AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2, 3, 4  Sonraki
YazarMesaj
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 10:50


Cadı deyince, uzun tırnaklı, sivri burunlu, çocukları yiyen, süpürgeli, çirkin kadınlar mı geliyor aklınıza? Öyleyse çok yanılıyorsunuz. Cadılar, bizler gibi, sürekli aramızda dolaşan normal insanlardır.

Bir öğretmen olabilirler, belki bir belediye şoförüdürler, belki bir mühendis, fizikçi veyahut polis olabilirler. Modern cadılar, hala gizli kalmış inançlarıyla zamana karşı savaşarak gelenekleri sürdürmekte, bunu da büyük bir sessizlikle yapmaktadırlar.

Cadılık, en eski doğa dinlerinden bu zamana gelmiş gizli bir öğretidir. Kökeni, Şamanizm, Druidizm gibi eski kadim öğretilere dayanır. Cadıların temel felsefesi, doğayı tanımak, doğayla iletişim içinde olmak, doğa üzerinden kendiyle iletişime geçerek, kendini bilmektir. Haliyle cadılar başta doğanın temel yapı taşı olan dört elementle çalışarak beşinci element olan ruha doğru yolculuğa çıkarlar. Bu yolculukta doğanın ve evrenin dönüşümünde görev aldığına inandıkları tanrı ve tanrıçalarla bütünleşir ve en nihayetinde kendileri tanrı ve tanrıçalara dönüşerek, içlerinde ki tanrıları keşfederler.

Bu yazıda, cadılardan çok, wiccanların yaşam tarzından bahsedeceğim. Ama şu unutulmamalıdır ki cadılar ile wiccanlar arasında çok az fark vardır. Bu yüzden dolayıdır ki wiccanlara, modern cadılar demek çokta yanlış olmamaktadır. Wiccanların yaşam tarzları son zamanlarda popüler olmaktadır. Cadılar ile wiccanlar (Wiccan, Wicca dinine inanlara verilen isimdir) arasındaki temel fark, bir cadının her dinden olabilmesidir. Wicca ise başlı başına bir dindir. Haliyle cadılık, uygulamalı bir disiplindir ve kurallarını kişi kendi veya inandığı din ile belirler. Wiccanlarda ise zaten kurallar bellidir ve bu kurallara uyulması zorunludur ki zaten wicca kuralları olan bir dindir. Cadılar ile wiccanların benzerlikleri çok olsa da, bu noktada ayrıma düşerler. Haliyle çoğu wiccan aynı sırada cadı olabilmektedir.

Modern Wicca dini 1950’lerde kurulmasına Rağmen, kökü ve benimsediği felsefe çok daha eskilere dayanmaktır. İlk olarak Wicca kelimesi Gerald Gardner’ın kitabında geçmiştir. Bu kitapta geçmesine rağmen, kelime Gerald’ın kullanımından önce, eski İngiliz cadılarının kullandığı bir isim veya sıfattır. Büyük olasılık witch (cadı) kelimesinden üretilmiş bir kelimedir. Yeni kurulan bu inancın temeli, tüm doğanın Yaratıcıyı içerdiğine inanılın eski panteizm felsefesini benimsemiş doğa dinlerine kadar uzanır. Genel olarak wiccanlar evrenin düzenleyicisi olan tanrı ve tanrıça kavramlarına çok bağlıdırlar. Haliyle eski olan doğa dinlerinin yeni yorumu olduğunu söylemek çokta yanlış olmaz.

Eski doğa dinleri, tüm evreni ve kâinatın özünü oluşturan bir Yaratıcı’dan bahsederler. Bu Yaratıcı, kutsal ve gizli olandır. Bu büyük ebeli ve ezeli güç, evrenin dönüşümünü ve kontrolünü sağlayacak tanrı ve tanrıçalar yaratmıştır. Bu yüzden aslında var olan bütün eski doğa dinleri (Vodooo, druidizm, eski mısır inancı, yunan inancı vs..) tek bir Yaratıcı’ya inanırlar, lakin bu Yaratıcı’nın emriyle görev olan vazifeli varlıklar vardır (tanrı, tanrıçalar). İşte eski inançlarda (hristiyanlık öncesi dönemlerde) rahip veya rahibeler önce tanrı ve tanrıçalarla bütünleşir (böylelikle evrenin kozmik güçlerini öğrenir), sonrada Yaratıcı’ya dönüp, nihai bilgeliğe ulaşacaklarına inanırlardı.

Haliyle, wiccanlar için aslında bir nevi modern cadılıktır diyebiliriz. Yaklaşık olan 800 bin inananı olan Wicca dinine inananların temel vazifeleri, doğayla iç içe olmaktır. Dolayısıyla bir wiccan için önemli olan doğadır ve bu düzlemde maji (Bu kelime Türkçeye büyü olarak çevrilse de bahsedilen güçler kozmik-enerjisel güçlerdir. O yüzden çok daha genel bir ifadeyi kapsar. Enerjisel devinimi ve işleyişi keşfedip onu yönlendirmenin ilimi ve sanatıdır.) onlar için doğanın doğru kullanılmasıdır. Yani wiccanların kullandığı majikal sistem, Şamanizm ve diğer maji çeşitlerinden daha farklıdır. Çünkü eski doğa dinleri “maji” üzerine kuruluyken, Wicca dini maji üzerine kurulu değildir. Hatta bir wiccan isterse maji ile uğraşmayabilir. Wiccalar için önemli olan doğanın ve mevsimlerin getirdiği enerjiden faydalanmaktır. Haliyle bu dönümlerde tanrı ve tanrıçalara atıflarda bulunup, kutlama yaparlar.

Gözüktüğü üzere, Wicca inancı tanrı ve tanrıçalara inanan paganist bir dindir. Ritüellerinde tanrı ve tanrıçayı temel alan wiccanlar için en önemli zaman dilimleri; doğa dönümleri (sabbatlar) ve ay fazlarıdır (esbatlar). Haliyle dolunay, karanlık ay ve yeni ay ile ayın büyüme ve gerileme evreleri onlar için çok önemlidir. Bunun yanı sıra Şeytan’ın varlığına inanmamakla beraber, yapılan tüm hataların kişiye ait olduğunu savunurlar. Bu kurala kendi aralarında 3’ün kuralı derler.

Wiccanların temel yasası olan 3'ün kuralı şudur: “Üçler yasasının onurunu koru. Yaptığın her şey üç katı ile sana dönecektir. Yasayı öğren, çok iyi öğren, ne ekersen onu biçersin. “Kimseye zarar vermediğin sürece ne istiyorsan yap.” genel yasadır. İyi düşün ve yaptığın hiçbir şeyden pişman olmamaya çabala.”

İşte bu düşünceye sahip olan wiccanlar için üçün kuralını unutmadıkları sürece istediklerini yapabilmektedirler. Çünkü yapacakları bir hata veya yanlış onlara üç kat geri dönecektir.
Wiccanlar genellikle coven denen gruplar halinde toplanmaktadırlar. Bunun dışında solitary denen, kendi başlarına çalışmalar ve kutlamalar yapan wiccanlarda söz konusudur. Coven halinde kutlamalar yapan wiccanlarda, bir baş rahibe veya baş rahip bulunmaktadır. Ritüelleri ve kutlamaları bu baş rahip ya da baş rahibe yönetmektedir ve kendi içinde belli bir derecelendirme sistemi vardır.

Wicca dinin temel prensipleri şu şekildedir;

-Kendini tanı:
Hayatın neresinde olduğunu bil, kendin için iyi şeyler dile ve kendini iyi hissetmeyeceğin hiçbir şeye başlama. Beceri ve niteliklerini bil ama daha az iyi olan taraflarını ve korkularını da.
-Sanatını tanı:
Ne ile meşgul olduğunu bil. Ruhsal gelişimin önemlidir. Meşgul olduğun şeylerin iyi ve kötü taraflarını tanı ve daha fazla ilgilendiklerini hatasız bir şekilde öğren.
-Öğren ve keşfet
Ruhunu yeniliklere açık tut, kullanmak ya da yapmak istemeyeceğin şeylere de.
Bağlı olduğun şeyleri derinlemesine araştır. Bunların her zaman Wicca ile alakalı olması gerekmez. Entellektüel gelişim ruhsal gelişim kadar önemlidir.
- Bilgiyi, bilgelikle kullan
Bu sözler kendin içindir. Anlayışlı ol ve bilgilerini hayata geçirirken kalbine de kulak ver.
-Dengeli ol
Bedensel, özellikle de ruhsal dengede ol. Düşündüklerin ve yaptıkların bir denge içinde olsun.
-Kabul edilebilir düşüncelere sahip ol
Açık bir ruh, genelde edindiğin bilgilerdir. O halde, biraz açık düşünmek için ısrar etmekte, bir zorunluluk vardır.
-Hayatı kutla
Yaptığın şeylerden mutlu ol. Hiçbir şey, mecburen yapılmak zorunda olunan, yükümlülük değildir. Mizacına göre davran. Neşeli bir insan isen, bunu yaptığın işlerde de kullan.
-Dünyanın döngüleri ile uyumlu ol
Bu döngüleri anlamaya çalış ve hayatındaki benzerlikleri ara. Bu senin dengede olmana da yardım eder.
-Kendine iyi bak
Ruhsal ve fiziksel kendine iyi bak. Sadece o zaman kendi içinde bir denge bulabilirsin ve kendini güçlendirip, büyüyebilirsin.
-Meditasyon yap
Bu, ruhunu, belli bir sakinliğe ulaştırmak için en iyi yardımcıdır. Bu anlama gücünü arttırır ve düşüncelerini genişletir.
-Tanrı ve Tanrıçayı onurlandır
Hayatta sahip olduğun şeylere saygı duy. Saygı ve sevgi çok normal ve söylenmesi kolay olsa da, bazen önemli şeyler olduğunda unutulabiliyor. Onları an, bayramlar kutlanarak onlar onurlandırılabilir ya da kendine ait farklı bir yolla bunu yapabilirsin.

Wiccanlar, görüldüğü üzere kendi içlerine dönük bir yaşam tarzını benimserler. Kendi potansiyellerini keşfedip, bunları kullanmayı öğrenmek, bunun ışığında doğanın döngülerine uyumlu olarak dönüşümler yaşayarak değişimi amaç edinmektedirler. Cadılık uygulamaları ile wiccanların öğretileri benzerde olsa cadılık daha eski dönemlere kadar uzanmaktadır.

Wiccanlar, eski cadıların adetlerini ve inançlarının bir kısmını almış ve modern zamana uyarlamışlardır. Modern cadılar, kavramının kullanılmasının sebebi de budur. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi cadılık bir inancı içermezken, eski öğretileri korumak adına Wicca bir inanç sistemini kapsar. Bu nokta da aslında wiccanlık ile cadılık birbirine çok benzerdir. O kadar benzerdir ki ortaçağda, engizisyon mahkemesi döneminde, yakılmalar zamanının ağıtını hala daha wiccanlar sürdürmektedir.

Yakılmalar Zamanı ve Cadı Avı



Cadılar için en zor dönem olan yakılmalar zamanı, birçok kişinin cadı uygulamalarından dolayı işkencelere maruz bırakılarak, ruhlarını arındırmak adına ateşte yakıldığı bir zaman dilimidir. Dini kullanarak, krallıkları yönetmeye başlayan kilise, cadı olup olmayan herkesi akla hayale sığmayacak işkencelerle öldürmüştür. O dönemde, gece dışarıda gezegen yaşlı bayanların dahi cadı olduğu iddia edilip yakıldığı tarihi kayıtlara geçmiştir. Haliyle bu dönemde kilise, işine gelen gelmeyen herkesi cadı olarak suçlayarak işkencelere maruz bırakmıştır Bu işkencelere maruz kalan kişiler, psikolojik baskıdan dolayı cadı olsalar da olmasalar da cadı olduklarını itiraf etmek zorunda kaldıkları kayıtlarda yer almaktadır.
Bu yakma zamanında suçlamalar o denli çığrından çıkmıştır ki, cadıların süpürgelerle uçtukları, çocukları yedikleri, ruhlarını şeytana satıp doğaüstü güçler edindikleri, hayvanları kontrol edebildikleri gibi iddialar ortaya atılmıştır. Klasik çirkin, kötü cadı tiplemesi işte tam bu dönemde bilinçaltlarına kazınmıştır. Tarihi kayıtlarda, 15. Ve 17. Yüzyıllarda 500 bin kişinin cadılıkla yargılanıp öldürüldüğü bildirilmiştir.


Yakma ve yargılama dönemi o kadar zalimce ilerliyordu ki, bir kadının cadı olduğunu anlamak için ona bir dua verip okuması isteniyordu. Eğer kadın bu gergin ortamda duada en küçük bir yanlış yaparsa cadı olduğuna kanaat getirilip hemen idam ediliyor ya da yakılıyordu. Bunun dışında bir diğer yöntem ise, kişiyi kendi boyundan daha yüksek bir suya atmaktı. Kişi sudan çıkmak için çaba sarf ederse, şeytanla işbirliği yaptığına kanaat getiriliyor ve yakılıyordu. Eğer kişi sudan çıkmak için uğraşmadan boğulup ölüyorsa, temiz sayılıyordu. Yani en nihayetinde o kişiyi bekleyen son; “ölümdü”. Bu iki yöntem dışında, eğer kişinin vücudunda farklı bir ben varsa, kadın çok çirkin ve yaşlıysa, gece ormanda gezdiği görülürse, kişi kilisiye çok katılmıyorsa, çok fazla çekiciyse, farklı bitkiler topluyorsa, cadı olarak yargılanır ve suçlu bulunursa işkence edilerek öldürülürdü.



İşkence yöntemleri şu şekildeydi; En çok uygulanan idam etme ve işkence yöntemi, canlı olarak yakmaktı. Bunun dışında suçlu bulunan kadın sıkıca bağlanır, huni yardımıyla sindirim sistemi patlayana kadar su içirilirdi. Metal tıkaç denen bir aletle (armut şeklinde bir alettir) ağzındaki tüm dişler kırılır, suçunu itiraf edene kadar çene kemikleri kırılırdı. Ayakları, kan damarları çatlayana ve kemikleri kırılana kadar demir mengene ile sıkıştırılırdı. İffetsizliğini sembolize eden canlı maymun, şeytanın sembolleri olan yılan ve kedi ile kadın bir çuvala konur ve suya atılırdı. Bazen de diri diri toprağa gömülürdü. Atlar ile dört tarafından bağlanır, parçalara ayrılması sağlanırdı. İşkence çarkında parçalanırdı, kafası kesilirdi. Bağırsakları çıkartılır, dönen bir tahtaya bağlanarak, tahta çevrilir ve bağırsaklarının tahtaya dolanması sağlanırdı. Ve daha nice akla hayale gelmeyen işkencelerle çoğu kadın (öldürülen kadın sayısı erkeklerin iki katıdır. Çünkü o dönemde engizisyon mahkemesine göre kadınlar potansiyel cadıdırlar.) olmak üzere binlerce insan öldürülmüş ve zorla cadı olduğu itiraf ettirilmiştir.
Bu şekilde haklı haksız, iyi, kötü herkesin yakıldığı dönemler, hakiki cadıların saklanmasını gerektirmiştir. Bu yüzden dolayı cadılar, takma isimler kullanmışlar, gizli notlarını saklamak için aileden aileye geçecek defterler tutmuşlardır. Hala daha modern cadılar ve wiccanlar, bu anılara sadık kalmak için takma isimler kullanmakta ve gölgeler kitabı denen, pratiklerini anlatan defterler tutmaktadırlar.



Wiccaların Benimsediği 13 Temel Kurar



73 cadının kurduğu, Amerikan Cadılar komitesi (Council of American Witches) 1973 yılında nisan ayında, ilkbahar cadı toplantısı yapmış ve önyargıları yıkmak, cadılığı belli bir sisteme sokmak üzere 13 temel prensibi benimsemiş ve kâğıda dökmüşlerdir. Dolayısıyla bu 13 temel kural wiccanlar tarafından da benimsenmiş ve wicca’nın da 13 temel prensibi konumuna yerleşmiştir. 13 prensip şu şekildedir:

1) Biz, törenlerimizi, Ay’ın evreleri ve Mevsimsel Çeyrekler ve Kesişen Çeyrekler tarafından ortaya çıkarılan hayat güçlerinin doğal ritmi ile kendimizi bütünleştirmek üzere uygularız.
2) Zekâmızın bize, çevremiz ile ilgili eşsiz bir sorumluluk duygusu verdiğini kabul ederiz. Ekolojik dengenin sağlanması ve evrim kavramının da bilincinde olarak, doğa ile uyum içerisinde yaşamaya çalışırız.
3) Gücün bir derinliği olduğunu kabul ederiz ve bu güç, ortalama bir insanın açık olarak bildiğinden çok daha fazla büyüktür. Çok daha fazla büyük olduğundan dolayı bazen doğaüstü diye isimlendirilse de, biz bunu, herkesin doğal potansiyelinin altında yatan bir güç olarak görürüz.
4) Yaratıcı Gücün, evrendeki kutupları da ispatladığını kabul ederiz - eril ve dişi - ve tüm insanların, eril ile dişiler arasındaki karşılıklı etkileşimin altında da yatan aynı Yaratıcı Güç’tür. Bu iki kutbun birbirini desteklemesi gerektiğini bilerek, hiçbirini diğerinin üzerinde değerlendirmeyiz. Cinselliği, zevk ve hayatın şekillendirilmesi olarak değerlendirirz ve aynı zamanda enerji kaynaklarından biridir ve dinsel bir tapınmadır (kutsaldır).
5)Hem iç hem de dış dünyaları, ya da psikolojik dünyaları -ki bazen Ruhsal Dünya olarak da bilinir- biz Toplu Bilinçsiz İç Dünyalar vb. olarak kabul ederiz. Ve bu iki boyutun birbiriyle etkileşimini, doğaüstü fenomenin ve sihirsel egzersizlerin bir temeli olarak görürüz. Bir boyutu diğerinden daha az önemsemeyiz, çünkü görürüz ki her ikisi de bizim tamamlanmamız için gereklidir.
6) Hiçbir otoriter hiyerarşiyi kabul etmeyiz ancak öğretenleri onurlandırır, daha fazla olan bilgilerini ve ilimlerini paylaşanlara saygı duyar ve kendilerini cesaretle öğretmenliğe adayanlara da şükran duyarız.
7) Dini, sihiri ve bilgeligi, bir kişinin dünyayı nasıl gördüğü ve bu dünyada Cadı olarak nasıl yaşadığı olarak görürüz. -ki bir dünya görüş ve hayat felsefesi olarak tanımladığımız şey cadılıktır.
8 ) Birine ‘Cadı’ demek Cadı olmak demek değildir, ancak bu kalıtsal da değildir, titrleri, dereceleri ve Kabul törenlerini vb... içermez. Bir Cadı, bilgece yaşamak, iyi olmak ve başkalarına zarar vermeden Doğa ile uyum içinde yaşamayı sağlamak için içindeki güçleri kontrol etmeye çalışır.
9) Hayatın ifa edilmesi ve gerçekleştirilmesinin, bilincin geliştirilmesi ve evrimi ile mümkün olduğuna inanırız ve bunun da, kişinin kendi şahsi rolü ile birlikte evrenin anlamını oluşturduğun inanırız.
10) Hristiyanlık ya da herhangi bir başka dine ya da hayat felsefesine olan karşıtlığımız, hayatın kurallarını sadece ‘bir tek yol’a bağlamalarıdır. Ayrıca bir diğer karşıtlık sebebimiz, diğerlerinin özgürlüğünü inkar edip diğer dinsel inanış ve uygulamaların geçersizliğini desteklemeleridir.
11) Amerikalı (veya Dünya çapında) Cadılar olarak, Cadılığın geçmişindeki tartışmaları, farklı terimlerin orjinalleri ve çeşitli kavramların meşruluğunu tehdit olarak görmeyiz. Biz, şimdiki zamanımız ve geleceğimiz ile ilgileniriz.
12)Biz mutlak şeytan kavramını kabul etmeyiz ve de aynı zamanda Satan ya da Şeytan diye adlandırılan herhangi bir metaya da ibadet etmeyiz (ki bu hristiyanlık tarafından öne sürülmüştür). Diğerlerinin inkar edilmesi ile kazanılan kişisel faydanın gerçekliğine inanmadığımız gibi, diğerlerinin acı çekmesi üzerine gelen gücü de aramayız.
13)Sağlığımız ve iyiliğimiz ile uyum içinde olan doğa ile baş başa olmayı seçmemiz gerektiğine inanırız.

Kaynak


İndigo Dergisi, Modern Cadılık: Wicca, yavar: Efe Elmas

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 10:54

Wicca Sembolizması
Wiccaların, cadıların kullandığı ve inandığı semboller

Wicca nların kullandıkları sembolizmalar cadıların kullandıklarıyla aynıdır. Öncelikle dört elementi sembolize eden nesneler sembolizmalarının önemli kısmını oluşturur. Bir diğer önemli nokta ise tanrı ve tanrıçaların sembolizmalarıdır. Genelde altarlarında mutlaka inandıkları tanrıça veya tanrının bir küçük heykeli veya resmi bulunur.

Konu Başlıkları:

Çember
Altar
Elementler ve Element Nesneleri
Pentegram
Üçlü Ay
Hekate’nin Çarkı
Triskele (üçlü spiral)
Triad (Triquetra)
Ejderha Gözü
Wicca ve Maji

Çember

Çember cadılar ve wiccanlar için olmazsa olmaz bir kavramdır. Çember aynı anda birçok şeyi tasvir eder ve mutlaka her kutlama ve ayinden önce çember açılmaktadır. Çember açma, eğer covensa geniş, tek kişi ise dar bir şekilde enerji dairesi yaratma anlamına gelmektedir. Bu kutsanmış asa veya athame ya da hançer ile yapılmaktadır. (Athame ya da asa, enerjiyi bir noktaya odaklamak için kullanılmaktadır. Ruhsal enerji, bu araçlar vasıtasıyla o noktaya odaklanmaktadır. Eski Kızılderililerde şamanlar bunun için kuş tüyü kullanmaktaydı.)


Kuzeyden saat yönünde athame ile ya da zihinsel olarak bir çember çizilmekte ve gerekli okumalar, büyülü sözler söylenmektedir. (Spell denen bu sözler, genellikle dörtlüklerden ve uyuklardan oluşur. Eski inançlara göre şiir, büyüyü uyandırmanın en etkili ve en eski yöntemidir). Daha sonra elementler invoke edilmektedir. (davet edilir) Gerekli çalışmalar ve onurlandırmalar yapıldıktan sonra çemberi kapatmak için kuzeyden başlayarak saatin ters yönünde çember dağıtılırdı.

Çember açmanın üç temel amacı vardır:
1. Kutsal bir alan yaratmak. Bu çember ile belirlenen alanı, maddi dünyadan ayırmak ve kutsal bir alan yaratmak anlamına gelmektedir. Bu sınırı çizilen alanda enerji yoğunlaştırılır ve tüm kutlamalar bu alan içerisinde yapılır. Bu açılan çember artık cadının veya wiccanın kendi kişisel kutsal alanıdır.
2. Perdeleri aralamak. Bu maddi ile manevi dünya arasındaki perdelerin aralanması anlamına gelmektedir. Çember açmanın en önemli amacı budur. Böylelikle maddi dünyadan, manevi dünyaya geçiş yapılır ve gerekli enerji çekilir veya aktarılır. Bu çizilen çember içerisi artık dünyadan soyutlanmış, manevi alana açılmış bir vorteks ve kapıdır.
3. Korunmak. Çemberin açılacağı alan öncelikle tüm negatif enerji ve tesirlerden temizlenir. En eski cadılar kutsal dualar ve enerji ilimiyle bunu yaparlardı. Ortaçağda bu süpürge ile yapılmaktaydı. Cadı, süpürge ile o alanın tüm negatif enerjilerini süpürürdü. (Cadıların süpürge ile sembolize edilmelerinin sebebi budur) Modern cadılar, genellikle temizlemeyi imajinasyonla veya geneleksel yol olan süpürgeyle yapmaktadırlar. Daha sonra sınırlar belirlenerek, dışarıdan gelebilecek tüm negatif enerji ve varlıklara karşı korunma sağlanır. Böylelikle cadı veya wiccan, korunmuş ve sadece gerekli olan enerjileri kendi alanı içerisinde yaratmış bulunmaktadır.

Altar

Altar, wiccalar için olmazsa olmazlardan biridir. Altar (sunak), gerek mevsim döngülerinde gerekse diğer ritüellerde bir cadının/wiccanın neredeyse eli ayağıdır. Altar, üstünde gölgeler kitabı, dört elementi sembolize eden eşyalar, mevsimsel döngülere göre adanan yiyecekler- içecekler, yapılacak kutlamaya özgü sunak örtüsü, enerjiyi arttırmak için tütsüler, kristaller, mumlar bulunan ve tanrı ile tanrıçanın onurlandırıldığı küçük masalardır.

Basit bir Altar, küçük bir masa ve üzerinde mum, atheme (iki tarafı keskin ritüel bıçağı, genelde modern cadılar mektup açacağı ya da hançer tarzı kullanılır), kase ve zil gibi elementleri sembolize eden nesneler, eğer mevsimsel döngü kutlanıyorsa, o döngüye ait yiyecekler ve tanrıça ile tanrının bir küçük resminin bulunmasıyla oluşur.
Altar genellikle tahtadan (ritüellerde her şeyin doğal olması ve plastiğin kullanılmaması enerji akışı için çok önemlidir) olur ve çok şekillerde olabilir. Eski antik zamanlarda büyük mermer taşlardan olan sunaklar, modern cadılarda küçük sehpalardan bile olmaktadır.

Elementler ve Element Nesneleri

Dünya’nın yaratılışını ve enerji dağılımını sağlayan dört element cadılar ve wiccalar için çok önemlidir. Bu dört enerjinin bizim duygusal, zihinsel ve fiziksel hayatımızda etkin rolleri vardır. Bu yüzden bir ayine öncelikle dört elementin çağırımı ile başlanır. Dört elementin çağırımın amacı, bu dört yaşam enerjisinin o ortamı kutsaması, enerji aktarması ve süptil alemlere geçiş için yardım etmesidir. Bu süre zarfında elementler ile enerji bütünleşir ve beşinci bir enerji kaynağı olan ruh enerjisi doruğa ulaşır.


Eski cadıların inançları, eğer bir kişi dört elementin sırrına ulaşırsa beşinci element olan ruhun sırrına ulaşılacağını kapsardı. Ve bu cadılıkta çok önemli bir felsefeydi. Haliyle cadılar doğadaki element enerjilerini çağırır, onlardan bilgelikleri öğrenir ve gerekli noktalarda ruhsal enerjileriyle (ruh elementiyle) o dört enerjiyi yönlendirirdi. Bu yüzden havayı, suyu, ateşi ve toprağı kontrol edebilecek kudrete sahip olurlardı. Aslında burada kontrol etmekten çok bir saygıdan ve enerjilerin uyumundan bahsetmek daha doğrudur. Çünkü eski inanışlardı bir şeyi kontrol etmekten çok, o şeye saygı duymak ve o şeyle uyumlu olmak benimsenirdi. Bu inanç modern cadılar ve wiccalar tarafından da günümüze taşınmıştır.

Dört elementi çağırım için dört yönün tayini çok önemlidir. Kuzey toprağı, güney ateşi, batı suyu, doğuda havayı barındırır ve çağırımlar bu dört yöne dönerek yapılmaktadır. Çağırımı yapacak cadı veya Wiccan, o elemente özgü iç sesiyle yazdığı uyaklı dörtlüğü (spell, büyülü söz) o yöne doğru okur ve çağırım pentegramıyla o elementi çembere davet etmektedir. Bu noktada altarda elementi sembolize eden nesnenin olması, element çağırımını kolaylaştırmaktadır. Çünkü sembolizmalar, o şeyin enerjisini odaklaştırmayı kolaylaştırır ve arttırır. Bu yönden dört elementi sembolize eden nesneler muhakkak altarlada bulunur ve çağırım sırasında doğru yönlere konmaktadır.

Elementleri sembolize etmenin birçok yolu vardır. Altarın kesin kuralı olmadığı için bazı kişiler elementi sembolize eden dört renkli mumla, kimisi toprak için tuz, ateş için mum, hava için tütsü, su için esanslı yağ kullanarak kimisi de toprak için kristal, su için kadeh, hava için zil veya tahta asa, ateş için athame veya hançer kullanmaktadır. En nihayetinde her wiccan bir şekilde çalışmalarında dört elementi sembolize etmektedir.

Genellikle modern cadılık ve wiccalıkta kullanılan semboller eskiden beri kullanılagelen ve anlam yüklenmiş sembollerdir. Bunların en başında pentegram gelmektedir.

Pentegram

Pentegram, beş elementi sembolize eden en eski sembollerden biridir. Ateş hava su ve toprağın enerjisini odaklayıp ruhun enerjisiyle bütünleştirmeyi içeren ve en çok kullanılan sembollerden biridir. Pentegramın en uç kısmı ruhu sembolize eder ve ruhun ilahiyat ile olan bağını anlatır. Geri kalanları doğanın devinimini sağlayan dört temel enerjidir. İki tür kullanımı vardır. Birincisi çağırım pentegramıdır ve athame ya da asa ile aşağıdan yukarıya doğru çizilir, ikincisi defetme pentegramıdır ve yukarıdan aşağıya doğru çizilir.



Pentegramın çevresinde daire olduğunda ise buna pentacl denir ve aynı anlamı taşamakla beraber genellikle pentacl, çemberi temsil eden daireden dolayı daha çok kullanılır.



Üçlü Ay

Ayın üç evresini ve tanrıçanın üç sembolünü anlatır. Daha öncede bahsettiğimiz gibi, tanrıça bakire, anne ve yaşlı olmak üzere üç evreden geçmektedir. Bakire kız, anne olur, sonra yaşlanıp bilge kocakarıya dönüşmektedir. Daha sonra yılın sonlarında bilge kocakarı (yaşlı tanrıça) yine bakire kıza dönüşmekte ve böylelikle sürekliliği olan bir dönüşüm döngüsünden bahsedilmektedir. Aynı şekilde ayda önce büyümekte, sonra dolunay olmakta, dolunaydan sonra ay küçülmekte ve karanlık aya dönüşmektedir. Bu açıdan üçlü tanrıçanın dönüşümüyle aynıdır. Bu yüzden her bir ay evresi bu tanrıçaları sembolize etmektedir. Üçlü ayda bu yüzden tanrıçalar ve ayın enerjisini özümsemek için kullanılır. Cadılar ve wiccanlar için ay evreleri, enerji dönüşümleri açısından çok önemlidir. Öte taraftan ay, dişil enerji ve tanrıça ile sembolize edilmektedir. Bu yüzden cadı kültünde ay ile tanrıçaların çok defa özdeşleştirildiğini görmekteyiz.


Hekate’nin Çarkı


Modern cadılar ve wiccanlar tarafından en çok benimsenen tanrıça Hecate’dir. Eski kültlerde hecate’nin üç tane yüzü olduğu görülmektedir. Modern inanışta ise bir tek yaşlı tanrıça olarak adı anılmaktadır. Hecate, eskiden kavşakların tanrıçasıydı ve elinde meşallerle sembolize edilirdi. Şimdi karanlık tanrıça diye adı geçse de aslında eski mitlere göre hecate, insanlara elinde ki meşalesiyle karanlıkta yol gösteren bir tanrıçadır. Karanlığın içinde ki (karanlıktan kasıt bilinmezliktir) ışığı göstererek bilgeliğe giden zorlu yolda ki engellere karşı uyarır. Her ne kadar bir kısım karanlık ile negatifliği anlasa da aslında cadılığın kökeninde Hecate negatiften çok, kavşaklarda yani eşiklerde duran yol gösterici bir tanrıçadır. Kavşak ve eşikler her daim hemen hemen bütün kültürlerde ruhsal geçişlerin sembolü olmuştur, bu yüzden en önemli tanrı ve tanrıçalar kavşaklar ile sembolize edilmiştir.
Hekate’nin çarkıda bu karanlık düzen içinde ki yolu ve yolun bulunuşunu sembolize eder. Çünkü bu karanlık labirentte kaybolmadan yol gösteren cadılara göre Hecate’dir. Bu yüzden Hecate’nin çarkı (labirenti de) çok önemli semboller arasındadır.



Triskele (üçlü spiral)

Spiraller her daim enerjinin odaklanması ve dönüşümün sembolüdür. Üçlü spiral, tanrı ve tanrıçaların üçlü dönüşümünün en çok kullanılan sembolüdür. Her daim bu üçlü dönüşümün yaşamda var olduğunu anlatan ve bu amaçla wiccanlar tarafından benimsenmiş eski kelt sembollerinden biridir.



Triad (Triquetra)

Yine tanrı ve tanrıçanın (özellikle tanrıçanın, çünkü bu üç evre kadınlara has evrelerdir. Kadınlar ise birebir büyü, mistizm ve manevi alemin sembolüdür) üç evresini anlatmaktadır. Bu sembolün temel farkı iç içe geçmiş olması ve üç evrenin birbirine bağlı olmasının sembolismasıdır. Bazı triadların ortasında çember olabilir.



Ejderha Gözü

En eski kelt sembollerinden biridir. Eski Druid inanışında dünyanın enerjisel bir düzeni vardı ve bazı hatlar üzerinden bu enerji akardı (parapsikolojide bunlara ley hatları denmektedir.) Bu enerji akışları bazı noktalarda birleşir ve yoğun manyetik alan oluştururdu. Bazı özel noktalarda ise bu enerji noktalarından enerjiler dışarı, dünyanın yüzeyine yayılırdı. İşte bu özel yerler, kutsal sayılırdı ve eski bilgeler tarafından tapınaklar buralara inşa edilirdi.
Druidler bu enerjilere ejderha sırtı demişlerdir ve bu enerjinin çıkış noktaları ejderha gözü olarak geçmektedir. Bu yüzden dolayı bu eski sembol, enerjinin geçişi, dünyaya akışı ve dünyanın özü ile bağlantı kurmak anlamına gelmektedir. Bazı cadılar ve wiccanlar tarafından kullanılan ejderha gözü sembolü, bu geçiş dışında korunma içinde kullanılmaktadır.
Bu semboller dışında wiccanlar ve cadılar kendi kişisel istek ve yollarına göre çok farklı semboller kullanmaktadırlar. Ankh, Ra’nın gözü, rune ve hiyeroglifler de sembolizmalar içerisinde yer almaktadır.

Wicca ve Maji

Bahsettiğimiz gibi wiccanlar aramızda dolaşmakta ve kendi bayramlarını gizli ve sessizce kutlamaktadılar. Cadılar ve büyü dendiğinde, genelde zihnimizde kazanlara otlar atan, tuhaf iksirler yapan, korkunç büyüler yapan cadılar canlanır. Aşağıda takma ismi Fiona olan bir wiccandan, wicca’da maji işleyişi hakkında bilgi alalım. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere wiccanlar, yakma döneminden gelen adet ve kendilerini korumak için takma isimler kullanmaktadırlar.

Kaynakça

İndigo Dergisi, Modern Cadılık: Wicca - Yazar: Efe Elmas

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 10:55

Büyü yapmanın 8 yolu:

Gardnerian geleneğinde var olan Büyücü (Wicca) olmak için güç amaçlı yetiştirmek üzere sekiz yolu vardır. Onlar;

1) Meditasyon veya konsantrasyon
2) Chants, büyü, Invocations.
3) Projeksiyon Astral beden veya Trance
4) Tütsü, uyuşturucu, şarap, vs.
5) Dans
6) Kullanımını kabloları
7) Belası
Cool Büyük ayin

Daha fazla güç için bu maddeleri bir arada kullanabilirsiniz.

Büyünün başarılı olması için aşağıdaki beş şey gereklidir;
Niyet. Başarılı, bunu yapabilirsiniz sağlam inanç mutlak irade olmalıdır ve bütün engelleri karşı kazanma belirlenmesi.
Hazırlık. Doğru hazırlanmış olması gerekir.
Çağırma. Güçlü olanların çağrılması gerekir.
Kutsama. Daire doğru kutsanmış kişiler ve nesneler olmalıdır.
Arıtma.Saf olmanız gerekir.

Sadece orada sekiz yolu yapımı sihirli, yani sekiz sabbats yılın tekerleği var ve sadece beş merdiven-e doğru büyü başarı olduğu kadar beş puan pentagram vardır unutmayın. Sekiz ve beş tekne kutsal numaraları yeniden oluşmasını ve sekiz kez kırk, birçok büyülü uygulamalarında kullanılan birkaç beştir. Örneğin, dert genellikle sayıları kırk kullanılır.

1. Meditasyon veya konsantrasyon

Bir konuda yoğunlaşması, yetiştirme ve enerji gönderme en temel şeklidir. Nazar amacı ile açıklık ve görme duygusu ile öngörülen olumsuz düşünce başka bir şey değildir. Meditasyon, konsantrasyon derin bir şeklidir ve özel duruşlar ve hareketleri ile geliştirilebilir. Celtic sihir, Vinç ve savaş sihirli fachan duruş öykünen one-legged gözlü duruş gibi türlü kökleri olsa bu duruşlar Doğu yogic traditions karşılaştırılabilir. Fergus Kelly Kılavuzu için erken İrlandalı hukuk öldüren bir sihir tanımlamak yardımcı olacak bir açıklama yapar. Kelly yazıyor:
".. kendi sihir .some etkilenen córrguinech, demek gibi görünüyor bir dönem 'balıkçıl (veya Vinç) öldürme', görünüşte bir hiciv duran bir bacak üzerinde nameleri yükseltilmiş bir kolu ile ilgili ve bir göz kapamak."

2. Chants, büyü, Invocations

Bu şekilde enerji yetiştirme sözcük ile ilgisi var her biri çok farklı teknikler kapsar. İlahi, arkasında "büyü" özgün olur. Bir Zikir kelime büyü amacı arttırabilir ya da görünüşte anlamsız sözlerle geleneksel anlamı olabilir. Bu tür bir Zikir popüler sözde "Bask Witches Chant" örneğidir.

Eko, eko, Azarak
Eko, eko, Zomelak
Bazabi lacha bachabe
Lamac cahi achababe
Karrellyos
Lamac lamac Bachalyas
Cabahagy sabalyos
Baryolos
Lagoz atha cabyolas
Samahac atha famolas
Hurrahya!

Büyü, ses, onlar gibi bir kez yazılı veya "yazıldığından istenen sonuçları ayrıntılı belgeler". "Büyü" olacak lider Tablet yazılmış ve öğeleri birine verilen sihirli bu tür özellikle Antik Roma'da popüler oldu. (yazma, suya savurma, gömme, vs.) Günümüzde bir yazım değişikliği ile sihirli bir hareket getiren herhangi bir eylem kümesidir. Bunlar genellikle özel yazışmalar için istenen sonucu bileşenlerle kullanmaktadır. Uğursuzluk, sihirli çalışmak için kendi geleneksel tarifleri ve yazım bileşenleri kullanır.

Çağırma seslendirme eskileri varlığı davet için kullanılan özel bir türüdür. Ayrıca bu hatırlatma kavramına dahildir. Çağırma ruhu kendini davet var. Hatırlatma, yerel alanda bulunması için bir davet olduğunu. Çağırma birçok gelenek dikkatle öğrenilen bir beceridir. Güven ve diğer alanlardaki bir anlayış gerektirir. Bizim gelenek içinde çalıştığımız ruhları, eski ve güçlü. Bir çağırma sırasında güvenlik ve disiplin her şeyden.

3. Projeksiyon Astral beden veya Trance

Astral beden projeksiyon, geleneğimiz çeşitli şekillerde öğretilen bir tekniktir. Bir "dışarı bir broomstick veya diğer gandreigh bir merhem, iksir ya da şaman eğitim kullanımıyla can fly". Getirme, o bu formda dolaşmak ki, astral vücuda Projelendirme için kullanılan eterik bir yapıdır.

Gerçeği, tüm yolu yapımı sihirli aramak magician trance, forma getirmek çok hafif olsa bile. Biz diğer krallıkları algıladıkları ve her şey bir enerji bağlantılar işleyebilirsiniz Trans. Drumming ve meditasyon destekli bu vecit olabilir bir elde iki yolu vardır. Aşağıdaki yollarla yapma çok sihirli trance ulaşmada yardımcı da.

4. Tütsü, uyuşturucu, şarap, vs.

Strophariaceae Craft, özellikle Solanaceae uzun ve katlı bir geçmişi var. Uçan merhem, dönüşüm iksirleri, bitkisel yapraklarıyla, Sigara, anointing yağlar, yıkar ve aklınıza gelebilecek herhangi bir karışımı kullanılmıştır. Ayrıca mantarı, wormwood, Susana, esrar, Suriye rue ve sayısız diğer bazı çevrelerde popüler. Şarap, tabii ki, kırmızı yemek için merkezi bir fişi için nazik bir şekilde bizim egoları hizmet vermektedir ve kendimizi dışında kaçmadan kullanıldığında fikir birliği gerçeği bulmak. Bu maddelerin tümü tehlikeli ve birkaç tanesi de geçersizdir. Bu kesinlikle eğitimsiz cadı tarafından denenmesi gerektiğini değil sihirli yollardan biridir.

5. Dans
Dans kutlama ve iletişim eski şeklinde olabilir. Treading değirmen üzerinden güç toplama kazanmaktır. Değirmen widdershins lamed adımı pusula nerede toprağa zemin üzerinde hareket ettirerek yürümek olduğunu. Daha güçlü değirmen treading nerede sarmal içe dans büyük gruplar ve dışa follow-the-leader alay bir tür olabilir. Çevrelerinde bir ateş çevresinde dans bir antik ve pan-kültürel geleneği var. Bu formu gücü yetiştirme birçok sabbats ve festivaller dünyadan tanık, Kızılderili kabile danslar olacak bir örnek...

6. Kullanım ve kordonlar
7. Belası

Bunlar, olarak da bilinen warricking ve stropping, genellikle istenen Trans durumuna üretmek için birlikte kullanılır. Kablosuna bağlı kişi durmak ya da dolaşım sınırlamak için kullanılan rahatsız konumlarda oturup yapılır ise kan akımı vücudun belirli bölgeleri için biraz kısıtlamak için kullanılır.

Kabloları da büyülü bağlantısını düğüm büyü ve sembolü olarak kullanılır. Bazı knot tefekkür, bezleri ve diğer özellikleri kablosunun bir trans durumuna çok gibi bir tespih veya prayer beads kullanımı sağlanabilir.

Belası, kan akımı belirli alanları teşvik etmek için hareket okşayarak bir ışıkta hemen hemen her zaman kullanılır. Sadece aşırı durumlarda öfke ya da güçle belası var. Sabit bir drumbeat, ya da lamed adım kullanımı gibi ışık, trance ritmik belası uygulanmasına neden olabilir.

8. Büyük ayin

Tam büyük ayin her bir Tanrı veya Tanrıça çağrılan iki kişi arasında cinsel Kongre işlemidir. Bu hareket için başka bir terim hieros gamos olduğunu. Ne Gardner aslında, bunu yapma yollarından biri olarak ekleyerek başlamıştı cinsel enerji için sihirli bir araç kullanılan ideal çalışmıştır. Herkes bunu yapabilir veya ortaklık, çağrılan ya da değil. Bu modern kaos sihirli çevreler, özellikle a.o. yedek çalışmalarının etkisinde oldukça popüler. Amerikan büyücülük geleneğinde biz sex magic kullanımı olarak Drewery bakın.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 10:59

Pagan Festivalleri




Güney yarı küre ve Kuzey yarı kürede farklı tarihlerde kutlanan 8 pagan festivali vardır.

Yule ( kyk: 22 aralık - gyk: 21 haziran )
İmbolc ( kyk: 2 şubat - gyk: 1 ağustos )
Ostara ( kyk: 21 mart - gyk: 21 eylül )
Beltaine ( kyk: 1 mayıs - gyk: 31 ekim )

Midsummer ( kyk: 21 haziran - gyk: aralık 22 )
Lughnasadh ( kyk: ağustos 1 - gyk: 2 şubat )
Mabon ( kyk: 21 eylül - gyk: 21 mart )
Samhain ( kyk: 31 ekim - gyk: 1 mayıs )



YULE:
Gündönümü/noel (22 aralık): noel, en büyük karanlık zaman ve senenin en uzun gecesidir. kış gündönümü, hıristiyanlığın doğumundan çok önceleri, kutsal kral’ın doğum günü ile birleştirilmiştir. güneşin, çok tanrılı dinler geleneğinde erkek tanrıyı temsil ettiği kabul edildiğinden, bu olay güneş tanrısının dönüşü olarak kutlanmaktadır ki tanrıçanın yeniden doğuşudur.

IMBOLC:

Tanrıça genç oğlunu beslerken, ilkbahar gelgitinin fısıltıları duyulmakta. senenin, büyümenin başlangıcı ile birleştirilen bir zamanı olarak imbolc (2 şubat) aynı zamanda birçoğu için de bir başlangıç dönemidir. yılın bu döneminde, gelecek yaz ayları için kurulan hayallerin ve umutların tohumları ekilir.

OSTARA
:
İlkbahar ekinoksu (21 mart): ilkbahar gelgitinin ilk gerçek günüdür. genç tanrı, olgunlaşıp büyümeye devam ederken, gece ve gündüz eşittir. ağaçlarda yeni büyümenin filizlerini ve kabaran tohumları görmeye başlarız. günler büyük bir beklenti ile daha sıcak oldukça enerji gelişmektedir.

BELTAINE:
(1 mayıs); Tanrıça ile temsil edilen toprak artık olgun ve bereketlidir ve genç tanrı ona olan aşkını ifade eder. yazın ilk çiçekleri onların şerefine toplanırken bu bizi coşturan bir zamandır.
beltaine sebt günü mayısın 1. gününe denk gelir… samhain’le beraber cadıların takviminde en kutsal günlerden biri olarak bilinir hatta kabul edilir… bu sebt gününde, çember, bahar çiçekleriyle ve özellikle vahşi olanlarla süslenir..ayin esnasında bir may queen çiçeklerden bir çelenkle, ve bir may king yeşil yapraklardan bir çelenkle taçlandırılır…ve törenin ilk etabı basarıyla aşılmış olur.. hayat kıvılcımı fallus’u (bu olay bazı dinlerde erkek uzvuna tapınmayı ) temsil eden bir maypole’un etrafında dans edilir ve havada şeritler sallanırken,heyyoooo super oldu ortam nidalari gokyuzune karışır.. güneşin gücünün giderek artmasını kutlamak üzere bir yandan da dokuz odun kümesi tutuşturulur… tanrıça, onun bir görünümü olan bereketin ak tanrıçası olarak ve tanrı, greenwood tanrısı olarak onurlandırılır… beltaine aynı zamanda kutsal evlilik kutlamasıdır..
beltaine cadı yılının büyük verimlilik şenliğidir. çiçekler ve illbahar tanrıçası flora için sarkılar soylenir danslar edilir. mayıs arifesinde mayıs habercileri köydeki evlerin kapılarını dallar ve çiçeklerle suslerlerdi ve kullandıkları malzeme evin sahibi hakkındaki duyguları gosterirdi. sıgırların buyumelerini engellemek için kuyruklarına uvez dallarından haclar takılırdı. cunku beltaine zamanında cinler ortalıkta gezerdi.
mayıs arifesi aynı zamanda afacanlık zamanıydı. dukkanların levhaları degistirilir, kapılar menteselerinden sokulur, basit sakalar yapılırdı. cinleri uzak tutmak için kapı onune cuha cicekleri konulurdu. eger 1 mayısta gunes battıktan sonra kuyudan su içerseniz periler tarafından kacırılır ve 1 yıl 1 gun boyunca periler ulkesinde tutulursunuz. maypole cevresindeki celenklere buyuk tanrıçanın kan ve sut sırrını yansıtan beyaz ve kırmızı cicekler konurdu. maypole mayıs sabahında agaclıklardan getirilirdi.
beltane, yilin ikinci büyük döngüsünü temsil eder. yeni yilin ve yeni olusumlarinin kutlandigi gündür. tanri ve tanriça’nin evliliklerinden sonra birlestikleri gündür ve aralarindaki iliski bu günde eksik hale gelmis, tamamlanmis olur. eski pagan inanclarinda bu günde seçilen bir çift tanrica’nin huzurunda sevisirlerdi. (bakire kiz tanriça’yi, geyigi avlayan genç erkek tanriyi temsil ederdi) çiçek tanriçalari, kutsal çiftler ve avlanma günüdür.
diger isimleri: may day,bealtaine, rudemas, bhealltainn, giamonios
renkleri: kirmizi (tanri), beyaz (tanriça)
sembolleri: sepet, çiçekler…

MIDSUMMER:

Yaz gündönümü/yaz dönümü (21 haziran): toprak cömertliğini paylaşmaya başladıkça ilk biçilen otların günüdür. günlerin en uzun olduğu bu dönem, ateş festivali olarak kutlanır. ekme ve biçme arasındaki mevsim haziran, aynı zamanda barış ve evlilik için geleneksel aydır.
haziranın 21. yani yılın en uzun günü, midsummer kutlanır… yaz gündönümü. magickal (sihirli denemez ama, ona benzer birşey magic ile magick farklıdır o bağlamdan yani) otlar, wart ve ya da güvercinotu bu yaz döneminde toplanabilir… çember, yaz çiçekleriyle süslenir ki;günebakanlar bunun için bicilmis kaftandir..bugünde şenlik ateşleri yakılır ve güneşin en güçlü döneminde olması kutlanır… cadılar alev yalımlarının üzerinden atlarlar ve üvez ile sedefotundan tılsımlar yaparak evlerine ve korunması amacıyla evcil hayvanlarına takarlar… tanrı, onun bir görünümü olan güneş tanrısı ve tanrıça yeryüzünün anası olarak onurlandırılır gururlandırılır…
midsummer yılın donum noktasını simgeler. gunes onuruna senlik atesleri yakılrı ve danslar edilirdi. bu atesler yunanistanda demeter adına yakılırdı. irlandada ateslerin etrafında atesi sondurup seytanlık yapabilmek için cinlerin ucustugu soylenirdi. atesin kulleri tarlalara verimlilik vermek için serpilirdi. a midsummer nights dreamde midsummer arefesi buyulemelerin etlikemelerin sakaların zamanıdır. bu gecede toplanacak bir suru bitki vardır. cok kucuk oldukları için cıplak gozle gorulemeyen egrelti otu toplayanı gorunmez yaptıgına inanılırdı. midsummer atesleri hep mese ile yakılırdı. bu agac tum simsek tanrıları ve roma ocak tanrıcası vestanın atesleri için kutsaldı. asıklar midsummer da yakılan senlik ateslerinin uzerinden birlikte atlar ve alevlerin uzerine cicekler atarlardı.

LUGHNASADH:

(1 ağustos); İlk hasat. doğa döngüsü devam ettikçe bitkiler gelecek sene için tohumlarını hazırlamaktadır. güneş (oğul) hala parlak bir şekilde yakmaktadır ancak geçen günler sonbaharı müjdelemektedir. yavru hayvanlar neredeyse tamamen büyümüş ve ilkbaharda büyük umutlarla dikilen bitkilerimiz meyvelerini vermeye başlamıştır.

MABON:

Sonbahar ekinoksu (21 eylül): ikinci ya da devam eden hasat. şimdi, ostara da olduğu gibi, günler ve geceler bir kez daha eşittir. bahçeler tamamen çiçek açmıştır ve doğanın bereketiyle yüklüdür. havada hafif bir ayaz vardır ve yakın-uzun soğuk aylar için hazırlıklar yapılmaya başlanmıştır.
eylülün 21.gününde kutlanan bu sebt günüdür…iş bu halde günler ve geceler tekrar eşitlenirler ki bundan sonra artık geceler uzamaya başlar… çember, sonbahar yaprakları,güz gülleri, bezelye ,başak& bakla tohumları ve düşen meyvelerle süslenir… cadılar bu zamanlarda maiden of springi ve mother of summeri uğurlama&yolculama merasimlerine başlarlar… bir nevi doğanın ölüm vs benzeri kış uykusuna yatmaya hazırlanması gibi, cadılarda crone’a ve ölen güneş görünümündeki, ölümün ve yeniden doğuşun tanrısına hoşgeldin kutlamasına hazırlanırlar bu dönemde…sebt günüdür..
bu ikinci ceyrek gundur ve cadı yılının sonudur. hasat meyvelerinin ve azalan yaz gunlerının kutlamasıdırç
son deste tanrıcanın, bakirenin, hasat kralicesinin sembolu olarak somıne uzerıne konurdu. tarlada calısanların en genc kızı desteyı keser ve onu kronun hasat yemegıne tasırdı. bu kiza caillach denirdi. beyaz baslık takılır, giysisiyle calı supurge otu filizleriylye tutturulurdu. hasat solenınde masa basına oturur ve genc erkekler onunla dans ederdı.
kendi mucizesini icinde barindiran gun.

SAMHAIN:
Keltlerin 31 ekim gecesi kutladıkları festival. günümüzde de halloweene çevrilmiş bi şekilde kutlar bunu yabancı memleketlerde insanlar.. (epey sulandırılmış şekilde)katolikler de all souls night şeklinde ölen yakınlarını anarlar.
(31 ekim); en son hasat. toprak, tanrıya hüzünlü bir şekilde el sallamaktadır. tanrıçanın bir daha yeniden doğuşu olacağını ve döngünün devam edeceği bilinir. bu yankı dönemidir. bizden önce yaşamış eskileri şereflendirme ve görme (kehanet) zamanıdır. sene çarkına bakıp düşündükçe, ebedi yaşam döngüsündeki rolümüzü anlamaya başlarız.
birçok craft geleneğinde, yıl döngüsü halloween’le başlar ve bunun eski kelt dilindeki ismi samhain’dir.bu noktada yılın en karanlık dönemi başlar, sonbahar ekinoksu ile kış gündönümü arasındaki bölüm… ruhani dünyanın yaşam dünyasına yaklaştığı ve bu ikisi arasındaki peçenin incecik olduğu zamandır… bu yüzden cadılar, samhain sebt gününde ölülerin ruhlarının gelip kendilerine katılmaları için davet ederler(aps&mail aracılıgı ile)… çember, bal ve sukabakları, sohbahar yaprakları ama özellikle meşe ağacı yapraklarıyla süslenir çünkü bu yaprak ölüm tanrısını sembolize eder… dört ana yöne yerleştirilmesi gereken mumlar, jack o lantern’lerin
içine konur ve batı noktasının solunda ölümün girebileceği bir gateway olmalıdır…ayin sırasında ruhlar çağrılır, ve belki saatin ters yönünde bir spiral dansı yapmak yeniden doğuşu sembolize ettiğinden ayine katılabilir…ouija tahtasi gibi bir aracın da ayrıca çemberin ortasında bulunması gerekir… samhain sebt gününde cadılar yalnızca sevdikleri ve şimdi yanlarından ayrılmış olan ruhlardan mesajlar almayı değil, aynı zamanda craft’larının eskilerinden, pagan atalarından ve akrabalarından da mesajlar almayı umarlar ummaktadırlar.. tanrıça, onun bir görünümü olan karanlık gizemlerin tanrıçası olarak onurlandırılır… tanrı ise, ölümün boynuzlu tanrısı olarak onurlandırılır, ve yalnızca insanlar değil ama bunu hayvanlarda yaparlar…boyle birgundur samhain gunu witchcraftda..

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 11:01

Kötü elektrikten korunmak için çan kullanımı
Kötü elektirikten korunmak için bir çok yol vardır. Bunlardan biri rüzgar çanlarıdır.

Rüzgar çanları sizi kötü düşünceler, kötü ruhlar ve diğer olumsuz güç-etkilerden korur. İstanmeyenleri sizden uzak tutar ve çıkardıkları ses bir çeşit koruyucu görevi taşır.

Kötülüğün girmesini istemediğiniz yerin girişine yerleştirebilirsiniz. Ardından temizlemek istediğiniz mekanda bu çanı üç kere çalın. Çıkan ses umut ve aydınlığı temsil ettiği için özellikle karanlıkta yaparsanız daha etkili olacaktır.

Çanınızın nasıl göründüğü ise size kalmış. Sizi huzurlu kılan normal ise tahta, deniz ise deniz kabukları, müzik ise cam ya da metal çanlar kullanabilirsiniz.

Bu bir Hava elementi ayinidir.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 11:02

Peri Ferahlık Sembolü




Merkezinde bir ağaç olan Peri Ferahlık semboli renkli tasvirlerde yeşil olarak yapılır. Periler tarafından verilen bir tür korunma, rahatlama simgesidir.

Evinizin enerjisinin rahat yada ferah olmasını istediğiniz yerde bunu uygulayabilirsiniz.

Ferahlık, bolluk, vereket ve doğa ile bağlantıları güçlendirir. (Yeşil renkte olmasının nedeni budur)

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 11:02

AKUAMARİN TAŞI
Aquamarine / Aquamarin

Aquamarine, Aquamarin “ şeffaflık derecesi, içinin temizliği ve en önemlisi, renginin koyuluk derecesi önemlidir.”



Solunum yolları rahatsızlıklarına, boğaz ağrılarına, astım, bronşit ve tirotid bezi rahatsızlıklarına iyi gelir eden ve zihin ilişkisini güçlendirerek, sezgileri kuvvetlendirir.

Bereket ve uğur taşıdır.
Cesaretinizi ve inancınızı yitirdiğiniz ve vazgeçme aşamasına geldiğiniz anlarda akuamarin sizi yüreklendirir ve kendinize olan güveninizi yeniler.
Eğer iyi yaptığınız işlerde bile kendinizin yetersiz kaldığına inanan mükemmeliyetçi bir yapıya sahipseniz; akuamarin sizin manen tatmin olmanızı sağlayacak şekilde görüşünüzü genişletir; kendi değerinizi farketmenizi sağlar.
Farkındalığı artırır.
Kendine güveni artırır. Tembellik eğilimini geçirir.
Kendisini taşıyan kişileri negatif enerjilere karşı korur.
Psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde etkilidir.
Taşıdığı özellikler dolayısıyla strese ve gerginliğe karşı kullanılabilecek en uygun taşlardan biridir. Bunda mavi renginin önemi de büyüktür.
Zihinsel ve bedensel gevşeme sağlar. Aşırı sinirli, gergin ve heyecanlı bir yapıya sahipseniz akuamarin daha huzurlu olmanızı sağlayacaktır.
Zihnin ve düşüncelerin berraklaşmasını sağlar.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 11:04

İlahlarla İlişkilendirilen Bitkiler
Genç Kız Tanrıça: Dağ lalesi, elma, acı pelin, defne, çiğdem, koyungözü, sümbül, mercanköşk, ay gülü, mersin, maydanoz, Cezayir menekşesi, ayva, gül, binbir delik otu, menekşe, söğüt.

Anne Tanrıça: Yaban sümbülü, öksürükotu, çiğdem, süpürge otu, süsen, mersin, gelincik , gül, ayçiçeği, güvercin otu. Şebboy ve margarit gibi her bitki, gece açan ve akşamları kokan çiçek.

Bilge (Kocakarı) Tanrıça:
Güzelavrat otu, karahindiba, yosun, sarımsak, baldıran otu, hezaren çiçeği, lavanta, zambak, boğan otu.

Avcı Tanrı: Acı pelin, defne, peygamber çiçeği, kızılcık, çuha çiçeği, sarımsak, alıç, ökseotu, sedefotu, güvercin otu, civanperçemi.

Meşe Kralı Tanrı: Elma, arpa, mısır, duvar sarmaşığı, meşe, buğday.

Çobanpüskülü Tanrı: Yaprak dökmeyen bitkiler, çobanpüskülü, ökseotu.

Güneş Tanrıları: Elma, defne, krizantem, kızılcık, sarı kök, bozot, sümbül, ayçiçeği.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 11:05

Mesaj Temsil Ettiği Elemente Göre Bitkiler



Toprak

Soğanlı bitkiler, gözlük otu, hanımeli, manolya, bezelye, ayva, kökler, yumrulu bitkiler, lale.

Hava

Hodan, katırtırnağı, çörekotu, yonca, karahindiba, gözotu, altınbaşak, lavanta, mercanköşk, nane, ökseotu, maydanoz, adaçayı, dağ sateri.

Ateş

Melekotu, fesleğen, defne, havuç, akalifa, kişniş, dereotu, rezene, çobanpüskülü, salem otu, kadife çiçeği, biberiye, ay çiçeği.

Su

Lahana, papatya, çiğdem, koyungözü, yüksükotu, kanarya otu, yasemin, marul, nilüfer, gelincik, ıtışahi, solucanotu, su teresi.

Ruh

Güzel avrat otu, beşparmak otu, haseki küpesi, damiyana, yüksükotu, baldıran otu, banotu, hazeren çiçeği, kardinal çiçeği, kahkaha çiçeği, çarkıfelek, kızılcık, tatula, kediotu, yaban marulu, pelin otu.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 11:08

Cadılık Gelenekleri ve Dalları

Gardnerian: Bu gelenek kimi zaman Çağdaş Cadılığın Babası olarak söz edilen Gerald Gardner tarafından kurulmuştur. Gardnerci Cadılık katı bir biçimde Gerald Gardner'in kendi yazdığı Gölgeler Kitabı'na dayandırılır ve onun Ritüellerine bağlı kalınır.
Alexandrian: Zanaatın bu kolu Alex ve Maxine Sanders tarafından kurulmuştur. Gardnerci Zanaattan daha ılımlı ve esnektir.
Miras: Bu, adından da anlaşılacağı gibi, aileden gelip kuşaktan kuşağa aktarılan cadılıktır.
Geleneksel: Hatırlandığı kadar araştırılmayan Cadılık için kullanılan bir terimdir. Geleneksel Cadılar, Zanaatı içgüdüsel olarak uygulardır. Genellikle Cadılığı henüz keşfetmeden maji uygular ve yönergeleri öğrenirler.
Hedgewitch:
Zanaatları tamamen toprak ve doğaya dayanan Cadılar. Neredeyse yalnızca otlar ve bitkilerle çalışırlar.
Cadılar bu geleneklere bağlı kalarak Müntezi ya da Cadılar Meclisi denilen gruplar halinde çalışırlar.

Cadılar Meclisi terimi, belirli aralıkllarla buluşan ve birlikte çalışan bir Cadı grubunu tanımlamak için kullanılır. Bilindiğinin tersine, bir Cadılar Meclisi 13 kişiden oluşmak zorunda değildir. Fakat esas itibariyle üçten fazla kişi barındırmalıdır. Kendi başına çalışan Cadıya Münzevi Cadı denir. Bir Cadı, Münzevi olmayı kendisi tercih edebilir; başkalarını hesaba katmak zorunda olmadığınızdan işinizi yapmak daha kolay olabilir.

Münzevilik bazen de katılabileceği uygun bir Cadılar Meclisi bulamamış olmasından da kaynaklı olabilir. Aynı cinsiyette bile olsa, birlikte çalışan iki Cadının ilişkisine çoğunlukla Ortaklık denir. İkiden fazla kişi olursa buna ggrup ya da Cadılar Meclisi denir. Her grupta olduğu gğibi, Cadılar Meclisinin de bir lideri olmak zorundadır ve o lider olan Yüksek Rahibe'dir. Yüksek Rahibeye bazı durumlarda Yüksek Rahip de eşlik eder fakat lider Rahibedir. Bazı durumlarda Cadılar Meclisi, Yüksek Rahip tarafından yönetilir fakat bu durum genelde Yüksek Rahibe görevini yerine getirebilecek rütbeye ve deneyime sahip bir rahibenin olmamasından kaynaklıdır.

Farklı Cadılar olduğu gibi farklı Cadı Mecliseleri de bulunur. Gardnerian, Alexandrian, Miras ve Geleneksel Cadı Meclisleri, hatta bunları ve Zanaatın diğer yönlerini bir arada uygulayanlar vardır. Sanal Cadı Meclisleri bile bulunuyor günümüzde. Fakat doğru yönlendirilmelidirler, aksi taktirde amaçları dışına çıkma olasılıkları fazladır.

Büyük bit çoğunluğu karma olsa da, tek cinsiyetten oluşan Cadı Meclisleri de bulunur. Bazıları belirli tanrı panteonlarına adanmıştır. Diğerleri ise daha seçicidir. Bazıları aralarına yeni gelenleri kabuş eder, (bunlara çoğunlukla Acemi ya da Çaylak denir.); bazıları ise etmez. Genel olarak söylemek gerekirse, Cadı Meclisleri başlangıçta Yüksek Rahibelerinden öğrendikleri yolu izlerler, ancak zaman içerisinde uygulamaları mutlaka değişir ve delişir. Zanaat içerisinde uygulamalarda çeşitliliğin görülmesinin nedei temel olarak budur. "Doğru" Cadılar Meclisi diye birşey yoktur. Kendiniz için doğru olanı bulmak ya da yaratmak önemlidir.

Bir Cadılar Meclisine Katılan Cadılar aynı inançlara sahip olur, aynı bayramları kutlar ve birlikte maji yaparlar. Bununla birlikte, Cadılar Meclisine katılmaları onların tek başına çalışmadılları anlamına gelmez. Tersine, Yüksek Rahibe ve Cadılar Meclisinin geri kalanı Cadılar Meclisi üyelerinin tek başına çalışmalarını destekler.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 11:12

Güzel Yüz Büyüsü




MALZEMELER:

su
mum (uzun ve kırmızı)
çiçek (kırmızı gül)
bez (küçük ve temiz olmalı renk önemsizdir)

YAPILIŞI:
suyu kaynatın. kaynar suya gül yapraklarını ekleyin. temiz cam bir bardağın üzerine bezi serin ve suyu süzün. süzdüğünüz suya tekrar kullanılmamış gül yaprağı atın ve biraz daha kaynatın. kaynarken mumu yakın. suyu aynı bezle tekrar süzün ve yapraklar bezdeyken biraz soğumasını bekleyin. çokta soğumasın ama. yatağınıza sırt üstü uzanın. yapraklı bezden alın. yüzün aşağı petal tarafına bezi koyun. bez buz gibi olana kadar yüzünüzde kalsın ve şu sözleri söyleyin. pozisyonunuzu hiç bozmayın.

"Bir gül gibi güzel olmak

Bilenler bilgi olmak istiyorum.
Bu güzellik sadece deri değil
bu yapraklarla gelen güzelliği de içimde istiyorum."

büyüyü gece yapın ve gülün güzelliğini düşünün. bir kaç hafta tekrarlayın. gülün büyüsünün yüzünüze işlediğini ve en güzel kişinin siz olduğunu düşünün.
Erkeklerde yapabilir. yakışıklı olmak için.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 11:13

Yeryüzü tasavvurumuzda onun düz olduğu ya da hayvanların sırtında durduğuna ilişkin eski inançlar yerini uzayda kendi etrafında dönen mavi bir gezegen imgesine bırakmıştır. Bu çağdaş dünya görüşü küresel birliğin temsili heline gelmiştir. Ama eski çağların Toprak Ana simgesi ruhlarımıza hapsolmuştur. Manzaraları, şiddetli püskürmeleri, toprağın kendisi de dahil olmak üzere sunduğu hammaddeler sembollerin ve ritüellerin diliyle sıkı bir ilişki içindedir.



Toprak Ana Kavramı


Yeryüzüne koruyucu, besleyici ve yaşam kaynağı olan ulu tanrıça Toprak Ana'dır. Pek çok yaradılış efsanesinde ilk insan çamurdan yaratılmıştır. Bereket şenliklerinin bazılarında tarlalardaki sabanlar üzerinde çiftleşilir. Toprak elementi dişi (Çin sembol dilinde Yin) sayılır ve edilgenliği temsil eder. Geleneksel olarak çember ile temsil edilir.

Bazı Toprak Tanrıçaları



Gaia ~~
Yunan mitolojisinde evrensel Ana olan Gaia "Toprak-Yeryüzü" anlamına gelir. Yeryüzü-Toprak bundan başka Persephone, Demether yada Hekate gibi tanrıçalar şeklinde de karşımıza çıkar.

Laussel Vevüs'ü~~

Dordogne, Fransa'daki 21.000 yıllık bu kaya kabartmasında elinde hilal ve Evrensel dişilik organı ya da yaşam kaynağını simgeleyen bir bizon boynuzu tutan Toprak Ana temsil edilmiştir.

Demeter~
~
Yunan toprak tanrıçası ekin, tohum ve insanlara ekip biçmeyi öğreten tanrıçadır. Bereket tanrıçası kimi zaman Gaia ile bir tutulur.

Cihuacoatl ~~

Aztek toprak ve doğum tanrıçasıdır. Hayatın sürebilmesi için ölüleri yutar. "Yılan Kadın" anlamına gelir. Kimi zaman kollarında bir çocuk ile tasvir edilirdi. Kükremesi savaş simgesi sayılır.

Kaya Kavramı

Kuvvet, dürüstlük ve sığınak olarak anlamdırılan kaya aynı zamanda ilahi bir simgedir. Bölgelerce değişiklik gösteren imnanışlarda kayalara dik duran taşlar kutsal sayılır. Amerika yerlileri arasında kayalar Toprak Ana'nın kemikleri olarak kabul görür.

Kybele~~

Toprak Ana sayılan Kybele(Kibele) Anadoludaki ilk ilahi varlıktır ve bir Tanrıçadır. Doğal bereket ve kadının doğurganlığını temsil eder.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 11:14


Siren



Laura son derece saygın bir geçmişi olan çekici bir kızdı. Hem en hemen yürümeye başlar başlamaz, ailesine yardım etmek için çalışmaya başladı. On altı yaşına girdiğinde, satış memuru olarak rüya gibi bir iş buldu. İşyerinde birkaç gün içinde, kendisiyle çıkmasını kabul edene kadar peşini bırakmayan, tuttuğunu koparan bir adam olan Miguel ile tanıştı. Sadece tanışmalarının birkaç haftasının sonrasında bir akşam, Miguel ona evlenme teklif etti. Laura bu teklifi kabul etti, ve o gece ilk kez birlikte oldular. O tutkulu geceden sonra, her şey değişti. Miguel onu görmeyi reddetti. Kısa bir süre sonra, Laura hamile olduğunu fark etti ve bunu mümkün olduğunca saklamaya çalıştı. Ailesi sonunda bunu anladığında, Laura’yı evden kovdular. Bebeği hasta ve zayıf doğdu. Gidecek hiçbir yeri yoktu. Laura Miguel’e döndü ve ona yardım etmesi için yalvardı. O ise Laura’ya hayatının dışında kalması gerektiğini söyledi. Laura göl etrafında dolaş tı. O ve bebeği kayboluncaya kadar suya doğru yürüdü. Birkaç hafta sonra, Miguel esrarengiz bir şekilde ortadan kayboldu. O günden sonra dışarda içki içen veya eşleriyle alay eden erkekler de kayboldu, tüm bu olanlar sırasında karanlık şehrin rüzgarlı sokakların arasından gizemli bir kadın görüldüğü söylendi.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 11:15


Warlock



Günümüzde yanlış olarak erkek bir cadıyı tanımlamak için kullanılır. Ortaçağda, engizisyon tarafından erkek bir büyücü veya cadıyı tarif etmek için kullanılmış olsa da ( Bu bakımdan"witch" kelimesi nasıl negatif bir anlam kaymasına uğradıysa aynı şey "warlock" kelimesi için de geçerli olmuştur denebilir.) modern Wicca'da "oath breaker" (inisiyatik yeminini bozan) veya öğretiyi kötüye kullanan kişilere verilen ve hem erkek hem de kadınları kapsayan isimdir.


"Warlock" , kelimesinin kökeni konusunda iki görüş vardır:
İlki, kelimenin anglo-saxon kökenli olduğunu ve orta ingilizcede "warloghe" (aldatan, hain, ihanet eden) ve eski ingilizcede "waerloga" (ihanet eden- waer:antlaşma, loga-,:yalancı) dan geldiğini söyler.
İkinci görüşse; sözcüğün iskandinav kökenli olduğunu ve anglo-saxon dağarcığa Britanya adalarına gelen iskandinav istilacılar ve göçmenler döneminde girdiğini söyler. Buna göre, kelimenin anlamı "var'lokkur" dan (var:spirit, lokkur:song ya da ruhlarla konuşan, büyücü)gelir.14. yy.'a tarihlenen "Kızıl Erik'in saga" 'sında bu şekilde betimlenmiştir.


Tartışmalı bir kavram olsa da, çağrıştırdığı negatif anlam dolayısıyla genede birinci görüş kabul edilerek bu şekilde kullanılmaktadır.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 11:17

Mavi Yıldız Cadılığı
Mavi Yıldız Cadılığı, Amerika'da kurulan Wiccan geleneklerinden biridir. Bu gelenek Amerika'da 1970'lerde Gardnercı ve Alexandercı Cadılık Geleneklerinin daha serbest hali olarak kurulmuştur. Günümüzde hala Amerika'nın birçok eyaletinde, İngiltere'de İrlanda'da ve Kanada'da aktif üyeleri bulunmaktadır.

Mavi Yıldız Cadılığında baskın olarak Gardnercı ve Alexandercı geleneklerden izler taşır. Ama bu gelenekte kişi münzevi çalışabilir yalnız kendi kendine inisiye olamaz. Mavi Yıldız Cadıları, çağdaş Pagan topluluklarını ilgilendiren herşeyi korurlar ve Tanrı'yı kutsal sayarlar. Bir diğer özellikleriyse ritüellerinde alışılmışın dışında müzik kullanmaları, önem kazanmış mekanlarda ritüellerini gerçekleştirmeleri ve genelde pentagram yerine septagram tercih ediyor olmalarıdır.

Mavi Yıldız ve Feri Gelenekleri, sembolizmlerinde septagrama en çok yer ve önem veren iki gelenektir.Mavi Yıldız ritüelleri klasik cadılıkta olduğu gibi çemberle ve merkezinde altar bulundurularak yapılır. Yalnız, altar üzerinde ritüel eşyalarını(athame, boline vs.) kullanım ve yerleştirme bakımından diğer geleneklerden daha farklıdır.


Mavi Yıldız Cadılığında Derecelendirme


Mavi Yıldız Cadılığı yine klasik cadılıkta olduğu gibi 3 dereceli sistem yerine 5 dereceli sistem kullanmaktadır.

Adanma: Mavi Yıldız geleneklerinde girişi adanma ile yaparlar. Bu değişik bir törenle yapılır. Kabul edildikten sonra bu kişilere ''Adanmış'' denmektedir.

Acemi: Bu kısım adanma ve inisiyasyon arasındaki geçiş dönemidir. Burada gelenekler ve ritüeller öğretilir. Ayrıca kişinin istekliliği ve adanmışlığı ölçülür. Buna dayanarak İnisiye olup olamayacağına karar verilir. Bu derecedeki kişilere ''Acemi'' denir.

1. Dereceden İnisiye:
Bu kısım kişinin Mavi Yıldız'daki rahipler/rahibeler kısmına girdiği zamandır. Burada kişi birinci dereceden Rahiplik/Rahibelik'e ulaşmıştır. Bu kişilere daha basit olarak ''İnisiye'' denir.

2. Dereceden İnisiye:
Bu kısımda kişi daha ileri eğitim ile tanışır ve 1. Derecede verilen sözler yerine getirilir.(Ne olduğunu bilmiyorum çünkü gizli tutmuşlardır.) Bu dereceye gelen birisi artık bir coven'de liderlik yapabilir. Burada coven oluşturmak hakkındaki bilgileri öğrenir.

3. Dereceden İnisiye:
Bu dereceye ulaşmış kişi artık eğitimin sonudadır. Öğretmenleri bu kişiyi yeteneklerine göre yargılar ve o yönde eğitim verirler. Kişi burada tam sorumluluk altındadır ve kendi sorumluluğunda yeni coven kurma yetkisine sahiptir.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 18:34

Ejderha Cadılığı          
her ritüelde geçmez ama ejder çağırımlarında güçlü bir ejder çağırımı için gerekli gibi gözüküyor. Dragon Cadılığı vardır, ejderhalarla alakalıdır. Bu dalda bu materyal temel taşlardan biridir. Ejderha cadılığındaki cadılar özellikle ejderhalarla haşır neşir olurlar ve asıl çalışma alanları onlardır. Elemental cadılık gibi... Eğer yolunuz buysa ve çok ciddi bir ritüel yapmak istiyorsanız evet şart...

Ama güçlü olmaksızın daha basit seviyede düzenleyip ejderha ritüeli deneyebilirsiniz. Ama unutmayın her malzeme irtibatı sağlamakta yardımcıdır. Niye tütsü bu kadar önemli çünkü o ejderhanın enerjisini cezbetmek ynai enerjimizi onun enerjisine yükseltmek ve doğrudan onla iletişimi güçlendirmek için bu tütsülere ihtiyaç var.

Bir de ra-sheeba enerjisi var. Merlyn isimli avusturalyalı bir bayanın co-founder olduğu bir enerji. Enerji tamamen sembollerle çalışıyor ve ejderhalara dayandırılıyor. Yani merlyn bu enerjinin uyumlamasını ejderhalardan almış ve bu bayanın söylediğine göre eski çağlarda ejderhaların boyutuyla bizim boyutumuz aynıydı ve bu yolda olan her büyücünün magusun bir ejder eşlikçisi vardı. Hatta bir dönem bedenlendikleri ama dünyanın enerjisine fiziksel düzeyde uyum sağlayamadıkları için kısa sürdüğü söyleniyor. (İnsanlık tarihi boyunca iki kere bedenlendiklerini iddia ediyorlardı yanlış hatırlamıyorsam, birincisi atlantis döneminde ikincisi antik mısır döneminde) Ardından insanlığın bilinciyle kendi boyutlarına gittikleri söyleniyor.

Şimdi buraya kadar teori mantıklı gözüküyor. Çünkü bahsedilen dönemden sonra ejderha çağırma ritüelleri oldukça zor ve şart gözüküyor. Yani onların boyutlarından buraya gelmeleri zor olmalı ki, bu kadar disiplinli ve yoğun çalışmalar yapılıyor. Mesela yüksek tepe istenmesinin sebebi enerjinin yükseltilebilmesi (yüksek yerlerde manevi çalışmalar daha güçlüdür).

Bundan sonra ra-sheeba'nın kurucusunun iddiasına göre artık bilncimiz onların bilincine hazırmış ve yavaşça dünyaya gelmeye başlamışlar. Haliyle herkesin o boyutta bir ejder eşlikçisi var ve oranın kraliçesi (Kral-kraliçe gibi bir halk düzenleri var) Bella Antora'dan ejder eşlikcinizi isterseniz size geleceklerdir diyor. Ve geldiklerinde ejderhanızın ismini isteyin diyorlar.

Ben şüpheci bir insanım =) Başlarda bunları okuduğumda fantastik edebiyattan kopmuş gibi geldi ve birçok kültürü araştırdım, gerçekten de her kültürde ejderha çağırımları var ve hepsi çok bilge varlıklar olarak geçiyorlar. Hal böyle olunca ra-sheeba'daki öneriyi denedim. Çember açtım, enerjimi yükselttim ve ejder eşlikçimi çağırdım. Dürüst olayım, çok ciddi bir önyargım vardı; kesinlikle ejderhalarla iletişime geçemeyeceğimi düşünüyordum. Parazit bir varlığn gelme ihtimaline rağmen çokta güçlü korunma yaptım. Buna rağmen ejderha ile iletişime geçmeyi güçlü bir ruhsal deneyimle başardım.

Sadece bu olay değil, başka biri de ejderhasını bana yolladı ve ejderhayla iletişimi sağlayabildim. Hatta ejderha bana gelecekte olacak bir olayla ilgili öğüt verdi ve dikkat et dedi. Şüpheci biri olarak, ben bunun zihin oyunu olduğunu ve olayın doğru olmayacağına inandım. =) Çünkü bahsettiği şey, çok yakın arkadaşımın arkamdan iş çevirdiğiydi ve söylediğne göre bana büyük zarar verecekmiş. Onla yollarını ayırmanı tavsiye ederim demişti. Haliyle ben çok ciddi tepki gösterdim, sonuçta çok iyi bir insandı ve böyle birşey yapmayacağına dogmatik olarak inanmıştım. Haliyle doğru çıktı... Üzücü bir deneyimdi ve olaydan sonra notlarımda dediğini hatırladım.

Bu iki deneyimim dışında başkalarıyla olan çalışmalarda da başkalarının deneyimlerinden de

Sonuç olarak, konuyu toparlamam gerekirse =) Deneyimlerime göre, gerçekten de ejderhalar ile kendi boyutmuz arasındaki sınırların kalkmaya başlamış ve onlarla olan iletişimin güçleniyor. Özellikle onla çalışan cadılıkta ciddi bir ejder altarı kurmak önemli çünkü onları büyüsel çalışmalarda kullanmak ile meditasyon yapmak bambaşka şeyler... Haliyle benim tavsiyem eğer gerçekten içinden geçiyorsa, biraz araştırıp bir ejderha ritüeli düzenleyebilirsin. Buradaki duayı kullanırsın ve ejder kanı kullanmasanda onlara ulaşabileceğin bir tütsü karışımı hazırlayabilirsin

Kaynak:
Enerjiokulu

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 18:36

Mesaj Çember Açma

Çember açma, cadıların ritüelleri için büyük bir öneme sahiptir. Çember, büyünün yapılacağı alanı negatif varlıklardan temizlemek, kötü enerjileri uzakta tutmak ve ritüel sırasında korunma sağlamak için çok önemlidir bu yüzden her cadı, nasıl çember açılması gerektiğini bilmelidir. Aşağıda örnek bir çember açma ritüeli verilmiştir ancak benim kişisel tavsiyem kutsama sözlerini aşağıdaki temaya sadık kalarak kendinize daha yakın gelecek şekilde yeniden yazmanızdır.

Kişisel (Solitary) Çember Açma Ritüeli


Öncelikle, çemberi açmadan önce arınmada kullanacağımız temiz su ve tuzu kutsamamız gerekmektedir:

Su Kutsama:


Ufak bir kabın içindeki suyu alın ve altarınızın ortasına koyun ardından bu (veya buna benzer) duanızı okuyun:

Kutsamam senin üzerine olsun, ey su elementi! Hayallerin, karmaşanın ve özgür irade dışı olan her şeyin senin üzerinde bıraktığı kirliliği alıyorum…kutlu olsun! (parmağınızla suyun üzerine bir pentagram çizin, suyu altarın batısına bırakın)

Tuz Kutsama:

Ufak bir kap içindeki tuzu altarınızın ortasına alın. Bu (veya buna benzer) duayı okuyun:

Kutsamalarım senin üzerinde olsun ey toprağın varlığı olan tuz! Bütün şiddet ve engellemeleri buradan uzak tut ve tüm güzellikleri yanında getir! Seni kutsuyor ve çağırıyorum! Gel ve bana yardım et! Kutlu olsun (tuzun üzerine parmağınızla bir pentagram çizin ve tuzu altarınızın kuzeyine koyun)

Tuz ve Suyu Karıştırma:

bu bölümde, tuz ve suyu karıştıracağız. bu kutsanmış karışım, çemberin kutsanmasında kullanılacaktır:

“Ateşin gücü ile kutsanmış, toprağın tuzunu alıyorum; aklın fazileti ile temizlenmiş, suyun ruhunu alıyorum! Bunları sözlerimin gücü ile karıştırıyorum (su ve tuzu aynı kaba boşaltın) ve tüm Kule'lere adıyorum!



(aşağıdaki duayı okurken tuz ve suyu saat yönünde yavaşça karıştırın)
Ay’ın ve güneşin gücü ile,
Ruh’un, toprağın ve denizin gücü ile,
Tanrı ve Tanrıça birleşti!
Kutlu olsun!

Çemberin Açılması

(Bu bölüm (çemberi mühürleme kısmına kadar olan) benim genel çember açma eklediğim ancak birçok çember açma tarifinde göremediğim bir kısımdır. Zorunluluğu konusunda bir şey diyemeyeceğim. Benim yazdığım bir çember açma yöntemini verdiğimden dolayı bunu da çıkarmadım)

Altarın önünde diz çökün ve atheme’inizi havaya kaldırın. Aşağıdaki duayı okurken çemberi açmak istediğiniz alanın etrafında yavaş yavaş mor bilr alev halkası oluştuğunu imajine edin.

“Seni çağırıyorum, çemberin gücü!
Her Kule’yi çevreleyen, güvenin, neşe ve sevginin gerçek yeri,
Kartalın, şahinin ve güvercinin uçuşunu çevreleyen,
Lord ve Leydi’nin güçlü kalkanı!
Düşüncelerin, hareketin ve kelimelerin güçlü surları!
Barış içinde, güçlü ve özgür çalışmak için
Ve iki dünya arasında yürümek için,
Seni çağırıyorum!
Koruma ve kutsamanın gerçek sınırları,
Burada güç asla kibirle büyümeyecek!
Tanrı ve Tanrıçanın adına, seni çağırıyor, kutsuyor ve takdis ediyorum!

Kutlu olsun!!!”

Çemberi Mühürleme (tuz ve su ile mühürleme):



-Tuzlu suyu alın...işaret parmağınızı suya daldırıp doğu yönüne 3 defa su serpin. Daha sonra güney yönüne gidin ve şunları söyleyip aynı şekilde 3 defa su serpin:

“toprak ve suyun iksiri ile, kutsal çemberi mühürlüyorum!
Hava Ateş’e bağlandı!”

-Batı yönüne gidip şunları söyleyin ve parmağınızla 3 defa suyu serpin:

“toprak ve havanın iksiri ile kutsal çemberi mühürlüyorum!
Ateş, Su ile bağlandı!”

-kuzey yönüne gidip şunları söyleyin ve parmağınızla 3 defa suyu serpin:

“toprak, hava ve ateşin iksiri ile kutsal çemberi mühürlüyorum!
Su, Toprakla bağlandı!”
-Altarınızın önüne gelin ve şunları söyleyin:

“dört yön birbirine bağlandı,
Tüm güçler tek noktada birleşti!”

Çember mühürleme (Tütsü ile mühürleme):

Mühürlemenin bir diğer aşaması da çemberi koruma etkisi veren, sizin seçiminiz olan bir tütsü ile mühürlemektir. Bu mühürleme de su ve tuz mühürlemesine çok benzemektedir.

Doğu yönünde tütsünüzü 3 defa hafifçe savurun (dikkatli olun çok fazla savurmanıza gerek yok…sembolik olarak yapılan hareketler olduğunu unutmayın yoksa gereksiz bir kazaya mahal verebilirsiniz) ve güney yönüne geçin… aşağıdaki sözleri söyledikten sonra aynı işlemi güney yönü için yapın(yani tütsüyü 3 defa hafifçe savurun.)

“havanın ve zihnin tütsüsü ile,
Doğuyu Güney’e bağlıyorum!”

Batıya gidin ve aşağıdaki sözleri söyledikten sonra aynı işlemi yapın:

“hava ve zihnin tütsüsü ile,
Güney’i Batı’ya bağlıyorum!”

Kuzey yönüne gidin ve aşağıdaki sözleri söyledikten sonra aynı işlemi yapın

“hava ve zihnin tütsüsü ile,
Batı’yı Kuzey’e bağlıyorum!”

Altarınıza gidin ve önünde durup şunları söyleyin:

“hava ve zihnin tütsüsü ile,
Kuzey’i Doğu’ya bağlıyorum!”

Çember Mühürleme (mum ile):

Tütsü ile mühürleme işlemi bittikten sonra bir diğer, ve son element olan ateşle mühürleme yapılır. Bunun için doğuda bulunan altarınızdan güneye doğru gidin ve sözleri söyledikten sonra mumu o yönde 3 defa saat yönünde çevirin:

“Duyguların ve isteğin ateşi ile,
Doğu’dan Güney’e, adamam gerçekleştirildi!”

Batı yönüne ilerleyin ve sözleri söyledikten sonra o yöne doğru mumu uzatıp saat yönünde 3 defa çevirin:

“Saygının ve isteğin ateşi ile,
Güney’den Batı’ya, sadakat gerçekleştirildi!”

Kuzey yönüne ilerleyin ve sözleri söyleyip aynı işlemi tekrarlayın:

“Sadakat ve isteğin ateşi ile,
Batı'dan Kuzey’e, kutsama gerçekleştirildi!”

Kuzey yönünden doğuya ilerleyin ve şu sözleri söyleyin ardından aynı işlemi gerçekleştirin:

“vaatlerin ve isteğin ateşi ile,
Kuzey’den Doğu’ya, bu ithaf gerçekleştirildi!”

Mumu sunağınızın önünde havaya kaldırın ve şunları söyleyin:

“bu çember içinde tüm isteklerim özgürdür,
Çember mühürlendi! Kutlu olsun!”

Gözcü Kulelerinin Çağırılması

Çember mühürlendikten sonra, elementlerin güçlerini daha etkin kullanmak ve elementlerden koruma ve güç talep etmek için her elementin Kule’si çağırılır. Bunun için, asanızı ya da atheme’inizi elinize alın;

-Doğu yönüne gidip asanızı (ya da atheme’inizi) havaya kaldırarak diz çökün ve şunları söyleyin:

“Doğu Kulesi’nin Lordları!
Ruhun hava Lordları!
Gücünüzün etkisini gösterin,
Zihnimin odaklanmasına yardım edin!
Ritüellerime tanık olmanız ve çemberi korumak için sizi çağırıyorum!”

-Güney yönüne gidip asanızı (ya da atheme’inizi) havaya kaldırarak diz çökün ve şunları söyleyin:

“Güney Kulesi'nin güçlü Lordları!
İsteğin Ateş Ruhları!
Gücünüzün etkisini gösterin,
Dualarım Kulenizin üzerine olsun,
Güçleriniz bana yardım etsin,
Ritüellerime tanık olmanız ve çemberi korumak için sizi çağırıyorum!”

-Batı yönüne gidin ve aynı pozisyonu alıp şunları söyleyin:


“Batı Kulesi’nin Lordları!
Ölüm ve inisiyasyonun Su Lordları!
Ritüellerime tanık olmanız ve çemberi korumak için sizi çağırıyorum!”

-Kuzey yönüne gidin ve aynı pozisyonu alıp şunları söyleyin:

“Toprağın Kuzey Lordları!
Yaptıklarımı kutsayın ve değerli kılın,
Poyraz! Kuzey yollarının gardiyanı!
Ritüellerime tanık olmanız ve çemberi korumak için sizi çağırıyorum!”

sunağınıza gidin ve yine asanızı (ya da atheme’inizi) havaya kaldırıp diz çökerek şunları söyleyin:

“Tanrı’m ve Tanrıça’m
Kutsamalarınızı bana armağan edin,
Bu benim gerçek ve özgür isteğimdir…
Kutlu olsun!!!”

Elementlerin Gücünü Çağırma Duası

“Hava, Ateş, Su, Toprak
Astral doğumun elementleri!
Sizi çağırıyorum bana katılın!
Çember muntazam açıldı,
Lantelerden ve yıkımdan azade kılındı
Sizi çağırıyorum bana katılın!

Mağaradan, çölden, denizden ve tepelerden,
Asa, Hançer ve Pentacle ile,
Sizi çağırıyorum bana katılın!
Kutlu olsun!

Çemberin Kapatılması

Ritüelleriniz bittikten sonra saat yönünün tersinde, her Kule’ye teşekkürlerinizi sunarak çemberinizi kapatınız (yani yukardaki işlemleri sondan başlayarak yaparak ve çağırma bölümleri yerine teşekkür bölümleri ekleyerek)



Çemberi açmadan önce bütün malzemelerinizin çemberi açacağınız alanda olduğundan emin olun. eğer birşeyi dışarda unuttuysanız, elleriniz ile başınızın üzerinden yay çizecek şekilde imajinasyon ile bir kapı açın ve çıkınca kapatın. içeri girerken dışardan tekrar açıp içeri girerken kapatın.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 18:39


Maji Alfabesi








_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 18:40

Maji Nedir?
Maji'yi tanımlayabilen en güzel açıklama Philip Bonewits'in "Real Magic" adlı eserinde şu sözlerle yapılmıştır."Maji, o Büyük Sanat, sadece bütün sanatların değil, aynı zamanda bütün dinlerin, bütün asaletin ve bütün bilimlerin hem özü, hem de bütünüdür".



Maji, wiccanın bir parçasıdır. Bu konunun merkezindeki görüşler gruplara ve kişilere göre değişir. Majinin genelde kullanılan tanımı şöyledir: Maji gerçeleri irade ile gereğine göre değiştirebilme ilmidir. Bu tanım bazı önemli görüşleri gösterir. Herşeyden önce bilim görüşü. Bilim olarak maji, belli sonuçlara ulaşmak için belli bir sistemin kullanılmasıdır. Yuzyıllardır pek çok kişi ve halk çeşitli metodlar geliştirmiştir. Bunlara bir kaç örnek:


Doğa majisi, seramonik maji,mumlarla maji, iplerle maji, taşlarlamaji v.s. Bunun yanında sonuçarın nereye gittiği de çok önemlidir. Ortaya çıkmayacak birşey için neden meşgul olunur. Maji genellikle bir gereklilik ve sonuç gerektirir. Bunun diğer adı majinin işlevidir. En son element, tanımlamalarda kaçınılmazdır. İrade çok güçlü olmak zorundadır. Bir aracın, çalışmak için benzine ihtiyaç duyması gibi irade de majide önemlidir. İrade sonuca yönelmiş olmak zorundadır. Güçlü irade, majinin çok daha iyi çalışması için gereklidir.


Pekçok durumda gerçek bir gereklilik olmalıdır ve kesin ihtiyaç olduğuna kanaat getirildikten sonra en son irade devreye girer ve maji kullanmak için tutku ile çalışmak gerekir. Bütün majiler kişinin ruhundan çikar.Maji ile ilk önce kişinin kendi va daha sonra bulunduğu yer değişir. Majide çok çalışmak en önemli şeydir. Bir kitaptan alınan birkaç sözcük veya bir siteden edinilen bilgilerle birşeyler yapmak imkansızdır. Maji öylesine, eylenmek için yapılacak basit birşey değildir çünkü çok fazla çalışma, konantrasyon,güç erektirir.Genellikle maji iyileştirmek için ,çözülemeyen problemleri çözmek için vaya kişisel şeylerde kullanılır.


Wicca dünyaya yöneliktir ve dünya için güzel olan şeyleri biraraya toplamaya çalışır. Ne zaman ki dunyasal birşeyler için bir sonuç almak istenirse,sonuç bir tesadüf olarak gelir. Örneğin:başını sokacak bir yer istiyorsunuz ve tesadüfen bunun için bir maji karşınıza çıkdı ve kullandınız,bir arkadaşınız evini ya da odasını paylaşmanız önerdi. Bu yapdığınız majinin etkisiyle kesinlikle değildir (aylarca ev aramanız ve bunun için çabalarınız etkilidir)
Yukarıda anlatılatıldığıi gibi maji istekleriniz ile beraber çalışacak br tekniktir. Bunun dışında başka şekiller de vardır. Rahip ve rahibenin Tanrıları onurlandırmaları gibi.


Maji bir kutlama, sevinç ve kişinin HERŞEYLE bağlantı kurmasıdır. Maji bir sanat gibidir. Pek çok şeyi maji rituellerinde kalbiniz ve duygularınızla kullanırsınız. Okursunuz, araştırırsınız, anlamlarla dolu metinler yazarsınız, maji ile ilgili objeler yaparsınız, renklerle, kokularla, ışıkla, metinlerle, taşlarla, baharatlarla v.s çalışırsınız. Bu çalışma ise sanatsal bir heyecan, tutku, istek, enerji gerektirir.


_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 18:41

Aylara göre Maji
OCAK : Bu ay korunma ve güvenlik için ritüellerin ve çalışmaların yapıldığı zamandır.Tedavi için yapılan majilerde en etkili dönemdir.

ŞUBAT:
Sağlık ,ilk önce.tadavi ve bunlar için kullanacak yiyecek ve içeceklerin yapılması,motivasyon için yapılacak çalışmalara uygun aydır.

MART :
Başarı ve başarının yolunu kesen şeyleri ortadan kaldırmak için yapılan ritüeller ve çalışmalar için.

NİSAN:
Olasılıklar,mutluluk ve yeni meşguliyetlere başlamak için yapılan ritüeller.

MAYIS :
Büyüme,gelişme ve büyümeyi devam ettirmek için yapılacak çalışmalarda kusursuz bir aydır.

HAZİRAN : Bu ay en iyi ritüellerin ve çalışmaların yapıldığı aydır(sevgiyle ve iyi nedenler için)

TEMMUZ : Kişisel disiplin.otorite.güç için yapılan maji.

AĞUSTOS :
Hayatın içindeki uyum,sakinlik ve barış için yapılan majilerin ayıdır.

EYLÜL : Ruhsal büyüme ve gelişme için uygun maji ayıdır.

EKİM : Hayatdaki değişiklikler için maji.

KASIM : Güç ve gerçekler için maji.

ARALIK :
Kişisel benliğin.ruhun gelişmesi ve zenginleşmesi için yapılan çalışmalar

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 18:46


Kadim Ay Tanrıçası’nın Sırrı


Ay geçerken halden hale, tüm ruhlar takip eder onun seyrini. Ayın döngüsü, döngüsüdür insanların. Bu seyir bir çemberdir, doğumun ve ardından ölümün ve yeniden doğumun çemberi…



Karanlık ayda, karanlığın bilgeliği ve zenginliği açığa çıkar, Ayın kadim hanımı eski sırları gece ehline fısıldar. Ve büyürken ay, artar sırlar, yükselişe geçer kadim yolu hatırlayanlar. Dolunay evresinde, yükselir ruhlar, dans ederler ayın altında kadim sırrın sihriyle sarhoş olanlar. Ayın kutsaması insanların üzerine gümüşi damlalarla yağar ve kadim büyü uyanır ruhlarda sessizce yükselirken geceye doğru efsunlu fısıltılar…
Ay, Güneş’in eşi, Dünya’nın kızkardeşi, gecenin, sihrin ve bilgeliğin temsili… Kadim zamanlardan beri, Ay’ın sırrı hep aktarıla gelmiştir ağızdan ağza ve gönülden gönüle. Ay’ın sırrına vakıf olmak, en gizli iç potansiyele kulak vermek demektir, Ay’ı duymak demek geçmişin ve geleceğin döngüsünden çıkıp, gecenin en karanlığında ki bilgelik ışığını taşımak ve hatta bu ışık haline gelmek demektir. Ayla uyumlu olmak, insanın kendi doğasının en gizemli noktalarını açığa çıkarıp, onları tanımak ve bilmek, bunların ötesinde en gizemli sırlarını öğrenmek demektir.

''Ay doğmuyorsa yüzüne güneş vurmuyorsa pencerene, kabahati; ne güneşte ne de ay da ara. Gözlerindeki perdeyi arala. – Mevlana''

İşte bu yüzden Ayın sırrı çok derindir, işte bu yüzden binlerce yıldır kadim gelenekler Ay Anne’nin sırlarını duymayı öğrenmeyi nasihat ederler. Ama her yiğidin harcı değildir gece ehli olmak ve ayın kadim sırrına karışma ve korkmadan karanlığın içine dalmak. Ancak ruhu daha ötesini merak eden cesur insanlar bu yola girmeye cesaret eder ve bu cesaretin ödülü ise kadim sırları öğrenmektir. Peki siz Mater Luna’nın rehberliğinde kadim karanlığın dehlizlerinde kendinizin en derin sırlarını keşfetmeye hazır mısınız?

Ay Tanrıçası’nın sırları
“Herkes ay gibidir ve herkesin hiç kimseye göstermediği bir karanlık tarafı vardır” Mark Twain


Tanrıça serilerinde daha önce Ay’a bolca değindik, ayın öneminden ve Yaratıcı’nın yaratımında ki dişil prensip olan Tanrıça’nın zuhur etmiş görüntüsü olduğundan bahsettik. Bu yazıda, Ay’ın sırlarının derinliklerine ineceğiz. Ay, eskilerin tabiri ile “ay anne” veya “ay tanrıçası”, yaydığı sihirli ışığıyla ruhları besler ve kişiye aynalık eder.

Hepimiz yin ve yang enerjileri olduğunu biliriz, yang eril enerjiyi, yin ise dişil enerjiyi temsil eder. Yang yani eril enerji beyazla temsil edilir çünkü beyaz yansıtıcıdır, dışa dönük, yaratan, başlatan enerjidir. Yang ise siyah ile temsil edilir çünkü alıcı, içe dönük, değiştiren ve devam ettiren enerjidir. İşte bu temel yin ve yang enerjiler yani eril ve dişil enerjilerin doğrudan fiziksel tezahürlerini ay ve güneşte görürüz. Yalnız bu enerjilere daha spesifik isimler verilir, Güneş’in yaydığı saf eril enerjiye solar enerji, Ay’ın yaydığı saf dişil enerjiye lunar enerji denir.
Solar enerji yani Güneş’in yaydığı eril enerji, yaşam enerjisidir, şifalandırır, yaşam verir, bilinci güçlendirir, Lunar enerji yani Ayın yaydığı dişil enerji ise oldukça mistiktir, sezgileri arttırır, eskilerin tabiriyle sihirlidir ve büyü enerjisini arttırır (düşüncelerle daha kolay evreni etkileme), bilinçaltını besler veya açığa çıkarır. Solar enerjiyi bilincin üst katmanı dersek, Lunar enerji bilinçaltıyla alakalıdır.

Bu yüzden esasında ayın sırları aynı zamanda bilinçaltımızın sırları demektir. Ay’da bahsettiğimiz karanlık, kötü manasında değil, gizli, keşfedilmeyi bekleyen, bilinmeyen manasındadır ve bilinçaltı tam olarak böyledir. İşte Ay’ın tesirleri aynı zamanda bilinçaltımızda olan yani karanlık tarafımızda ki sırları, hazineleri de keşfetmektir. Unutmayın, hazineler her daim toprağı altında, karanlıkta gizlidirler! Ama bu cesaret ister, çünkü bu aynı zamanda kabul etmek istemediğimiz, geçmişe attığımız kusurlu yanlarımızı da kabul etmek ve keşfetmek demektir. Bu gizemli karanlık yani bilinçaltımızın derinlikleri, bizim gizli hazinelerimizi ve özel yetilerimizi sakladığı gibi, korkunç yaratıklarımızı ve canavarsı yönlerimizi de saklar yani derin acı ve travmalarımızı, derin cinsel dürtülerimizi, fantezi dünyalarımızı, geçmişe ait bastırdığımız hisleri… İşte bu yüzden gece ehli olmak zordur yani karanlığın derinliklerine inmek cesaret ister. Kadim Ay’ın sırrı bize bunu anlatır ama bunu anlatırken Ay Anne bize elinde ki meşaleyle yani ayın ışığıyla, karanlığın ışığıyla yol gösterir.

Bu yüzden karanlık tanrıça olarak resmedilen ve ayla ilişkilendirilen Hecate bir meşale taşır. Ay anne bize, elinde ki ışıkla, kendi karanlığımızın sırlarını keşfederken bize yol gösterir. Nereye gitmemiz gerektiğini, en derin korkularımızın nasıl aslında basit şeyler olduğunu, umursamadığımız olayların bizi ne kadar incittiğini ve gizli benliklerimiz arasında nasıl yetenekler sakladığımızı bize kadim ışığıyla gösterir. Bu ışık bahsettiğimiz gibi karanlığın ışığıdır.
Işık, eskilere göre iki türlüdür aydınlığın ışığı (Tanrısal ışık, güneş) ve karanlığın ışığı (Tanrıçsal ışık, ay), Bu ikisi arasında bir dönüş vardır. Güneş yerini Ay’a, zamanı gelince de Ay yerini Güneş’e bırakır. Aydınlık ve Karanlık yani bu iki derin bilgelik, birbirini tamamlar ve içlerinde birbirlerini taşırlar, Güneş içinde karanlığı, Ay ise aydınlığı, ışığı taşır ama zıtlıktan dolayı bunlar bir araya gelemezler. Güneş indiğinde Ay çıkar ve Ay indiğinde Güneş belirir… Tasavvufta buna kavuşamayan iki sevgili benzetmesi yapılır. Aslında onlar kavuşur, ama gökyüzünde değil, İnsan ruhunun derinliklerinde. Bizler güneşten ve ay anneden aldığımız enerjileri ruhumuzda bütünleyerek, onların bilgeliğini içimizde tamamlarız ve kendi keşfimizi yaparız.

Ay Anne


''İzin ver Diana’nın orman sakinleri olalım, gölgenin beyleri, Ay’ın sadık hizmetkarları olalım.'' Shakespeare


Ay, saf yang enerjisinin yani dişil enerjinin, kaynağı olduğunu söylemiştik gecenin ışığıdır zira karanlıktır, Güneş ise saf yin enerjisinin kaynağıdır yani eril enerjinin kaynağıdır, gündüzün enerji kaynağıdır, aydınlıktır. Bir verici ve yaratıcı enerji olan Güneş, kendi sonsuz enerji kaynağını kendi “yaratır” ve bunu hem Dünya’ya hem Ay’a verir. Pasif dişil enerjinin temsili olan Ay ise bu enerjiyi absorbe eder ve “yansıtır”. İşte Güneş ve Ay’ın genel doğası bize yin ve yang enerjilerinin oldukça fiziksel yansımaları olduğunu gösterir. Eskiler bu bilgelikleri keşfetmişler ve yin enerjisinin bilinci olan Tanrıça’nın benliğinin Ay’ın enerjisinde olduğunu keşfetmişlerdir, bu yüzden Ay’ın doğrudan Tanrıça’nın bir sureti, görüntüsü olduğunu derinden hissetmişlerdir.



''Tanrıça, kendini Ay’ın suretinde gösterir.''

Bu yüzden Ay tanrıçası aynı zamanda öz Tanrıça enerjisini temsil eder. Çünkü tanrıça üç yüzlüdür, bakire, anne ve yaşlı bilge kocakarı. Bunun gibi Ay’da üç yüzlüdür, hilal, dolunay ve karanlık ay. Bu yüzden ayın döngüleri tanrıçanın döngülerini temsil eder. Eskiler Ay ile çalışmanın Tanrıça ile doğrudan iletişim kurmayı sağladığını ve Tanrıça’nın Ay’ın bilincinde ve sırrında saklı olduğunu biliyorlardı. Haliyle Ay, kendi başına bir tanrıça olarak kabul edilir ve bu yüzden Ay anne ya da Ay Tanrıçası olarak adlandırılır.'Ay anne aynı zamanda aşuktur. Güneş ise maşuk…''

Güneş ışığını yayar ve Ay anne Güneş’in ışığını alır, Güneş eril prensip olarak yaymakla görevlidir, Ay ise dişil prensip olarak bunu dönüştürmek ve alıp yansıtmakla. Bu yüzden tasavvufi benzetmelerde Güneş maşuk yani aşık olunan, Ay anne ise aşık olandır. Çünkü Ay ışık için Güneş’in peşinde koşar ve onun ışığı olmadan parlayamaz, Ay’ın ölümün derin doğasından yaşamın doğasına geçişini Güneş sağlar. Hatta Mevlana Şems-iTebrizi Güneş’e kendisini ise Ay’a benzetir. O’nu kendisini aydınlatan veya aydınlanmasına vesile olan Güneş (zaten Tebrizi’nin Şems olarak anılması da tesadüf değildir, şems güneş demektir) kendisi ise bu ışığı alan ve gönlünde Allah aşkına dönüştürerek insanlığa yayan, gecenin sert koşullarına merhamet, şefkat ve sevgi ışığını tutan Ay gibidir. Şems, sert, rasyonel ve dikte edici bir yapıya sahipken, Mevlana duygusal ve aşkınlık halinde ki bir yapıya sahiptir. Burada dahi Ay’ın ve Güneş’in bilgeliği mevcuttur. Şems-i Tebrizi’nin, Makalat’ında şöyle geçer; “Bu Mevlana Ay’dır; benim varlığımın güneşine gözler erişemez. Ancak Ay’a erişebilir. Işığının ve aydınlığının son derece parlaklığından dolayı gözler Güneş’e bakamaz. O Ay Güneşe erişemez ama Güneş Ay’a yetişebilir.”

Ay denklikleri



''Yüce Annenin kelimelerini işit, ki o, kadim olan Ay anne anılır farklı isimlerle; diana, Luna, Selene, Artemis, İsis, Astarte, Melusine…''


Ay’ın enerjisini temsil eden bazı denklikler önem arz eder. Burada bazı temel denklikleri veriyoruz. Burada ki metal, taş, bitki ve semboller Ay’ın enerjisini taşırlar ve Ay’ın sihrini yani enerjisiniz (Lunar enerji) çekmemize, Ay anne ile iletişime geçmemize yardım ederler.
Günü: Pazartesi (Monday; moon-day; ay günü)
Metal: Gümüş , platinyum, itriyum
Bitki: Yasemin, lavanta, sandal, mür, biberiye, pelin otu, su teresi, zambak, gündüz sefası, kedi otu, kedi nanesi, söğüt, okaliptus, kafur, lotus
Taş: Ay taşı, beril, aleksandrit, ayna camı, dağ kristalleri
Karşılıkları: Sezgiler, Mİstizm, Vizyon (durugörü), rüyalar, duygular, hayal ve düşler, kadın, tanrıçalar, doğum, reenkarnasyon, astral seyahat, değişim (transformasyon), sihir, bilinçaltı
Sayıları: 3, 9 (kabalistik karşılığı), 81, 369(Sihirli karesi), 3321 (Her daim 3′ün katları)
Elementi: Su, (bazı kaynaklara göre havada dahildir)
Sembolleri: Gümüş kase, Tavşan (nedenine Tanrıça’nın sembollerinde değinmiştik), kedi (kediler Ay’ın yaratıklarıdır, ayın enerjisiyle doludurlar. Bu yüzden ay ile kediler arasında doğrudan bağlantı vardır), geyik, baykuş
Meleği: Cebrail
Tanrıçaları: Diana (roma), Luna (Roma), Selene (yunan), Artemis (yunan), İsis (mısır), Bastet(mısır), Hecate (Anadolu-yunan), Tivs (etruskan), Enzu (Sin) (etruskan), Varuna (hint), Uma (hint), Danu (irlanda), Cerridwen (kelt) (Binlerce ay tanrıçası vardır, bazıları doğrudan Ay’ın hanımı olarak isimlendirilirken bazıları ay’la ilişkili olarak farklı anılır. Ay Anne veya Ay tanrıçası aslında daha bütüncül olarak ele alınır pagan geleneklerde. Farklı suretlere bölünse de, özü aynıdır bu yüzden genel bir isim kullanılır genelde)
Müzik Aletleri: su sesi çıkaran çalgılar, Ziller, mandolin, kabak çıngarağı, ney, arp, üçgen

Ay kültü
Ay kültü neredeyse her kadim gelenekte ve eski kültürde yer edinmiştir. Ay Tanrıçası ve onun kızlarıyla oğullarının yöntemini belirler. Güneş ve Ay kültü birbirini tamamlayan iki unsudur. Güneş kültü dışa, Ay kültü içe dönük çalışmalar bütünlüğü taşır. (Eski Mısır’da İsis ve Osiris inisiyasyonu şeklindedir bu süreç) Ay kültünde sezgiler, içgüdüler ve akışkan ritüeller ön plandadır. Teorik bilgiler söz konusu olmakla birlikte, Ay kültünde teorik bilgiden çok sezgisel bilgi ön plana çıkar, ki buna kehanet pratikleri de dahildir. Kehanet pratiği derken sadece gelecek bilgisi olarak anlaşılmamalı, bilinmeyen sırları vizyon, görü ve çeşitli teknikler -tarot, suya bakma vs.- ile öğrenme sanatı olarak farz ediyorum. Kişi iç sesini dinler ve içinden geçeni yapar. Bu yüzden Ay ışığı altında eskiler dans ederdi ve içlerinde ki potansiyeli, bilinçaltlarında ki hazineyi bir trans haliyle dışarı çıkarırlardı.


''Işığımı parlattığımda gecenin en karanlık saatinde,açın kalbinizi ve bakın gökteki suretime. Ben Ayın hanımı, unutulmuş sırları bahşedeceğim size- Ma''

Ay kültünün bulunduğu özel ezoterik oluşumlar ve merkezler olmuştur tarih boyunca. Örneğin İtalya’da Stregheri’lar arasında bir dönem ciddi şekilde yoğunlaşan Diana kültü veya Teselya’da bulunan Ay kültü buna örnektir. Burada onlara uzun uzun değinme olanağımız yok ama Teselya kültürüyle özdeşleşmiş eski bir gelenekten bahsetmemiz önemlidir.

Ayı Aşağı Çekme (Drawing Down The Moon)


''Teselya’nın büyülü sözleriyle,
yıldızları, Ay’ı indirmişti göklerden.'' – Iambus

Ayı aşağı çekme ritüeli, Ay kültünün en eski ve en kadim ritüellerinden biridir. Bu ritüel ancak ezoterik inisiyasyonun en üst seviyesine gelmiş (coven sisteminde yüksek rahibe) bir “bayan” tarafından yapılırdı.

Ay kültü bahsettiğim gibi, ezoterik öğretinin iki önemli kolundan biridir. Bir diğeri ise güneş kültüdür. Karma ezoterik geleneklerde güneş ve ay kültü birlikte inisiyasyon sürecine girenlere öğretilirdi. Bunun için önce Ay kültü öğretilir sonra Güneş kültüne geçilirdi. Bazı ezoterik gruplarda ise bayanlara ay kültü, erkeklere güneş kültü odaklı bir ezoterik eğitim verildiğini görüyoruz.
Antik mısır’da ay ve güneş kültü kendini İsis inisiyasyonu ve Osiris inisiyasyonu olarak göstermiştir. Ay kültünde öğrenci içgüdülerine öğrenmeyi, sezgilerini dinlemeyi ve yüksek Aysal sırlar vasıtasıyla bilinçaltının derinliklerine yolculuk etmeyi öğrenirdi. Bu Ay kültünde en üst derece ritüellerden birisi ise Ayı Aşağı Çekme ritüelidir.

Geleneğin kökeni hakkında en detaylı bilgiler, greko-roman geleneklerinden elde edilen, alıntılar ve resimlerde görülmüştür. Bunlardan en bilineni Teselya cadılarıdır. Teselya’da bulunan ve aynı zamanda kahin olan cadıların (aynı zamanda rahibeler), Tanrıça’nın verdiği güçle Ay’ı kontrol edebildiklerine inanılırdı. Hatta bunla ilgili cümleleri ve inançlar bu zamana kadar geldiği gibi seremoniyi canlandıran vazo resimi de mevcuttur;


“Eğer aya emir verirsem, o aşağı gelecektir ve eğer gündüzü tutmak istersem, gece başımın üzerinden gitmeyecektir; ve yeniden, denize açılmak istersem, gemiye ihtiyacım yoktur ve eğer gökyüzü boyunca uçmak istersem, ben ağırlığımdan arınığım… ” Teselya Cadıları.

Çıplak Cadılar, Ayı aşağı çekiyor ve ay bağlama yapıyorlar, burada “Duy Beni, Ay’ın hanımı” deniyor. (Bu resimde dikkat etmenizi istediğim çeşitli noktalar var. yukarıda daire şeklinde Ay’ı ve Ay’ın hanımını görüyoruz. Soldakinde bir kılıç ve kask, sağdakinde ise bir asa mevcut. Ayrıca el jestleri de önemli)

Bu ritüel uygulandığında yapan cadıların bembeyaz olduğu, toprağın üzerine Ay suyu denen köpüğümsü sıvıların toplandığı (ki bu sonra iksirlerde kullanılırdı), bu ritüel ile gerçekten Ay’ı kontrol edebileceklerine inanılmıştır. Bu ritüel sırasında, inançlara göre teselyalı kadınlar Ayı aşağı çektikleri için ürkütücü bedeller ödemektediler örneğin çocuklarını veya gözlerini kaybetmek gibi.. Hatta Ay tutulmaları da bu ritüele bağlanmıştır.

Elbette bu söylenceler, bu geleneğin ezoterik yönünü bilmeyen ve sadece halk arasında konuşulan bilgilerden, dedikodulardan öte gelmektedir. Ritüelin asıl amacı ise bilindiği üzere Ay’ın enerjisiyle tamamen dolup, Tanrıça’yı bedenen kabul etmektir.

Dolunay zamanı yapılan bu ritüelde, genelde ıssız orman içleri ve araziler tercih edilirdi. Başrahibenin ve rahibelerin çıplak olması, tamamen arınık olmanın, ve kutsal giysi olan bedeni kabul etmenin (aynı zamanda bir bebek gibi kişinin ÖZ’üne dönmesinin) sembolü olarak önem arz ederdi. Bazı geleneklerde başrahibeye hilalden gümüş bir taç takılırdı, bu taç lunar tesirleri çekmesinde önemli bir ritüel aracı olurdu. Başrahibe kılıcını gökyüzüne kaldırır ve ritüele başlardı. Bunun için başrahibe trans haline geçer ve çeşitli dualar, tılsımlar ile Ayın enerjisini vücuduna almaya başlardı. Tamamen Ayın lunar enerjisiyle dolduğunda, diğer grubun üyeleri veya coven rahibelerinin de dualarıyla Tanrıça çağırımı (invokasyonu) yapılır ve başrahibenin bedenine invoke edilirdi. Bu noktada Tanrıça, başrahibenin bedeniyle bütünleşir ve başrahibe vasıtasıyla kişilerle konuşur, onları kutsar, onlara ayın sezgisel enerjisini yüklerdi. Yani Tanrıça, bu kadim ritüel ile, başrahibenin vücudu vasıtasıyla Dünya’ya bedenlenir ve doğrudan temas kurardı, gizli sırlar, formüller verdiği gibi kehanetlerde bulunur ve ayrıca Tanrıça oradakileri kutsardı. Bu yüzden bu ritüel çok gizli ve kutsal bir şekilde icra edilirdi.

Bu ritüel uygulandığında yapan cadıların bembeyaz olduğu, toprağın üzerine Ay suyu denen köpüğümsü sıvıların toplandığı (ki bu sonra iksirlerde kullanılırdı), bu ritüel ile gerçekten Ay’ı kontrol edebileceklerine inanılmıştır. Bu ritüel sırasında, inançlara göre teselyalı kadınlar Ayı aşağı çektikleri için ürkütücü bedeller ödemektediler örneğin çocuklarını veya gözlerini kaybetmek gibi.. Hatta Ay tutulmaları da bu ritüele bağlanmıştır.

Elbette bu söylenceler, bu geleneğin ezoterik yönünü bilmeyen ve sadece halk arasında konuşulan bilgilerden, dedikodulardan öte gelmektedir. Ritüelin asıl amacı ise bilindiği üzere Ay’ın enerjisiyle tamamen dolup, Tanrıça’yı bedenen kabul etmektir.

Dolunay zamanı yapılan bu ritüelde, genelde ıssız orman içleri ve araziler tercih edilirdi. Başrahibenin ve rahibelerin çıplak olması, tamamen arınık olmanın, ve kutsal giysi olan bedeni kabul etmenin (aynı zamanda bir bebek gibi kişinin ÖZ’üne dönmesinin) sembolü olarak önem arz ederdi. Bazı geleneklerde başrahibeye hilalden gümüş bir taç takılırdı, bu taç lunar tesirleri çekmesinde önemli bir ritüel aracı olurdu. Başrahibe kılıcını gökyüzüne kaldırır ve ritüele başlardı. Bunun için başrahibe trans haline geçer ve çeşitli dualar, tılsımlar ile Ayın enerjisini vücuduna almaya başlardı. Tamamen Ayın lunar enerjisiyle dolduğunda, diğer grubun üyeleri veya coven rahibelerinin de dualarıyla Tanrıça çağırımı (invokasyonu) yapılır ve başrahibenin bedenine invoke edilirdi. Bu noktada Tanrıça, başrahibenin bedeniyle bütünleşir ve başrahibe vasıtasıyla kişilerle konuşur, onları kutsar, onlara ayın sezgisel enerjisini yüklerdi. Yani Tanrıça, bu kadim ritüel ile, başrahibenin vücudu vasıtasıyla Dünya’ya bedenlenir ve doğrudan temas kurardı, gizli sırlar, formüller verdiği gibi kehanetlerde bulunur ve ayrıca Tanrıça oradakileri kutsardı. Bu yüzden bu ritüel çok gizli ve kutsal bir şekilde icra edilirdi.

Bu yüksek enerji yaratımı sırasında üyeler gerçekten de Ayın aşağı doğru çekilip büyüdüğünü görebilirlerdi çünkü zihin o enerjinin akışını böyle algılayabilirdi, bunun yanı sıra başrahibe kendi görünümünde değil Tanrıça’nın suretinde görülürdü ve bembeyaz bir ten ile etrafına bembeyaz ışık saçardı. Bu yoğun enerji, bazılarında astral seyahat deneyimleri yaşamalarını sağlardı. Elbette bu gelenek her dolunayda yapılmazdı, sadece özel dolunay zamanların da veya dolunay-sabbat (mevsim döngüleri) kesişimlerinde uygulanırdı. Yüksek bir enerjiye kanal olmaktan dolayı baş rahibenin yaşlandıkça ve ritüel yaptıkça gözlerinin zayıfladığı (hatta kör olduğu) doğrudur ama dünyevi gözleri zayıflarken, ruhsal gözü açıldığı için her şeyin, özellikle fiziksel olarak gördüğümüz şeylerin ötesini görmeye başlardı. “Kör kahin” motifi de bunu tanımlar esasında. Fiziksel gözlerin kör olması, ruhsal gözün tamamen açılması demektir ve kişi maddenin ötesini görebilmeye başlar. Burada gerçekten kör olma söz konusu olmasa bile, kör kahin demek fiziksel gözleriyle değil artık gönül gözüyle gördüğü anlamına gelir.

Bu geleneğin benzerini sadece yunan ve teselya’da değil Antik Mısır’ın İsis inisiyasyonu seremonilerinde İsis’in yüksek rahibe vasıtasıyla bedenlenmesi ve rahip rahibeleriyle konuşması, bilgi vermesi olarak görüyoruz. Ayrıca Antik Sümer’de ve diğer geleneklerde de bu ritüel büyük sükunetle uygulanırdı.

''Ay tamamlandığında
Dans eder Ay’ın kızları ve oğulları,
Dans ederler beni yad ederek hatıralarında
Yıldız süslü gökyüzünün altında
Geceyi delen Ay’ın ışığında.
Nefesim nefesleri olur, ruhum ruhları
Uyanır eski sırlar ruhlarında,
Dönüşür bedenleri mabedime
Bedenlerine konuk olduğumda…'' - Ma

Bu geleneği farklı bir şekilde devam ettiren, neo pagan gruplar, wiccan ve cadılar vardır. Covenlerda yüksek rahibeler, Ay’ın aşağı indiğini imgeleyip, Ayla bütünleşerek, Tanrıça invokasyonu yapmaktadılar ve imgelemelerle bu ritüeli desteklemektedirler, tabi bu çalışma daha çok ayın lunar enerjisini çekme şeklindedir Tam bir tanrıça birleşimi gerçekleşmemektedir. Bazı wicca geleneklerinde, bu ritüeli başlatan başrahiptir.Başrahip, başrahibenin sağ göğsüne, sol göğsüne ve rahmine birkaç kez dokunarak, rahibe üzerinde ters üçgen çizer. Burada ki ters üçgen su elementinin sembolüdür. Böylece başrahibenin invokasyonuna yardımcı olur. Vücuda ters üçgen, “suyun çağırımı” olarak geçer. Bunu arkasında ki fikir, suyun alıcı ve dişil enerji taşmasıdır, böylece rahibe de Tanrıça’nın enerjisini tutacak bir alıcı, (ve aynı zamanda aracı), onun enerjisiyle dolacak boş bir “kadeh” olmuş olur.

Elbette bazı kadim gelenekleri devam ettiren coven ve cadı grupları hala bu eski gelenekleri devam ettirmekte ve Tanrıça’yı Dünya’ya davet ederek, onun kadim bilgeliğinden faydalanabilmektedirler.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 18:48

Sezgileri ve psişik yetileri arttırmak için Ay çalışmaları
Ay taşı

Ay taşı, silikat grubunda, süt beyazı renkteki mermerimsi taş üzerinde camsı bir tabaka haline bulunan doğal taşlardır. Bu taşları ışığa tuttuğunuzda mavimsi tonlarda parlarlar ve gerçekten de sihirli olduklarını hissettirirler.
Burada önemli nokta sentetik değil (plastik gibi gözüken) gerçek aytaşı kullanmanızdır (taş üzerinde camsı tabaka halinde olur) ve gerçek ay taşının fiyatının da yüksek olduğunu söyleyebiliriz.



Sol tarafta 4 adet gerçek ay taşı gözüküyor. Mermersi şeffaf olmayan taş üzerinde mavi parlayan camsı yüzey.Sağda ise gerçek olmayan 5 adet aytaşı gözüküyor. Bunlar opak, içleri gözüken derecede saydam, plastik benzeri bir yapıdadır. Gerçek olanları tercih etmek önem arz eder.

Aytaşı, eski inançlarda doğrudan ayın ışığını ve sihrini taşıdığına inanıldığı için kutsal sayılırdı ve dikkatli bir şekilde kullanılırdı. Hala daha bu amaçla kullanılmaya devam etmektedir. Ay taşı sezgileri arttırır, Ayın lunar enerjisini bize aktarır ki bu dişi enerji de aynı zamanda doğurganlık konusunda yardımcı olur. Bu yüzden arap geleneğinde doğurganlık için bayanlar Ay taşı takardı.
Sezgiselliği arttırdığı için, vizyon alınımı kolaylaştırmakta ve rüyaları netleştirmektedir. Hatta Ay taşı ile istenen cevaplar rüyada alınabilir.Mavimsi parıltısı aynı zamanda su ile alakalıdır bu yüzden duyguları hassaslaştırır, farkındalığı arttırır, ağrıları dindirici, şifa vericidir, iletişim yeteneği kazandırır ve duygusal dengeye gelmemizi sağlar. Bayanların dişil enerjilerini dengelediği için hormonal denge konusunda yardımcıdır.

Aytaşını kullanırken gümüş çerçeve ile kullanmak, aysal tesirleri cezp etmemizi sağlayacaktır. Gümüş Ay’ın metali olduğu için aytaşının tesirini arttıracaktır.
Oldukça sihirli ve mistik olan bu taş, tamamen ayın enerjisini kullanmamız konusunda ve Ay tanrıçasının bilgeliğini idrak etmemizde büyük fayda sağlar.

Önemli olan nokta ay taşını bilhassa balık ve yengeç burçlarının iki haftadan uzun takmamasıdır. İki haftadan uzun takıldığında kişide depresif duygular, tembellik ve paranoya (lunar enerjinin aşırı etkisi böyledir) gibi sorunlar yaratabilir. Bunun dışında bu taşı taktığınızda ne söylediğinize dikkat etmeniz gerekir çünkü yalan söylemenizi engelleyeceği gibi, söylemekte diretirseniz bunları ortaya çıkartabilir…

Ay taşını arındırma ve yükleme
Ay taşını, gümüş çerçeve ile aldıktan sonra tuzlu suda 3-4 saat bekletin veya akan suda 30 dakika kadar temizleyin. Reiki biliyorsanız temizleme işini Reiki ile yapabilirsiniz veya bir gece toprağa gömerek de arındırma yapabilirsiniz. Arındırmadan sonra ay taşını aktifleştirmek için, dolunay günü, Ay ışığı altında taşınızı elinizde tutun. Bunun ardından dolunayın gümüşi mavi parıltılı sihir ve mistizm yüklü enerjisini auranızdan ve taç çakranızdan çektiğinizi imgeleyin. Ve tüm enerjiyi ay taşına yükleyin, şimdi ay taşını havaya kaldırın ve kadim Aydan, Ay anneden onu kutsamasını isteyin. (İçinizden geldiği gibi…) Ay taşının, tüm ihtişamıyla Ay gibi gümüş mavi parladığını imgeleyin ve ardından bir kase suyun içine koyarak, sabaha kadar dolunay ışığında bırakın.
Bu yüklemeyi her dolunayda yineleyebilirsiniz veya sadece dolunay ışığı altına bırkamanız yeterli olacaktır.
Ay kutsama yağı
Ay’ın kutsal bitkileriyle yapacağınız ve dolunayda yükleyeceğiniz bu yağ ile meditasyonlar, psişik çalışmalar öncesinde alın çakranızı aktifleştirebilir ve sezgisel-psişik enerjinizi yükseltebilirsiniz. Bu her tür kehanet çalışması (hem kehanet araçlarının , tarot vs., kutsanması hem de bakım öncesi) için kullanılabileceği gibi, dilek çalışmaları, Astral seyahat çalışmaları, sezgi arttırma, görüyü güçlendirme gibi çalışmalarınız için de kullanabilirsiniz.
Ay yağı yapmanın iki yöntemi vardır; Ya hazır yağları alıp karıştırırsınız (kolay yöntem) ya da bitkileri toplar ve yağda bekleterek kendi yağınızı yapabilirsiniz. (Majikal çalışmalarda ikincisi her zaman daha çok tercih edilir.)

Öncelikle ihtiyacınız olan bitkiler; Yasemin, sandal, mür, melisa, Lavantadır.
Hazır için: 3 ölçü yasemin yağı, 3 ölçü sandal yağı, 3 ölçü melisa yağı, 2 ölçü mür yağı (esansı) ve 1 ölçü lavanta yağını uygun kapta karıştırın. (Çok önemli bir not: bunların esanslarını değil yağlarını edinin. Mür yağı bulunması zor olabilir bu yüzden esansını kullanabilir veya en uygun olarak doğrudan mürün kendisini, yağın içine koyabilirsiniz.)
Ev Yapımı: Bu bitkilerden uygun ölçülerde alın (sandal ağacından az miktar koyabilirsiniz) ve küçük bir kavanozun tamamına kadar doldurun (kavanozu oldukça küçük seçin), ardından üzerine saf işlenmemiş zeytin yağı ile doldurun. İsterseniz bu noktada kavanozun içerisine kutsadığınız bir aytaşını atabilirsiniz. Sıkıca kavanozu kapattıktan sonra birkaç günde bir kavanozu sallayarak, 2,5- 3 ay kadar bekletin. Yeterli süre sonunda yağı süzün ve posasını sıkın. Yağınız hazır olacaktır. Şimdi içerisine e vitamini katın (bu yağın oksidasyonunu yani bozulmasını engelleyecektir)
Bu iki şekilden birini oluşturduğunuzda, yağınızı uygun bir şişeye koyun (Siyah, ışık geçirmeyen) ve dolunay günü, yağ şişenizi elinize alın. Ardından aynı aytaşı kutsamada ki gibi, dolunay ışığını auranızdan alıp ellerinizden yağ şişesine aktarın, içinizden geldiği gibi Ay anneden kutsamasını isteyin ve işleminiz bittiğinde elinizle, şişenin üzerine Ay sembollerinden içinize sinen birini çizin (Aşağıda vereceğim). Böylelikle işleminiz bitecek.
Yağın Kullanımı: Yağı, çalışmalardan önce biraz alnınıza sürün ve “ayın ışığıyla kutsandım” diyerek niyet edin. Veya kehanet nesnelerinizi, dilek nesne veya kağıtlarınızı bu yağ ile kutsayabilirsiniz. Çalışmalardan önce bu yağdan banyo suyuna ekleyerek banyo yapabilirsiniz. Ay Tanrıçası’nın enerjisiyle bütünleşmek istediğinizde bu yağı gümüşi bir muma çizerek mumu yakabilir ve Ay üzerine meditasyon yapabilirsiniz. Bazıları suya 1-3 damla eklenerek içilebileceğini söylese de yağların tüketilip tüketilemeyeceğini (Haricen mi dahilen mi kullanılıyor) muhakkak öğrenmelisiniz.

“Luna, Luna, bella Luna,
per favore, da per me un graziosa!”

Eski ritüellerden en kutsalı, Ayı alında parlatmaktır. Bunun için gümüş bir kaseye doğal kaynak suyu doldurulur ve bu su dolunay ışığının altına konurdu. Daha sonra kişi suda ki yansımasına, dolunay, alnına denk gelecek şekilde bakar ve kendini Ay annenin kucağına bırakırdı. Bu geleneği sizde kendiniz yapabilirsiniz. Gümüş kaseniz yoksa, bunu cam kase ile yapabilirsiniz.
Bu ritüelde, su aracılığıyla kişi dolunayın enerjisini doğrudan alın çakrasına odaklar ve Ayın kehanet içeren ışığıyla beslenir. Bu çalışma alın çakrayı güçlendirmek, sezgileri ve psişik yetileri arttırmak, kehanet yapmak, rüyada cevap almak veya vizyon görmek için, en önemlisi ise kadim ay ile bütünleşerek onun sırlarına kulak vermek için yapılırdı. Bu gerçekleştiğinde dolunay formunda ki ay anne, kişiyi kutsamış olurdu. Böylece kişi sorusuna odaklanıp kehanette bulunabilirdi. Bunun için tek yapmanız gereken, ayı alnınızda kase ve su üzerinden parlattığınızı gördükten sonra, alnınızda ki aya odaklanmak ve içinizden istediğiniz gibi dua edip, sadece bu görüntü üzerine meditasyon yapmaktır. Sadece alnınızda parlayan, sizle bütünleşmiş aya bakın, parlaklığına, şekline kendinizi bu ayın ve suyun akışına bırakın… Bırakın ki sizi sırlar diyarının kapısından geçirsin ve kadim sırlarını kulağınıza rüzgar ile fısıldasın… Bu meditasyonda en önemli nokta zihni devre dışı bırakmak ve sadece bu görüntü üzerine meditasyon yaparak ruhunuzun yolculuğa çıkmasına izin vermektir.
Buna benzer olarak ay ışığı altında bekletilmiş su da, ay suyu olarak adlandırılır ve ayın lunar enerjisiyle sarjlandığı için dolunay dönemi olmasa dahi ayın enerjisinden faydalanmak için içerek veya sürülerek kullanılabilmektedir.

Dolunay meditasyonu ve ritüeli
Bu çalışma oldukça basit ama çok etkilidir. Bunun için ihtiyacınız olan;
-Gümüş mum (Yoksa Beyaz mum)
-Uygun bir kase (cam veya gümüş, kase yerine gümüş başka bir kap örneğin kadeh olabilir)
-Doğal Kaynak suyu
-Gümüş eşyalar
-Beyaz giysiler
-Yasemin veya Sandal tütsüsü
-Diğer malzemeler
1.Öncelikle ılık bir duş yapın ve elinizde varsa yaptığınız ay yağından banyo suyunuza ekleyebilirsiniz.
2.Bu çalışmayı soyunuk bir şekilde yapabileceğiniz gibi (evde kimse yoksa), rahatsız oluyorsanız (Ya da evde başkaları davarsa veya doğada yapacaksanız) beyaz ve mümkün mertebe çok rahat giysiler giyin, çorap giymeyin. Gümüş takılarınız varsa onları takın. Dolunay ışığına bakarak yapmak önem arz etmekle birlikte eğer böyle bir imkan yoksa dolunayı dışarı çıkıp gözlemleyin ve uygun yere dönüp imgeleyerek yapın.
3.Bir masa hazırlayın, (küçük sehpa veya varsa altarınız) ve beyaz ya da gümüşi renkte bir bez örtün. Tam merkezine kabınızı yerleştirin ve içine suyu doldurun. Kasenin içine bir adet gümüş nesne veya ay taşı atabilirsiniz.
4.Şimdi sol elinizi havaya kaldırın (eller bitişik) ve sağ elinizi kasedeki suya sokun. Sol elinizle aydan gümüşi enerjiyi çektiğinizi ve sağ elinizle suya aktardığınızı imgeleyin. Suyun gümüşi enerjiyle parladığını imgeleyin ve bunu net hissettiğinizde “Seni ayın kadim ışığıyla dolduruyor ve [kutsuyorum” deyin 3 defa.
b]5. [/b]şimdi elinizi indirin ve suya parmağınızı sokup alnınıza ayın kutsama sembolünü çizin 3 defa ve Ay anneden kutsamaları isteyin(Aşağıdakini)
Ardından parmağınızı suya daldırın ve sol göğsünüzden başlayarak ucu sakral çakraya denk gelecek şekilde bir ters üçgen çizin. 3 kere bunu çizerken “Ben Kadim Ay ışığının bilgeliğini almaya hazır bir kadehim” niyetinde bulunun.




7.
Şimdi sol elinizi havaya kaldırın ve sağ elinizi alnınıza koyun. Bir müddet ayın ışığıyla alın çakranızı doldurun.
8. Ardından sağ elinizi kalbinize koyun.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 18:51

Tanrıça'nın Sembolleri
Tanrıça’nın sembolleri çağlardan beri süregelmiş, form değiştirmiş ama özündeki sırrı taşımaya devam etmiştir. Yaşamın her anında, dinde, kültürde ve doğada Tanrıça’nın sembolleri hatırlatır bize eski sırları.

Tanrıça yani dişil enerjinin sembollerine her kültürde ve dinde çok rahat bir şekilde denk geliriz. Elbette bu yazıda tamamına değinmek imkansız ama yoğun olarak görülen bazı sembollere değineceğiz. Bu sembollerin sırrına ulaşmak için önce dişil enerjinin prensibini çözmemiz gerekir. İlk semboller çok daha yalındır. Lakin zamanla daha girift ve yoğun bir sembolizme dönüşmüştür. Her biri, dişil enerjinin sembolik tanımıdır. O yüzden öncelikle özelliklerini net olarak bilmeliyiz. Her ne kadar dişil enerjinin yani ilahi dişi olan Tanrıça’nın özelliklerine birinci yazıda değinsek de yine de hatırlayalım

İlahi dişi yani dişil enerjinin özellikleri

-Doğurucu ve çoğaltıcıdır (Bereket, bolluk, doğurma, meydana getirme).
-Değiştirici ve dönüştürücüdür (transformasyon etkisine sahiptir).
-Denge getiricidir.
-Şefkat, uyumdur.
-Pasiftir yani absorbe edicidir (sölümleyicidir).
-Döngülere sahiptir.
-Sezgiseldir, büyüseldir.
-Uysaldır.
-Kabul edicidir (uzayın karanlığının her şeyi kabul etmesi gibi).
-Zorluklara karşı yumuşaklıkla azim gösterir.
-Birleştiricidir, kesin sınırları ortadan kaldırır o yüzden esnektir.
-Baskı, diktatörlük karşısında kaos yaratabilir.
-Negatif unsurları ise sinsilik, hareketsizlik, şehvet gibi özelliklerdir.
İşte bu ve bunlar gibi daha nice özellik antik çağlardan bu zamana kadar kutsal ezoterik sembolizme tabi olmuştur. Hatta bu sembolizm dinler dâhil olmak üzere her yerde karşımıza çıkar. Örneğin Yunus peygamberin bir balığın (yunusun) içinde yaşaması, dervişlerin, peygamberlerin, öğreticilerin mağaralarda ilhamı almaları, kutsal kadeh ve daha nice bu tür olayların arkasında tanrıçanın gizli sembolizme ve örtünmüş yüzü saklıdır.

En kadim olan sembol: rahim ve vajina sembolü

Tanrıça’nın en kadim ve en sık kullanılan sembolleri rahim ve vajinadır. Rahim ve vajina sembolü ezoterik gelenekte farklı şekillerde gösterile gelmiştir. Yani bir çok kadim ezoterik sembolün aslıdır. Bizler için tuhaf gelse de, eski zamanlarda üreme organları doğanın temellerini yansıttığı için temel sembolizm olarak alınırdı.
Antik Çağlarda ezoterik bilgelik açık ve netti, yalındı aynı Ali’nin dediği gibi “ilim bir nokta idi cahiller onu çoğalttı”. Zamanla bu yalın sembolizm girift hale geldi farklı kimliklere büründü. İşte en yalın ve ilmin noktası olan tanrıça sembollerinden biridir bu. Rahim ve Vajina, kadının doğum yaptığı organdı haliyle doğrudan Tanrıça’nın tüm yaşamı doğurmasını ve bereketini, temel dişil prensibini anlatıyordu. Bu yüzden antik zamanlarda birçok rölyefte doğrudan oval olarak vajina sembolü gösterilmektedir. Vajinayı doğrudan oval olarak göstermeleri oldukça basit bir mantıktır ama çok derin bir çıkarımdır. Tanrıça’nın sembolü olan vajina yani oval aynı zamanda ilk yaratımın kutsal geometrik sırrını da içerir, belki de fiziki şekil bunun bir tezahürüdür…

Zamanla tanrıça figürü üzerinde apaçık gösterilen vajina sembolü sadece simgesel olarak “oval” veya bir diğer ezoterik tabiriyle “Vesica Pisces” olarak gösterilmeye başlanmıştır.
Vesica Pisces, iki çemberin kesişmesiyle oluşan oval formdur. Bu o kadar kadim ve eski bir semboldür ki bu sembol kabaladan, Hindu kültüne, semavi dinlerden, gnostik inançlara kadar neredeyse her yerde resimsel olarak geçer. Tanrıça’yı yani “dişil enerjiyi” sembolize eden vajina zamanla vesica pisces olarak sembolize edilmeye başlanmıştır. Özü unutulmuş ama sırrı devam etmiştir.
Bu kadim sembol antik mısırlılar tarafından kutsal geometride kullanılmıştır. Daha da ilginci mimari ve süslemelerde çok yer alır. Hristiyan inancında birçok rölyefte İsa bu ovalin içinde resmedilir. Aslında bu Tanrıça’dan (Meryem Ana) doğan İsa’yı sembolize eder.

Vesica pisces’ten balığa; balık sembolü

Sembolizm her daim öz bir sembolle başlar ama zamanla farklı formlarla devam eder. Bunun en büyük örneğini de balık sembolizminde görüyoruz.
Tanrıça’nın en temel sembolü olan vajina sembolü, vesica pisces olarak simgeleştirildiğinde antik zamanlarda bu şekil, “balık” ile sembolize edilmiştir. Vesica pisces ile balığın simgesel gösterimi aynıdır bu yüzden balık şekli Tanrıça’nın vajinasını yani temel dişil enerjiyi temsil eder. Eski pagan devirlerde de bu şekilde gösterilir ve bu sembolizmin vajinayı simgelediği bilinirdi lakin zamanla balığın simgeselliği fiziksel ve imgesel balık sembolü ile bütünleşti. Böylece hem çizimlerde hem de çeşitli söylemlerde geçen “balık” aslında “dişil enerjiyi” yani “tanrıçayı” temsil eder. Ezoterik gelenekte balığın rahmi ve vajinayı sembolize ettiği çok bilinen bir durumdur.


Hristiyanlıkta kullanılan bu oval formlar vesica pisces dolasıyla Tanrıça’nın kutsal sembolünden gelmiştir.


Bunun en iyi ezoterik örneğini Yunus peygamberin hikayesinde görürüz; Yunus peygamber halkına sırt çevirir ve gemiye biner, bu sırada çıkan bir fırtınada denize düşer ve bir yunus tarafından yutulur. Olayın ezoterik sırrı da burada başlar. Çünkü Yunus peygamber bu süre zarfında içe döner ve değişim sürecine girer. Balığın karnından kurtulduğunda artık Yunus peygamber imanı daha güçlü bambaşka biridir. Balığın içinde geçirdiği süreç onun DEĞİŞİM yani TRANSFORMASYONUNU sembolize eder işte bu doğrudan tanrıça’nın dişil enerjisinin değiştirici ve yeniden doğurucu sırrını temsil eder.
Döllenen yumurta ana karnında değişir ve dönüşür ardından rahim vasıtasıyla dünyaya DOĞAR. İşte bu DOĞUM ve DEĞİŞİM sürecinin temel sembolüdür, doğrudan tanrıçanın değiştirme dönüştürme sırrını yansıtır ve balıkta bu sembolün bir yansımasıdır. (Tanrı Yaratır, Tanrıça şekillendirir, değiştirir ve sürdürür) Bu yüzden yunus peygamberde balıkla sembolize edilen tanrıçanın rahminde değişmiş ve yeni bir benliğe doğmuştur.
İşte bu noktada bu değişim ve transformasyon sembolü olan rahim-balık ikilemesine benzeyen başka bir sembolizme değinmek istiyorum. Hiç düşündünüz mü neden tüm bilgeler, peygamberler, erenler hep mağarada ilham almış, mağarada peygamber olmuş veya mağarada bilgeliğe erişmiştir?


Mağara sembolizmi

Rahmin yani tanrıçanın değişim ve yeni benliğe doğurma işlevinin bir diğer sembolizmi mağaralardır. Tabiri caizse mağaralar, toprak ananın rahimleridir.

Mağaralar hem şekil itibariyle hem dağın içinde olmaları ve doğrudan toprak ananın yüreğine bağlı olmaları sebebiyle Tanrıça’nın en doğal mabetleridir. Sembolizm olarak tanrıça’nın rahmini anlattıkları gibi fiziksel olarak da o enerjiyi taşırlar. Bu yüzden mağarada inzivaya girmek aslında ana rahminde değişime uğramak ve sonra yeni benliğe, insani kâmil seviyesine, aydınlanmaya doğmak demektir. Bu yüzden nice peygamber, bilge ve üstatlar hep mağaralarda inzivaya çekilmiş ve yeni bir benlikle, görevle, aydınlanmayla bu mağaralardan doğmuşlardır. Tanrıça onları yeniden rahmine kabul etmiş ve onların bilinçlerinin arınmasına ve yükselişe geçmesine yardım ederek yeni bir benliğe doğmalarını sağlamıştır.

Kutsal kadeh, kâse ve kazan

Rahmin bir diğer formu da kadeh sembolüdür. Ezoterik gelenekte antik zamanlardan bu yana kazan ve kadeh tanrıçanın sembolü olarak sayılır. Örneğin birçok kaynakta Hecate, Cerridwen gibi tanrıçaların kazanları resmedilir veya betimlenir. Tanrıça’nın kutsal aracı ve sembolüdür kadeh ve kazan çünkü tanrıçanın rahmini sembolize eder. Bu geçmişten günümüze bilinen sembolizm sinema filmlerine ve kitaplara bile konu olmuştur.

Kadeh sembolizminden önce daha eski zamanlarda kazan sembolizmini görürüz. Çünkü her şeyden önce kazan, doğrudan rahmi anlatır ve ayrıca içine çeşitli bileşenler, gıdalar veya bitkiler konur ve pişirildiğinde bunlar arasında bir uyum yaratarak ortaya yeni bir ürün çıkarır. Alıcıdır ve çeşitli bileşenleri bünyesine alır aynı zamanda dönüştürücüdür. Bu sembolizmlerden kutsal kâseyi hristiyanlıkta çok yoğun bir şekilde görürüz. Ama atlanılan nokta, kutsal kâsenin tanrıçanın rahmini sembolize etmesidir. Yani aslında o Meryem Anayı veya Magdelalı Meryem’i (ki ikisi de tanrıçanın iki farklı yüzü olarak kabul edilir ezoterik gelenekte, isimlerinin aynı olması tesadüf değil bir sembolizmdir), Tanrıça’nın desteğini temsil eder. İsa’nın suyu şaraba dönüştürmesi de bu kâse ile olmuştur ki aslında bu da tanrıçanın dönüştürme sembolizmine bir göndermedir. Çünkü dişil prensip dönüştürücüdür haliyle kadeh tutan İsa’da içindeki Tanrıça’yı uyandıran kişiyi temsil eder.
Daha önceden de dediğimiz gibi antik zamanlarda da kazan ve kadehler her daim Tanrıça’nın sembolleri ve araçları olarak yer alırlar. Birçok efsanevi kazan veya kadeh, ölüleri diriltebilir, ölümsüzlük verebilir, şifalandırabilir ve daha nice özelliklere sahip olarak mitlerde geçer. Kelt mitlerinde geçen Dagda’nın kazanı buna bir örnektir. Tuatha De Danann’ın (öte diyar) dört hazinesinden biri olarak geçer. Bu hazine insanlara da hediye edilmiştir ve her hazinenin bir gücü vardır. Ayrıca tanrıçanın rahibeleri ve rahipleri tarafından ritüelistik özel kazanlarda iksirlerde bu felsefe üzerinden yapıla gelmiştir. Bu iksirler çeşitli ritüellerde sık sık kullanılmıştır.
Kadeh, kâse ve kazan sembollerinin rahme benzetilmesinde bir diğer unsur içerisine konan sudur. Bunlar su bulunduran kaplardır, aynı rahim gibi… Haliyle su ve suyla alakalı sembolizmde tanrıça’nın sembolleri arasında yer alır.

Ters üçgen ve su


Rahim, su ve tanrıça sembolleri arasında çok sıkı bir bağlantı vardır. Tanrıça genellikle su ile sembolize edilir çünkü suyun doğası devingen, akışkan, uyumlu, bulunduğu ortamın şekline giren tam olarak dişil enerjiyi sembolize eden yin formu halindedir. Bu yüzden tanrıça su ile sembolize edilir hatta ilk tanrıçaların isimleri genelde deniz veya su tanrıçası olarak da geçmektedir. Doğumun su ile olması ve bu sıvıyla doğumun kolaylaşması da dişil enerjinin bütünleşmesinin fiziksel halidir. O yüzden rahim, su ve tanrıça sembolizmlerine birlikte olarak çok denk gelinir.
Haliyle hem rahmi hem de su elementini temsil eden simgenin aynı olması tesadüf değildir. Ters üçgen, bütün ezoterik kaynaklarda, aynı oval şeklinin vajinayı temsil etmesi gibi, rahmi ve aynı zamanda geleneksel olarak su elementini temsil eder. Aşağı bakan (ters) üçgen dişil prensibin en geleneksel sembolüdür. (yukarı bakan ise eril prensibin sembolüdür bu yüzden heksagram eril ve dişil enerjinin beraberliğini sembolize eder).

Rahim sembolünün diğer uzantıları


Rahim sembolü sadece balık, mağara, kadeh, kazan veya kase ile sınırlı kalmamış rahmi temsil eden çeşitli form, şekil ve sembollerle sırrını devam ettirmiştir. Kadim zamanlarda dişil enerjiyi yani tanrıçayı rahim ve vajina, eril enerjiyi yani tanrıyı fallus sembolize ettiğinden dolayı bu iki temel sembol farklı varyasyonlara dönüşmüştür. Örneğin Kutsal bahçe, Nuh’un gemisi, hacerül esved (bu taş İslam öncesi dönemde de Tanrıça’nın rahmi olarak kutsal sayılırdı), Kapılar, Perde, yoni (doğrudan rahim demektir hatta rahmi yani dişil enerjinin doğurganlığını anlatan mudrası vardır) sembolizmleri rahmi ve tanrıçayı sembolize ederken, kuleler, obeliskler, uzun sütunlar ve bunlara benzer sembozlimlerde fallus ve tanrıyı sembolize etmiştir.

Bu dönüşümün en ilginç örneği ise EL sembolüdür.

EL Sembolü (Hamsa)

El sembolizmi rahim, balık, mağara ve vesica piscese nazaran daha yakın bir zamanda yaygınlaşmıştır. Açık el sembolizmi eski dönemlerde “tüm tanrıçaların eli” olarak kullanılırdı bilhassa Mezopotamya’da önemli yere sahipti. Tanrıça’nın kutsamasını, korumasını, bereketini, sihrini kısacası tüm dişil prensiplerini açığa çıkarmayı sembolize ederdi.

Hristiyanlıkta ise, Bilhassa Hristiyanlığın ortaya çıktığı ve yaygınlaştığı dönemlerde tanrıyı (eril enerjiyi) sembolize etmek için fallus yerine kapalı (yumruk şeklinde) el, tanrıçayı sembolize etmek için ise açık el kullanılmaya başlanmıştır. İşin ilginci hala daha bazı eski kiliselerde vajina ve bilhassa fallus sembolizmi ayan beyan yer almaktadır. (Buna fallik mimari denmektedir) Bunlarda aslında sembolizmlerin form değiştirmende önceki öz şeklini anlatmaktadır.
Bu sembolizm her daim tanrıça veya tanrıçanın suretleri olan dişil simgelerle özdeşleşmiştir. Ishtar’ın eli, İnannan’nın eli, Venüs’ün (Afrodit’in) Eli, İsis’in eli ve daha nice isimlerle devam etmiştir. Hristiyanlıkta Meryem’in eli olarak bunu görürüz. Yahudilikte ise Miriam’ın Eli (Musa peygamberin kız kardeşi) olarak geçmektedir. Son çağlarda ise yaygın olarak, İslam geleneğinde yer almıştır ve hamsa (“beş” anlamına gelir) sembolü olarak bilinir, bir diğer adıyla Fatıma Ana’nın eli. Kem göze karşı, şifa vermesi ve bereket getirmesi için evlere asılır ki bütün bu özellikler tanrıçanın kutsamasının sembolü olmasından öte gelmektedir. Görüldüğü gibi adeta evrensel bir sembol halini almıştır.
İşin önemli bir detayı da Hamsa sembolünde geleneksel olarak balık figürünün bulunmasıdır. (Bilhassa parmaklarda), bu balık sembolünün tanrıçanın sembolü olduğundan bahsetmiştik. Ayrıca genelde göz sembolü de eklenir ki kem göze karşı korusun diye. Esasında buradaki göz, Mısır’daki Ra’nın gözü sembolünden gelmiştir bu sembol ise “her şeyi gözeten” manasındadır. Göz ile bütünleşmiş el, evi sürekli korumak için gözeten Tanrıçayı temsil eder.

İnek ve Göğüs Sembolleri

Tanrıça için kullanılan bir diğer sembol ise inektir. Birçok farklı gelenekte İnek şeklinde resmedildiğini görürüz. Örneğin Tanrıça Hera’nın sembollerinden biridir, birçok tanrıçanın kutsal hayvanı sayılır. Özellikle Tanrıça Hathor erken dönemlerde her daim süt veren inek şeklinde sembolize edilmiştir hatta Samanyolu galaksisi Hathor’un en önemli sembolüdür bu yüzden İngilizceye “milkway” olarak geçmiştir. Aslında ineğin sembol olmasının temel nedeni süt veren göğüs sayısının fazla olmasıdır. Bu bereketi ve verimliliği anlatır. Göğüslerinden süt vermesi, yaşam vermeyi ve bereketliliği sembolize eder.

Bu göğüs sembolizminin inek değil ama farklı bir halinin en net örneğini Anadolu Artemis heykellerinde görürüz. Aslında Artemis bakire tanrıçadır haliyle Anadolu’daki Artemis heykelleri Artemis’e değil KİBELE kültüne aittir. Bu yüzden de anne tanrıçanın bereketini ve verimliliğini heykellerde yüzlerce göğüs ile sembolize edilmiş şeklide betimlenmiştir, bütün o göğüsler süt verir ve bu yaşam bahşetmenin, verimliliğin sembolizmidir.

Tanrıça’nın sırlarını fısıldayan kadim Ay

Tanrıça’nın en kutsal, en yaygın sembolü aydır. Ayın her fazı (yeni ay, hilal, dolunay) Tanrıça’nın farklı bir yüzünü tasvir eder. Ay doğrudan Tanrıça’nın fiziksel bir sureti olarak kabul edilir, bu yüzden lunar enerjiyi yani tanrıçanın dişil enerjisini bizlere yansıtır. Ayın sırları doğrudan Tanrıça’nın sırlarıdır. Tanrıça’nın ezoterik sırrı isimli ilk yazımda buna değindiğimiz için çok fazla üzerinde durmuyorum.

Toprak (Yer Ana)

Dünya’nın toprağı yer ana veya toprak ana olarak tanrıça’nın bedeni kabul edilmektedir. Toprak bu yüzden doğrudan Tanrıça’ya ve rahme benzetilir. Çünkü bir tohum ekilir ve tohum şekillenerek, filizlenerek bir ağaca dönüşür. Bu yüzden toprak, her şeyin üstünde yetiştiği, her şeye ev sahipliği yapan, sonsuz vericiliğe sahip Tanrıça’yı sembolize eder. Aynı ana rahmi gibi toprakta tohumları şekil verir, çoğaltır ve bereketlendirir, aynı zamanda yaşamın sürekliliğini sağlar. (Bu konuyla ilgili olarak Doğa ve Doğa’nın özü isimli yazımı okuyabilirsiniz)

Elma

Elma tanrıçanın bir diğer kutsal sembollerinden birisidir. Neredeyse bütün antik dönemlerde elma her daim tanrıçanın kutsal meyvesi olarak geçmiştir. Bunun temel nedeni hem titreşimi hem de içinde gizlediği sırdır.


Elma ortadan kesilince pentagram şekli çıkmaktadır.

Bu sembolizmin çıkış kaynağı elma ağacının ve meyvesinin saf dişil enerjiye sahip olmasıdır. Bu yüzden doğrudan tanrıçanın bilgisini hatırlatmak için bu dünyada olduğunu söyler kadim gelenekler. Bir diğer önemli nokta ise elmayı kestiğinizde ortaya çıkan içindeki pentagram şeklidir. Pentagram Venüs gezegenin Dünya’dan gözüken dönüş yörüngesidir, Venüs ise doğrudan roma mitolojisinde Tanrıça olarak geçer ve diğer geleneklerde ise Tanrıça’nın gezegenlerindendir. bu yüzden elma Tanrıça’nın meyvesi ve sembolü olarak ezoterik gelenekte yer almıştır. Pentagramın bir diğer ilginç kısmı ise sadece Venüs ve Dünya’nın denk düştüğü (Dünya’dan gözüken) yörünge değildir.

Tanrıça’nın gezegenleri ve pentagram


Tanrıça genelde yoğun olarak ezoterik gelenekte üç gök cismiyle sembolize edilir, Ay, Dünya ve Venüs. Bu üç gezegenin karşısında Tanrı’ya tekabül eden bölümler vardır.
Dünya, doğrudan Tanrıça’nın bedeni olarak kabul edilir ve toprak ana veya doğa ana olarak isimlendirilir. Yunan mitlerinde dünya’nın kendi Tanrıça bilincine Gaia ismi verilirdi. Tanrıça’nın Yani Dünya’nın merkezindeki magma (hareketli dönen ateşsel merkez) ise Tanrı’yı sembolize eder. Haliyle Tanrı ve Tanrıça birliktedir. (Aynı zamanda doğanın vahşi yüzü de Tanrının avcı yüzüyle tasvir edilirdi)

Ay ise yine Tanrıça’nın sembollerinden biridir. Ayın fazları Tanrıça’nın döngülerini gösterdiği gibi, ayın lunar enerjisi ise doğrudan Tanrıça’nın dişil enerjisiyle alakadardır ve sezgisellikle alakalıdır. Ay pasiftir çünkü güneş’in ışığını yansıtır ve absorbe eder, bu da dişil özelliklerinden biridir. Gece ortaya çıkar ki karanlık ve gece yin’in yani dişil prensibin özelliğidir, rengi gümüşi özellik taşır ki Tanrıça’nın kutsal rengi sayılır.Tanrıça’yı sembolize eden Ay’ın karşısında Tanrı’yı sembolize eden Güneş vardır. (Buna ilk yazımda değinmiştik)
Venüs ise Tanrıça’nın aşkını ve şefkatini anlatan bir sembolüdür. Her kültürde istisnasız aşk tanrıçasının temel sembolü kabul edilmiştir.

Ay, Dünya ve Venüs Tanrıça’nın farklı yüzlerini anlatan farklı sembolleridir. Ay, sezgisel ve büyüselliği, Dünya, yaşam ve bereketi, doğurganlığı, anaçlığı, Venüs ise aşkı, güzelliği, sanatı, zarafeti ve estetiği temsil eder. Tanrıça’nın bu üç gezegeni üç farklı özelliğin tesirlerini taşır bize.
İşin ilginç kısmı ise Venüs ve Dünya yörüngelerinin kesişimlerinde gizlidir. Venüs yörüngesinde dönerken Dünya ile hizaya geldiği noktalar çizildiğinde ortaya pentagram şekli çıkmaktadır. Haliyle Venüs’ün Dünya’dan gözüken yörüngesi eksiksiz bir pentagram oluşturur. Bu haliyle pentagram beş elementi temsil etmesinin yanı sıra Tanrıça’nın bilgeliğini de temsil eder ve haliyle Tanrıça’yı temsil etmek için kullanılagelmiştir. Bariz bir şekilde pentagram Sümer kültünde İnanna’nın (tabi onun devamı olan Ishtar ve Astarte’nin) kutsal sembolü olarak karşımıza çıkıyor. Daha da ilginci Venüs’ün güneş çevresinde döngüsünün yörüngesi de bir pentagram oluşturur ve bu dönüş sırasında ortaya çıkan motif gülü anımsatır. Bu yüzden gülde tanrıça’nın bir diğer sembollerindendir.
Bu yörüngelerin görselini aşağıdan izleyebilirsiniz;



Gül sembolü



Gül Tanrıçanın (bilhassa tanrçanın aşk ile alakalı yüzünün) en eski ve en yaygın sembollerinden beridir. Güller, tanrıçanın kutsal vulvasını sembolize eder ki bu yaşama açılan kapıdır. Genellikle beş yapraklı gül Tanrıça’nın kutsal bitkisi olarak hep karşımıza çıkar. Bunun bir diğer nedeni vulva sembolizmi dışında yukarıda bahsettiğimiz yörüngedir. Antik Hindistan’da, Yüce Anne kutsal gül ile sembolize edilir. Asya’da, Tanrıça’nın çiçeği, kırmızı Çin gülü olarak geçer. Antik Roma’da, gül Venüs’ün kutsal çiçeğidir ki hatta modern Hıristiyanlıkta Meryem Ana gül ile ilişkilendirilir.
Gülün açması kişinin içindeki Tanrıça’nın uyanması ve dişil enerjisinin erille dengelenmesini temsil eder. Özellikle bazı geleneklerde gül motifini çok net görürüz ki bu dişil enerjiye önem verildiği anlamına gelir. Gül aynı zamanda kalp çakrasının bitkisi ve esansıdır. Gül suyu veya aroması koklamak kalp çakrasını aktif hale getirir bu yüzden sevginin, aşkın ve şefkatin titreşimlerine sahiptir.

Spiral sembolü
“İnsan zihni her zaman gelişir ama bu gelişim spiraller şeklindedir. Madame De Stael”

Spiral neredeyse en eski sembollerden biridir, mağara çizimlerinden modern sembolizme kadar tanrıçanın sırrı spirallerle aktarılmıştır.
Spiral bir merkezden yani bir noktadan dışarı doğru büyümeyi ve gelişmeyi sembolize eder. O nokta tanrı (yaratım) ve spiralin gelişmesi ve büyümesi ise tanrıçayı (gelişme) sembolize eder.

Yani yaratılış ve gelişimin temel kutsal sembolüdür. Aslında bu eril ve dişil prensibin birlikte çalışmasının simgesel gösterimidir. İlk yaratımdan sonra dişil enerji yani Tanrıça onu değiştirip dönüştürür ve tekâmül ettirir işte bu yüzden en kadim tanrıça sembollerinden biri de spiraldir. Gelişmenin ve büyümenin halkalar halinde olması dişil enerjinin giriftliğini anlatır. İşte bu esneklik ve uyum dişil enerjinin temel prensibidir. Dişil enerji esnek, değişken ve geliştirendir. Bu yüzden gelişim ve titreşimler düz bir çizgi halinde değil, spiraller halinde zuhur eder.
Enerjisel çalışma olarak bir spiral içinde hareket etmek (Veya spiral içinde yürümek) yaratımın enerjisini tekrar oluşturmak manasına gelir. Enerjiyi dengeler ve önce Tanrısal enerjiyi uyandırır (başlangıç noktası), sonra ise Tanrıçasal enerjiyi açığa çıkarır.Spiralin dıştan içe ve içten dışa gidimi farklı bir enerjisel dengeyi (enerjinin odaklanması veya enerjinin dağıtılması) temsil eder.
Bazı geleneklerde üçlü spiral (özellikle kelt kültüründe) çok sık görebiliriz, burada da bir üçleme ve tanrıçanın üç yüzünü sembolize etme vardır. Bunlar aynı zamanda enerjinin dönüşümünü de sembolize ederler.

Tanrıça Diana sembolleri olan hasat ürünleri (üzüm ve mısır) ve yaban tavşanı ile.

Tavşan

Tanrıça’nın bir diğer sembolü de tavşandır. Eğer bir yerde yoğun bir tavşan veya yabani tavşan figürü varsa orada Tanrıça’nın bir sırrı var demektir.
Dişilliğin en bilinen sembolüdür ve çağlar boyunca dişil enerji ve Tanrıça ile ilişkilendirilmiştir. Ay döngüsünü temsil eder, doğumu, bereketliliği, uzun ömrü, dişil saflığı (bakire sembolizmini) veya yeniden doğuşun döngüsünü sembolize eder. Yalnız dişil enerjinin bu özelliklerini gösterdiği gibi bir de şehveti (seksüaliteyi), sinsiliği ve korkaklık gibi negatif unsurları da temsil edebilir.
Çin’de Budist mağara tapınaklarından, Antik Mısır’ın hiyerogliflerine, İpek yolu boyunca, Ortadoğu’da, Macaristan’dan Polonya, Almanya, İsviçre ve Britanya adalarına kadar tavşan sembolizmine hep denk geliriz. Paskalya’nın vazgeçilmez sembolü olduğu gibi paganizmde de Tanrıça Eoster’in (ki Paskalya Ostara geleneğinin devamıdır) sembolü olarak karşımıza çıkar. Antik Mısır’da tavşan başlı tanrıça olan UNUT formu şeklinde sembolü görürüz. (Hatta hiyeroglifsel gösteriminde tavşan vardır) Yunan mitlerinde bakire ve doğanın vahşi tanrıçası Artemis’in hayvanı olarak geçer. Ayrıca aşkın ve zevkin tanrıçası olan Afrodit’in de kutsal hayvanıdır. Hatta antik Roma’da bir kişi aşkını yaşayan bir tavşanı hediye olarak vererek belirtirdi. (Bu ayrıca cinsel birliktelik istediğini de sembolize ederdi) Hatta Ortaçağ döneminde tavşan şekilli yüzükler evliliğin sembolü olarak takılırdı. Ayrıca bazı Antik yunan ve Roma mezarlarında tavşan figürlerinin kazılı olduğunu görürüz ki bu da doğum, ölüm ve yeniden doğum döngüsünü sembolize eder. Germen mitlerinde yine vahşi av tanrıçası ve toprak tanrıçası olan Holda’nın kutsal sembolüdür. Görüldüğü gibi neredeyse tüm kültürlerde tavşan ve tanrıça birlikte anılmış ve tanrıça’nın kutsal hayvanı ve sembolü olarak yer almıştır. Bu eski pagan inançlarda cinsel birliktelik, doğum, bereket, ay, yeniden doğum süreci ve yenilenme sembolleri iç içedir.

Bir şekilde tavşan tanrıça ve ay sembolizmi büyük bir bağ içerir. Tavşanların ayın döngülerini temsil etmesi ve bu döngülerinde Tanrıça’nın döngülerini anlatması antik zamanlardan beri süregelen bir semboller bütünüdür. Örneğin Antik Mayalarda ayın fazlarının değişimi tavşanın zıplamalarına benzetilirdi, ay döngüleri yine tavşanla sembolize edilirdi. O denli sıkı bir bağlantı vardır ki Roma inancında ay gökte gözüktüğünde tavşanların tüm doğayı seyre daldığı düşünülürdü (Ayrıca gözleri açık uyumaları da bu inançta etkiliydi) Avrupa folklorunda ise bir ayın tüm döngülerini bir tavşanın gözünde görülebileceğine inanılırdı. Bir diğer inanç ise Dolunay gecesi Tanrıça’nın rahip ve rahibelerinin (kadim geleneği takip eden cadıların) yabani tavşana dönüşebilme yeteneklerinin olduğudur. Birçok eski kaynakta kadim zamanlarda Tanrıça’yı çağıranların ormanda dolunayda tavşana dönüşebildikleri ve doğanın bilinciyle bu şekilde temas edebildikleri söylenir. Bu eski bilgilerin yanı sıra,1662 yılında Hristiyanlığın karanlık çağlarında cadılıkla suçlanarak, işkence gören Isobel Gowdie arkadaşlarıyla birlikte tavşana dönüşebilme yeteneği olduğunu itiraf etmiştir (Elbette o kadar işkence altındaki ifadelerinin doğruluğu tartışılır) ve tavşana dönüşmek için bir dua okuduklarını söylemiştir. Bu doğru olsun ya da olmasın tavşanın kadim zamanlardan günümüze kadar Tanrıça’yı sembolize eden en kutsal hayvanlardan biri olduğu kaçınılmazdır.

Tanrıça’nın Sembollerini Hatırlamak

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi sembolizmler oldukça yalındır ama Dünya’nın dört bir yanına dağılmış vaziyettedir. Eski zamanlarda manası bilinen sembolizmlerin anlamları unutulmuş ama şeklen bilinmeye ve geleceğe aktarılmaya devam etmiştir. Bu sembollerin farkında olmak Tanrıça’nın bilgeliğini ezoterik olarak deşifre edebilmek demektir. Bu semboller Tanrıça’nın sırlarını ve vasıflarını geçmişten günümüze çağlar boyunca getirmiştir. Dinler, ekoller, öğretiler, kültürler, insanlar, bilinçler değişmiş ama sembollerin bilgeliği sabit kalmış ve görebilenlere sırları ifşa etmiştir. Tanrıça’nın sembolleri yaşantımızın her anındadır, bir Fatma ana’nın elinde, bir tavşan figüründe, aldığımız elmada, bir balık figüründe, mağaralarda veya kokladığımız gülde… Tanrıça farklı sembollerle yaşamın her alanında, sırrını her daim fısıldar ruhlarımıza. Bize düşen ise, o sırlara kalbimizi açmaktır.

Efe Elmas

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 18:52

At Nalı İnancı


Açık ucu yukarıya gelecek şekilde kapıya at nalı asmak

Orta çağ'da cadıların atlardan korktukları düşünülürdü. Nal da atı simgelediğinden naldan da korkacaklarını düşündükleri için insanlar kapılarına at nalı asarlardı.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   Ptsi Kas. 24 2014, 18:53

Wicca Eşyaları



_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Gölgeler Kitabı-Books of Shadows Örneği
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 4 sayfasıSayfaya git : 1, 2, 3, 4  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Konu Dışı-
Buraya geçin: