AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Stefana Scrlatti Vampire Love

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Diana Maurice
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1163
Kayıt tarihi : 30/07/14
Yaş : 25

MesajKonu: Stefana Scrlatti Vampire Love   Salı Şub. 20 2018, 22:27



[align=right]6 Yıl Önce[/align]
“Stefano, hadi geç oldu uyu artık.” Annesinin o sinir bozucu seslenmesinin ardından üzerini değiştirip isteksizce pijamasını giydi. Her geceki gibi dişlerini fırçaladı ışığını kapattı ve uyumaya koyuldu. O ana kadar yaptığı her şey sıradandı. Ya sonra… Her zamanki rutinin o sıkıcı büyüsü bozulmak üzereydi. Büyük bir çığlıkla uyandı. Ardından duyduğu pat küt sesleri daha fazla korkmasına neden olmuştu. Battaniyesini sıkıca tutup var gücüyle sıktı. Kalp atışları hızlanmış, nefes alıp vermeleri seriye bağlamıştı.

Korkudan hızla yatağından fırladı. Tüm cesaretini toplayıp kapıyı açar açmaz gördüğü iri yapılı sivri dişli ve üzeri başı kanla kaplı kel bir siyahi adam penceresinden içeri sızan ay ışığı altında fazlasıyla korkunçtu. O görüntü o an böcürtü olmuştu işte. Panikle bağırmak üzereyken parmağını sus işareti yapınca tehditkâr ve buyurgan bakışları altında o an her ne kadar etkilenmese de susmayı ve tir tir titremeyi tercih etti. Resmen sesi içine kaçmıştı. Vampirin dudağının kenarındaki sinsi ve şeytani tebessüm ona akıl almaz bir korku duygusunu hançer gibi kalbine saplamıştı. Nefes alış verişleri daha da hızlandı. Kalbi ömrü hayatında hiç atmadığı kadar güm güm atıyordu. Vampirin siyah gözleriyle burun buruna geldi. Bir an bir yanılsamaya kapıldı ve kan kırmızısı imiş gibi bir yanılsama gördüğünü zannetti. Geriye doğru ufak bir adım atması ile vampirin Stefano’yu yatağa fırlatması bir oldu. Vampirin gücü onu daha fazla korkutmuştu. Kendisini iki elinden destek olarak atabileceği kadar geriye doğru çektiğinde yerinden kıpırdayamıyordu.

Hızla gömleğini ve pantolonunu üzerinden çıkardı. Üryan bir vaziyette Stefano’ya doğru yürüyordu. Eliyle iki bacağının arasındaki büyük uzvunu şaha kaldırmaya çalıştı. O esnada korkuyordu. Çocuksu dünyasında anlam veremediği şeylerdi olanlar. Ellerini yatağına koyup kendisini arkaya doğru uzattığında vampir Stefano’yu saçından kavradı ve uzvunu yalatmaya çalıştı. En başta direndi. Sonra da pes etti. O koca uzvu ağzının arasına almış ve saçından tutulmuş bir vaziyette vampirin kontrolündeydi her şey. Nefessiz kalana kadar sakso çektiriyordu.

Her şey soğuktu. Adamın bedeni tıpkı bir ölü soğukluğundaydı. Bir yandan vücudu kan ter içindeyken diğer yandan Vampirin tüm soğukluğu Stefano’nun bedenine yayılmıştı. Tekrar geriye doğru sertçe itti. Üzerindeki pijamayı ve en son da üzerindeki son kumaş parçası beyaz külotunu vahşice parçalara ayırdı. İki bacağından da tutup kendisine doğru çekti. Poposunu önce nazikçe ve küçük hareketlerle daha sonra da sert ve seri hareketlerle sıktı. Arka deliğinin içine tükürdü. Biraz nemlendirdikten sonra koca ve şaha kalkmış uzvunu küçücük yaşıtlarına göre ufak tefek sayılabilecek on yaşında bir erkek çocuğunun içine soktu. “Ah!” diye inledikten sonra soğuk uzuv içine girmişti. Vampir iki eliyle hem sağ hem sol kalçasını kavradı ve gitgellerini sıklaştırarak erkekliğini çocuğun içine sokup çıkarıyordu. Fazlasıyla seriydi. Aynı işlevi öne çevirerek yatırarak, tek bacağını kaldırarak havaya kaldırarak… Kısaca aklına gelebilecek her türlü şekilde yapmıştı. O soğukluğa rağmen bedeni alevler arasında kaldığı o anlardan itibaren hareketin verdiği sıcaklık tüm vücuduna yayılmış, üzerinde yarattığı hararet kan içinde kalmasına sebep olmuştu. Devam eden alevlerin yerini artık ‘alev’ kadar küçümsenemeyecek bir felaket almıştı. Yangın… Yayılıyor, her hücresini sarıyordu.

Vücudu fazlasıyla su kaybetmişti. Küçük yaştaki ufak tefek bir çocuk için o hız hiç normal değildi. İyice halsiz düşmüştü. Son bir kez halsiz düşüp yatağa doğru yüzü koyun yatırdı ve şalap şalap sesleri eşliğinde zevkten iyice kudurarak beyaz soğuk sıvısını çocuğun yani Stefano’nun içine bırakmıştı. Derin bir oh çekip vampir dişlerini çocuğun boynuna geçirdi. Büyük bir gürültü kopardı son kalan enerjisiyle ama sonra saliseler içinde gözleri kapandı ve aşırı kan kaybından bayılıp kaldı.

Bütün ayrıntılar beynine kazınmış gibi her şeyi daha dünmüş gibi acıyı içinde hissederek hatırladı. O yaşlardaki bir çocuk için tüm bunlar hazdan ziyade acıdan ibaretti. Daha sonra çocukluğunu geçirdiği evin yerine yapılmış yeni evin içinden çıkan bir genç kadın, bir genç adam ve küçücük üç dört yaşlarında bir erkek çocuğunun evden çıktığını gördü. Güneş tüm güzelliğiyle bir spot ışığı edasında onlara, o mesut aile fotoğrafnamesine vuruyordu. Yüzünde kendininki gibi olmasa da mutlu çekirdek bir aile eski evinde yaşıyordu. Bir an sonrasını düşünüp tekrar bir git gel yaşayarak kendisini kötü hissetti. Daha sonraki süreçte yaşadıkları hiç hoş değildi. Eline düştüğü çocuk istismarı yapan bir çete ardından kurtulduğunu sandığı Beauxbatons’da bile ergenlerin oyuncağı haline gelişi, kovuluşu, İngiliz bir çetenin eline düşmesi ve nihayet bir menajerin kapaması olarak modellik kariyeri. Vücudunun diriliği kaybolana kadar bu ıstırap sürecekti. Daha sonra zirvesinde olduğu modellik kariyerinden eski mesleği jigololuğa, daha sonra ikinci sınıf porno yıldızlığı gibi düşüşünü öngördü ve büyük bir umutsuzluğa kapıldı. Bunların hiçbiri gerçek değildi. Yalnızca gerçekleşmesi muhtemel bir düşüştü Stefano’nun uydurduğu.

Arkasını dönüp yavaş adımlarla oradan uzaklaştı. Geçmişi hatırlamak mahvolan hayatını daha da kötü yapmıştı. Ölmek istedi. Tedavisi olmayan bir hastalığa kapılıp yok olmak istedi. Ellerini pantolonun cebine soktu. Başını da hafifçe öne eğerek isteksiz adımlarla sokakta ilerlemeye devam etti. Ardından kestirme olsun diye tenha bir sokağa girdi. Hava karardığı için de biraz tedirgin olmuştu. Oteline kestirmeden gidip biran önce jakuziye girip rahatlamak istiyordu. Ancak dört kişilik bir sokak çetesi önüne çıktığında önce geriye doğru iki adım attığında arkasında iki kişi daha olduğunu anladığında önünü kesen iki kişiyi de düşünerek basitçe bir matematik hesabından dört kişi ettiğini fark ettiğinde biraz irkilmişti. “Stefano… seni burada görmek ne güzel bir sürpriz, yıllar oldu görüşmeyeli. “ Fernando ve diğerlerini tanımıştı. Belalı tiplerdi liseden beri tanıyordu onları. Beauxbatons’dan kovulduktan sonra gittiği lisede hayatı zindan etmişlerdi ona. “Fernando… Seni gördüğüme sevindiğimi söyleyemeyeceğim. Hadi çekil önümden bas git.” Der demez hızlı ve umarsız adımlarla uzaklaşmaya çalışırken Kocaman bir eli arkadan ceketinden tutturup kendisine doğru çektirdiğinde duvara yapıştırdı. Diziyle Stefano’nun karnını bastırıyor, sol eliyle de iki elini havada birleştirip kaçmasına engel oluyordu. “ Hemen öyle artizlik yapıp kurtulabileceğini mi sandın? Sökül bakalım paraları erkek orospusu…” Fernando lafını bitirir bitirmez boşta kalan sağ elinin tersiyle sert ve küçük bir tokat indirdi Stefano’nun yanağına. Canı yanmış ve gözünden küçücük bir yaş gelmişti. İçten içe kendisine, neden eski muhitine geldiğine ve bulunduğu mayhoş duruma ve insanlara saydırıyordu. Serbest bırakıp saatini aldığında sol koluyla Fernando’yu ittirdi . Önce arkaya doğu geri bir adım attıktan sonra arkasını dönüp var gücüyle arkasına bakmadan koşmaya başladı. Ama yetersizdi yakalandığında elini cebine atıp. İçindeki tüm parayı alıp cüzdanı önüne fırlattılar. Gitmek üzereyken kolunun tersiyle duvara ittiklerinde başına aldığı sert darbeyle yere yığılmıştı.

Uyandığında üzerinde ceketi olmadığını fark etti. Gözlerini yavaşça açtığında kendisini büyük ve beyaz boyalı bir evde bulduğunda şaşırmıştı. Cüzdanı da yanındaki sehpanın üzerindeydi. “Neredeyim ben?”


Ayağa kalkıp gitmek üzereyken merdivenlerden inen adamı gördüğünde gözleri şaşkınlıktan fal taşı gibi açıldı. Oydu tanımıştı. Refleks olarak geriye doğru bir adım attı. Hayatını mahvetmeye neden olan vampirdi o. Görür görmez tanımıştı. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştu. Kaderine lanetler okuyordu. Hayatın yarım bıraktığı işi bitirmek istediğini düşündü. “Kimsiniz? Beni korkuttunuz?” Hiçbir şey yokmuş gibi davranmak akıllıca gelmişti o an. Ama korkudan kalbi güm güm atıyordu her ne kadar belli etmemeye çalışsa da. Hiçbir şey yokmuş gibi davranması gerektiğini biliyordu. “Sanırım beni tartaklayan çetenin elinden kurtardığınız. Her şey için teşekkür ederim. Bu arada ” Kaçar adımlarla oradan uzaklaşırken vampir hızıyla önünü kesince korkmuştu. Kalp atışları hızlanmış, nefes alışverişleri hızlanmıştı. Adam yüzünü ekşitti ve Stefano’nun gözünün içine baktı. İttirdi ve kollarından tutup duvara yapıştırdı. Hareket edemiyordu. “Beni tanımadın mı Stefano?” Kollarını birleştirdi duvara sabit vaziyetteyken. Sol koluyla Stefano’nun kollarını duvara sabitlenmiş bir vaziyette hareketsiz durmasını sağlarken sağ elini Stefano’nun pantolonun içine sokup hayalarıyla ve erkekliğiyle oynamaya başladı. Yüzünde muzip ve sinsi bir ifadeyle Stefano’ya baktı. “Tam istediğim gibi kuşunun kalktığını görmek güzel. “

Bir an bir boşluğunu yakalayıp var gücüyle vampiri ittirdi. “Seni elbette tanıyorum. Yarım kaldığın işi bitirmeye mi çalışıyorsun?” Koşmaya başladı var gücüyle koşuyordu. Vampir hızını kullanarak Stefano’yu tam düşmek üzereyken onu tuttu. Vampirin güçlü kollarının arasındayken vampir kollarını çürütürcesine onu sımsıkı sardı. Elinden daha fazlası gelmiyordu. Artık yalvarmak zorundaydı. Ağlamaklı bir sesle konuşmaya başladı. “Yarın çekimim var dinlenmem lazım lütfen rahat bırak beni.” İşe yaramayacağını bile bile üsteliyordu. “Bak artık çocuk değilim, bir işine yaramam lütfen!” “Önüme düş fahişe!” Yavaş ve korkak adımlarla vampirin götürdüğü yere kadar onunla gitti. Son derece geniş ve lüks bir villanın içine girdiğinde gözlerine inanamadı. İlk işi her yeri gözünün görebildiğine incelemek oldu. Ama kalbi hala korkudan güm güm atıyordu. Koltuğa elini sürdü ve oturdu. Ellerini koltukaltlarının arasına aldı.Deminki şeyler yaşanmamış gibi davranmayı seçti. Çünkü işine geliyordu. “Beni buraya film seyretmeye çağırmadın herhalde.” Vampir hızıyla önüne geldi ve kabaran uzvunu pantolonundan gözüne sokarcasına önüne dikildi. Sinsice gülümsedi. Pantolonun düğmesini açtı. İlk defa yapmıyordu bu iğrenç işi. Cırtlak sarı parlayan mikrofiber kumaşın içinde kabaran uzvunu eliyle oynadığında kenarından erkekliği gözüküyordu. Siyahiler ve onların parlak olan şeyleri hastalığını bilmese de o an anlamıştı. Sonra iç çamaşırını sıyırdı ve vampirin erkekliğini dudaklarının arasına aldı. Gitgide hızlandığında vampir Stefano’nun saçından kavradı ve hareketlerine serilik kazandırdı. Stefano’yu geri ittirdi, nefessiz kaldığı için kesik kesik, güçlü nefes alıp veriyordu. Üzerindeki tişörtü parçaladı. Vampirin içindeki yırtıcı yaratık adeta dışa vurmuştu. Stefano korkmuştu ve hemen bir striptizci edasıyla soyundu ve vampiri daha fazla heyecana kapılmasına neden oldu. Vampir de üzerindeki son kumaş parçasından kurtulunca Stefano yu koltuğa yatırdı. Tutkuyla dudaklarına yapıştı. Elleriyle vampirin kel vampirin yanaklarına ve başına koydu. Vampir Stefano’nun vücudunu hızını kullanarak öpücüklere boğuyordu ve erkekliğini ve deliğini yaladı. Sıkılınca Stefano’yu havaya kaldırdı. İki bacağının arasına aldı ellerini de havaya kalkınca vampirin boynuna doladı ve destek aldı. Sert bir şekilde yapıyordu her şeyi. O duvardan bu duvara vampir hızıyla beceriyordu Stefano’yu. Sırtları yara bere içinde kalmıştı. Vampir hızıyla göz açıp kapayıncaya kadar kendisini vampirin uçrak bir şekilde döşenmiş yatak odasında buldu. Enerjisi bitene kadar her pozisyonda Stefano’yu becerdi. Bütün hareketleri seriydi. Bir akrobat hatta bir oyuncakmış gibi Stefano ile oynuyordu. En son üzerine çıkıp yüzükoyun bir şekilde yatırıp üzerinde zıplayıp sert seri gitgellerle beyaz sıvısını içine akıtınca dayanamayıp zevke gelip o da kendisini bıraktı. En sonunda da her zaman yaptığı gibi vampir dişlerini çıkarıp Stefano'nun boynuna geçirdiğinde büyük bir çığlık kopardı ve aşırı sıvı kaybından bayıldı.




Uzun süren uykusunun arından gözlerini güçlükle açabildi. Vampirin bitmek bilmeyen cinsel arzuları yüzünden baya yorgun düşmüştü. Yerinden güçlükle de olsa kalkabildi. Etrafa dağılan kıyafetlerini sessizce aradı ve buldu. Giyinip kapıdan çıkmak üzereyken vampirin hızıyla üryan bir biçimde önünde bitmesi ve yüzündeki sinsi sırıtışla Stefano’’yu ittirmesi bir olmuştu. Kendini yerde bulduğunda dün akşamdan moraran ve kızaran yerlerinin acısı daha fazla keskinleşmişti. “Nereye gidiyorsun fahişe!” Her ne kadar bu kelimeyi sevmese de hayatı özellikle şu anki durumu bir fahişeden farksızdı. “ Tek gecelik fahişe gibi sabah olduğunda tüyüyordum. Gitmem lazım çekimime geç kaldım. Çekil önümden.” Deyip hafifçe ittirmek istediğinde vampir iki kolunu da feci ve sert bir şekilde sıktığında büyük bir gürültü kopardı. “Ne yapıyorsun sen? Gitmezsem menajerime 10 milyon pound tazminat ödemem lazım. Bak ne tesadüf 10 milyon poundum da yok.”Stefano’nun kollarından tutup dudaklarını öpmeye koyuldu. Hafif yırtık kıyafetlerini daha fazla yırtarak parçalara ayırdı. Gün boyu Stefano’yu onun yorgun olmasına rağmen aldırmadan hunharca becerdi. Halsiz ve bitkindi. Artık hissetmiyordu içine giren siyahi uzvu. Gözleri kararıp bayılmak üzereyken vampirin kolundan kendi dudaklarına doğru akan kanı aç bir şekilde emiyordu. Gücü hissetmişti. O soğuk, acı ve koyu kırmızı sıvı ilk anda müptelası yapmıştı.

Akşama doğru da yarı ölü yarı yorgun bir haldeydi. Bacaklarının üzerine basamıyor, hafif de üşüyordu. Acıkmıştı. Korkuyordu hala. Bir vampirin elinde acınası bir şekilde ölmek istemiyordu. Cevabından korkacağı soruları sormaya cesareti olmayacak şekilde ürkek de olsa tüm cesaretini topladı. ” Beni ne zaman öldüreceksin? “ Duraksadı ve ikisinden ses çıkmadı. Biraz daha üşüdüğünü fark edip beyaz çarşafa sıkıca sarıldı. Sessizliği bozan o oldu. “ “ Üşüdüm kıyafet ver bana.” Demesinin ardından vampir alaycı bir şekilde gülümsedi. Yüzündeki alaycı ve şeytani ifade daha da korkutmuştu. Tek bir kelime etmeden giyindi. “ “Nereye gidiyorsun? Hey soruma cevap ver.” Odadan dışarı çıkıp gittiğinde sinirlenmiş, komidinin üzerindeki plastik çiçeği duvara fırlatmıştı.

Aradan kısa bir zaman geçince vampirin yokluğunu fark etmesi zor olmamıştı. Gülümsedi. Kaçabilme ihtimalini sevmişti.Ama duraksadı.Bir şeyler döndüğünden şüpheleniyordu. Vampirin kedinin fareyle oynadığı gibi kendiyle oynadığından şüphelendi. Bulunduğu durum hoşuna gitmiyordu. Bir an önce ne olacaksa olsun istiyordu. Bu korkuyla her an ölecekmiş gibi yaşamak ölmekten daha zor ve hem bedensel hem de fiziksel olarak daha zordu. Boş boş etrafına ne yapacağını bilmeden bakındığında gözüne ilişen ilk şey vampirin gardırobu oldu. Yataktan kalkıp güçlükle yürüdükten sonra gardrobu açtığında gördüğü manzara epey şaşırtmıştı. Her şey son moda, renkli ve pahalıydı. Düz, büyük beyaz renk gömleği gözüne kestirdi. Ancak ayna karşısında kendisini gördüğünde şaşkınlığı bir kat daha arttı. Hiç morluk yoktu üzerinde. Vampirin kanı iyileştirmişti onu Biraz temizlenmesini gerektiğini fark ettiğinde Temiz bir bornoz alıp banyoya gittiğinde jakuziyi açtı ve yarım saat boyunca temizlendi ve mayıştı. Karnının açlığını iyice hisseder olmuştu. Kurulanıp bornozu geçirdiğinde salondaki pantolununu ve bordo renkli tanga külodunu yerden aldı. Mutfağa indiğinde dolaptaki malzemelerden bir sandviç yapıp yedi. Yanına yaptığı kahveden son bir yudum alıp bulaşıkları yıkamak için arkasını döndüğünde vampirin içeri girmesi ve elinde kendi bavulunu görmesiyle şaşırmış ve korkmuştu. Vampirden hala korkuyordu.

Bu durum vampirin uzun süre onunla oynayacağı anlamına geliyordu. Bir beladan ötekine… Bitmek bilmeyen çekimler, spor ve İngiliz menajerinin küçük bamyasına katlanmak zorunda değildi Bir efendiden başka efendiye satılmış köle gibiydi. Kaderini kabullendi.“Teşekkür ederim!” Diye üzerine atladı. Bacaklarını vampirin beline, kollarını ise boynuna dolayıp tutkulu bir öpücük kondurdu. O gece de sert bir şekilde becerilmişti. Artık vampirin kapaması olmuştu. Aslında bir yerde hayatından son derece memnundu. Vampirle de samimiyetini gün geçtikçe ilerletiyordu. Vampirin saray yavrusunu andıran villasına ara sıra temizlikçi de geldiği için sadece yemek yapıyordu arada sırada. Sevişmeleri tüm vahşiliğini korumasına rağmen biraz daha hassaslaşıp romantikleşiyordu. Tüm korkularını bir kenara bırakmaya başlamıştı. Tanıdıkça vampiri seviyordu

Bir gün sevişirlerken değişik bir soru sordu. “Annen ile babanı öldürmeme rağmen bana karşı neden bu kadar iyisin. Hayatını mahvetmeme rağmen niye bana kin gütmüyorsun?” Sadece buruk ve manalı bir şekilde gülümsedi. Vampirin gözlerinin içine baktı. Onu etkilemesi gerektiğini iyi biliyordu. Ve vampirin güvenini tam anlamıyla kazanmasını gerektiğini de biliyordu. Eline nadir de olsa pek karşılaşmayacağı fırsat da geçirmişti. “ Ailemi seven bir çocuk değildim. Annem cadaloz kadının tekiydi. Babamın ise hiç umurunda değildim. Onları sevmiyordum ve onlar da beni. Bana yükmüşüm gibi bakıyorlardı hep. Onlar öldükten sonra zor zamanları olmadı değil. Ama şu anki beni çok seviyorum.” Sesini biraz kısıp biraz da seksi bir ses tonuyla yerinden doğrulup vampirin kulağına doğru fısıldar bir ses tonuyla birlikte dikleşen uzvunu da vampirin çıplak bedenine doğru sürttü. “ “Bunun sebebi de sensin.” Demesinin ardından vampirle sevişmeye devam etti. Tam bir sürtük gibiydi. Enerjilerini tüketip vampirin kanından birkaç damla aldığında vampir şüpheli sorularına devam etmişti.
“Vampir olduğumu bilerek benden korkmaman ve benle anormal bir hayata alışman, bunda güçlük çekmemen de çok ilginç. Hele beni öldürmemeye çalışman…” Hal ve hareketlerinin şu anki durumun anormalliği Stefano’ya fazlasıyla normalmiş gibi gelmişti. “ “Senden korkmuyor değilim. İlk günlerimi hatırlasana. Benim hayatımdaki insanlar senden de canavardı. Senden çok korkuyorum. Vampir dişlerini çıkardığında hele kalbim güm güm atıyor.” Başını vampirin sol omzuna yasladı. Romantizm silahını kullanmayı iyi akıl etmişti. Sol elini aldı ve onu kendi elleriyle sarıp kendi bacağının üzerine koydu. Sesi hafif titrek ve duygusal çıkıyordu. “İçindeki canavarla baş etmek zor olmalı. Ben olsam başaramazdım.”

O gün konuşmadı ve hava kararana kadar Stefano’ya dokunmadı, hatta tek bir kelime dahi etmedi. Sabah uyandığında vampir ayakta gördüğünde kahvaltı hazırlamaya koyuldu. Sofraya son olarak ekmekleri koymak için döndüğünde vampirin ellerini kalçasında hissetti. Boynunu o koca siyahi dudaklarıyla öpüyordu. Gülümsedi ve gıdıklandı sadece. “Kahvaltıdan sonra sana sürprizim var.” Sinsice gülümsedi vampir arkasını döndüğünde istediği gibi vampirin güvenini kazanmıştı. Keyifli ve güzelce kahvaltılarını ettiler. Villanın altında havuz ve spor aletlerinin olduğu bir oda biliyordu. Ama zannettiğinden daha fazlası vardı tabi ki. Yaşlı bir vampir olarak hayatı boyunca topladığı ganimetlerle doluydu. Halılar, tablolar, taçlar, altınlar, gümüşler, elmaslar ve sihirli eşyalar. Ama en çok dikkatini orada duran uzun sayılabilecek bir el asası oldu. Her ne kadar fazla vampir kanı içse de asanın güçlü sihirsel varlığını hissetti. Asanın cazibesine kapılıp eline aldı. İncelemeye koyuldu. Neredeyse on yıldır eline büyücü asası almamıştı. Karıştığı skandal yüzünden Beauxbatons’tan kovulup ve asasına gayri resmi bir şekilde el konulmasına kadar. Birden o günleri hatırlayıp hüzünlendi. Vampirin şüpheli bakışlarını üzerinde hissettiğinde gülümsedi aptalca. “Bu ne tam olarak?” Vampirin şaşkın bakışları yerini sevecen ve bilgili bir bilge adama bırakmıştı.

“Elindeki bir büyücü asası…” Der demez asayı elimden alıp yerine koydu. “Altı yüz yıl önce öldürdüğüm bir kurbana ait. “ Büyücüler gerçek mi demesine fırsat kalmadan büyücülerin gerçek olduğunu söyleyip fantastik yaratıklar hakkında bildiği her şeyi anlattı. Hatta bu odaya girip odadaki kitaplarını okumasına izin bile izin verdi. Muhabbetleri gitgide ilerlemişti. Eskisi kadar çok sevişmeseler de baya uzun sohbetler ediyorlardı. Kendisi hakkında, sihirli dünya hakkında bildiği çoğu şeyi Stefano’ya anlatıyordu. Günden güne Stefano’ya daha çok güvenip ona bağlanıyordu. İçindeki hayvansı dürtüler yerini yavaşça da olsa insani duygulara bırakıyordu. Stefano ona yardım ediyordu bir yerde. Vampir kendisini daha fazla insan hissediyordu Stefano sayesinde.

Bir gün yaptığı büyük sürpriz Stefano’yu şaşırtmıştı. Neden yaptığına hiç de anlam vermişti. Akşam avlanmak için dışarı çıkarken gizlice Stefano’nun kimliklerini almıştı. Stefano o sabaha doğru geldiğinde uyanık olmaya çalışıyordu. Vampire ayak uydurmak zordu. Günde yalnızca gece birkaç saat uyuyabiliyordu vampir avlanmaya giderken. Çünkü çoğu zaman vampirin mahzeninde kitaplar okuyor ve o gün gördüğü asayla pratikler yapıyordu. Vampir ini olduğu için büyü yapmak serbestti. Asa normalde Stefano yu kabul etmezdi. Ancak altı yüz yıldır bir büyücüye hasretti. Asalar da birer canlı varlıklardı sonuçta. Büyücü ruhu işlenmiş odun parçaları…
Öğlen vakti kapının çalınmasıyla irkildi. Güvenlik sisteminden dışarı baktı. Bir postacıydı. Kapıyı açtı. Buyurun bile demesine fırsat olmadan. “Stefano Scarlatti?” Çok şaşırmıştı. ‘Kim arayıp sorardı Stefano’yu?’ Diye düşünmeden edemiyordu. Kafasında o an bin türlü şey geçti saniyeler içinde. Evet, anlamında başını salladıktan sonra gerekli evrakları teslim aldı ve postacıyı gönderdi. Vampir ile karşı karşıya geldiğinde şaşkın bir vaziyette vampire baktı. “Bilmiyorum ama bana gelmiş.” Ellerini titrek bir vaziyette heyecanla büyük evrak zarfının kenarını kesti. İçindeki banka defterini ve yazan meblağı görünce şaşkına döndü. Yüklü bir miktarda para kendi adına bir hesaba yatmıştı. Bir de üstüne üstlük şaşkınlığını arttıran şey vampirin oturdukları evi üzerine yaptırmış olmasıydı. “İnanmıyorum, teşekkür ederim.”Diyerek vampirin üzerine atladı ve tutkulu bir öpücük kondurdu. Ama heyecanı kısa sürmüştü.

“Peki, ama neden? Durduk yere hem de!” Başını vampirin sol omzuna koydu. Hafif sinsice sırıttı. “Nereye gidiyorsun? Beni bırakıyor musun? Yaptığın şey bu anlama geliyor.” Yüzünü toparladı. Ağlamaklı gözlerle vampire baktı. Aslında iyi bir oyuncu gibi rol yapıyordu. Vampir ciddileşti. Ciddi bir ses tonuyla konuşmaya başladı. “Bir yere gittiğim yok! Sadece sana sürpriz yapmak ve güvendiğim birine evimi teslim ettim.” Stefano role kendini fazlasıyla kaptırmıştı. Sevinç gözyaşları içinde vampirin üzerine atladı tekrardan. Ve onunla tutkulu bir şekilde teşekkür seksi yaptılar ve kutlama için şampanya patlattılar. Artık çok zengindi. Milyonlarca poundu ve bir evi vardı. Bir de eskisi gibi büyü yapabileceği bir asası…



Zevk ve acı dolu iniltileri vampirin tüm villasını kaplamıştı. Vampir hızıyla sürekli mekan değiştirmesi ve bir çuval misali duvardan duvara çarpması her ne kadar canını yaksa da aldığı hazzın yanında hiçbir şeydi. Vücudundan akan kanlar ve vampirin beyaz sıvısına boğulmuş biçimde soğuk ve acı kanını vampirin kolundan aç bir bebeğin nesinin sütünü sömürmesi gibi sömürüyordu. Her ne kadar büyüsünü kullanarak vampirin kanını vücudundan temizlese de gitgide vampirin kanına daha bağımlı hale gelmişti. Vampir kanı yüzünden daha agresif ve saldırgan olması, yüz seksen derece değişen dengesiz karakteri paranoyaları ile birleşip vampiri çileden çıkarıyor ve ona farklı tatlar aramaya itiyordu. Git gide gözden düşüyordu. Daha içe kapanık hale gelmişti. Aynı evde günlerce konuşmadığı bile oluyordu. Vampir Stefano’nun daha az tenini arzular olmuştu. Daha az temas halindeydi. Stefano’nun bitmek tükenmek bilmeyen tutkuları, hedonizmin ve akıl kargaşasının, sarhoşluğuyla kendisini kaybediyordu. Bir yılı aşkın süredir vampirin kapamasıydı. Vampir kanı her ne kadar vücudunu her zamankinden genç ve diri yaptıysa tam tersi ruhunu ve büyüsünü o kadar zayıflatmıştı. Bir gün vampirin koynunda can verip gideceği tehlikesinden bir haber kendini ve ruhunu tüketiyordu.

Vampire olan öfkesini atmak için kendisini villanın altındaki kapalı havuza atmış umarsızca hızla yüzüyordu. Kendisini o kadar dünyadan soyutlamıştı ki vampirin mayosunu giyip aşağı indiğini fark etmemişti. Hızla yüzüp Stefano’yu kenara sıkıştırdı. Boynunu emer gibi öpücükler kondurdu. Stefano’nun bundan hoşlandığını biliyordu. Bir anda dişlerini geçirdi ve hızla kanını emmeye başladı. Vücudundan akan sıcak olmasa da ılık sayılabilecek sıvı her ne kadar onu hafifletip vampire haz verse de Stefano’nun vampirin kolundan içtiği daha doğrusu sömürdüğü kanın yanında hiçbir şeydi. Doyduğunu hissettiği an vampirin elleri Stefano’nun belindeydi. Yavaşça ince tenine yapışan mayo vampir tarafından yavaşça bir striptizci edasıyla vücudundan suya doğru gidiyordu. Vücudundaki son kumaş parçasından kurtulduğunda kendisini epey özgür hissediyordu. Vampir uzvunu sertçe Stefano’ya sürttü. Gülümsedi ve vampire doğru döndü. Havuzdan çıkarıp kenara doğru oturduğunda bacaklarını sonuna kadar açtığında iki bacağının arasındaki uzvu vampirin dudakları arasındaydı. İyice zevke geldiğinde tekrar suya girdi ve vampirin mayosunu indirdi. Vampirin siyahi koca uzvunu sol eliyle tutup oynarken diğer yandan da sağ elini vampirin boynuna dolayıp dudaklarını vampirin dudaklarıyla buluşturdu. İstediği kıvama geldiğini hissettiği an kollarını vampirin boynuna doladı, bacaklarını da vampirin beline. Vampir elleri ise Stefano’nun poposundaydı. Giriş çıkışları hızlandı şalap sesleri suyun içerisinde daha tatlı çıkıyordu. Sonra arkasını vampire döndü. Vampir hızıyla girip çıkıyordu. En sonunda havuzun kenarına yatırdı ve Stefano’nun üzerinde zıpladı. Soğuk beyaz sıvılar içerisine akarken hoş ve içini gıdıklayan bir hisse kapılmıştı tekrardan. Yerinden güçlükle kalktı ve gitmek üzere olan vampiri kolundan tuttu. “ İçeridekileri etki altına alıp gönderdin mi? Geçen seferki gibi elinde kalan olmamıştır umarım. “

Vampir alaycı şekilde gülümsedi. Her şeyi bu kadar basite alan tasasız ve biraz da olgun tavrı Stefano’yu çileden çıkarıyordu. “ “Merak etme!” Stefano’yu kolundan tutup yanına çekti elini çıplak beline nacaklarına doladı ve poposunu sardı. Stefano da ellerini vampirin kollarına dolayıp dudaklarını vampirinkiyle buluşturdu. Gözlerinin içine baktı. “Bu ne kadar devam edecek ?” Vampir anlamış ama anlamazlıktan gelmişti. Soru soran gözlerle Stefano’ya baktı.“ “Ne bu kadar devam edecek?” Sinirlenmeye başlamıştı. Villaya getirdiği kadınlar ve erkekleri kastettiğini hatta bazen grup yapıp Stefano’yu da grup yapmaya zorlamasını bahsettiğini anladığını iyi biliyordu. Sertçe vampire bakmaya devam etti. Daha fazla dayanamayan ve kısa kesmek isteyen vampir Stefano’nun bu hallerine daha fazla dayanamayıp Stefano’nun nemfomanyaklığına tahammül edebilirdi ama bu tavrı hiç hoşuna gitmiyordu. Stefano’nun iki lobuna da sertçe şaplak atıp kendisine doğru hızla çekti. “ “Senden sıkıldığım zaman. Dua et de senden sıkılmayayım. ” Hiçbir şey diyemedi. Ardından gelecek cümleyi biliyordu. En azından bir yılı aşkın süre bunu anlayacak kadar vampiri tanıyabilmişti. Vampir gittikten sonra iç sesiyle konuşmaya başladı. “ Ne bekliyordum ki? Benden sıkıldığı zaman beni de bir kenara itip öldürecek? Daha önceden eski kapamalarına yaptığı gibi. Kendimi korumam lazım. Hayır hayır önce davranmam lazım. Zaten ondan koparacağımı koparttım.” Derin bir duygu boşalması yaşıyordu. Dizlerinin önüne çöktü. Yere birkaç damla yaş akıtmıştı. Birkaç dakika oturduktan sonra yerinden kalktı. Üzerinde hiçbir şey olmadan suya atladı. Etrafı toparladıktan sonra da sinsi planını devreye sokmak için hazırlıklara başladı.

Sabaha doğru viskisini yudumlarken vampirle birlikte sağ kolunda yabancı bir adam ve sol kolunda yabancı bir kadınla villanın kapısından içeri gittiğinde daha da öfkelenmişti. Gayet şık bir takım elbiseyle karşılamıştı vampiri. “ Hoş geldin Lorenzo.” Ona ismiyle hitap etmişti. Vampirin yanındaki adamla kadına ciddi bir bakış attı. “Hey ikiniz dışarı çıkın.” Durdu ve hareket eden yoktu. Sesini yükseltti. Bütün villayı inleten bir gürültü koptu Stefano konuştuğunda. “Size dışarı çıkın dedim.” Dışarı çıktıklarında vampire kötü kötü bakmaya devam etti. “ “Evet, Stefano ne istiyorsun?” Vampir hızını kullanıp yanına geldiğinde vampirin soğuk nefesini boynunda hissettiğinde irkmişti. “ “Senden çabucak sıkılmamı mı istiyorsun yoksa? Başına neler gelebileceğini hiç düşünmemiş olamazsın.” Vampirden uzaklaşmak için üç adım ileriye doğu attı. Vampirin yüzündeki alaycı, sinsi ve şeytani ifadeyi görmese bile tahmin edebiliyordu. “Benden sıkılmana az kaldı. Bunu hissedebiliyorum.” Soğukkanlı, tok ve biraz da buruk bir ses tonuyla konuşmuştu her zamankinin aksine. Arkası dönük uzaklaşmıştı vampirden. Onun son bir kez yüzüne bakmak istedi. “Sen benden kurtulmak istemeden ben kurtulmak istedim.” Konuşması biter bitmez asasına sarıldı. Elleri titriyordu. Cüretkardı vampir. Alaycı bir şekilde gülümsüyordu. Stefano’nun üzerine doğru yürüdü. “Büyücü olduğunu daha küçük bir çocukken fark etmediğimi mi sanıyorsun? Seni aptal… En ufak bir zeka parıltısı bile göstermiyorsun.” Vampirin 900 küsür yıllık hayatında ne ölüm tehlikesi badireler atlatabileceğini düşünmemişti.

Korkmuştu. Her şeyi bildiği halde susması onu daha da gizemli ve ürkütücü kılmıştı. Ağlamaklı ve çocuksu gözlerle vampire bakıp tekrar asasını vampire doğrulttu. Tekrar eli titredi. Birkaç saniye içinde yapamayacağını anlayıp yavaşça elini açıp asayı elinden yere bıraktı. Bir çırpıda düştüğünde çıkan tahtanın taş zemine vurma sesini duyduğu anda dizlerinin bağı çözüldü. Yere yığılıp diz çöktüğü anda bir titreme geldiğinde vampir koca cüssesiyle Stefano’ya sarıldı. Stefano da göğüs hizasında ona sarılarak soğuk bedeninin soğukluğunu içinde hissettiğinde seri ve sessiz hıçkırıklar içinde ağlıyor, yavaşça gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Özür dilerim, yapamadım.”

Birkaç dakika daha sarıldıktan sonra her ne kadar vampiri bırakmak istemese de kolları arasından sıyrılıp gitti.O kadar derin düşüncelere dalmıştı ki kapının kapanma sesi ile kendisine geldi. Büyük bir kahkaha attı var gücüyle. Katıla katıla gözlerinden yaş gelene kadar gülüyordu. Daha sonra bozulan duygu dengesine kapılıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Tüm gücünü tükettiğini hissettiği an gözlerini yumdu ve başını soğuk taşa dayayarak uykuya daldı.




_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Stefana Scrlatti Vampire Love
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Fransisco Armani-
Buraya geçin: