AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Güçsüz Kraliçe

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Güçsüz Kraliçe   Perş. Ağus. 27 2015, 09:59


Kız kardeşimin ölümünün üzerinden günler geçmişti. Ben ise sürekli yas tutuyordum. Her gün tapınağa gidip onun için dualar ediyordum. Ama ben de durumun farkındaydım. Ben ne zaman kraliçe olacaktım? Tüm saray bunu konuşuyordu. Kraliçelik benim en doğal hakkımdı. Saraydaki tek Kraliyet Asil Eşi bendim. Veliaht prensin ve ondan sonra taht hakkı olan iki prensin de. Mutlak güce işte bu kadar yakındım. Benim olanı sonunda alacaktım. Doğum hakkımdı o taht benim eğer ölü gösterilmeseydim. Güç, benim kaderimdi. Başka türlü olamazdı. Defalarca kez kraliyet kanı kanımda dolanmıştı. Ben kutsal olanı taşıyandım. Ben sarayın müstakbel yüce hanımefendisiydim.

“Hanımım ana kraliçe hazretleri teşrif ettiler.” Derin bir nefes aldım. Her zamanki soğuk ifadesiz ifademin arkasına gizlendim. Yapabildiğime en iyi şey belki buydu. Ama ben daha fazlasıydım. Rüştümü fazlasıyla ispat etmiş dişli bir rakiptim. Konağıma doğru ilerledim ve o kadının karşısına selamımı verip oturdum. “Hoş geldiniz Ana Kraliçe’m.” O buruşuk ve meymenetsiz yüzüyle bana bakmaya devam etti. Bir ayağı çukurda olan bu kadın neyin peşindeydi daha. Birkaç yıl sonra muhtemelen öleceğinden emindim. Ama neyin peşindeydi ve ben bunu ne zaman anlayacaktım. “Lafı çok fazla uzatmayacağım. Küçük kız kardeşin öldüğüne göre yeni bir kraliçeye ihtiyacımız var maalesef. Ne yazık ki de en yakın aday sensin. Veliaht prensin ve ondan sonra gelen iki prensin de annesi sensin. Seni mecburen kraliçe yapacağız. Ama ben yaşadığım müddetçe hiçbir şeye karışamayacaksın. Sözünün hiçbir hükmü olmayacak. İstediğin zaman istediğinle görüşemeyeceksin, saray dışına dahi çıkmana izin vermeyeceğim. Önümüzdeki hafta tören yapılacak haberin olsun. Hazırlıklarla bile ilgilenmene müsaade etmiyorum.” Daha iyi bir muamele beklemiyordum. Söyleyeceğini söyleyip gitti yalnızca. Ama unuttuğunu düşündüğüm bir şey vardı; Soronlar… Zımni de olsa bir Soron idim. Elbette beni destekleyeceklerdi. En azından cariye seçiminde ve çocuklarıma eş seçiminde Soronları karşısına alamazdı. Ana Kraliçe güçsüzdü. Ya da gücünün kaynağını ben bilmiyordum.

Kafamda sinsi planlar günlerce dönüp durmuştu. Kendi çocuklarımı bile zor görüyordum artık. Kraliçelik törenime geçiş törenim hakkında en ufak bir söz hakkı bile tanınmamıştı. Bir kukla gibi törene katıldım. Hiç hayal ettiğim gibi olmamıştı. Ama gerçekleştiği için de şükretmiyor değildim. Artık kan dökemezdim. Hele ki kral ve ana kraliçe hayattayken. Ama yaptıklarım yapacaklarımın da teminatıydı. Ama bir mühlet uslu durmam gerekliydi. Çocuklarımı yoğunlaştığım ve onları hayattan bezdirdiğim zamanlardı. Soğuk, katı ve otoriter bir annenin estirdiği tiran havası hayatlarının en zor günleri olmuştu. Dediğim gibi yapıp uslu durdum. Ama aklım hala annemdeydi. Annemi bile görmeme iznim yoktu. Özel günler ve kutlamalar hariç neredeyse hiç göremiyordum onu. İyiden iyiye süzülmüştü. Her görüşümde ölüme bir adım daha yaklaşıyordu. Babam olacak adam anneme çok çektiriyordu. Benden çıkaramadığı acıyı annemden çıkarıyordu. Halının içine koyup dövdüğünü duyunca artık kimse beni tutamazdı. Gizlice saraydan kaçtım. Gecenin sinsi seri adımlarına karışmıştım.



“Efendi Yeong’a geldiğimi haber verin.” Baba bile demeye yüzüm yoktu. Başköşeye kuruldum. Ne de olsa artık kraliçeydim pek bir saygınlığım ve gücüm olmasa da. Yarı reverans verip karşıma oturdu. Önce süzdüm. Görmeyeli epey yaşlanmıştı. Emeklilik ona hiç yaramamıştı. “Emeklilik size hiç yaramamış. Uşaklarına kötü bir şekilde baktım. “Beyefendiyi halıya sarın ve bana sopa getirin. Çabuk!” Sesim yükselmişti. Emrime itaat ettiler. Bütün öfkemle sertçe halının içindeki adama vurdum defalarca kez. Sopayı kenara fırlattım. “Bu size ders olsun. Bir daha böyle bir şey istemiyorum. Dahili Prenses hazretleri olan annemin rahat edecek. Bu konağın hanımı benim annem.” Bütün konağı gecenin bir saatinde inletmiştim. Bir iki saat sonra da karşıma oturdu ve neden geldiğimi sordu. “Torunlarının tahta çıkması tehlike altında. Majestelerinin yeğenlerinin aradan çekilmesi lazım. Ana kraliçe gözünü iyice kararttı. Başbakan Yeong’a bu dediklerimi iletin.” Gecenin karanlığına karışıp kayboldum. Babam olacak adam ne de olsa zeki biriydi. Dediklerimin ne anlam ifade ettiğini anlamıştı.

Birkaç gün haber bekledim. Yaprak kımıldamasını bekledim. Ama beklediğim olmadı. Üstüne üstlük dört çocuğuma da eş zamanlı suikast girişiminde bulundular. Aklım gitmişti. Nasıl olabilirdi, benim çocuklarıma hem de. Adım gibi emin idim ana kraliçe idi bunu yaptıran. Öfkemle kalktığım zaman kahyamın beni telkin etmesiyle rahatladım. Bu kadın zannettiğimden de tehlikeliydi meğerse. Bunu her ne kadar uzun yıllar sonra anlasam da hiçbir şey yapmayıp kendimle büyük savaş verdim. Daha sonra maksatlarının beni suçsuz gibi göstermelerini sağlamaktı. Çünkü ben hala ünlü Noron celladıydım ve göz hapsindeydim. Bana oyun oynamışlardı. Kralın yeğenlerine bir şey olursa tek suçlu ben olacaktım. Çünkü Noronların çocuklarıma suikast girişiminde bulunduklarını düşünecektim. İşte bu biraz zekiceydi ve Soronların bana attığı büyük kazıklardan yalnızca bir tanesiydi. Soronlar bana gözdağı vermeyi seçti. Pazarlık çoktan yapılmıştı. Oğullarımdan biri tahta çıkacak ve ben de en kısa zamanda bir suikaste kurban gidecektim. Kahya Nam zannettiğimden hatta benden bile işgüzar bir kadındı. Nereden bilebilirdim ki onun eski ve gizli bir klanın eski casuslarından olduğunu. Ama onunla alakalı hep içimde kötü bir his vardı. Zaten saraya da çok uzaktan gelmişti. Çin sınırındaki bir kalede hizmetçilik yaptığı ve aile isminden başka bir şey bilmiyordum. Soruşturma ofisine geldiği günden beri şüpheliydi benim için.


“Kraliçem bunları giyin ve beni takip edin.” Bir çırpıda üzerimi değiştirip hızla konağımdan kaçtım. Kalbim güm güm atıyordu. “Neler oluyor Kahya Nam? Suikast mı yoksa?” Sadece başını salladı. Niye erkek kılığına girdiğimi bir türlü anlayamadım. Takma sakal bıyıkla bir erkekten farksızdım. Basit bir suikast ise eğer niye erkek kılığına girmiştim ki. Önümüze çıkan siyah kıyafetler içindeki adamı iki kılıç darbesiyle yere yığdığında çok şaşırmış ve onunla birlikte hızla kaçmıştım. Sarayın içindeki bakliyat mutfağındaki küçük mahzende ertesi gün öğlene kadar saklandım Kahya Nam her şeyi ayarlamıştı. Bana ve kendisine kıyafet saklamıştı bakliyat mutfağına. Üzerlerimizi değiştirdik. Dışarı çıktığımda tüm saray beyazlar içindeydi. Bakliyat Mutfağının Baş Leydisi Leydi Kim bana her şeyi anlattı. Tabi tüm saray şaşkındı. Herkes beni öldü zanneder iken dimdik, sapasağlam karşılarındaydım. Soğuk ifadesiz ifademle herkesin önümde yarı reverans vermesinden zevk alıyordum. Ana Kraliçe Choi’un konağına geldiğimde maiyeti herkesten şaşkındı. “Kraliçe hazretleri teşrif ettiler ana kraliçem.”

Sinsi sinsi gülerek karşısına çıkıp reveransımı verdim ve karşısına oturdum. Hiç istifini bozmadı. “Neden geldin buraya?” Bu sefer baltayı taşa vurmuştu. Beni gördüğüneyse hiç sevinmemişti. Yeşim taşı gibi parçalara ayrılıp gene de yok olmuyordum sonsuzluk buydu işte. Yüzlerce binlerce parçaya ayrılıp yok olmamak… “ Ölmediğimi söylemek için geldim. Bu yanlış anlaşılmayı düzeltebilirsiniz. Ayrıca dün gecenin bir bedeli olmalı. Öyle değil mi?” Önümüze gelen yasemin çayından bir yudum aldı ve sadece alaycı bir şekilde bana gülümsedi. “Evet, haklısın bir bedeli olmalı. Ne istiyorsun?” Soğuk ifadesiz ifademle onun yüzüne baktım. İçten içe oracıkta binlerce parçaya ayırmak istesem de bedenini duraksadım. Bunu dışarı vurmadım. “Çocuklarımın eş seçim hakkını istiyorum. “ Sadece birkaç saniye duraksadı. Sükûnetini hiç bozmuyordu. Tıpkı benim gibi soğuk bir kadındı. “Peki, makul adaylar olduğu mühlet sen seçebilirsin. Söyleyeceğin başka bir şey yoksa çekilebilirsin.” Hiçbir şey olmamış gibi dışarı çıktım. Onun o katrem suratını görmek istemiyordu. “Pis yılan!” yılan tıslamasını andıran bir sesle söylenerek maiyetini terk ettim. En çok koyan şey ise hiçbir şey olmamış gibi her şeyin devam etmesi. Ne ben ne de çocuklarım kimsenin umurunda değildi. Tüm bu yaşadıklarımı onlara ödetmeye kararlıydım. Ben Yeong Kwi Bi idim artık ben majesteleri kraliçe idim. Ben Andong Yeong klanından gelen Kraliçe Hye Kyeong idim.


_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Güçsüz Kraliçe
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Fransisco Armani :: Krizantem Günlükleri-
Buraya geçin: