AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Myeongseong

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Fransisco Armani
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1161
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 24

MesajKonu: Myeongseong   Perş. Ağus. 27 2015, 11:18

[

Oğlum kısırdı ve canı yanıyordu. Bunu öğrendiğinde Myeong Bin’in de yaptıkları göz önüne alınca bu acının altından kalkmadı. Düzelmesi için her türlü yolu denedim. Ama bir hal çaresini bulamadık. Oğlumun çocuğu olmuyordu. Akan kan ise hiç durmuyordu.  Ölümlerin ve ihanetlerin ardı arkası kesilmiyordu. Yeni bir lakabım da olmuştu artık. ‘Kanlı Kontes’ Bu lakabı hiç sevmesem de düşmanlarımı korkutmak için güzel bir lakaptı. Noron celladı, cadı ve şimdi de bu. Alışmıştım artık bu tür lakaplara. Ülkedeki ekonomik kriz yüzünden epey servet kaybetmiştim. Bu bile canımı sıkıyordu artık. Resmen olağanüstü bir hal gibi bir durumun içindeydik. Hiçbir şey iyiye gitmiyordu. Tanrılar neden daha fazla kan istiyordu bilmiyordum. Kanlı isyanlar, uzun süren savaşlar derken oğlum yitik düşmüştü.  Daha yirmi altı yaşındayken hastalanıp yataklara düşmüştü. Fazlasıyla zayıftı. Benim gibi güçlü biri değildi ve tüm bu olanları hazmedemiyordu. Oğlum Geum’un ve kızım Hye Mi’nin sürgünde erken ölümü bardağı taşıran som damla olmuştu. Bir anne için evlatlarının ölümünü görmek isteyeceğim son şeydi. Diğer yandan da gelinim Bo Young ile uğraşıyordum. Oğlunu tahta çıkarmak istiyordu. Daha altı yaşındaki çocuğun kral olması benim için karlı bir durumdu. Ama mevcut sıkıntılarım arasında düşüneceğim en zor şey buydu.
Çok güçlü bir şamana gittim. Arada sırada güçlerine güvendiğim şamanlarına gidiyordum.
“Çocuklarının nesli akan kanlarla lanetlendi Güneş tutulacak. Güneş tutulmasına dikkat edin. Yeni bir güneş doğacak. Bu güneş yeni kralın güneşi efendim.” Hayatta kalan son evladımın da bir yıl gibi kısa zamanın ardından ölecek olması tahammül edilmeyecek bir acı demekti. Ve oldu da oğlum Kral Shinjeong öldü. Ve yerine evlatlığı aynı zamanda oğlum eski büyük Prens Geum’un oğlu yedi yaşında Kral Jeongjo adıyla tahta çıktı. Annesine ‘Budaebuin’ unvanı verildi. Ben ise artık Wang Dae Bi Hye Kyeong idim. Ve neslimin en tecrübelisi ben olduğum için sarayda naibelik görevi de bana verilmişti. İstediğim güce tam anlamıyla ulaşmıştım.  Bu uğurda çocuklarımın dahi kaybetmiştim. Meğerse tanrılar çocuklarımın kanını istiyormuş benden. Yıldızım hep kanla parlıyordu. Akan kan duraksa bile durmayacaktı hiç. Ben lanetli bir yaratıktım. Güce kan katarak ulaşıyordum. Bu benim dramımdı ve ben bunla yaşamayı öğrenmiştim.
Eskisinden daha yoğundum bu yüzden sarayın iç işleriyle eskisi gibi ilgilenemedim ve Bo Young’un körpe Kraliçe ile at koşturmasına izin verdim. Bir anda öz babamdan olan kardeşlerim bana fazlasıyla yardımcı oluyordu. Bunu istemesem de mecburdum ve bir ülke yönetiyordum. Birkaç yıl içinde her şey normale dönmüştü. Gücüm ve servetim her zamanki gibi doruk noktasındaydı. Sarayı ve tüm ülkeyi avuçlarımın içine almıştım. Fakat yaşlanıyordum her ne kadar zamanı durdurmaya çalışsam da. Eskisi gibi zehir değildi kafam. Sürekli bazı şeyleri unutmaya başlamıştım. Bunu bile hal çaresine bakmıştım. Torunun Kral Jeongjo on dört yaşına geldiğinde bir çocuk yapabilirdi. Bu esnada saraya yeni cariyeler de alındı.  Prens Seong’un biricik kızı Prenses Sukseon’a Hwa Bin ünvanıyla en yüksek mertebede cariye ilan edip torunuma almam hoş karşılanmadı. Bu da iplerin gerilmesine neden olmuştu. Bu esnada torunumun ilk eşi ölü bir kız bebeği doğurup hayata veda edince on yaşındaki torunumu kraliçe ilan etmem Bo Young’un hoşuna gitmedi. Diğer oğlunu kızamıktan kaybetmek onu iyice paranoyak yapmıştı. Bo Young’un yaşı ilerledikçe o eski itaatkâr halinden yavaş yavaş kayboluyordu. Hele de ülkeyi yönetmek için başını fazla boş bırakmıştım. Torunuma biraz fazla çektirmişti.  Papyeong Choi klanından gelinim yani torunumun eşi Hye Su bir erkek bek doğurunca ona nezaketinden de ötürü Choi Sook Bin Unvanı verilerek oğlu iki yaşında veliaht prens ilan edildi.  Ardından on altı yaşında oğlum Büyük Prens Seong’dan olma kız torunum yeni Kraliçe adıyla Wang Bi Myeongseong da birer yıl arayla iki erkek çocuk doğurdu.
Çok mutluydum ama gitgide zamana yenik düşüyordum. Ve naiplik görevimi bıraksam da arkadan arkaya gizli kapılar ardından ülkeyi yönetmeye devam ettim. Bu aşamadan sonra ülkeyi yönetmek kolaydı. Vergi alıp karşılığında sözde adaleti ve güveni sağlamaktı tüm yapmam gereken. Ama bu süre zarfında Kanlı kontes lakabımdan sonra yeni bir lakap kazandım. Hiçbir kral ya da kraliçe benim kadar lakap değiştirmemişti. ‘Zalim Kraliçe…’ Bu tam anlamıyla bana uyan bir lakaptı. Taş kalpliydim. Rahmetli kayınvalidem gibi anaç bir kimliğin arkasına saklanmamıştım. Kimsenin gözünün yaşına bakmıyordum. En ufak bir ihanete tahammülüm yoktu. Taht tehlikeye giremezdi çünkü. Her yerde benim huzurum ve mutluluğum hakimdi.
Zaman hızla akıp gitmişti. Kaç yaşında olduğumu biliyordum ama dillendirmek dahi istemiyordum. Altmışlarımı yarılayalı baya olmuştu.  Torunumun Choi Sook Bin’den olma oğlu dört yaşında kızamıktan hayata gözlerini yumunca torunumun diğer torunumdan olma oğullarından birini iki yıllık bir sürenin ardından veliaht prens ilan etmiştim. Ama ilerleyen zamanlarda benim için tehlikeli bir isim haline gelecekti gelecekte Kraliçe Myeongseong. Ama kararımı vermiştim. Torunum Kraliçe Myeong Seong benim varisimdi.  Kanımdan gelen tek gelinimdi. Hem torunum hem de gelinim olması ona büyük bir imtiyaz sağlıyordu sarayda. Kraliyet kanından gelen bir kraliçe, kralın annesinden daha saygındı. Budaebuin Bo Young ile aralarında bir güç yarışı olacaktı. Aslında istediğim gibi sayılırdı her şey.  Kocasını onursal kral ilan edip kendisinin de ‘Dae Bi’ unvanını almaya çalışması bardağı taşıran son damla hayallerime büyük bir engeldi. Ayrıca Kral bir seçim yapmak gerektiğinde annesini mi yoksa kraliçesi olan kuzenini mi seçeceğinin cevabı belliydi. Torunum Kral Jeongjo ile aram bu yüzden aram gerildi. Babasının onurunu kurtarmak istemesi gayet doğaldı. Ama bunu yaptığında Bo Young’un canını alabileceğim ihtimalinden korkuyordu. Kanlı geçmişim yadsınamaz bir gerçekti. Myeongseong’a yakınlaşmamın sonuçlarıydı bunlar.
Benim zekamla kimse baş edemezdi. Kurnazca bir plan yapmıştım Myeongseong ile. Torunum akıllı bir kadındı. Benim varisim olmayı sonuna kadar hak ediyordu. Torunumla bir anlaşma yapmaya karar verdim. Sarayı terk etmem koşuluyla bu kararından vazgeçecekti. Ki öyle oldu. Kraliçe Myeongseong’a araları Budaebuin Bo Young ile araları bozuk olduğunda çakma bir suikast düzenledim. Arka plandan sarayı karıştırıyordum. Cariyelerinden birini öldürdüm. Kızlarından ikisine kızamık bulaştırttım ve hükümet krizi çıkarttırdım. Saray hazinesi neredeyse iflas edecekti. Hele de kuraklığın olduğu bir sene fazla vergi toplayamadığı bir durumda.  Torunumla bir anlaşma yaptım. Saraya geri dönmem karşılığında tüm bu sorunları çözecektim. Bu kriz epey bana pahalıya patlamıştı. Servetimden büyük bir pay ayırmak zorunda kalmıştım. Hem Bo Young’un hem de torunum Jeongjo’nun boynunu ezmiştim. Ama biliyordum ki zayıfladığım an Bo Young bile ayağıma çelmek atabilirdi. Geri dönüşüm muhteşem olmuştu. Eskisinden bile güçlüyken adeta bir kurtarıcıydım. Ben güçlü bir kadındım. Ben halkımın muhtaç olduğu kudrettim. Bun onlar için bir kurtarıcıydım. Ben Wang Dae Bi Hye Kyeong idim.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Myeongseong
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Fransisco Armani :: Krizantem Günlükleri-
Buraya geçin: