AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Moon Holding

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Diana Maurice
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1163
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 25

MesajKonu: Moon Holding    Perş. Kas. 20 2014, 00:16


Geniş ve yuvarlak koridorda hızla ilerliyordu genç kadın. Klimaları öyle ayarlanmıştı ki sanki bahar havası esen o yazın son günlerinden biri yaşanıyordu sanki. Ortamın loşluğunda ve kalabalığında kaybolmuş gibi hissetmek içten bile değildi. Asansöre ilerlemesine birkaç adım kaldığı şu an diliminde aklı yine onlarca fikir ve taslakla boğuşuyordu. Evet, kafasında sürekli olarak beliren, ışık şavklarını andıran, ruh serinletici, ferahlatıcı bir özelliği olan, aydınlanma yaşatan, temizleyen, sorumluluk bilinci yükleyen taslaklar belirip kayboluyordu ve o, genç şizofren kadının, bundan ölesiye nefret ediyordu. Etrafındaki her nesne o taslağı çağrıştırıcı bir görev üstlenmişti. Tamamlanmamış bir resimde, onun zihni beliriyordu, eşyalara büyük bir hayretle bakıyor, karşısındaki düğmelere, aynaya, yanında duran hafif balık etli genç adam. Hepsi karmaşık zihninin dağınıklığından sıyrılıp farklı hikayelere dalıyordu.

Asansörün kapısı açıldığında gireceği oda ile asansör kapısı arasında upuzun bir koridor olduğunu görünce biraz hayal kırıklığına uğradı. Ve küçük adımlarla ilerlemeye koyuldu. Hafif sendeleyip yalpaladığı bu uzun koridorda 10 santimetrelik topuklu ayakkabılarla yürümekte pek acemiydi. Ömrü hayatında üç ya da beş defa mı ne giymişti bu kadar uzun topuklu ayakkabıları. Zihnindeki algı kapıları birkaç saniyeliğine kapansa da fısıltıları duyabiliyordu. Oyunculuk mesleğinde yeni sayılmasa da epey şeyi öğrenmişti. Teorikte bir hiç sayılacak kadar birkaç basit rol deneyimi vardı. Kendisini her ne kadar yabancı gibi hissetse de oyunculuk sektöründe; tuttuğunu koparan bir kadın olarak bu rolü alacaktı. Başka çıkar yolu yoktu Amy için. Başrol alamamış aktris, yetenekli bir pop yıldızı ve cadılıktan kaçan yetenekli bir cadı olarak nereye gitse yabancılık hissediyordu. Sanat dünyasından tutun, ailesine kadar. Cadı olmak istemiyordu. Tüm bu doğaüstü şeylerden kaçtığı için Regina’idi ya. Artık şarkı söylemenin bile bu istemediği durumdan kaçmasına yetmediği büyüsünün tüm varlığı bedenini ele geçirmeye başladığı anlardı. Tüm bunlara rağmen bir yardım dileyebileceği doğru dürüst bir arkadaşı olduğu söylenemezdi, ona ve yeteneklerine hayranlıkla bakan ancak bunun ötesinde, onunla arkadaşlık etmek istemeyen onlarca insanın arasındaydı. Peşinde bir gölge gibi gezen ve onu bir dakika olsun yalnız bırakmayan, ummandan keder incileri saçan onun eşsiz ve sanatçı yalnızlığı…

Aslına genç bir cadı olarak, kendisi gibi olmayana öykünüyordu, kendinde sahip olmayanı istiyor, arzuluyordu. Normal olabilmek istiyordu, normal. Diğerleri gibi, diğer tüm insanlar gibi olmak istiyordu. Evet, onlara tepeden bakmıyor değildi, hatta onları büsbütün hor gördüğünü bile rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü onlar meselesiz, dertsiz, düşüncesiz, çilesiz, hareketsiz insanlar ve genç cadı, bu yığından, bu millet bile olamamış, meydanları dolduran kafası boş yığından nefret ediyor. Ama yine de, gönlünün acı çeken kısmının yalnızca orada olduğunu biliyor. Normal bir insan olabilmek, normal uğraşları, çalışmak istemiyordu bir anne olmayı diliyordu belki de. Ya da bir anaokulu öğretmeni…

Tüm bu düşüncelerin kalabalığında kaybolduktan sonra en sonunda kendisini Bay Moon’un sekreterinin yanında buldu. Biraz afallamıştı. İlk defa geldiği yerdi sonuçta. Hiçbir şey olmamış gibi her zamanki soğuk ve havalı ruh haline büründü. Sahte bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. İnce sesini birer ton kalınlaştırarak konuşmaya başladı. Şarkı söylemediği zaman konuşmak ne kadar zor geliyordu. O cırtlak soprano sesini biraz kalınlaştırmak mecburiyetinde kalmaktan nefret ediyordu. Sekretere döndü. “Bay Moon’a geldiğimi haber verin.” Sekreter kızı ağzı yırtılacakmış gibi gülümsedi ve o kulak tırmalayan kalın sesiyle konuşmaya başladı. . “Kendisi sizi bekliyor efendim.” Sekreter kız kapıyı açar açmaz büyük bir adımla içeri girdi. Kafasındaki siyah tüm yüzünü kapatan abartılı şapkasını çıkardı. Topuzunu düzelttikten sonra karşısındaki adama baktı. O adamı tekrar göreceğini düşünmüyordu. Daracık tüm kaslarını ve uzuvlarını gözler önüne seren takım elbisesinin içinde adeta bir yunan tanrısını andırıyordu. Altın sarısı geriye doğru taranmış saçları ve mavi gözleriyle Apollon gibiydi. Hafifçe gülümsedi. Yanına doğru yaklaştı genç kadın. “Bay Apollon.” Dedi kısık bir sesle büyülenmiş olan bir kadın gibi. Biraz kıkırdadı ve tekrar konuşmaya başladı. Ciddi ve burnundan kıl aldırmayan züppe ve şımarık bir kokot gibi yelpazesini salladı. “Bay Moon’a bakmıştım ama sanırım kendisi yok. Sanırım siz de yardımcısı olmalısınız.” Luke hafifçe gülümsedi. “ Evet, bir nevi yardımcısıyım. Bayan Mills; Luke Moon.” Kendisiyle tanıştığıma memnun oldum anlamında el sıkıştılar. Moon soyadını duyar duymaz şaşkınlıktan küçük dilini yutmuş gibiydi. Hafif kekelemeye başladı. “Sanırım yeğeni ya da bir akrabası filansınız.” Yelpazesini bir kez daha hızlıca sallayıp başını yukarı doğru kaldırdı. Luke bir kez daha alaycı bir şekilde gülümsedi. “Hayır oğluyum. Oturmaz mısınız? ” Demesinin ardından Amy’nin sandalyesini çekti. Oturur oturmaz masaya biraz un kurabiyesi ve yaseminli yeşil çay getirdiler. Amy ‘nin şaşkınlığı bir kat daha arttı. En sevdiği kurabiye ve bitki çayını nereden biliyordu bu ukala adam. Her ne kadar bir erkek olarak hoşuna gitse de gıcık ve kibirli ruh halinden rahatsız oluyordu. Ya da daha kötüsü hoşuna gidiyordu.

“Açıkçası Bay Moon’un benden görüşme talep etmesine şaşırdım. Genelde oyuncular ve sponsorların pek ikili bir görüşme yaptığını duymamıştım.” Luke hafif ve sinsice biraz gülümsedi. Çehresine bakarken genç adamın içinden; “Ay! Ne kadar şirin bakıyor.” Diye iç geçirdi. “ Aslında Bayan Mills sizi babam değil ben çağırdım.” Derin bir nefes aldı. Bu adam kendisiyle dalga mı geçiyordu. Öfkeden kudursa da sakinliğini korumayı yeğledi. “Peki, neden çağırdınız?” Fincanından bir yudum aldı ve tekrar yerine koydu. “ Başrolü her ne kadar sizin almanızı istesem de başka bir oyuncuya verilecek. Rol için yetersiz olduğunuzu düşünüyorlar.” Öfkesinden deliye dönmüştü. Sesini çıkarmadı. Yutkundu. Başını Luke’a doğru çevirdi. Gayet ciddi bir ses tonuyla konuşmaya başladı. “Bunun için mi çağırdınız?” Genç adama tehditkâr ve hayal kırıklığına uğramış bir bakış attı. Ne hayallerle gelmişti. Kendisini aptal ve zavallı bir genç kız gibi hissetti Sonra yalnız kalabalığı içerisinde, kendi ruhunun derinliklerinin aksedeceği bir umudun varlığının kanaatine vardı. “Ama dur daha bitmedi.” Umudunu kaybetmedi. İstediğini almaya kararlıydı. “ Önceden bilgilendirdiğiniz için teşekkür ederim.”Hiçbir şey olamamış gibi gülümsedi. Masadan kalktı. Luke’a doğru sokuldu. “Bence bir akşam yemeğini hak ettiniz. Yarın akşam sekiz’de beni evimden al.” Usulca toparlandı. Tüm dişiliğini gözler önüne seren aheste adımlarla topuklu ayakkabılarını yere vurdurtup çıkartabildiği kadar ses çıkartıp kapıya doğru yöneldi. Genç adam arkasına; “Şapkanız!” Dediğinde başını genç adama doğru çevirdi. “Sende kalsın!” Diyip bir kez daha kıkırdadıktan sonra odanın kapısını açıp oradan uzaklaştı.
[center]-SON-[/align]




_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Moon Holding
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Fransisco Armani-
Buraya geçin: