AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Andrea's Story

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Diana Maurice
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1163
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 25

MesajKonu: Andrea's Story   Paz Kas. 23 2014, 21:56

[justify]


Attığı her adımda ayakları birbirine sürtüyordu; tıpkı bir kıvılcım patlaması yaşatıyordu.. Gözlerini kaplayan şeyin sebebi gökyüzünden düşerek onu adeta yaralayan yağmur mu; yoksa kendi kendine beliren su zerrecikleri miydi bir türlü bilemiyor, anlam veremiyor, korkuyor ve kaçıyordu. Alışkanlıklarını yıkıyor, başkasıymış gibi davranıyordu. Belki yalnızca kendisinden kaçmaya çalışıyordu. Belki yalnızca yalnızlığı seçiyordu. Her türlü, Andrea idi bilindik Andrea’lığını yapmaktan çok uzaktı o gün. Sırılsıklam olmuştu bütün vücudu. Üzerini bir hastalık misali sarmış olan kıyafetini dahi çıkartmamıştı. Adımları git gide yavaşlarken, yere çökmemek için tek yaptığı ileri odaklanmak, yürümek ve daha da yürümekti. Başına bunun neden geldiğini bile bilmezken böylesine bitkin hissetmesi normal değildi.
Pelerini ayaklarına dolanınca tökezledi. Durdu olduğu yerde ve sinirle pelerinini açmaya çabaladı. Elleri birbirine girmişti sanki ve düğümü nasıl açacağını bilmeyen bir acemi gibi davranıyordu. Küfretti çekip yırtarcasına çıkartmadan önce. Eline aldığı kırmızı pelerine onu öldürecekmiş gibi baktı. Kırmızı. Kuşkusuz ki en sevmediği renkti. Ne kadar salak bir renkti. Kırmızı… Kendini beğenmiş, gururu sevgisinden daha yüksek olan, gözü saçma sapan zırvalıklarla dolu bir renkti. Pelerini alıp yere attı. “Senden nefret ediyorum kırmızı.” Kaşlarını çattı. Bir renkten nefret etmek için pek çok sebebi var gibiydi; asıl sorun, gerçekten gıcık olduğu şey kırmızı mıydı yoksa kırmızının yakıştığı tek insan mıydı? Beyni cevap vermeyi reddetti ve pelerinini öylece bırakarak yürümeye devam etti.
Belki de ihtiyacı olan şey hoş bir yakışıklının kollarıydı. Sonuçta, erkek arkadaşıyla ile ayrılalı birkaç haftayı geçmişti ve o zamandan beri eline tutkuyla değen bir erkek eli olmamıştı. Ayrılığı kutladığı gece kendisini bir barda iki kişiyle aynı anda öpüşürken bulduğu o anı saymazsa. Bir sürtük gibi davranıp yatmamıştı. Acilen dudaklarını örtecek, elini tutacak, ona destek olacak birini bulmalıydı. Tanrı aşkına, ne zamandır böyle aşk misali şeyleri düşünür olmuştu ki? O cadıydı, hayat felsefeleri yat ve kaçtı..Derin bir nefes aldı, bitmek bilmez bahçeyi gezerken. Fırtınadan olsa gerek, avluda bir adet hayvan dahi yoktu. Herkes çekilmişti inine. Delicesine bir şimşek çaktığında belki de burada kalmasının daha iyi olacağını Zatüreden ölemezdi tabii ama yağmuru seviyordu. Ona her şeyin bir gün akıp gideceğini hatırlatıyordu yağmur. “Pelerinini düşürmüşsün. Düşürmesi zor bir eşya ama…” Olduğu yerde duraksadı kız. Sesi tanıyordu, sesin sahibini tanıyordu ve bu kişinin şu an bu cümleyi kurması gereken son kişi olduğunu biliyordu. Bu yüzden arkasına dönüp bakmadan önce nefesini tuttu. Ağır çekimde döndü, üzerinden sular damlayan saçlarını yüzünden çekerek. Elinde pelerinini tutan adamın suratında anlaşılmaz bir ifadeyle kendisine bakan suratını incelemeye başladı. O da ıslaktı tıpkı kız gibi. Aralarında epey mesafe vardı, göremiyordu gözlerindeki bakışı. Onlarınki bir masaldı ya; bu defa adamı elinde ayakkabısını tutan prens, kendisini külkedisi gibi hissediyordu. Prensese dönüşen, karanlığın içine hapsolmuş kız.

Ona doğru adım atmaya başladı bunu yaptığının farkında olmaksızın. Ne hızlı ne de yavaş. Adımları dans eder gibiydi ıslak zeminde. O yaklaştıkça, adam da yürümeye başladı kıza doğru. İlerledi … Ta ki, aralarında birkaç adım mesafe kalana dek. Ona uzun zamandır bu kadar yakından bakmadığının farkına vardı o an. Gözlerindeki bakışı adlandırmaya çalışıyordu ama yapamıyordu. En son bıraktığında kendisine lanetler okuyan adamın bakışları değildi bunlar. Bunlar ona kendisinin hiçbir şey olmadığını söyleyen adama ait değildi. Bunlar ona sessizce fısıldayıp seni seviyorum diyen adamın bakışlarına benziyordu; ama asla o olamayacaktı. Dudaklarını araladı genç kız. “Düşürmedim,” dedi onun kırışan alnına kaydırırken gözlerini. Bir keresinde bir adamın alnı ne kadar kırışırsa, o kadar çocuğu olduğunu duymuştu. Eğer doğruysa bir insana yeteri kadar çocuk verecek kadar kırışıktı. “Taşıması ağır olan şeylerden kurtuldum. Hepsi bu.” Başını salladı adam hâlâ elinde tutarken pelerini. Bir adım attı kıza doğru. Bir adım attı bunun üzerine ona doğru. Mesafe neredeyse bitmişti, nefesini üzerinde hissedebiliyordu kız. Islak gözleri adamın dudaklarına odaklanmıştı. Öpmüştü bu dudakları, bütün tutkusuyla değil mi? Tadını almıştı. Kokusunu bırakmıştı o dudaklara. Şimdi bir yabancının dudaklarıydı. Yeniden uzanmak istiyordu. Yanıp tutuşuyordu bedeni. Gerçekten bu kadar zor olmak zorunda mıydı? “Bu havada dışarı çıkmak için deli olmalısın,” dedi surat ifadesini bozmadan. Elleri istemsizce kalkmıştı. Hans elindeki pelerini düşürdü. Belki de attı. Bilemiyordu ama adamın elleri kendi ellerini bulduğunda nefesinin kesildiğini hissetti. İçinde yayılan sıcaklığın durmasını istemiyordu. Gözlerini çekemiyordu hâlâ ama biliyordu. Bütün hücreleriyle biliyordu, bakmasına gerek yoktu. Adamın gözleri de kızın dudaklarındaydı. Elindeki elin yavaşça kendisini okşamasına izin verdi. Aklında küçük bir anı belirdi; yalnızca ikisinin bildiği bir anı. Ve gözlerini eline kaydırdı. Tüm sevişme boyunca el ele kalmışlardı. Öyle sıkıca tutuyorlardı ki, içini çekti genç kız. Başına ilk kez geliyordu bu. İlk kez birinin elini tutmuştu sevişirken, ilk kez ruhunu paylaşmıştı biriyle. Elini çekmedi. Yalnızca eğilerek öpücük kondurdu ve gözlerini yumdu. Erkek, sol elini kaldırdı yavaşça. Önce kızın yanağına dokundu, sonra elleri orada öylece kaldı. Başını sağa yatırarak bu harekete karşılık verdi. Kendisini cümle kurmayı unutmuş gibi hissediyordu, adamın üzerindeki kırmızı süvetere bakarken. Kırmızı, diye düşündü. “Ne düşünmem gerektiğini bilmiyorum kırmızı.”

[/justifity]

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Diana Maurice
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1163
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Andrea's Story   Paz Kas. 23 2014, 22:21



Erkek ; o güçlü ve şehvet yüklü sesiyle kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl, avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya delicesine... Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl, kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beş yüz, yüzde hudutsuz kere yüz...

Eğer kalbin aynası diye bir şey varsa ve bu ayna gözleriyse, kalbe açılan kapının da dudaklarının olduğunu biliyordu. Dudakları üzerine yumuşak pembemsi kırmızılıktaki dudakların kapanmasıyla yerinden çıkacakmış gibi küt küt atan kalbi, bunu bir kez daha kanıtlamak için yerinde durmuyorcasına atıyordu. Nefesini tutmuştu kız; dudakları ise hâlâ kapalıydı ve karşılık vermiyordu, yalnızca ağırlığını sıcak bir tenini tenine değmesinde hissediyordu tüm hücrelerinde. Adeta kendisini okşayan dudaklar ona kalbini açtığı gibi dudaklarını açmasını emrediyordu bu defa. Baskı dediği şey can alıcıydı, baskı dediği şey baştan çıkartıcıydı, baskı bir iki kelimenin çok daha ötesindeydi kızın kurup kurabileceğinden. Dudaklarını hafifçe azıcık araladı, pişman olup olmayacağını o an asla bilemezken. İçinde biriken öfkeyle hiddetli bir karşılık verdi önce. Hiddet ile sert bir şekilde adamın alt dudağının tadına baktı. Hiç değişmemişti, aynı tadı alabiliyordu hâlâ. O mayhoş, içini gıdıklayan, o insanı deli eden tadı… Ardından öfkesi yerini ılık bir sevgiye bıraktı. Adamın dili kızın diliyle buluştuğunda, dudaklarını daha da araladı ona yer açmak için. Dudaklarını kenetlenircesine sıkıca bastırdı onunkilere kalbinin zayıf atışlarının söylediği bir ezgiyle. Ellerini kaldırdı yavaşça ve adamın önce saçlarına götürdü bastırarak. Islak saçlar avucunun içinde dans ederken kavradı şehvetle ve tutkuyla. Bu defa tutku ele geçirdi genç kızı ve bedenini onun bedenine bitiştirerek hareketleri ritmik bir hal aldı. Göğüsleri onun göğüsleri üzerinde baskı kurduğunda erkek elleriyle önce kızın belini kavradı ve kendisine çekti sıkıca hiç bırakmayacakmış gibi. Ne kadar ironikti; hiç gitmeyecekmiş gibi hissettirenin erkek olması. Ama giderdi, öyle bir giderdi ki tek kelime edemezdi. Sözleri anlamını kaybeder, tıpkı şiddetle yağan yağmur gibi bir anda solar giderdi zamanla. Ne durdurabilmişti ki adamın gidişini? Oynamak istemiyordu Andrea bu oyunu daha fazla. İçinde alevler yanar, onu diri diri yakarken gücü yoktu artık. Adam ruhunu emiyordu ama ondan vazgeçemiyordu. Saçmalıktı, deliceydi, aptalcaydı. Ellerini onun ense köküne kaydı, dilini kendisininkiyle okşarken. Sıkıca tuttu oradaki saçları ve onun alt dudağını ısırdı hafifçe.

Kadın erkeğe dedi ki: -Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla; severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana. Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana.. Bir inilti yükseldi kızın genzinden ve erkeğin dudaklarında son buldu. Adamın elleri sanki her detayı yeniden hatırlamak ister gibi süzüldü belinden aşağı ve kalçalarında buluştu. Parmak ucuna yükseldi genç kız ve elleriyle adamın suratını güzelce kavradı. Dudakları ahenkle birbirlerine tüm nimetlerini sunarken kontrolünü kaybettiğini biliyordu. İzin veriyordu ona; kendisini yeniden parçalaması için tüm kozlarını ellerine bırakıyordu ve bu defa erkeğin sözlerini unutmaya niyeti yoktu. Yaşamıştı, hikâyenin sonunu biliyordu. Bu defa yabancı değildi ne belini sıkıca tutan ellere ne de dudakları üzerindeki dudaklara. Her şeyi biliyordu ve bu onda intihar ediyormuş hissi yaratıyordu. Yağmur tüm şiddetiyle üzerine üzerine gelirken ne yapması gerektiğini biliyordu. Ama yapamıyordu… Geri çekilemiyordu. Kendini onun okşayışlarına teslim ederken savaşamıyordu bile. Öpücükleri daha da derinlere inerken, zihninde bir ses yankılandı. Buna izin verme. Geri çekil. Hemen şimdi, geri çekilmelisin. Kalp kırıklarında yaşamaya doymadın mı? Çekildi. Ondan zoraki ayrıldı ve onun gözlerinde ızdırabı gördü. Bir adım geri atacaktı ki adam buna izin vermedi. Öpmedi kızı. Başını nazikçe kavradığı gibi göğsüne yasladı ve kendi çenesini kızın başının üzerine koydu. Adamın kolları onun boynunu sararken Andrea tam bir teslimiyet içinde adamın belini kavradı bütün kuvvetiyle. Düşmekten korkuyor gibiydi sanki. Onun kalp atışlarını fark etti o an. Tıpkı bundan birkaç hafta önceki gibi… Bu göğsün üzerinde uyuyakaldığı gece gibi… Dinledi kız dikkatini çakan şimşeklerden uzaklaştırarak. Doğa ana bile onları yağmurla cezalandırırken, onun kalp atışlarını dinledi. Ne kadar hızlı ve bağımsızdı. Yerinde duramıyordu adamın kalbi. Titriyordu adam. Soğuktan olduğunu düşündü ve gözlerini yumdu Andrea. Sağ gözünden küçük bir damla süzüldü ve yağmura karışıp gitti. Derin bir nefes alarak kendini toplamaya çalıştı. Huzuru bulduğu kollar yanlıştı. Adam kendisi söylemişti bunu ona.

Eliyle hafifçe onun sırtını okşarken çok ileride kötü adam kahkahasını andıran alaycı bir kahkaha duydu. Geldiklerini biliyordu. Birazdan olabilecek sahne değildi korktuğu. Adam bu kadar çabalarken onun emeklerinin hiç yere gitmesine izin veremezdi Andrea. Son bir kez adamın kollarından kurtulup dudaklarını onun dudaklarına bastırdı. Hareketsiz bir biçimde... Bbunun elveda öpücüğü olduğunu biliyordu. Çünkü genç kız adeta dokunuşlarıyla konuşuyordu adamla. Sarıldılar, bir kitap düştü yere… Kapandı bir pencere… Ayrıldılar. Adamın inatla kendisini tutmaya çalışan kollarını iteledi. Bu defa güçlüydü. Bu defa yenilmeyecekti. Çenesini yukarı kaldırarak başı dik bir biçimde baktı adama. Bu defa mağrurdu, mağdur değil. Adamın inatla ona hatırlattığı şey vardı aklında. O kırmızıysa, adam yeşildi. O gökyüzüyse kız topraktı. O sonsuzluksa, Andrea ölümdü. Farkları umursamayabilirdi Krystelle ancak benliğini unutacak değildi. Bir kere yapmıştı, ikincisi asla olmayacaktı. Gururunu hiçe sayıp hiçbir şey olmamış gibi davranmayacaktı. İntikamını alacak, çıkacaktı onun hayatından. Olması gereken şekilde... Bu yolu kendi seçmemişti ancak kaderine karşı çıkamazdı. Belli ki, kaderleri birbirlerine örülmemişti. Oysa ne kadar da doğru ve kendisine yakın hissettiriyordu adamın dudakları. Sanki hemen burada her şey çözülecekmiş, tüm sorunlar hallolacakmış gibi. Böyle hissedenin yalnızca kendisi olamayacağını biliyordu adamın hüzünlü gözlerine bakarken. Kendisinin de aynı bakışa sahip olduğundan emindi. Kaşları istemsizce çatılıyordu. Su damlaları suratından süzülürken bir adım geri attı. Sesler git gide yaklaşıyor gibiydi. Kim bilir, belki de yalnızca zihni ona oyun oynuyordu. Yine de ateşle oynadığını biliyordu Andrea, ve bunu daha fazla sürdüremezdi. Yeterince yanmıştı. Daha fazlasını istemiyordu. Bir adım daha geri attı. Dudaklarını araladı. “Bu hiçbir şeyi değiştirmez, üzgünüm.”. Sesi o kadar alçak çıkmıştı ki adamın duyduğundan bile şüpheliydi ama duyduğunu onun bakışlarından anlamıştı. Yüz kasları gerilirken arkasını döndü ve hızla yürümeye başladı arkasına bakmadan. Koşar adımlarla ilerliyordu ama gözlerinde yaş yoktu bu defa. Tamamlanmış hissediyordu kendisini. Adam bir şeyler dediyse de duymamıştı… Duyarsa gidemezdi.Göğsü hızla inip kalkarken okulun içine girdiğinde sırtını önüne çıkan ilk duvara dayadı ve gözlerini kapattı. Elini hafifçe kaldırıp dudağına götürdü. Onun sıcaklığı sanki oradaymış gibi. Gülümsedi hafifçe ve duruşunu düzeltip, yürümeye devam etti.
SON





_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Andrea's Story
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Fransisco Armani-
Buraya geçin: