AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Cariyenin Önlenemez Yükselişi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Cariyenin Önlenemez Yükselişi   Çarş. Ağus. 26 2015, 17:40

[center]


Paronoyak,agresif ve korkak… Artık beni tanımlayan üç kelime olmuştu. İki bebek annesi olmak son derece zordu. Her gece uykunun bölünmesi, her an ölecekmişler paronoyası, sütümün yetmeyecekmiş gibi hissetmek, her gece kabuslar görmek gibi bir sürü nice kötü duygu beni ele geçirmişti. O zamanlar özellikle loğusa döneminde de fazlasıyla çekilmez bir kadındım. Etrafıma emirler yağdırıyordum. Hamilelikle alakalı bir sürü kitap okumanın verdiği bilgiçlikle dadılara bile kök söktürüyordum. Oğlumu emziriyordum ama kızımı arada. Süt annesi ona yeter diye düşünüyordum. Bu benim ileride çok canımı yakacaktı. Biricik kızım ilgisizliğiğimin kurbanı olacaktı. Her ne kadar itaatkar gibi gözükse de kendi kanımdan gelen benim ve oğullarımın kuyusunu kazanlara yardım edecekti. Bunu bilseydim belki de onu bebek iken öldürürdüm. Ama bu üç kötü duygunun yanında artık annelik denen duyguyu da tatmıştım.Olduğumdan iyi ve olduğumdan daha tehlikeli ve saldırgan olabiliyordum. Bu gençliğimin son demlerini uç noktalarda geçirecektim. Ancak eski ben ileriki yaşlarımda gelecekti. Eskisinden de güçlüdüm. Eskisinden de güçsüzdüm. Ve Hiç olmadığım kadar tehlikeliydim.

“Yeter artık boğacaksın bebeği.” Gene huysuz ve aksi olduğum, hayal gücümün ve paranoyamın hudutlarındayken acımı zavallı kızıma sütünden başka bir şey vermeyen zavallı kadından çıkarmıştım. Fazlasıyla sessiz ve dalgındı. Evladını kaybeden bir anne olması umrumda değildi. Ama ondan nefret ediyordum . Nedenini bir tülü anlamasam da durum böyleydi. En yakınımdakiler bile birer düşmanmış gibi görüyordum. Ana Kraliçe’nin ve Kral’ın bile çocuklarımı sevmesine tahammül edemiyor, oğlum başta olmak üzere hiç birini paylaşamıyordum. Anne olmak benim için bile zordu. Eşliğimi bile unutmuştum artık. Lohusam geçmesine rağmen kocam beni görmeye gelmiyordu.
“Peki hanımım.” İtiraz bile etmemişti. Farkında olsam bile çok az emzirmişti kızımı. Memeyi bırakınca aniden kızım ağlamaya başlamıştı. Küçük Hye Mi’m oğluma yani Shin Goon’uma göre daha büyük doğmuştu ve fazla iştahlı emiyordu. Birkaç ayda süt annesini kurutacaktı neredeyse.  Shin Goon’un uzerine fazlasıyla düşüyordum. Lanetli ve ölümün bol olduğu bu kalabalık ailede doğma kadersizliğinin verdiği bedbahtlığı onlara yaşatamazdım. Bazen onları da alıp bu lanetli yerden ve kanın durmak bilmediği aileden kaçmak istesem de yapamıyordum. Çünkü daha korkak ve cesaretsizdim. Hem olduğumdan daha güçlü ve nüfuz sahibiydim. Gelirlerim artmıştı. Karoborsacılık ve stokculuktan epey servet kaldırmıştım. Nüfuzum ve saygınlığım tüm ülkeye yayılmıştı. Bir anne ve bir şeytan oluşum da cabasıydı. Sürekli ölen kraliyet erkekleri de beni daha güçlü kılıyor, Shin Goon’un tahta çıkma olasılığını arttırıyordu. Gün gelecek ve ülkenin en güçlü kadını olacaktım. Bu ihtimale fazlasıyla sarılmıştım.
Kraliçe Yeong ile aram fazlasıyla iyiydi. Ve bana fazlasıyla güveniyordu. Onun için her ne kadar kötü bir alternatifmişim gibi gözükse ve her ne kadar onun düşmanları benim sözde dostum da olsa aramızdaki babadan gelen kardeşlik bağı bir birine yakın kılmıştı ikimizi. Hem karakter hem de görünüş olarak bana hiç benzemiyordu. Tek fark ayağımızdaki babamızdan gelen doğum lekeleriydi. Ana Kraliçe ile araları da epey iyiydi. Her ne kadar düşman ailelerden gelseler de aralarındaki ittifak suların durulması için gerekliydi. Park’ların düştüğü hataya düşmek de istemiyordum. Onların sonunu ben getirmiştim. Şimdi de kendi sonumu getiremezdim. Ama veliaht prensin ani ölümü ve Kraliçe Yeong’un oğlunun veliaht prens oluşu onu fazlasıyla güçlü kılmıştı  saray içinde. Her ne kadar müttefiklerimin oğlumu tahta çıkarma arzusuna kapılıp yanlış bir şeyler yapmasını da istemiyordum. Epey kan dökmüştüm. Ben kana susamış bir cellat değildim. Ama benden habersiz yavaş yavaş öldüren bir zehirle kralın oğullarından biri daha ölmüştü.  Bunu öğrendiğimde her ne kadar öfkeden kudursam da yapacağım bir şey yoktu.
Artık her şey tıkırına dönmüştü. Kralın orta yaş krizine girmeye başlamsı ve fazlasıyla tenimi arzulaması sonunda ben dört  yıl aradan sonra hamile kalmıştım. Shin Goon ve Hye Mi’nin üçüncü yaş günlerinde hediye olarak ünvanım yükseltilmiş ve konağım taşınmıştı. Cariyenin önlenemez yükselişi başlamıştı. Artık Asil Eş Yoon  Gui-İn idim.
[/align]

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Cariyenin Önlenemez Yükselişi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Fransisco Armani :: Krizantem Günlükleri-
Buraya geçin: