AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Minlere Karşı Darbeler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Minlere Karşı Darbeler   Salı Kas. 18 2014, 15:42

Zamanımın en güçlü kişilerinden biri olarak anılmak hiç de kolay olmamıştı. Az sevildim, biraz da hor görüldüm.  Haksızlık da gördüm diyebilirim. Ama benim onlara yaşattıklarımın yanında hiçbir şeydi. Doğuştan bir hain ya da zavallı bir entrikacıydım onların gözünde. Karşı tarafa geçme de en ufak bir tereddüt etmeyen hep kazananın ya da güçlünün yanında olan bir kaypak dediler arkamdan. Namin’idim Soron oldum.  Noronlar ile iyi geçindim. Noronların kellesini aldım. Naminleri siyasetten uzaklaştırdım. Soronlar güçlerinden oldular. Zehirli bir yılan gibi anıldım. Sadece basit siyasi bir figüran olarak gördüler bazen beni.  Ben daha fazlası idim. Herkes benim gerçek yüzümü görmedi. En ufak bir çapa bile sarf etmediler. Merhametim, fedakârlığımı hep görünmezlikten geldi. Yaptığım en ufak bir hayır işi bile gösteriş damgası yedi. Uzun yaşadım. Şeytanlar zaten uzar yaşar dediler.

Güzellik denilen şeyden zerresini almak şöyle dursun en ufak bir kırıntı yoktu ilk bakıldığında. Dıştan bakıldığında bir iskelet gibi kupkuru bir beden, ensiz ve kemikli bir yüz, keskin bir burun, daracık ve her zaman kapalı bir ağız, uyuklarmış gibi ağırlaşmış göz kapakları altında balık gözü kadar buz gibi gözler. Havagazı ışığı altındaki bir insan yüzü gibi yeşilimsi bir solgunluğum vardı. Hareketlerimi cansız ve sesi canlıktan yoksun, yanaklarının rengi ise kirli sarı. Beni gören herkes sanki damarlarında kırmızı ve ılık bir kan dolaşmıyor sanır. Ruh yapısı bakımında soğukkanlı, aşırı sert ve tutkulardan uzaktım.  Göze çarpan bir öfkeden her zaman kaçınır ve yüz sinirlerinin teki bile titremezdim. Kansız ve keskin dudaklarım ancak gülünce biraz buruşur kimi nazik kimi alaycı tebessümlerinde. Balçık rengi ve gevşek dış görünüşlü bu maske asla gerçek bir gerilimini asla göstermez. Kenarları kırmızı ve ağırlaşmış göz kapaklarımın altındaki gözler benim hiçbir niyetimi ve düşündüğüm hakkında bilgi vermez. Bu soğukkanlılık benim asıl gücümdü.  Sinirlerimi her zaman göz geçiririm. Tüm tutkularım aşılmaz bir duvarın arkasında gizli gibidir. Güçlerimle oynamasını bilir bu sırada başkasının hatalarını büyük bir uyanıklıkla kollardım. Düşmanlarımın tutkularını tüketmesini, kendi kendilerini yitirmesini bekler, sonunda büyük bir şiddetle acımasızca vururdum.

Solgun yüzlü, içine kapanık yarı rahibe hayatım beş yaşından yirmili yaşlara kadar sürmüştü. Bir saray leydisinin öğrenebileceği her şeyi bilmekle kalmıyor bizzat yeni leydileri de eğitiyordum  Sarayın en önemli kesimlerinde en önemli kişileriyle çalışmıştı.m Tabi bunun nedeni Manevi babam Eski Damatlar Kurul Sözcüsü Namin Sözcü Yun’idi.  Manevi babam bana soyadını vermekle kalmayıp sarayda adeta hamilim olmuştu. Tabi, sessiz, silik ve dikkat çekmememde etkendi. Yüzü, vücuduma nazaran çirkindi. Fakat bu benim ölü kireç suratım en büyük hazinemdi. Bu süre zarfında çok şey öğrendiğimi inkâr edemezdim. Susabilme yeteneği, kendini gizleme sanatını, ruhları okuyabilme ve psikoloji ustalığımı. Ömrü boyunca yüz sinirlerimin her birine en tutkulu anlarında bile söz geçirebilmiş, sessizlik ve hareketsizlik duvarının arkasına gizlenebilmiş, yüzümde öfkenin, kızgınlığın, heyecanın aşırı bir dalgalanmasını görmek hiç mümkün olmamıştı. En yumuşak sözünü de en korkunç sözü de aynı durgun ve renksiz sözle söyleyebilmiş, en gürültülü ve hareketli toplantılarda sessizce yürümesini bilmiştim. Aşırı istek ve arzularına gem vurmayı bilmiş, yarı rahibe hayatının verdiği bir diğer hazine olan hitabet sanatının nicelikleriyle birlikte öğrenmiştim. Tam bir insan tanıma ustası olup çıkmıştım. Demir gibi sert bir kendini dizginleyebilme gücüm, lükse ve süse gelen aşırı direncim, gizleyebilme yeteneğim de vardı.
Ne var ki yirmili yaşlarının yarısını geride bıraktıktan sonra bazı şeylerin farkına varmıştım. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Çünkü olgunlaşmıştım. Kocaman yüzlü, pörtlek gözlü minyon tipli bir oyuncak bebeği andıran ölü, soğuk, beyaz tenli kız olamayacağımı anlamıştım. Artık bir eğitmen ya da müfettiş leydi olmanın ötesindeydi arzularım. Biliyordum böyle giderse sarayda 5a derecesine kadar yükselmem çok yakındı. Bir şeyler yapmalıydım. Evet, artık kararlıydım. Bir soruşturma ofisi leydisinden daha fazlasıydım. Emellerimi daha yüksek tutmalıydım. Kraliyet ailesine girmeliydim. Belki bir ya da iki erkek doğurmalı ve” Kraliyet Asil Eşi” olmalıydım. Daha da ilerisi “Daebi” . Kraliçe olamayacağımı bilecek kadar akıllıydım. Başıboş ideallerin peşinde koşacak kadar da aptal değildim. Aşırı yüksek ideallere kapılıp olmayacak bir hayale kapılamazdım. Kararlıydım artık tırtıl değildim. Kozasında bekleyen bir kelebektim.

Her rüzgârdan koku alan Soo Ryeong sarayın üzerindeki bekleyen sosyal kasırganın farkındaydım. Neden kendimi çıkartamayayım ki? Artık kararlıydım Büyük işler başaracaktbı. Saraydaki Namin çevresinde etkiliydib.  Ön hazırlık yapmaya koyuldub. Elindeki tüm imkânları kullanarak tüm üst düzey saray görevlilerini araştırmaya başladım. Gördüklerine duyduklarına daha fazla önem veriyor her taşın altını kendince araştırıyordum. Artık çok sevdiği eğitmenlik görevini de bırakmıştım. Aktif siyasette daha önemli rollere kalkışıyordum. Tüm Namin nüfusunu kullanarak Namin grubunun başı İç İşleri Bakanı Yeong ile iyi ilişkiler kuruyor, tam anlamıyla bir yıllık kısa bir zaman diliminde Namin grubunun önemli bir üyesi haline geldim.  Şimdi dikkat çekme zamanıdır.  Kanlı bıçaklı bir Noron-Soron kavgasını tetikleyecek bir kıvılcım lazımdı. Yapacağı hareket saygınlığın sarsılmasından korkan ve her şeyden önce iyi işler yapmayı isteyenler radikal davranışlardan kaçınırlar hatta hoşlanmazlar bile.  Ama benim için durum farklıydı. Ben, arı kovanına çomak sokan kızdım.

Kıvılcımı çıkartmam hiç de geç olmadı. Hedefimi de belirlemiştim. İktidardaki Noron’ları indirip yerine Soron’ları çıkaracak ufak bir hamle.  Hedefimde Noron’ların önünde gelen Min’ler vardı.  Noron’lu Min’ler Ana Kraliçe’yi zehirlemeye çalışmışlardı. Bu onların yaptıkları en büyük hataydı.  Yaklaşık on beş gün boyunca yavaş yavaş öldüren bir zehir atmışlardı. Bunun arkasında Noronlar vardı. Kraliçe vardı. Fakat bu olay Noronlu bakanlara sıçramadan hallolacaktı.  Bunu hesaplamıştım kimler bu işi tezgâhlamış onu kanıtlarıyla birlikte ortaya çıkaracaktım. Bir gece İç işleri Bakanı Yeong ile birlikte Namin grubunun önde gelenleriyle bir toplantı yapıldı. Majesteleri’ne verilen bir belgeyle her şey meydana çıktı. İşte benim ilk zaferim idi bu. Sabırla beklediğime değmişti. Min’lerin o gece yalvarmaları inleyişleri benim içimde sakladığım zafer çığlıklarıydı. Baş Hemşire, Kadın Soruşturma Ofisi Kadın Baş Müfettişi Min ile Mutfak Baş Kâhyası Min yandaşlarıyla birlikte azledildi. Yerine Soronlar geçirildi. Hem sayemde Soronlar ve Naminler arasında ittifaka yakın bir ilişki kurulmuştu.  

Aslında bu deham dikkat çekici değildi. Bütün duygularımı beyninde bir köşeye itmiş olan gizli bir kumarcının kanı, şehvet duygusu, iç dünyası gerçek insanların bu tedirginleştirici duygu öğeleri kılmı bile kıpırdatmaz. Tüm tutkum dolap çevirmekmiş gibi gözüken biriymişim gibi gözükmüştüm. Ama bunları yalnızca zihninde yaşayıp zevk alıyordum. Kargaşalık ve gizli işlerden duyduğu sonsuz sevincim, görevine bağlı dürüst leydinin çekingen tavırlarıyla gizliydi. Beklemediği bir anda Noron’ları gafil avlamıştı. Fakat göz önünde pek durmuyordum. Tüm bunları ben yapsam da gizlenmeyi iyi bilmiştim. Tüm parsaya Bakan Yeong almıştı. Ben de beklediğimi daha doğrusu alabileceğimi almıştım. Beşince dereceye yükselmiş
“Leydi Yoon Soo Ryeong. Kadın Soruşturma Ofisi Kadın Şefi olmuştur.” İşte tek bir cümle ödülümdü. Aslında benim taktiğim basitti. Yalnızca iplerin ucunu elimde tutuyor, üstlerimin arkasında siper almak, beklenmedik anda ve hiç göze çarpmadan öldürücü vuruşu yapmaktı. Sama bu kesin ve sürekli izlenmesi gereken bir politika değildi. Alçakgönüllü ve ikinci planda aslında işin arka plandan yönetiyordum.

Azledilenlerin asılmış bedenini seyrediyordum uzaktan. Bakan Yeong’u arkamda hissettim.
“Cesaretine hayran kaldım Şef Yoon” Duraksadı. Her zamanki gibi ifadesinden bir şey bozmadı. Bakan Yeong’un sabrı da tükenmişti. Herhalde benim altımda ezilemezdi. Her ne kadar parsayı alsa da gururdu işte. Soo  Ryeong’un, yani ucubenin bir zavallının başarısı altında ezilmeyi gururuna yediremedi. Ben aptal değildim. Yapmam gerekeni biliyordum ve yaptım. “ Sizin başarınız, sizin cesaretiniz Bakan Yeong.” Şeytani bir gülümsemenin ardında gizlenen sahte laflarım bir süre o aptal ve kibirli bakanın çenesini kapamaya yetmişti. Biliyordum. Ben haddini bilen idim. Ben silik olandım. Ben, çenesini kapalı tutmasını bilendim. Ben zalim olan ve hükmetmeyi sevendim.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Patricia
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 20
Kayıt tarihi : 12/10/14

MesajKonu: Geri: Minlere Karşı Darbeler   C.tesi Kas. 22 2014, 10:49

Değişik bir yazı olmuş. Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Minlere Karşı Darbeler   Ptsi Kas. 24 2014, 09:35

Evet bazen ben bile yazar iken ne içtiğimi merak ediyom Very Happy

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Minlere Karşı Darbeler   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Minlere Karşı Darbeler
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Necip Fazıl KISAKÜREK ile Nazım Hikmet RAN'ın karşılaştırması

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Fransisco Armani :: Krizantem Günlükleri-
Buraya geçin: