AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Baş Belası

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Misafir
Misafir



MesajKonu: Baş Belası   Salı Ağus. 20 2013, 21:51

Kabus dolu bir geceden yeni kurtulmuştu. Son zamanlarda kendisine neler olduğunu bilmiyordu. Önceleri var olan kabuslar yerini yenilerine bırakarak Daphne’ye geri dönmüşlerdi. Bu kabuslarla nasıl yaşaması ya da bunlardan nasıl kurtulması gerektiğini bulmalıydı. Uykusuzluğa dayanacak takati kalmamıştı. Yorgun bedeni ve şişkin gözleriyle tıpkı bir hayalete dönüşmüştü. Bu duruma daha ne kadar dayanacağını kestiremiyordu. Zihni bile bulanıklaşmıştı, doğru düzgün bir şey düşünemiyordu ve aynı zamanda da gıda tüketemiyordu. Lokmalar boğazından güçlükle geçiyordu. Birazcık uyuyabilse her şey eski rayına geri dönecekti Daphne için; ama kabuslar her gece geri geliyorlardı Daphne’yi rahatsız etmek için. Bununla ilgili birileriyle konuşması gerekiyordu; fakat konuşmaya bile takati kalmamıştı maalesef. Yine kabuslarla uyandığı bir sabahta zorlukla bedenini yataktan kaldırdı ve kendine gelebilmek için soğuk bir duş almak üzere banyoya gitti. Soğuk suyun tenine ilk değdiğinde hafifçe irkilse de sonradan vücudu soğuk suya alışmıştı. Bedeni rahatlayana kadar soğuk suyun altında kaldıktan sonra havluya sarınarak odasına geçti. Bugün biraz temiz hava almak istiyordu. Günlerdir Nathan yüzünden eve tıkılıp kalmıştı. Nathan bir gardiyan gibi habire Daphne’nin peşinde geziniyordu. Daphne’nin evden dışarı çıkmasına izin vermiyordu ya da birisini eve getirmesine. Daphne bu durumdan oldukça sıkılmıştı, üstelik temiz hava almak belki bedenine de iyi gelebilirdi.

Saçlarını kuruladıktan sonra üstüne rahat kıyafetler ve en sevdiği kapüşonlu hırkasını giyerek hiç kimseye çaktırmadan pencereden atlayarak dışarı çıktı. Midesinin guruldama sesini duyunca bir şeyler atıştırmak üzere bir cafeye gidip bir şeyler atıştırdı. Cafeden sonra biraz kendisini toplamış olarak gittiği yere bile bakmadan başıboş yürümeye başladı. Ayakları onu sahil kenarına getirdiğinde nedensiz yere gülümsemişti. İçten gelen bu gülümsemeye uzun zamandır hasret kalmıştı. Şimdi ise yeniden gülümseyebiliyor olmanın verdiği mutlulukla denizi bir süre seyrettikten sonra çokta uzak olmayan deniz feneri gözüne çarptığında oraya doğru yürümeye başladı. Deniz fenerinin yakınına geldiğinde arkasına bakmadan birkaç adım daha atmıştı; ama sert bir şeye çarpmanın verdiği acıyla arkasını döndüğünde gördüğü kişiye sinirle bakıyordu.  Önüne bile bakmayan bu kişinin burada işi neydi acaba?


NOT:Gelecek var...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kenn Earle
Hava Perisi
Hava Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 26
Kayıt tarihi : 09/02/13

MesajKonu: Geri: Baş Belası   Perş. Ağus. 22 2013, 15:57

Zor geçen bir idmanın ardından eve geldiğinde duş alıp hemen yatağa kurulmuştu. Son zamanlarda sık çalışıyor olması Alexis içindi. Onun perisi olarak sıkı çalışmalı ve görevini layığıyla yapmalıydı. Evinden o kadar yolu sırf eğlenmek için gelmemişti buraya. Sihirbazını bulmaya ve hayatına farklı bir anlam katmak için gelmişti. Eski hayatından çok sıkılmıştı ki yeni bir şeylerin peşindeydi. Eski yaşantısında okulun popüler, yakışıklı, ukala ve takım lideri olan çocuğuydu. Bütün erkek öğrenciler onun yerinde olmak için can atıyordu; fakat baş koltuk Kenn tarafından kapılmıştı. Kız öğrenciler ise Kenn’in peşinde dolaşıyorlardı. Her kız çaktırmasa da Kenn’e aşıktı. Oysaki Kenn hiçbirine yüz vermiyordu. O, tek bir kıza aşık olmuştu. O kız da başkasından hoşlanıyordu. İstese o kıza hemen sahip olabilirdi. Olmuştu da. Tek gecelik bir ilişkiden sonra kızı terk etmişti. Kızı yüzüstü bırakmıştı birlikte oldukları yatak odasında. Ertesi günde bunu erkek arkadaşına söylemişti, anında ayrılmışlardı iki sevgili. Çok büyük bir adilik yaptığının farkındaydı; ancak sevdiği kızın sevgilisinden ayrılmasını çok istiyordu hem de hiç olmadığı kadar çok. Ama bu mutluluk çok uzun sürmemişti. Kız ile sevgilisi yeniden beraberdiler. Kenn buna o kadar sinirlenmişti ki duvara sertçe vurduğu eli pansumana alınmak zorunda kalmıştı. Şimdi ise sihirbazını bulma çabasına girişmişti. Bu bir kaçıştı Kenn açısından. Eski hayatından bıkkınlık gelmişti artık. Her şeyi geride bırakıp yeni bir hayat kurmak üzere Alexis’in bulunduğu şehre gelmişti.

Sabah yataktan kalktığında mutfağa gidip bir şeyler atıştırdıktan sonra dünkü idmanını devam ettirmek için evden çıktı. Üzerine eşofmanlarını giyinmişti. Kulaklığını da taktıktan sonra kimseyi umursamadan sadece Alexis’i düşünerek sahil kenarına doğru yürüdü. Sonra ise sahil kenarında önce hafif sonra hızlı bir tempo takınarak koşmaya başladı. Koştuktan sonra idmanının geri kalanı için ormana gidecekti; ama denizin kokusunu içine çekmeyi çok özlemişti. Hem onun kokusunu duymak hem de temiz hava için sahil kenarında koşmayı tercih etmişti bugün. Nereye gittiğinde bakmadan koşmaya devam ediyordu. Biraz yorulduğunda dinlenmek için durmuştu, etrafına baktığında deniz fenerinin bulunduğu yere kadar geldiğini gördü. Aslında gözüne ilk çarpan şey çarptığı kızdı. Kız dengesi kaybedip yere düşecekken onu belinden tutup bedenine doğru bastırdı. Tatlı ve hoş çiçek kokusu burnuna dolarken kısa süreliğine kendinden geçmişti; ama kendini çabuk toparlayıp kızı bedeninden uzaklaştırdı. Kulaklığını çıkararak kızdan özür diledi; fakat kız kendisine çatık kaşlarla bakarken elinde olmadan o da sinirlenmeye başlamıştı.


_

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Baş Belası   C.tesi Ağus. 24 2013, 15:36

Oldum olası denizi her şeyiyle severdi. Kokusunu, dalgaların çıkardığı sesi, verdiği huzuru…. Hiçbir şeyi bu kadar sevmemişti. Tabi spor ve tabiî ki de Andrew dışında. Andrew… Onun acısını kalbinden uzaklaştırmak için denemediği yol kalmamıştı. Bu yüzden iyice dibe çekilmişti; ama yine de onu bedeninden, zihninden ve kalbinden uzaklaştıramıyordu. Onun sesi, kokusu, saçlarını okşaması ve öpmesi. Kimsenin kendisini böyle tutkuyla öptüğünü hatırlamıyordu.  Fakat hepsi bir anda toza dönüşmüştü. Andrew kendisine veda bile edemeden ayrılmıştı bu dünyadan. Belki karanlık sayesinde bir gün tekrar karşılaşabilirdi; ama o güne daha çok vardı. Andrew'a bir gün kavuşacağını düşünmek Dağhne'ye acısını hatırlattı ve gözünden birkaç damla yaşın akmasına izin verdi. Deniz fenerine giderken aklındaki düşünceler bunlardı. Andrew'dan başkasını düşünemiyordu. Bir tek ona sevgi besliyordu, diğer herkes bir noktadan farksızdı. Zaten artık Daphne'yi kendi haline bırakmaya karar vermemişler miydi en yakınları dışında? Daphne de onları umursamıyordu zaten, bu nedenle insanların ondan uzaklaşmasını sevinçle karşılamıştı.

Daldığı düşüncelerden birinin ona çarpmasıyla uyanmıştı. Dengesini kaybedip yere düşeceği sırada birinin belinden tuttuğunu hissetti. Düşmesini engellediği için yüzünü görmediği kişiye minnettardı; fakat yine de düşmesine neden olan kişi de bu kişiydi. Belini tutan eller onu bıraktığında arkasını döndü. Öfkeli gözlerini karşısındaki genç adama dikerek onun özür dilemesini dinledi. Kuru bir özür bu adamı kurtarmaya yetmeyecekti. Tavrından ödün vermeyerek bikaç adımda adama yaklaştı ve sağ baş parmağını adamın alnına doğru tutarak onu tek parmağıyla itti. Bunu neden yaptığına bir anlam veremese de bu hareketinden sonra adamın kulağına fısıldadı.

"Eğer bir daha bana çarpmaya hatta dokunmaya tenezzül edersen bunun daha beterini yaparım sana. Anladın mı beni? Bu küçük bir hareketti. Neler yapabileceğim hakkında en ufak bir fikrin bile yok."

Daha fazla bu adamla aynı havayı solumak istemediğinden hızlı adımlarla oradan uzaklaşmaya başladı. Fakat birkaç adım attığında belinden tutulmasıyla ayakları yerden kesilmişti. Güçlü ellerin kıskacından kurtulmaya çalışırken kendini bir anda denizin içinde buldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kenn Earle
Hava Perisi
Hava Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 26
Kayıt tarihi : 09/02/13

MesajKonu: Geri: Baş Belası   C.tesi Ağus. 24 2013, 16:55

Yaptığı idmanlar yavaş yavaş etkisini göstermeye başlamışlardı. Eskisinden daha güçlü hissediyordu. Bütün bu idmanlara hem daha güçlü olmak hem de Alexis’i korumak adına katlanıyordu. Ayrıca görünüş bakımından da artıları oluyordu. Kızların ilgi odağı olmak hoşuna gidiyordu. Ama istediği kişi kendisine bakmayınca sinirleniyordu. Tıpkı eski okulundaki kıza aşık olup da ona yaşattıkları gibi. Aynı olayın tekrar etmesini istememesine rağmen yeni geldiği şehirde de gözüne birini kestirmişti bile: Alexis… Onunla ilk karşılaştıkları günü dün gibi hatırlıyordu. Nazik kişiliğiyle Kenn’in kalbini tam on ikiden vurmuştu. Sadece kişiliğiyle değil aynı zamanda güzelliği ile de Kenn’i büyülemişti Alexis. Sihirbazından sadece hoşlanıyordu, henüz ona aşık olmamıştı. Zaten bu, istemediği bir şeydi. Aşık olmak planlar listesinde olan en son şeydi. Öncelikli hedefi Alexis’i korumak olmalıydı ona aşık olmak ya da delice şeyler yapmak değil. Zaten Kenn aşık olsa bile Alexis karşılık vermezdi ki… Lunaparkta karşılaştıkları ilk gün Alexis’in yanındaki başka bir perinin bütün atmosferi bozacağına emindi. Zaten o gün de Alexis’i Kenn’den uzaklaştırmaya çalışmıyor muydu? Onların sevgili olduğuna adı gibi emindi, aralarına girmek ya da Alexis’e gönlünü kaptırmak gibi bir derdi yoktu bu nedenle. O yüzden elinden geldiğince Alexis’ten uzak durmaya çabalıyordu. Yakında yapılacak olan ritüelle işi biraz zorlaşacak olsa da o güne kadar Alexis’i aklından uzaklaştırmaya uğraşacaktı.

Sahile kenarını ise hem temiz hava almak hem de değişiklik olsun diye tercih etmişti. Fakat farkında olmadan deniz fenerine varmıştı ve bilmeden de birine çarpmıştı. Ani bir hareketle düşen kişiyi belinden tutarak kendine çekmişti. Kokusu Kenn’in kendinden geçmesine neden olurken bu durum fazla sürmeden Kenn, kızı kendinden uzaklaştırdı. Özür dilemesine rağmen kendisine sinirli bakan gözlere kenetlenmiş gözleri donuk ve boş bakıyordu. Kızın kendisine yaklaşıp da alnını hafifçe geriye ittirmesi ve kulağına fısıldadığı sözler yüzünden yaşadığı şaşkınlığın geçmesi uzun sürmedi. Kız, yanından hızlı adımlarla uzaklaşırken koşarak kızın yanına gitti ve onu belinden tutarak havaya kaldırdı. Kızın çırpınışlarını umursamadan aklına ilk gelen şeyi yapmak için harekete geçti. Kızı omzuna atarak çırpınışlarının devam etmesini umursamadan kalçasına sert bir şaplak attı. Kızın çırpınışları denize girdiklerinde durmuştu. Hiç düşünmeden omzuna aldığı kızı buz gibi soğuk suyun içine attığında onun su yüzüne çıkmasını bekledi. Sırılsıklam olmasına rağmen bunu umursamadı. Bu kıza haddini bildirmeliydi, kimse kendisine bu şekilde davranıp böyle kaba bir tavırla konuşamazdı. Kıza özür dilettirene kadar onu soğuk suyun içinde tutmaya devam edecekti. Kız su yüzüne çıktığında kızın ensesinden tek eliyle tuttu, diğer eliyle de bir kolunu sıkı tutuyordu. Kızın soluklanmasına izin vererek bir süre bekledikten sonra “Demek bir daha dokunursam? Şimdi bak dokunuyorum sana. Ne yapabileceksin acaba bana merak ediyorum açıkçası. Eğer bana kaba davrandığın için özür dilersen seni bu durumdan kurtarırım ama kaba tutumuna devam edersen eğlencemize devam ederiz güzelim. Anladın mı beni?” dedi.

_

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Baş Belası   Cuma Ağus. 30 2013, 14:21

Adamın ukala tavrı görmezden gelinemeyecek kadar fazlaydı. Daphne buraya kafa dinlemek için gelmişti. Ukala ve kendini beğenmiş birinin gelip de rahatını bozmasına tahammülü yoktu. Hele bu kişi bir de gitmesine engel olan biriyse. Madem kedisini rahatsız ediyordu o zaman başka yere gidip kafa dinlemeye devam edecekti. Hızlı adımlarla genç adamın yanından uzaklaşırken aniden bileğinin tutulmasıyla genç adama doğru sertçe döndürülmüştü. Bu da yetmezmiş gibi bir anda kendini genç adamın omzunda bulmuştu kendini. Bu kadar cesareti gösterecek biri kafayı yemiş olmalıydı heralde. Adamın omzundan inmek için çırpınmasına rağmen bir faydasını göremiyordu bu hareketinin. Ayrıca densiz adamın kalçasına vurması Daphne’nin sinirlerini son hadde getirmişti. Huzurlu ve kafa dinlemeyi düşündüğü bir günde böylesine asap bozucu ve gıcık biriyle karşılaşmak Daphne’nin kötü şansından başka bir şey olamazdı. Çırpınışlarına son vermekten başka bir şansı kalmadığında denizin içine girmişlerdi bile. Sinirini bir şekilde bu çocuktan çıkaracaktı. Eğer Nathan güçlerini kapatmamış olsaydı intikam planlarını şu anda ve acılı olarak çocuğa geri yansıtmış olacaktı. Ama sağ olsun Nathan şakadan anlamayan biri olduğu için korunmak amaçlı Daphne’nin güçlerini kapatmıştı.

Buz gibi soğuk suyun içine aniden atıldığında az daha boğulma tehlikesi geçiriyordu çok iyi yüzme bilmesine rağmen. Bulunduğu nokta biraz derin olduğundan suyun içinde çırpınışları devam etmişti. Çocuk onu sudan çıkarmadığı gibi su yüzüne çıkmasını da bekliyordu. Daphne de son bir hareketle su yüzüne çıktığında yuttuğu suyu öksürerek geri çıkarmıştı. Kıyafeti ve saçları sırılsıklam olmuştu. Denizin soğuk olması ve kıyafetlerinin ıslak olması nedeniyle tir tir titriyordu. Sudan bir an önce çıkmazsa hasta olacağını biliyordu. Fakat karşısındaki adam bir eliyle bileğinden yakalamış, diğeriyle de ensesinden kavramıştı. Hareket etmeye çalışıyordu; ancak güçlü eller hareket etmesini engelliyordu. Çocuğun sarf ettiği sözler sinirini arttırmaya devam ederken ani bir hareketle kolunu tutan eli ters çevirerek o eli çocuğun arkasında sabitledi. Bu çocuğun ukala ya da kaba olması umurunda değildi. Eğer eğlenmek istiyorsa Daphne de eğlenceye katılacaktı. Çocuk tamamiyle ıslanmamıştı. Şartları eşitlemek için onu da suyun içine sokacaktı Daphne. Yüzüne yerleştirdiği sinsi gülümsemeyi çocuk göremiyordu; fakat tüm gücünü kullanarak çocuğu denizin içine doğru itti. Çocuk suyun içine girip de çıktığında şartlar eşitlenmişti. Karşısındaki ıslak bedene kahkahalarla gülüyordu.

“Bak şimdi şartlar eşitlendi. Sana demiştim bana dokunma sonuçlarına katlanırsın diye. Sana bu son uyarım. Eğer karşıma çıkarsan bir dahakine bu kadar şanslı olmazsın adamım. Neyse bu kadar oyun yeter! Ben gidiyorum her ne kadar da eğlenmiş olsam da.”

Konuşmasından sonra yavaş adımlarla buz gibi sudan çıktı ve deniz fenerine doğu ilerlemeye başladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kenn Earle
Hava Perisi
Hava Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 26
Kayıt tarihi : 09/02/13

MesajKonu: Geri: Baş Belası   Paz Eyl. 01 2013, 16:02

Gününü güzel kılan tek şey şu karşılaştığı kızın kaba tavırları olmalıydı. Tam aksine gününü berbat eden yegane şeydi şu sarışın kız. Güzel olmasına rağmen insanlıktan nasibini almamış biriydi. Sinirlerine zorlukla hakim olabiliyordu. Onun yaptığı bu kabalığa onu omzuna alarak karşılık vermişti. Sadece bununla da yetinmeyip kızı buz gibi soğuk denize atmıştı. Soğuk su biraz olsun aklını başına getirebilirdi kızın. Kız su yüzeyine çıktığında kaçmasını engellemek için bir eliyle kolundan diğer eliyle de ensesinden yakalamıştı. Eğer kaba davranmaya devam ederse onu yeniden suyun içine çekebilirdi boğulma noktasına gelene kadar. Normalde böyle davranışlar sergilemezdi; fakat bu kız Kenn’in sinirlerini bir hayli zorladığından Kenn de ne yapacağını bilemez olmuştu. Kızın kaba davranmaya devam edeceğini biliyordu ve Kenn de seve seve kızı suyun içine sokacaktı. Ancak tuzlu suyun ve hafif esen rüzgarın etkisiyle burnuna kızın kokusu dolmaya başlamıştı. Bu yüzden biraz sersemlemiş olmasına karşın kendini toparlaması uzun sürmemişti.

Kızın vereceği tepkinin ne olacağını merak ederken hiç beklemediği bir şeyle şartlar tersine çevrilmişti. Ani gelen bu hareketle kız arkasına geçip kolunu da ters çevirmişti. İtilen bedeni ise soğuk suyun içine girdiğinde yaşadığı şaşkınlık yerini öfkeye bırakmıştı. Sırılsıklam olan bedeni ve kıyafetleri ile suyun içinden çıktığında kıza öfke dolu gözlerle baktı. Kulağına dolan kahkahalar ise sinirinin her geçen saniye artmasına neden oluyordu. Kızın dediklerine kulak kesilirken artık bir gözü sinirden seğirmeye başlamıştı. Onu umursamadan giden kızı arkasından şaşkınlıkla bakakalırken kafasını sallayarak deniz fenerine doğru giden kızın peşinden koşmaya başladı. Onu yarı yolda yakalayıp tekrar omzuna aldı ve çırpınışlarını umursamadan deniz fenerine doğru ilerledi. Deniz fenerine girdiklerinde bir büyüle kapıyı mühürleyip herhangi birisinin girmesini ya da çıkmasını engellemiş oldu. Kızı omzundan yere doğru attı ve düşmesini bile umursamadan sinirle saçlarını karıştırdı. Bir süre olduğu yerde bir o yöne bir bu yöne ilerlerken aniden kızı bileğiden yakalayıp kaldırdı ve onu duvara yapıştırdı. İki eliyle kızı duvara hapsederken kızın nefesini hissedecek kadar ona yaklaşarak
"Sen ne halt etmeye çalışıyorsun? Canına mı susadın yoksa? Sana kaç kere daha söyleyeceğim benimle oyun oynamaya kalkışma diye. Şimdi kimse de yok burada. Bakalım seni kim elimden kurtaracak küçük cadı.” dedi.

_

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Baş Belası   Paz Eyl. 01 2013, 19:38

Islak kıyafetler ve buz gibi suyun içinde bulunduğu için vücudu istemeden de olsa titremeye başlamıştı. Bir an önce bir yerlere gidip kurulanması gerekiyordu. Fakat bu halde bir yere gidemeyeceği ve Nathan ya da Alexis’in kaçtığından haberinin olmaması için tek çare olarak deniz fenerine doğru ilerlemeye başlamıştı. Orada bir süre kalarak kıyafetlerinin biraz da olsa kurumasını bekleyebilirdi. Çocuğa hak ettiği cezayı verdiğini düşünerek gülümsemişti. Arkasına bile bakmadan deniz fenerine ilerliyordu; fakat kolundan tutulduğu anda yeniden tanımadığı yabancının omzunda kendini bulduğunda çırpınmaya başlamıştı. Bir günde ikinci defa omza alınmak Daphne için dünya rekoru sayılırdı. Ancak Daphne çocuğun yaptığı aptalca davranışlara tahammülü kalmamıştı. Bu kadar oyun ve eğlence yetmiyor muydu? Hem yorulmuştu hem de ıslandığı için üşümeye başlamıştı. Sadece deniz fenerine gidip kurulanmak istiyordu, sonra da eve gidip sabaha kadar deliksiz bir uyku çekmek. Ama çocuğun yaptığı aptalca hareketler bunu engelliyordu. Bir insana bu kadar öfke beslediğini hatırlamıyordu. Nathan’a da yaptıkları için kızgındı; fakat bu çocuğun yaptıkları şu ana kadar hiç beklenmeyen bir şekilde sabır taşını parçalamıştı. Çırpınmakla o kadar meşguldü ki deniz fenerine girdiklerini fark etmemişti bile. Kapının kapanması ve yere fırlatılmasıyla canı biraz yanmıştı.


Yerde öylesine oturuyordu, çok yorulmuştu hem bedenen hem de ruhen. Sinirlenmek beynini ve ruhunu yormuştu. Başı ağrıdan zonklamaya başlamıştı. Canının acısı da buna katlanınca dayanamaz hale gelmişti. Başını ovuşturduğu sırada bileğinden tutulup ayağa kaldırıldığında öfkeli gözlerle çocuğa bakmaya başladı. Duvara yapıştığı gibi çocuğun bir nefeslik boşluk kadar ona sokulmasıyla yüzünü sağ tarafına doğru çevirdi. Bu çocuğun oyuncağı olmayacaktı. Beden hapsinden kurtulmak için hareket ettiğinde yeniden duvara yapıştırılmıştı. Çocuk çenesini kavrayıp yüzüne bakmaya zorladığında zoraki olarak onun gözlerine bakmıştı.


“Bir şey yaptığım yok. Sadece sana gereken dersi veriyorum. Ayrıca senin oyuncağın falan değilim. Bu nedenle beni rahat bıraksan iyi edersin. Ayrıca çok yorgunum anlıyor musun beni? Artık çekil önümden de gideyim.”


Fakat çocuk onu bırakmadığı gibi yüzünü yüzüne daha da yaklaştırdığında kalbini öfke dışında başka bir duygu daha kaplamıştı: Korku. Bu kadar çok yakın olmaları nedeniyle çocuğun kokusu içine dolarken gözlerini sımsıkı kapatmıştı. Ne olacaksa olsundu artık. Dayanacak gücü kalmamıştı. Çok yorgundu, bir de bu çocuğun kendisine yaptıkları. Olacakları merakla beklerken dudağına kapanan dudaklar karşısında gözlerini hızla açarak karşılık vermişti. Bir süre bu öpücüğe karşılık vermemişti; anca daha fazla dayanacak gücü kalmadığında onu öpen kişiye karşılık vermeye başlamıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kenn Earle
Hava Perisi
Hava Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 26
Kayıt tarihi : 09/02/13

MesajKonu: Geri: Baş Belası   Ptsi Eyl. 02 2013, 17:10

Sudan çıkan kızı yakalayıp omzuna aldığı gibi onu deniz fenerine doğru götürdü. Şu an beyni doğru dürüst çalışamıyordu öfkeden dolayı. Tek yapmak istediği şey kıza hak ettiği cezayı vermekti. Kaba davranışını es geçmişti; fakat Kenn’i suya atmak da neydi? Bütün kıyafetleri bu küçük cadı yüzünden ıslanmıştı. Bu halde eve nasıl gideceğini bilmiyordu. Gerçi şimdi düşününce o bir periydi. Ufak bir büyüyle yeni kıyafetlere kavuşabilirdi. Ancak bu kız için aynı şeyi söylemek mümkün değildi. Onu bu halde bırakıp yoluna gitmek varken neden hala direttiğini bilmiyordu. Ama bu kıza aşırı derecede öfkelenmişti ve hesabını da ödeyecekti elbet. Deniz fenerine girdiklerinde kızı yere atarak yaralanmasını ya da bir şeyler fısıldamasını umursamadan sinirle saçlarını karıştırdı. Kızı bileğinden yakalayarak duvara yapıştırdı ve iki eliyle birden onu beden hapsine tuttu. Ona nefesini yüzünde hissedeceği kadar yaklaşarak kulağına fısıldadı. Kızın başını çevirmesiyle yüzüne ukala gülümsemesini takınarak tek eliyle çenesini kavradığı gibi gözlerine bakmasını sağladı. Kızın dediklerine dikkat kesildikten sonra gülümsemesi solarak yerini öfkeye bıraktı yeniden. Sinirle “Seni bırakmak mı? Benden özür dileyene kadar seni bırakmaya niyetim yok küçük cadı. Özür dile ve serbestsin. Seçim senin KÜÇÜK CADI!” dedi.

Kızın özür dilemesini beklerken hareket ettiği gibi onu yeniden duvara yapıştırmıştı. Yüzünü kızın yüzüne iyice yaklaştırdığında taze çiçek kokusu yeniden burnuna dolmuştu. Bu kadar kaba bir kızın harika bir kokusunun olması çok enteresandı. Kız gözlerini kapattığında ukala gülümsemesi geri gelmişti. Kızın tepkisini merak ederken gözleri kızın dolgun dudaklarına kaymıştı. Aniden içine dolan kızı öpme isteğini bastırmaya çalışsa da daha fazla dayanamayarak kızın dudaklarına kapandı. Dolgun dudakları sömürdü bir süre açılmaları için ve kız da ona karşılık vermeye başladığında dilini kızın ağzına daldırdı. Nefesi kesilene kadar kızı öpmeye devam etti. Tek eli saçlarında gezinirken diğer eli kızın yanağını okşuyordu. Kendine gelip de kızın dolgun ve yumuşak dudaklarını bıraktığında bir süre nefesini düzene sokmayı bekledi. Nefesi düzelince “Gördüğün gibi eğer özür dilemezsen başına daha kötüsü de gelebilir. Şimdi dediğimi yap ve benden özür dile. Bende seni serbest bırakayım. Yoksa ben sıkılana kadar burada kalmaya devam ederiz küçük cadı.” diyerek yeniden kızın dudaklarına kapandı ve bu sefer daha uzun ve vahşice kızın dudaklarını öpmeyi sürdürdü.

_

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Baş Belası   Ptsi Eyl. 02 2013, 18:47

Kaba davranışlar sergilediği doğruydu, yine de bu tür davranışları hak etmiyordu. Islanmak hadi neyse türündendi; fakat deniz fenerine zorla getirilmek, üstüne üstlük bir de beden hapsine maruz kalmak. Bunlar kaba davranışlarından dolayı kaynaklanıyorsa özür dilemeye hazırdı; ama karşısındaki çocuk büyük ölçüde sinirlerini bozuyordu. Ondan inadına özür dilememekte diretiyordu. Sonuna kadar mücadele edecekti. Canını sıkan bu çocuğa hak ettiği cezayı verecekti. Eğlence de bir yere kadar devam ederdi, artık bu eğlence olayı rayından çıkıp bir savaşa dönüşmüştü Daphne için. Her şeye hazırlıklıydı bu savaşta, ancak hiç beklemediği ve düşünemediği bir şeyle karşılaşmıştı. O da bu çocuk tarafından öpülmek olmuştu. Birbirlerine öfke duymalarına rağmen neden bu çocuk durduk yerde onu öpüyordu? Peki kendisi neden bu öpücüğe karşılık vermeye başlamıştı? İlk sorunun cevabını bilmemesine rağmen ikinci sorunun cevabı netti. Yorgunluktan dolayı artık dayanacak gücünün kalmamasıydı. Eğer yorgun olmasaydı şimdi intikam planları düşünmeye başlamış olurdu. Ne yazık ki öpücüğe karşılık vermişti ve kendisine itiraf edemese de öptüğü dudakların harika bir tadı vardı. Birden çok kişiyle öpüşmesine rağmen bu çocuğun dudakları ona ayrı bir keyif veriyordu. Öpücükleri derinleşirken elleri çocuğun saçlarında dolaşmaya başlamıştı. Dudakları birbirlerinden ayrıldığında kapanan gözlerini yavaşça açarak tek eli dudaklarına kaydı. Öpüşmelerinden önce çocuğu dediklerini hatırlayarak konuşmaya başladı.

“Özür dilemek mi? Hiç sanmıyorum. Ben sana kötü bir şey yapmadım. Ayrıca durumlar eşitlenmedi mi? Her şey eşitlendiğine göre artık beni rahat bırak! Seninle uğraşacak vaktim yok. Ve bundan daha kötüsünü yapmaya kalkışırsan elimden bir kaza çıkması an meselesi!”

Bağırarak konuşmasını sürdürmüştü; fakat dudaklarına yeniden kapanan dudaklar bütün enerjisini ve öfkesini bedeninden alırken bu çocuk karşısında savunmasız kaldığı için kendine lanetler yağdırdı. Öpücüğüne yeniden karşılık vermişti ve bu seferki daha farklıydı ilkine göre. Daha farklı, daha vahşi ve daha tutkulu… Bir süre sonra aralarındaki savaş aklına gelince öpücüğünü sonlandırarak çocuğun dudağını ısırarak kanattı. Keyfi yeniden eski haline gelirken kahkaha atmamak için kendini zor tuttu. Çocuğun dediklerini duymayarak saatine baktı ve ilerleyen zamanla birlikte kapıya koştu; fakat açılmayan kapı sinirlerinin gerilmesine neden olmuştu. Dudağıyla ilgilenen çocuğa dönerek kapıyı açmasını söyledi; ancak çocuk hiçbir şey duymamış gibi hala dudağıyla ilgileniyordu. Daphne daha fazla dayanamayarak cebinden çıkardığı mendili çocuğun dudağını silmekte kullandı. Yavaş hareketlerle sildiği dudak artık kanamayınca mendili çocuğa verdi ve yeniden kapıyı açmasını söyledi. Çocuk hiçbir şey yapmayınca da boğazını yırtarcasına bağırmaya başladı.

“Dudağını da hallettiğimize göre neden artık açmıyorsun şu lanet kapıyı? Geç oldu ve eve gitmem gerek. Senin aptalca oyunlarınla uğraşmaktan sıkıldım. Aç hemen şu kapıyı!”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kenn Earle
Hava Perisi
Hava Perisi
avatar

Mesaj Sayısı : 26
Kayıt tarihi : 09/02/13

MesajKonu: Geri: Baş Belası   Salı Eyl. 03 2013, 13:42

Tadına baktığı dudaklardan ayrılmak biraz uzun sürmüştü. Daha önce çok kez öpüşmüştü; fakat küçük cadısının tadı diğerlerinden farklıydı. Sarışın ve kaba kız bir anda Kenn’in küçük cadısı olmuştu hatta baş belası. Onunla uğraşmak hoşuna gider olmuştu. Onu kolay kolay bırakmak istememesine rağmen eninde sonunda bırakacak olması suratını asmasına neden olmuştu. Ancak suratının asık olduğunu kıza göstermemekte kararlıydı. Yoksa yine bu küçük cadı kendisiyle alay edebilirdi. Şu an için buna tahammülü yoktu. Onunla uğraşıp küçük cadısını sinirlendirmek hoştu, diğer türlü onun kendisini kızdırması mümkün olamazdı, buna izin veremezdi. Yumuşak dudaklardan ayrılırken söylediği şeyleri yapmak konusunda ciddi değildi. En fazla bu kızı öpebilirdi. Tanımadığı bir kızla işi pişirecek türde bir erkek değildi. Belki de tadına bakması gerekirdi; fakat Kenn şu anda hayatına yeni birini sokmak istemiyordu. Bu kız tam bir baş belasıydı ve ona sahip olursa kız peşinden gelebilirdi, bu da hiç istemeyeceği bir şey olurdu. İkinci öpüşmelerinde ilkine göre daha farklı bir deneyim elde etmişti küçük cadısıyla. Daha tutkulu ve vahşi… Aralarındaki elektriklenmenin farkındaydı, ancak bu kızı hayatına sokmak istemediği de su götürmez bir gerçekti. Sürekli onunla uğraşması gerekecekti ve ilgilenmesi gereken bu kız çoğu zaman Kenn’i çileden çıkaracaktı muhakkak. Kızın dik başlı tavrı hükümlülüğünü sürdürürken onu susturmak için yeniden dudaklarına kapanmıştı.

Kız da kendisine karşılık veriyordu; fakat hiç beklemediği bir şey gerçekleşmişti. Küçük cadısı dudağını kanatarak öpücüğü sonlandırmıştı. Kızdan son sürat uzaklaşarak eliyle kanayan dudağını sildi, ancak dudağı kanamaya devam ediyordu. Kıza sessizce küfürlerini sunarken onu öpmek gibi aptalca bir davranışta bulunduğu için kendine olan öfkesi daha büyüktü. Yanında mendil olmadığı gibi bir gerçek de ortaya çıkınca siniri kat be kat artmıştı. Sarışın kız kapıyı açmasını emrederken onu dinlemiyordu bile. Bu kız kendinden başkasını düşünmeyen aptal bir kızdı. Karşısında dudağını kanattığı biri varken hala nasıl oluyor da buradan çıkıp gitmekten bahsedebiliyordu? Ama hiç beklemediği bir şey daha gerçekleşti ve kız, cebinden çıkardığı bir mendille Kenn’in kanayan dudağını silmeye başladı. Bu kadar birbirlerine yakınken kızı yeniden öpmek istemesi tam bir muammaydı. Küçük cadısı Kenn’i hem sinirlendirmişti hem de yeniden dudaklarını öpmek istiyordu. Bu duygu karmaşasında hangi tarafın ağır basacağını bilemiyordu. Küçük cadı dudağını silmeyi bırakıp da mendili Kenn’e verince Kenn kuru bir teşekkürden başka ileriye gitmedi. Konu yeninde kapı mevzusuna dönünce de elinde olmadan yeniden sinirlenmişti. Sesini hafif yükselterek “Sen özür dileyince açacağımı söylemiştim. Kulağın mı sağır yoksa beni duymamazlıktan mı geliyorsun? Bu kadar inatçı olman sence de biraz fazla değil mi? Özür dile ve serbest kalacağını söylemiştim. Ayrıca üzerindeki ıslak kıyafetlerle hasta olman da an meselesi.” dedi.

Bir büyü mırıldanarak hem kendi hem de küçük cadının kıyafetleri değişince kızın korku ve şaşkınlıktan dolayı oluşmuş surat ifadesini görünce elinde olmadan şuh bir kahkaha attı. Sonradan öfke dolu gözler kendine bakınca donuk ve boş gözlerle ona sabitledi gözlerini. Bir süre hiç konuşmadılar, sessizliği bozan taraf küçük cadı olmuştu. Kenn’den özür diliyordu. Ona ilk defa sıcak gülümsemesini takınarak başını salladı ve bir büyü daha mırıldanarak kapının açılmasını sağladı. Kız sevinçle arkasını dönüp de gideceği sırada “Adını bile bilmiyorum ama benim adım Kenn. Belki bir gün yine karşılaşırız küçük cadı.” demişti. Kız ona gülümseyince Kenn de ona gülümsedi ve adını öğrendiği kızı aklının bir köşesine sıkıştırarak idmanını devam ettirmek üzere ormana doğru yavaş adımlarla yürümeye başladı.

_

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Baş Belası   Perş. Eyl. 05 2013, 20:22

Kapının açılmasını istiyordu bir an önce. Biraz daha üzerindeki ıslak kıyafetlerle kalırsa üşütüp hasta olmaktan korkuyordu. Can sıkıntısı sadece bununla da bitmiyordu. Ayrıca karşısındaki kaba ve ukala tavırlı adamla yalnız kalmaktan sıkılmıştı. Öpücüğü her ne kadar güzel ve iyi olsa da yaptığı davranışlar onun hakkındaki düşüncelerini değiştirmiyordu. Bir an önce buradan ayrılıp sıcak ve rahat yatağında soluksuz bir uyku çekmek istiyordu. Dudağını kanattığı çocuğa biraz üzülmüş olarak cebindeki mendili çıkardı ve kanayan yeri sildi son derece yavaş bir şekilde. İşi bittiğinde de elindeki kanlı mendili çocuğa uzatarak birkaç adım geri çekildi ve kapıyı işaret ederek açmasını söyledi. Açılmayan kapının üzerine işittiği kelimeler ise başının ağrımasına neden olmuştu.

“Islak kıyafetlerim seni ilgi-“

Daha cümlesini tamamlayamadan üzerindeki kıyafetlerin değişmesi karşısında yaşadığı şaşkınlık çok kısa sürmüştü. Yeni bir öfke nöbeti geçirmeye hazırlanırken çocuğun kahkaha atması şaşırmasına neden olmuştu yeniden. Neden durduk yerde gülüyordu ki? Komik olan hiçbir şey yoktu? Ayrıca büyülü bir şeylerin olduğu gerçeği de vardı ortada. Hem kendi hem de çocuğun kıyafetleri bir büyüyle değiştirilmişti. Kendisinin güçleri kapatıldığına göre büyüyü yapan bu çocuk olmalıydı. Peri miydi yoksa cadı mı? Her iki durumda da dezavantajlı durumdaydı. Bir cinayete kurban gitmekten korkuyordu; ama böyle bir şeyi yapmaya niyeti yoktu heralde çocuğun. Kaba bir davranış yüzünden ölmek çok saçma olurdu. Ayrıca karşılıklı savaş her iki tarafı da etkilemiş miydi? Ona gerçekte kim olduğunu sormak istiyordu; fakat soramadı, buna cesaret gösteremedi. Öfkesi yeniden gün yüzüne çıktığında genç adamla gözleri buluşmuştu bir noktada. Bir süre hiçbir şey dememişti, ancak buradan bir an önce gitmek istediğinden çaresizce özür diledi. Açılan kapıya döndüğünde hızlı adımlarla oradan uzaklaşacağı sırada genç adamın ismini öğrenmişti. Aslında ona ismini ya da başka bir şey demeden gitmek varken içindeki bir his nedeniyle ismi dudaklarından dökülmüştü. İsmini söylerken elinde olmadan gülümsemişti adını öğrendiği çocuğa. Kenn…. Belki ilerde onunla bir gün tekrar karşılaşırlardı; fakat bu seferki karşılaşma hiç beklenmeyen bir sürprizi içinde barındıracak ve aralarındaki küçük savaşa Daphne de avantajlı olarak katılacaktı.

“Benim adım da Daphne. Küçük cadı değil. Ve kim bilir belki bir gün yine karşılaşırız.”

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Baş Belası
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Daeyang Deniz Feneri-
Buraya geçin: