12
Yaş : 28
Lakap : Kara büyücü

MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   C.tesi Mart 16 2013, 10:27

Karşısındaki üç kişinin arasındaki bağı dikkatle süzdü. Genç sihirbaz her ne kadar arkadaşlarının burada kalmasını istese de bu güçlü bağ diğer ikisini de yanında sürükleyecekti.Bu hiç kimsenin elinde değildi. İlişkiler için yapılan kara büyüler en zorlarındandı. Güçlü bir büyü ile bu bağı kırabilirdi belki. Ancak bunu yapmayacaktı. Çünkü Daphne karanlık tarafından sarılmış olabilirdi; ama henüz karanlığa hazır değildi. Arkadaşlarının da onunla sürüklenmemesini isterken içinde kalan ışık kırıntıları kendini belli etmişti.Hala içindeki iyiliğe söz geçiremiyordu. Eğer gerçekten Morgana'nın tarafına geçmeye hazır olsaydı peşinden sürüklenenlere aldırmazdı. Ancak o sevdiklerine erdiği değeri kaybetmemişti. O yüzden Morgana onu yanına almayacaktı, henüz...

Ona gerçek karanlığı gösterip kendi haline bırakmaya kara erdi. Böylece karanlığa ne kadar hazır olduğunu kendi gözleri ile görecekti. Ayrıca aralarındaki bağın kopması ya da daha da güçlenmesi için buna ihtiyaç vardı. Morgana onların arasındaki ilişkiyi doğal bir sürece bırakacaktı. Doğallık, aradaki bağlara en güçlü kara büyülerden daha çok zarar erebilirdi, kalıcı olarak... Şimdi yapması gereken tek şey Daphne'ye karanlığı göstermekti.

Büyülü sözleri söyledi, böylece üçü birden oldukları yerde hareketsiz olarak kalmışlardı. "Dapne madem karanlık tarafa geçmek istiyorsun, o zaman sana karanlıktan bahsetmeliyim." dedi ne olduğunu anlamaya çalışan gözlerine bakarak. "Karanlıkta ilk kaldığında ne olduğunu anlayana kadar hareketsiz kalırsın. O sırada sevdiklerinin peşinden sürüklenmesine engel olamazsın. Sihirbaz arkadaşının ve perinin senin peşinden gelmesine ne sen ne de ben engel olabiliriz. Çünkü aranızda çok kuvvetli bir bağ var." dedi ve gözleri hiçbir şey yapamamanın verdiği çaresizlikle boğuşan periye döndü. Sinirden sıktığı dişlerinin etrafını çevreleyen dudaklarına baktı ve "Bu yüzden..." diyerek perinin yanına gitti. Kısacık süren sessizlikte perinin dudaklarına ufak, zehirli bir öpücük kondurdu. Dudaklarını Keon'un kanını taşıyan periden ayırdığında sinsi gülüşü ile Dapneye döndü. "Onlarda karanlık tarafından yutulacaklar." dedi bir yandan da zehirli öpücük yüzünden acı çeken perinin terlemeye başlayan yüzünü okşarken. Sonra yavaş adımlarla Daphne'nin yanına gitti. Gecenin ona gönderdiği oyuncaklarından çabuk ayrılmak istemiyordu. Bunun için Andrew'e teşekkür etmeliydi. Tabi cehennemde karşılaşırlarsa...

Genç sihirbazın önünde durup hareketsiz vücudunda acı çeken kalbinin olduğu yere dokundu "Ve sen..." diye fısıldadı ona, içinden başka bir büyü daha yaparken. Bu seferki büyü ile Daphne'nin kalbindeki acıyı kopyaladı. Sonra yine onun yanından ayrılıp Alexis adındaki diğer sihirbazın yanına geçti. Ağzından çıkan kelimelerin arasındaki sessizlik arttıkça ortamdaki gerginlikte artıyordu. Alexis'in alnına düşen saçlarını geriye atarken konuşmasına devam etti. "Sen harekete geçene kadar bu bağ hepinize acı çektirecek." dedi e elini Alexis'in alnına koyup az önce Daphne'den kopyaladığı acıyı Alexis'in beynine verdi. Küçük sihirbaz acı içinde bağırırken hareketsizlik büyüsü yüzünden yerinden kımıldayamıyordu. Bir acıyı büyütmenin en güzel yolu, o acıyı beyine vermekti. İnsan, beyninde çektiği bir acı yüzünden ölebilirdi bile. Alexis'in gözlerinden süzülen yaşları silerken "Hatta senin çektiğin acının daha fazlasını çekecekler." dedi. Sonra kollarını iki yana açtı e gece daha da kararmaya başladı.

Karanlık her şeyi yutarken Morgana, Daphne'nin yanında belirdi. Omuzlarından tutup iyice yaklaştı. "Sonunda ise karanlık yoğunlaşır ve hepsi kaybolur. Sen de yalnız kalırsın, daha doğrusu yalnız kaldığını sanırsın." Sinsi gülüşü yüzünde yayılırken Daphne'yi bırakıp, yaptığı büyü yüzünden burun ucunun bile zor görüldüğü gecenin içine bir kaç adım attı e kaybolduğu karanlığın içinde sesi duyuldu. "Ama aslında yalnız değilsindir. Çünkü karanlıkta göremediğin tehlikeler her an etrafındadır. Bu tehlikeler belki senin yüzünden acı çeken eski dostlarında olabilir." dedi ve sustu. Gözün gözü görmediği karanlıkta hepsini sessizliğe terk etti. Daha doğrusu arkadaşlarının acı içinde nefes alış verişleri arasında Daphne'nin düşünmesi için sessizce bekledi.


_

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nathan Dwight
Ateş Perisi l Pastane sahibi
Ateş Perisi l Pastane sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 30/11/12
Lakap : The Rock

MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   Çarş. Mart 20 2013, 13:48

Daphne’ nin kararını bekliyordu sabırsızlıkla ve o beklenen an çok kısa sürede gerçekleşmişti. Tam da beklediği gibi bir sonuçtu Daphne’nin cevabı. Böyle bir cevap vermesinden korkuyordu; ama olası cevabın da bu olacağını biliyordu. Karanlık tarafa geçmek istiyordu; fakat Nathan ve Alexis’in gitmesini istemiyordu oraya. Bu çok asil bir davranıştı Nathan için. Daphne’nin karanlık tarafından ele geçirilmesine rağmen hala arkadaşlarını koruma istemesi içinde iyiliğin var olduğunu gösteriyordu. Daha doğrusu iyilik kırıntıları. Gözler ruhun aynasıdır derler. Bu yüzden o gözlere baktığında saf karanlık akıyordu. Yine de arkadaşlarını korumak istemesi gerçek Daphne’nin hala karşısındaki bedende bir yerlerde olduğunu biliyordu. Asıl sorun o Daphne’ye ulaşmaktı. Nasıl başaracağını bilmiyordu. Ama bir şekilde başarmak zorundaydı. Kendisi sihirbazsız kalacaktı. Bundan belki memnun kalması gerekirdi. Çünkü özgür kalmış olacaktı. Ama memnun değildi. Aksine üzgündü. Belki de Daphne’ye artık değer vermeye başlıyordu. Belki de aralarındaki bütün problemler de çözülecekti tabi önce Daphne’yi bu durumdan kurtarmaları gerekiyordu. Nasıl olacaktı bu peki? Gerçek Daphne’ye nasıl ulaşacaklardı? Daphne şu an çok acı çekiyordu. Bunu derinden hissedebiliyordu. Sonuçta onun perisiydi. Daphne’nin acısı gitgide Nathan’ın içinde de büyüyordu. Kat be kat fazla. Bir insana bu kadar acı çektiren ne olabilirdi? Tabiki de bu şey aşktı. Sevdiğin insandan ayrıldığında hatta daha da kötüsü onu kaybettiğinde. Bir daha göremeyecek olduğunda. Daphne şu an bunları yaşıyor olmalıydı. Onun zihnine girmeyi çok isterdi. Bütün yaşadıklarını ona unutturmak. Çektiği acıyı yok etmek. Ama bu mümkün değildi. O bir periydi. Böyle ir şeyi yapamazdı. Ona sadece destek olabilirdi ve onu belalardan koruyabilirdi. Daphne’nin acısını unutturmadan önce daha yapılacak bir sürü iş vardı. Öncelikli olarak yanlarında duran şu gizemli kadını uzaklaştırmaları gerekiyordu. Onu gördüğünden beri sırf karanlık taşıdığını hissedebiliyordu. Aurasından bir cadı olduğunu da anlayabiliyordu. Bu kadın Daphne’nin daha da üzülmesine neden olmuştu. Onu şuracıkta parçalarına ayırmak istiyordu; ama kendine hakim olmalıydı. Şimdilik savaşmanın hiçbir yararı olmazdı Daphne’ye. Bu düşünceler arasında Alexis’in konuşmalarıyla dikkatini ondan tarafa yöneltti. Onu kısa bir süre süzdükten sonra Alexis’in Daphne için bir nimet olduğunu anladı. Hem davranışlarıyla hem de konuşmalarıyla Daphne’ye büyük destek oluyordu; ama Daphne onun ya da Nathan’ın desteğini geri çeviriyordu. Bu duruma nasıl geldiklerini hala çözemiyordu. Andrew yüzünden olmalıydı bütün bunlar. Yoksa Daphne asla böyle kötülüğü düşünecek biri değildi. Aklına en son gelecek şeylerden biriydi. Daphne’nin de söylediği gibi onu yeterince iyi tanımıyordu. Yine de onun perisiydi ve neler hissettiğini ya da nasıl bir insan olduğunu hissedebiliyordu değil mi? Gerçi mesafe büyüsünü yapmakla hayatının en büyük hatalarından birini yapmıştı; ama bu hatasını telafi etmeliydi. Geçmişe geri dönemezdi. Şu an buradaydı ve Daphne ile arasını düzeltmenin de zamanı gelmişti. Bundan sorası önemli değildi. Şimdi yanında belki de ilerde hayatındaki en önemli üç kadından ikisi duruyordu. Bunu düşününce yüzünde kısa süreliğine de olsa bir gülümseme yayılmıştı. Sonra ise ayakta zor duran Daphne’nin yanına giderek ona destek olmaya karar verdi. Kolunu koluna iyice kenetleyerek Daphne’nin kendisine yaslanmasına izin verdi.


“Daphne, Alexis haklı. Şu an buradan gitmemiz gerekiyor. Daha fazla senin incinmeni görmek istemiyorum. Anlaşılan Andrew senin için çok önemli biriydi. Ama şimdi o yok. Yanında biz varız ve sana bunu atlatmanda yardımcı olucaz.”

Tek eliyle Daphne’nin gözlerinden akan yaşları sildikten sonra sert bir itilmeyle gözlerinde Daphne’ye karşı tekrar bir nefret oluşmuştu. Niye durduk yerde onu itmişti? Anlamıyordu. Oysaki ona yardım etmeye çalışıyorlardı; fakat Daphne bunu anlayamayacak kadar kör olmalıydı. Tam bir şeyler söylemek üzere ağzını açmıştı ki gizemli kadının konuşmasıyla kelimeleri boğazına tıkılıp kalmıştı. Hareket etmeye kalkıştığında ise yerinden kıpırdayamadığını fark etti. Gizemli kadına ateş saçan gözlerle bakıyordu. Buradan kurtulduğunda onu gerçekten de parçalayacaktı her ne olursa olsundu. Ama konuşmasını dinledikçe onun Alexis ve kendisini de almaya çalıştığında ısrar etmesine anlam veremiyordu. Tamam, kendisi karanlığa sürüklenebilirdi; ama Alexis’in bu tür işlere ulaşmasını istemiyordu. Ona zarar gelmesini ya da en kötüsü ölmesini kaldıramazdı. Ona bu kadar değer vermek Nathan için kötü bir şeydi. Alexis’e birtakım duyguları olduğunu biliyordu; fakat bu duyguların bu denli büyü olduğunu bilmiyordu. Bunu daha sonra düşünecekti. Duygularını ve yapması gereken şeyleri şimdilik bir köşeye itiyordu. Şu an tek baskın duygusu öfkeydi hem de tahmin ettiğinden daha fazla. Bütün kemiklerinde hissedebiliyordu bunu. Gizemli kadına olabildiğince sert bir yumruk sallamak istiyordu. Büyük ihtimalle başaramayacaktı; ama yine de bir denemiş olurdu en azından. Gizemli kadının kendisine yaklaşıp dudaklarından öpmesini hiç beklemiyordu. Dudakları da kalbi kadar soğuktu. Öpücüğü zehirliydi. Çünkü gizemli kadının onu öpmesiyle acı çekmeye başlamıştı. Vücudu yanıyordu adeta. Özellikle de kalbi. Daphne’nin kalbindeki acıyla bu öpücükten gelen acı birleşerek Nathan’ın neredeyse delirmesine yol açacak bir duruma düşmesine neden olmuşlardı. Terden vücudu sırılsıklam olmuştu. Tiksinerek baktığı kadının yüzünü okşaması öfkesinin doruk noktasına ulaşmasını sağlamıştı. Daha fazla öfkelenemeyeceğini düşünürken cadının neden olduğu büyü yüzünden Alexis’in bağırması her geçen saniye artan öfkesini daha da büyük bir hızla arttırıyordu. Hem öfkeden hem de acıdan dolayı bedeni yorulmaya başlamıştı; ama hareket edemediğinden bir yerlere de yaslanamıyordu. Bir yandan acı çekmeye devam ederken diğer yandan da zorlukla da olsa cadıya bir şeyler söylemeye çalışıyordu.

“Lanet olası cadı! Ne halt ettiğini sanıyorsun? Bizi bu durumdan hemen kurtar. Eğer kurtarmazsan eninde sonunda senin canını almanın bir yolunu bulurum. O gün geldiğinde de elimden kimse kurtaramaz seni. Bizi bu halde bırakıp bir yere gidemezsin. Bu kadar oyun oynadığın yeter!”

Dişleri sinirden dolayı gıcırdamaya başlamıştı. Acısı ise devam ediyordu. Cadının arkasından bildiği bütün küfürleri saymıştı. Ama burada bir şeylerin ters gittiğini hala hissedebiliyordu. Etrafını yoğun karanlıktan dolayı göremiyordu. Ayrıca her yer sessizleşmişti. En ufak bir çıt sesi bile duyulmuyordu. Etrafına seslenirken Alexis’i bulabilmişti gözleri zor da olsa. Şu an onun yanına giderek acısını dindirmek istiyordu; fakat kımıldayamadığından hiçbir şey gelmiyordu elinden. Onun çığlıkları acısını daha da arttırıyordu. Neredeyse gözlerinden yaşlar gelecekti. Kalbinde ve vücudunda yoğunlaşan ve artan acı dayanılması güç hale gelmişti. Hem Daphne'nin acısı hem kendi acısı hem de Alexis'in attığı çığlıklardan dolayı oluşan acı Nathan'ı mahvediyordu. Onun üstüne geliyorlardı sürekli. Şu an hareket edebilse ilk Alexis'in yanına gider ve acısını dindirmenin bir yolunu bulurdu. Daha sonra ise Daphne'yi bulup kendine getirmeye çalışırdı. Alexis'ten sonra Daphne'nin aklına gelmesi onun nerede olabileceği sorusuna da Nathan'ın beynini maruz ermişti. Kısa bir süre sonra Alexis'inkinden farklı olarak başka bir çığlık daha duymuştu. Çığlığın nereden geldiğini anlamaya çalışırken bir tane daha duymuştu. Daphne'nin çığlıkları olmalıydı bunlar. Çünkü daha önce duymadığı çığlık diğer yandan da tanıdık geliyordu ona. Daphne'ye kötü bir şeyler mi oldu endişesiyle yanıp tutuşurken buldu kendini. Diğer yandan da Alexis'in attığı tiz çığlıklar vardı tabiki de.

_

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   Paz Mart 24 2013, 20:01

Buradan gitmeliydi. Hem de çok uzaklara… Kimse onu anlayamıyordu. Karanlık tarafa Andrew ile gitmek istiyordu; fakat o gitmişti. Daphne’yi bırakmıştı. Andrew her ne kadar kötü olursa olsun umurunda değildi. O sevdiği ilk kişiydi. Onunla hiç öpüşmemişlerdi. Ama aralarındaki bağ çok özeldi. Birbirlerine sahip olamasalar da birbirlerini sevdiklerini biliyorlardı. Daphne Andrew’un saçlarını okşamasını çok severdi; fakat o artık gittiğine göre onunla yaşadığı her şey de birer anıdan başka bir şey olmayacaktı. Ama hepsi de birer mutlu anı olarak kalacaktı. Andrew’un ruhunu şad etmek için karanlığa geçecekti. Karşısındaki gizemli kadın ise arkadaşlarının da onunla birlikte sürükleneceklerini söylemekten başka bir şey yaptığı yoktu. Arkadaşlarını istemiyordu yanında, bunda anlaşılmayacak bir şey yoktu ki. Arkadaşları ona kurtarmaya çalışıyor olabilirlerdi; fakat o, durumundan memnundu. En azından Andrew yüzünden kalbi sızlıyordu hala. Bu da son derece normal bir şeydi zaten. Asıl onu memnun edecek şey karanlığa geçmekti. Fakat kimse onu anlamıyordu işte. Yalnız başına kalmak istiyordu. Karanlık belki de hala içindeki iyiliğin tamamını almamış olabilirdi. Yine de alması yakındı. Arkadaşlarını düşünüyor olmasını garipsemişti. Uzun zamandır onları düşünmüyordu. Onları tamamen umursamadığını düşünüyordu. Ama şimdi onların iyiliği için yanında karanlıkla birlikte sürüklenmelerine izin vermiyordu. Bunu yapamazdı. Onlar her zaman ona destek olmuşlardı en azından Alexis öyleydi. Nathan kafasına taş düşmüş olmalıydı ki ancak Daphne’yi korumaya ve onu desteklemeye başlamıştı. Buna sevinmişti Belki de karanlık olmasa araları düzelmeyecekti. Ama her şey için artık çok geçti. O çoktan kararını verip kelimelerin dudaklarından dökülmesine izin vermişti. Her şeye yeniden başlayacaktı karanlık tarafta. Andrew kalbinde sonsuza kadar ilk aşkı olarak kalacaktı. Arkadaşları da birer dost olarak. Onun dışında artık arkadaşlarıyla ya da ailesiyle görüşemezdi. Onlar Daphne’nin zayıf tarafıydı. Bir insanın zayıf tarafının olması onu asla güçlü birine dönüştüremezdi ya da karanlığın kendisini yönetmesine izin veremezdi. Daphne karanlık tarafından yönetilmek istemiyordu. O, sadece güçlenmek istiyordu. Güçlenmek uğruna arkadaşlarına ve ailesine sırt çevirmesi ne kadar doğruydu bilemiyordu; ama bildiği bir şey vardı ki o da şu an aklındaki tek şeyin Andrew olduğuydu. O yalnızca güçlenmeyecekti ki üstüne üstlük Andrew’un da intikamını alacaktı. Onu öldüren kişiyi bulacaktı.

Alexis’in konuşması biraz afallamasına neden olmuştu. İçindeki iyiliğin su yüzüne çıkmasına yardım ediyordu sanki. Ama karanlık taraf onu her türlü susturmanın bir yolunu buluyordu. Karanlık ve Daphne bir bütün olmaya başlamışlardı bile. Yakında da tamamen vücuduna ve zihnine karanlık hükmedecekti. İyilik işte o zaman susturulacaktı sonsuza kadar ve Daphne de ait olduğu yerde olacaktı o zaman: Morgana’nın tarafında. Arkadaşlarını ve ailesini belki de hiç görmeyecekti bu yüzden; ama yine de istediği şeyleri elde edecekti. Bundan daha önemli bir şeyin olacağını düşünemiyordu Daphne. Alexis’e karanlık bakan gözlerini dikti:

“Üzgünüm tatlım. Ben artık eski Daphne değilim. Karşında bir zamanlar dostun olan kişi yok artık. Tam aksine gerçek benliğini gören biri var. İsmi de değişebilir belki. Mesela bundan sonra bana Chloe diyebilirsin. Evet… Bu ismi kesinlikle beğendim.”

Artık yeni biri olarak karanlık tarafa geçecekti. Hatta kendine bir isim bile bulmuştu. Eski yaşantısını hatırlamak istemiyordu. Bu yüzden ismini de değiştirecekti. Geçmişindeki herkesten kurtulacaktı. Ama Andrew’u asla unutamayacaktı. Hala üzülüyordu sevdiği insanı kaybettiği için. Alexis ile alaycı bir şekilde konuşurken de titreyen sesine hakim olmakta oldukça zorlanmıştı. Gizemli kadının yaptığını bildiği büyüden sonra oldukları yerde sabitlenmişlerdi. Kıpırdayamıyorlardı hiç. Kalbindeki acı ya da arkadaşlarının buradan gitmesini istemiyormuş gibi bir de gizemli kadınla uğraşmak zorunda kalacaktı. Bugün daha ne kadar zor olabilirdi. Hiç bilmiyordu. Sıkılmıştı her şeyden. Anlaşılan gizemli kadının Daphne’ye yardım etmeye niyeti yoktu. O zaman Daphne de buradan kurtulduğunda, tabi kurtulabilirse, karanlık tarafa gitmenin bir yolunu bulacaktı. Gizemli kadının ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordu. Yaşadığı öfkeden dolayı gizemli kadının konuşmasını net bir şekilde duyamamıştı. Bir şeyler geveliyor diye geçirdi içinden Daphne. Gizemli kadının Nathan’ı öpmesini ise tiksinti içinde seyretmişti. Elinde olsa gizemli kadını şuracıkta öldürebilirdi. Bir insandan bu kadar nefret edilebilir miydi hiç? Ediliyordu demek ki. Sonrasında Daphne’nin yanına gelip kalbine dokunması ve Alexis’in yanına gittiğinde de onu acı içinde bırakması. Ne yapmaya çalışıyordu bu kadın? Arkadaşlarına neden dokunuyordu? Onlara neden acı çektiriyordu? Sadece Daphne’yi buradan alıp götürecekti. Arkadaşlarıyla bir daha görüşmeyecekti zaten. Neden her şeyi daha da çekilmez bir hale getiriyordu ki? Aralarındaki bağı yok etmenin bir yolunu bulmalıydı. Yoksa arkadaşları acı çekmeye devam edeceklerdi. Onların bu halini gördükçe içi paramparça oluyordu. Tamamen kötülük tarafından esir alınsaydı bunların hiçbirini hissetmeyecekti: Öfke, acı, üzüntü, nefret. Hepsi de çok yoğun bir şekilde Daphne’nin bedeninde bütünleşmişlerdi. Orman iyice karardığında artık göz gözü görmüyordu. Gizemli kadının çok kısa bir an için yanında belirmesi dışında kimseyi görememişti. Arkadaşlarının bağrışmalarını duyuyordu ve gizemli kadının konuşmalarını ve kahkahasını. Dişleri öfkeden gıcırdamaya başlamıştı. Kımıldayamıyordu, arkadaşlarına yardım edemiyordu. Aslında onları buradan en kısa sürede gönderip karanlık tarafa geçerek bu kadına haddini bildirmeliydi. Yaşattığı acıların bedelini ödetmeliydi. Gizemli kadının arkasından olabildiğince bağırmaya çalıştı.

“Bizi bu durumdan kurtar. Arkadaşlarımı bir daha görmicem. Bunu anlayamıyor musun? Ben tek başına karanlık tarafa geçmek istiyorum. Arkadaşlarımın benle hiçbir alakaları yok. Artık geçmişimi de unutucam. Her şey geri de kaldı benim için. Hey, beni duyuyor musun? Kurtar bizi bu büyüden.”

Gözyaşlarına engel olamıyordu. Vücudunu hareket ettiremiyordu. Acısı ve korkusu onu ele geçirmeye başlamıştı. Baskın olan duyguları artık bunlardı. Yoğun karanlık yüzünden hiçbir şey göremiyordu ve bağrışmalarının da boşuna olacağına dair bir his vardı içinde. Belki de bu gece bu ormanda hepsi ölecekti. Arkadaşlarına son bir kez de olsa sarılmayı o kadar çok isterdi ki! Bunları düşündüğüne inanamıyordu; ama yine de onlara şu an gerçekten de ihtiyacı vardı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   Ptsi Mayıs 06 2013, 19:25

Daphne aklını oynatmaya başlamıştı heralde. Neler diyordu böyle? Gerçek kimliğini yeni mi keşfediyordu? Böyle bir şey mümkün değildi. Daphne Andrew denen kahrolası kişiyle tanışmadan önce iyi bir insandı. Hatta iyi bir arkadaştı. Çevresine gülücükler saçıyordu. Alexis ile Daphne insanlara yardım ediyorlardı hatta ara sıra. Daphne konuşkandı, meraklıydı, bütün iyi özelliklerin bütünleşmiş bir haliydi. Kendisini her zaman dinlerdi. Birbirlerine çok yakınlardı. Her şeyi birlikte yaparlardı. Birbirilerinden asla ayrılmazlardı, birbirlerine nasihatlerde bulunurlardı. Ama her şey Andrew denen pislikle sona ermişti. Daphne bambaşka biri olmuştu. Kendi kabuğuna çekilmişti son zamanlarda. En yakın arkadaşı olarak Daphne'ye neler olduğunu anlamaması nedendi? Nasıl böyle bir hataya düşmüştü? Ayrıca kendisi anlamasa bile Nathan'ın anlaması gerekmez miydi Daphne'nin başına gelenleri? O nasıl bu hataya düşmüştü? Daphne'nin hissettiklerini hissediyor olması gerekmez miydi? Ama olan olmuştu artık. Her şey geçmişte kalmıştı. Şimdi ise Daphne'yi bulunduğu durumdan kurtarmaları gerekiyordu. "Sana Chloe falan demeyeceğim. Sen Daphne'sin. Bunu hiçbir şey değiştiremez benim gözümde."

Bunu demesiyle o kadın bir büyü fısıldamış olmalıydı ki hiç hareket edemiyordu. Kısa bir süre sonra o kadın bir şeyler söylemeye başlamıştı; ama Alexis onu dinlemiyordu bile. Yüzü sinirden kızarmıştı ve eğer hareketsiz olmasa o kadına tekmeyi basabilirdi bile. O kadının davranışlarına yoğunlaşmıştı sadece. Kendini, Nathan'ı ve Daphne'yi hareketsiz bırakmakla ne yapmayı amaçlıyordu? Onun hareketlerini izleyerek Nathan'a doğru ilerlemesini gördü. Ve can alıcı öpüşmeyi gördüğünde kalbien tarifi olmayan bir ağrı girmişti. Nedenini bilmiyordu. Nathan'a bunu yapmasını umursamamalıydı aslında. Sonuçta Nathan, Alexis'in arkadaşıydı, değil mi? Kçük bir öpücükten Alexis'e neydi ki? Umursamamalıydı; ama umursuyordu işte. Kalbi şu an Nathan'ın yanına gitmeyi istiyordu; ama hareket edemediğinden nereye gidecekti ki? O kadının hareketlerini izlemeye devam etti. Daphne'nin yanına gitmişti ve ardından ona doğru geliyordu. O kadın Alexis'in beynine dokunduğunda Alexis acı bir çığlık atmıştı. Beyni acıyla dolmuştu. Bu acı da neyin nesiydi? Nereden gelmişti? Yoksa Daphne'nin kalp acısı kendisine mi geçmişti? Böyle bir şey mümkün olabilir miydi? Bu kadın bunu nasıl yapabiliyordu? Yani büyün bunları. Yoksa bir cadı falan mıydı? Büyük ihtimalle öyle olmalıydı. Aksi takdirde bunları yapması imkansızdı. İçinden kadına küfürler yağdırarak acı çekmeye devam ediyordu diğer yandan. Bu acı dayanılmazdı. Daphne'nin neler hissettiğini biliyor olmak çok kötüydü. Bütün duyguları aynı anda yaşıyordu. Yani hem nefreti hem de aşk acısını. Hareketsiz kalmasa yere düşebilirdi. belki de. Acıya tepki olarak habire çığlıklar atıyordu. Bu acının bir an önce bitmesini istiyordu. Ama bir şey olduğu yoktu. Acıdan dolayı vücudu yorulmaya başlamıştı bile. Hatta bayılıyordu neredeyse. Çünkü gözleri yavaşça kapanmaya başlıyordu ve her taraf kararmaya başlamıştı. Ama bu karanlığın cadı olduğunu düşündüğü kadın tarafından yapıldığını er geç anlamıştı. Daha fazla acıya dayanamayarak kendini baygın bir halde bulmuştu. Vücudu yere düşmese de havada asılı durumda gözleri karanlığa karışmıştı ve bilinci de gitmişti kısa süreliğine.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Morgana
Cadı l Admin
Cadı l Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 154
Kayıt tarihi : 29/05/12
Yaş : 28
Lakap : Kara büyücü

MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   Salı Mayıs 07 2013, 14:47

Cadı kendi huzur verici karanlığında oyuncaklarını dinlerken zevk alıyordu. "Chloe?" diye geçirdi içinden. Bu ismi komik ve sevimli bulmuştu. Onların dediklerini düşünmek gülümsemesine neden oluyordu. Aslında bu yapabileceklerinin küçük bir kısmıydı sadece. Daha da çok zevk aldığı zamanları hatırlıyordu. Yeni öğrendiği büyüleri geliştirmek için bir çok kez kendine zevk verici oyuncaklar bulmuştu. Özellikle çığlıklar içinde kıvranırken ölüm için yalvaran zayıf düşmanları aklına geldiğinde dudaklarını o an aldı tadı yeniden alacakmış gibi yaladı. Halbuki hepsine kendi istekleri ile öleceklerini söylemişti ve de dediği olmuştu. Ama bu oyuncakları ile henüz tam anlamı ile eğlenememişti. Onlarla yavaş yavaş oynayacaktı. Bu oyunu şimdilik yarım bırakmayı düşünmesinin tek nedeni eğlenceyi zamana yaymaktı.

Şu an onları yalnız bırakmak en iyisiydi. Aralarındaki bağın ne kadar kuvvetli olduğunu uzaktan izleyecekti. Onları kendi oluşturdukları karanlıkta bırakmayı tercih ediyordu. Tabi bu oluşan karanlıkta kendisinin rolü vardı. Zavallı Andrew işini çok iyi yapmıştı. Ölmesi de eğlencesinin bir parçası haline gelmişti.

Oyuncaklarının sesleri sonunda karanlığı aşıp kendine ulaştığında sessizliğini bozup kahkahalarına engel olamadı. Perinin okuduğu lanetlere, sihirbazın yalvarışları eşlik ediyordu. "Bu kadar aceleci olmayın." dedi alaycı sesi ile. "Şimdilik bu kadar eğlence yeter. Ama oyunumuz sona erdi diye üzülmeyin. Yine karşılaşacağımıza emin olabilirsiniz." dedi karanlığın içinden. Karanlığı ile oradan uzaklaştığında yaptığı tüm büyüleri bozdu ve ormandan ayrıldı. Ölümle başlayan günü, acı ile bitiyordu. Bu düşüncelerle "Bu gece de iyi uyuyacağım herhalde." diye fısıldadı kendi kendine.

_

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   Salı Mayıs 07 2013, 15:34

Söylediği sözlere karşılık alamamıştı. Bütün bu oyunlar ne içindi? Sadece karanlık tarafa geçmek istiyordu Daphne. Bu kadın neden bu isteğini gerçekleştirmiyordu? Bu kadar bekletmenin ve ızdırabı bir anlamı yoktu. Daphne yalnız geçmek istiyordu karanlık tarafa. Bu kadın ise bunu anlamamakta diretiyordu sürekli. Bir de arkadaşları vardı tabiki. Onlar da anlamıyorlardı Daphne'yİ. İkisi de Daphne'yi kurtarmaya çalışıyorlardı ellerinden geldiğince. Daphne onlara bunun için minnettardı; fakat o, kararını çoktan vermişti. Karanlık tarafa geçmek istiyordu. Bu kararı değiştirmek için bir mucize gerekirdi heralde. Bugün gidemese bile elbet bir gün karanlık tarafa geçecekti. Bunu kendi için istemiyordu. Aslında az da olsa kendi istediği için de gidecekti; ama asıl gitme nedeni Andrew'un katilini bulmaktı. Andrew'a aşıktı hem de çok. Bu aşk acısının ne kadar kötü bir şey olduğunu çok iyi anlıyordu. Andrew ile karşılaşmadan önce aşkın varlığına, hatta aşk acısına bile inanmıyordu. Ama onunla tanıştığı zamandan bu yana geçen sürede onunla çok güzel vakit geçirmişti. Ona aşık olmuştu, bu bir gerçekti. Ama artık o yanında olmayacaktı. Yaşadığı o kısacık mutlu günler mazide kalmış ve artık Andrew'suz hayatına devam etmek zorundaydı. Buna dayanmak o kadar zor olacaktı ki onun için, şimdi bu kadın onu öldürse belki daha iyi olurdu Daphne için. Ölmek mi? Ölünce ne olacaktı peki? Belki Andrew'un yanına gidecekti belki de gidemeyip sonsuz karanlıkta yok olup gidecekti. Bunu bilemiyordu. Bildiği tek şey şu an çok acı çektiğiydi. Arkadaşları da onun yüzünden acı çekiyorlardı şimdi. Hatta Alexis'in duyulan çığlıkları bir süre sonra kesilmişti. Neler olduğunu merak ediyordu. Alexis'e kötü bir şeyler mi olmuştu? Neden onlar için endişeleniyordu? Kafası çok karışıktı. İyiyle kötü arasında sıkışıp almıştı. Ona bu laneti bulaştıran şeyin ne olduğunu da bilmiyordu. Bilmediği o kadar çok şey ve cevabını merak ettiği o kadar çok soru vardı ki! Hepsini kimin cevaplandırabileceğini merak ediyodu. Birisinin ona yardım etmesi gerekiyordu.

Çekilen acılar ve işitilen çığlıklar eşliğinde gizemli kadının bir süre sonra sesini işitmişti. Alexis'in çığlıkları kesildiğinde Nathan'ın da lanetleri kesilmişti. Her taraf karanlık olsa da arkadaşlarının ve gizemli kadının varlığını hala hissedebiliyordu. Aradaşlarına neler olmuştu? Bu kadar endişe karanlık tarafından ele geçirilmiş biri için normal miydi? İşte yeni sorular da beraberinde geliyordu. Bu kadar çok düşünmek çıldırmasına neden olacaktı en sonunda. Düşünmeyi zorla da olsa bırakarak gizemli kadının söylediklerine odaklanmaya çalıştı. Eğlence mi? Demek bütün bunlar onun için bir eğlenceden ibaretti. Şuradan bir an önce kurtulup kadını boğazlamamak için kendini zor tutuyordu. Bütün öfkesi karanlık gözlerine yerleşmişti. Bu kadına zarar verebilir miydi bilemiyordu; fakat elinden gelen her şeyi yapacaktı onu öldürmek için. Ama şimdilik buradan kurtulması gerekiyordu. Gizemli kadının sesi bir süre sonra kesildiğinde hareket edebildiğini hissetti. Hareket edebildiğinde de ilk işi dengesini kaybedip çalılıkların arasına düşmek olmuştu. Ayağa kalkıp üstünü silkeledi ve yoğun karanlığın da yok olduğunu gördü. Gözleri arkadaşlarını ararken Nathan ve Alexis'in yan yana olduklarını gördü. Hatta Nathan Alexis'i kucağına almıştı. Neler olduğunu merak ederek yanlarına gitmek istemişti; fakat içindeki karanlık onun durmasına neden olmuştu. Nathan'a alaylı bir gülümseyiş gönderdi.

"Alexis'i iyileştirdikten sonra eve getirirsin Nathan. Şimdi benim gitmem gerek. Yapılcak işlerim var."

Konuşması bittikten sonra daha fazla oyalanmadan iki arkadaşının yanından ayrıldı ve gecenin karanlığında ormandan çıkmak üzere yürümeye başladı. Eğer gizemli kadın böyle bir şeye tenezzül ettiyse onunla daha işi bitmemişti. Onu bulup yaptıklarının cezasını ödetecekti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nathan Dwight
Ateş Perisi l Pastane sahibi
Ateş Perisi l Pastane sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 125
Kayıt tarihi : 30/11/12
Lakap : The Rock

MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   Paz Mayıs 12 2013, 17:12

Her geçen saniye acısı artıyordu. Hem Daphne'nin acısını hissediyordu hem kadının onu öpmesiyle yaşadığı acı hem de Alexis'in çığlıklarından dolayı gelen bir acı hükmünü sürüyordu bedeninde. Bu acılar birleştiğinde dayanılmaz bir hale geliyordu. Hangi insan böyle bir acıya dayanabilirdi ki? Neyse ki o, dayanıklı bir yapıya sahipti. Yoksa kalbi bu kadar acıya dayanamayarak iflas edebilirdi. Kendisini es geçmiş Daphne ve Alexis'e odaklanmıştı şu an. Onların da kendinden aşağı kalır yanları yoktu. Her ikisi de kendisi gibi acı çekiyorlardı. O lanet kadını eline geçirirse gereken hesabı ona ödetecekti. Bu kadar acıya ne gerek vardı ki? Daphne karanlık tarafa geçecek diye bu kadar acıya ve tantanaya ne gerek vardı ki? Hadi Daphne gidiyordu ya kendisi ve Alexis neden onunla birlikte sürüklenmek zorundaydı? Bunların hepsi Nathan’a saçma geliyordu. Eğer Daphne gitmek istiyorsa onunla birlikte onu korumak adına karanlık tarafa geçebilirdi; fakat Alexis’in de karanlık tarafa geçme düşüncesi onu bitirip tüketiyordu.

Şu anda hareket edemiyorlardı. Ama çığlıkları çok net duyulabiliyordu. Bir süre sonra Alexis’in çığlıkları son bulmuştu. Nathan, Alexis’e kötü bir şeyler olduğundan şüphelenerek Alexis’e seslense de cevap alamamıştı. Bu sayede de Alexis’e gerçekten de kötü bir şeyler olduğunu anlamıştı. Hareket sorunu yaşamasa Alexis’i kuağına alıp buradan uzaklaştırabilirdi. Tabi o sırada Daphne’yi de uzaklaştıracaktı bu ıssız ve karanlık ormandan. Biliyordu ki Daphne burada olduğu sürece acısı daha da fazla içini kavuracaktı. Bu yüzden şu lanet büyüden bir an önce kurtulmalıydılar. Ama bu nasıl olacaktı? Bu sorunun cevabını düşünürken cadının konuşmalarına kulak kabartmıştı. Her şey onun için bir eğlenceydi ve yine karşılaşacaklardı demek. Bir sonraki karşılaşmalarında Nathan hazırlıklı olacaktı bu cadıya karşı. Daha güçlü biri olarak çıkacaktı bu kadının karşısına ve işte o zaman kimin patron olduğunu da öğrenecekti herkes.

Cadı gittiğinde boğucu havada uzaklaşmıştı ormandan. Yeniden hareket edebiliyordu ve aklına ilk gelen kişinin yanında almıştı soluğu: Alexis. Onun için o kadar çok endişelenmişti ki! Ona kötü bir şeylerin olduğunu bilmek kalbine bir ağrının saplanmasına neden olmuştu. Başını dizine yaslayarak Alexis’i uyandırmaya çalışmıştı; ama Alexis bir türlü uyanmıyordu. Daphne’nin sözleriyle dikkatini bu sefer Daphne’ye vermişti. Alexis ile uğraşmaktan dolayı onu tamamen unutmuştu. Daphne’nin başına buyruk davranmasından dolayı sinirlenmişti. O, giderken arkasından ona seslenmişti; ama Daphne dönüp bakmamıştı bile Nathan’a. Alexis’i burada bırakıp peşinden gidemeyeceğini bildiğinden dolayı Daphne ile daha sonra ilgilenmeyi aklının bir köşesine not etti. Alexis’e tekrar odaklanarak onu kucağına aldı. Zira hala uyanamamıştı. Onu Daphne ve Alexis’in evine götürmektense kendi evi daha yakında olduğundan oraya götürmeye karar verdi. Alexis kucağında yavaş adımlarla ormandan çıktı ve birlikte Nathan’ın evine gittiler.

_

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   Çarş. Tem. 10 2013, 23:35

Alexis bilincini kaybetmişti şu an düşündüğü hiçbir şey kendi isteğiyle değildi. Çok değişik rüyalar görüyordu. Gerçekleşmeyeceğini bildiği rüyalar… Bu durum bir süre devam ettikten sonra Alexis birkaç bağrışma duydu. Çok yorgun hissediyordu. Bilinci yerine gelmişi ama dayanamayıp uyumuştu.


Yine rüya görmeye başlamıştı. Annesi ve babası uzaktan el sallıyorlardı ona ama yanlarına gidemiyordu Alexis sanki onu bir şey tutuyordu. Çok çabalıyordu ama kurtulamıyordu. Bu kadar güçlü olan şeyin ne olduğunu merak etti ve arkasını döndü. Dönmesiyle karanlığın onu içine çekmesi bir oldu. Yerinden sıçrayarak uyandı Alexis. Bir süre nefesini düzene sokmakla uğraştı. Nefesini düzene sokunca etrafa bir göz attı ve burası ona tanıdık gelmemişti. Daha sonra doğruldu ve yataktan kalktı.“Kimse yokmu?” Diye seslendi. Odadan çıktı ve birilerini aramaya beşladı. Sesleniyordu ama kimse yoktu. Gitmeye karar verdi. Ama nerde olduğunu bilmiyordu. Telefonunun yanında olmadığını fark etti ceketinin cebinde bırakmıştı. Peki ya ceketi nerdeydi? Odaya bakmak için arkasını döndü. Odaya doğru yürüdü odaya girdi ve kanepenin üstünden ceketini aldı. Gitmek için kapıya gitti ve açtı karşısında Nathan vardı. Şaşırmıştı. Geri çekildi ve “Benim burada ne işim var? Neler oldu?” dedi ve cevabını beklemeye başladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Karanlık Gelecek   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Karanlık Gelecek
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Dean Ormanı-
Buraya geçin: