AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 İlk Karşılaşma

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Diana Maurice
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1163
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 25

MesajKonu: İlk Karşılaşma   Ptsi Kas. 24 2014, 21:22



Kendini biraz yorgun ve tedirgin hissediyordu bugün. Hislerinin eskisinden bile keskin olduğu bugünlerde tüm duyguları olduğundan fazla hissetmek yetmiyormuş gibi bir de üstüne yorgunluk ve tedirginliği daha keskin hissetmek yıpratıyordu onu. Yine gizli kapaklı işlerle meşguldü. Yeğeni Theo'nun göndereceği adamı beklemek çok sıkıcı geliyordu. Beklemekten yorulmuştu ki dükkânının girişinde esmer ve yakışıklı bir adam belirdi. Üzerinde çekici ve kötücül bir hava vardı. Adamı gözleriyle süzdü. Keskin bakan gözlerine baktığında kendisini kaptırmamak için zor tuttu. Kanında hiç bilmediği bir sıcaklık vardı. Biraz hiddetli bir ses tonuyla konuşmaya başladı. ''Ne istiyorsun yabancı? Konuşsana...''

Adamın şaşkın bakışları ve birkaç saniye duraksaması geçti. ''Beni Kral Theo gönderdi.'' Dedi güçlü ve tok bir sesle. Adama biraz sinirli baktı. Sesini kıstı ve konuşmaya başladı tekrar. "Sessiz ol. Buyur içeri geçelim." birkaç adım sonra Elia'nın dükkanda uğradığı zaman misafirlerini ağırladığı bir oda vardı ve oraya geçtiler. Loş ışıklı odada küçük bir masaya oturdular. Gayet ciddi bakıyordu genç adama. Bakışlarına ve çekiciliğine kendisini kaptırmamalıydı. Son günlerde yataklarına aldığı adamlar konusunda hakkında bir sürü dedikodu çıkmıştı zaten. Sağ elini kaldırdı ve hizmetçisine döndü. "Bize iki kadeh şarap getirin." Şaraplar geldikten sonra ikisi de birer yudum aldılar. Ciddi bakışlarını gözlerinden kaçırdı ve Elia tekrar konuşmaya başladı. "Buraya geleceğinden kimseye bahsettin mi?"


"Sadece Kralımız Theo ve Kraliçe Anya biliyor Leydim.'' Her ne kadar bir yabancıya güvenmese de güvenmesi gerektiği izlenimine kapılmıştı. Anya'nın bu işten haberdar olması pek de hoşuna gitmemişti. Ama Anya ve Theo'nun araları kardeş gibi iyiydi. Sert bakışlarıyla dikkat çekmemesi elden değildi. Biraz formdan düşmüştü belki de. Ama soğukkanlı ve sakin durması pek sıra dışı da sayılmazdı. Birkaç küçük adımla iyice sarıp sarmalanmış malzemeleri getirdi. Şarabından bir yudum daha aldıktan sonra genç şövalyenin yüzüne bakmaya devam etti. "Şimdilik seni burada misafir edelim. Yarın sabah yola çıkarsın. Sakın unutma eğer sana soracak olurlarsa bu malzemeleri benim Kyros'daki evime götürüyorsun." Hizmetçilerden birine döndü. "Misafirimize yiyecek birşeyler getirin. Uzun yoldan geldi. Mutlaka aç olmalı." Dedikten sonra arkasına yaslandı. "Söyle bakalım genç adam adın nedir?"

'John Seton, efendim.'' Bu ismi birkaç kez duymuştu. Fakat daha önce tanışmak nasip olmamıştı. Çünkü genç Leydi bakışlarını adamın üzerinden çekmiyordu.Dikkatli ve sessiz bir şekilde baştan aşağıya genç adamı süzüyordu, tabi ki genç adam da bunun farkındaydı.Bundan da cesaret alarak genç kadına ''Leydim, dünya sizin güzelliğinizi kaldıramayabilir.'' Kendisini ona çeken karmik bir bağ hissetti. Sanki uzun süredir tanıyormuş gibiydi onu. Hisleri ve sezgileri kuvvetliydi. Teninin sıcaklığı Elia'ya kadar geliyordu. John'un çapkın ve alaycı gülüşüne karşılk vermek anlamında biraz kur yapar gibi gülümsedi ve şarabından bir yudum daha aldı. . "Sizin gibi genç ve yakışıklı bir beyefendiden bunları duymak benim için büyük bir iltifat sayılır Lord Seton." Dedikten sonra tekrar hizmetçisine döndü. " Lord Seton çok yorulmuş olmalı. Uzun ve yorucu bir yolculuktan geliyor. Sana, özel misafir odasına götürün ." Lord Seton'a daha belirgin bir gülümsemeyle. Lord Seton kalktığında çaktırmadan hizmetçisine döndü. Fısıltıyla konuşuyordu. "Banyo suyuna her zamanki afrodizyak iksiri dökün." Dedi ve muzipçe gülümsemeye devam etti.


Üzerinde yalnızca hafif ipek bir kıyafet vardı. Kalbi pır pır atıyordu. Teni uzun süredir bu kadar ısınmamıştı. Tüm kan beynine hücum ediyor, yüzünün kızarıklığı bir kat daha artıyordu. Yavaşça Lord Seton’un kapısını araladı. Büyükçe küvetinin içinde çırılçıplak bir yunan ilahı kaslı, genç ve yakışıklı adam yıkanma havuzlarından birindeydi. Bir iki küçük kedi gibi adım attı. Üzerindeki hafif elbiseyi çıkardı ve suya girdi. Genç adamın dikleşen uzvunu suyun içinde kavradı ve bir oyuncak gibi oynamaya koyuldu. Erkek teslim olmuş gibiydi. Hiç çırpınmıyordu. Dudaklarını genç adamın dudaklarına değdirdi ve onu öpmeye koyuldu. Tutkulu busesini dudaklarını dokunduktan sonra başını genç adamın kas yığını göğsüne dayadı. Bir fahişe gibi alaycı bir ses tonunda kıkırdamaya başladı. “Lord Seton bu gece nasıllar acaba?”


''Gayet iyiler Leydim. Hele sizin marifetli elleriniz ve muhteşem dudaklarınız karşısında nasıl kötü olabilirler ki?'' diyerek tekrardan Elia’yı istekle ve ihtiraslı bir şekilde öptü. Daha Sonra havuzdan çıkıp yatağa geçtiler.. Uzun süredir atakta bu kadar haz aldığını hatırlamıyordu. Sanki yatağındaki bir erkek değil yunan tanrısıydı. Doyumsuz sınırsız ve nefes kesiciydi. Hiçbir erkeği bu kadar uzun süre arkasında tanımamıştı bacakları kasıldı. Nefesi kesikleşti. Kalbi yerinden çıkıp fırlayacakmış gibi pır pır atıyordu. Inccubus olduğunu bilmiyordu fakat Inccubus cazibesine çoktan kapılmıştı John’un.

Gece hiç olmadığı kadar uzun geçti. Bu kadar hareketli bir geceyi bir daha unutmayacaktı. Hayatında geçirdiği en hareketli geceydi. O kadar yorulmuştu ve bacakları kasılmıştı ki sabah zor uyandı. Üzerinden sanki bir yük geçmiş gibiydi. John’un gençlik enerjisine Elia daha fazla dayanamazdı herhalde. Yerdeki ipek elbisesini üzerine geçirdi. John’un yanağına ise sıcak bir buse kondurdu. Tam gitmek üzereyken arkasını döndüğünde kolunda sıcak ve güçlü bir el hissetti.

.''Leydim, siz Lordunuzu nereye bırakıp da gidiyorsunuz?"'Ellerini ipek elbisesinden geçirdi ve çıplak tenini sıkıca sarıp okşamaya başladı. Bu Elia’yı fazlasıyla tahrik etse de durması gerektiğini biliyordu. Ama muzipliğinden de taviz verecek değildi elbette. Yavaşça kalktı ve elini çarşafın içine soktu ve erkeğin oyuncağıyla oynamaya başladı. Elini çarşaftan çıkardı ve çarşafın altındaki çıplak bedenini erkeğin oyuncağına sürttü. Elleriyle John’un iki kolunu da yatağa doğru bastırdı. Birkaç sürünme hareketinin hemen ardından Dudaklarını erkeğin dudağına yapıştırdı. Ateşli ve tutkulu bir öpüşmeden sonra elbisesinin kolunu düzeltti. “Kusura bakmayın lordum ikimizin de yapılacak işleri var.” Diyip hoppa bir genç kız gibi kıkırdayarak odadan erkeğine kuyruk sallayarak odadan uzaklaştı.

Gidip gitmediğini kontrol etmek için odaya girdiğinde yatağın üzerindeki notu gördü. İçinde ne yazdığını ne merak ediyordu. Hiç bir erkek tek gecelik bir ilişkiden sonra ona not bırakmamıştı. Notu açtı ve okumaya başladı. ''Leydim sizinle bu şekilde ayrılmayı gerçekten istemezdim. Fakat bende emir kuluyum. Verdiğiniz malzemeleri bir an önce gitmesi gereken yere götürmeliyim. Unutulmayacak bir geceydi teşekkürler. Sizinle yeniden görüşmek dileğiyle.''Hafifçe alaycı bir şekilde gülümsedi. Bu durum kadınlık gururunu okşamıştı. Hızla odadaki masaya doğru yürüdü. Etrafını kontrol etti ve masadaki mumu yaktı Notun olduğu kâğıdı mumun alevine tuttu. Alaycı kıkırdamaya devam etti. “Aptal çocuk. Onu bir daha yatağıma almayacağımı bilmiyor herhalde.” Bir an tekrar düşündü. Geri gelecek miydi? Geri gelmesini ne kadar istese de bunu kabullenmek istemiyordu. Ama asla kendini bir erkeğe bağlayamazdı. Ölen ikinci kocasının her gece başka bir fahişeyle yatmasının verdiği acıyı üzerinden atamamıştı. Bu yüzden hayranlık beslediği bu cinse nefret de besliyordu. Geri dönebileceği ihtimalini bir an aklından geçirdi ve muzipçe gülümsedi. Tekrar aynı hazzı katbekat fazlasıyla yaşayacağı ihtimali onu heyecanlandırmıştı. Kâğıdın küllerini yere doğru süpürttü ve odanın kapısını kapayarak oradan hızla uzaklaştı.
[align=center]-RP SONU-[/align]

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
İlk Karşılaşma
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Fransisco Armani-
Buraya geçin: