AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Pamuk Şekeri...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Ofelya Forfeit
Sihirbaz | Akademi Öğrencisi
Sihirbaz | Akademi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 333
Kayıt tarihi : 31/05/12

MesajKonu: Pamuk Şekeri...   Ptsi Tem. 09 2012, 23:51

Yavaşça gözlerini açtı. Kendini çok yorgun hissediyordu. Sanki bir boğuşmadan yeni çıkmış gibi. Ama bu yorgunluk çok uzun sürmedi. Yattığı yerden doğrulup saate baktığında tüm yorgunluğunu unutmuştu. Bugün Isabel'le anlaştıkları gibi luna parka gideceklerdi. Ama buluşma saatine çok az kalmıştı. Yine derin uykularından birine dalmıştı ve saatinin çaldığını duymamıştı. Hızla yerinden kalkıp hazırlanmaya başladı. Bunun olabileceğini düşünüp kıyafetlerini ve çantasını önceden hazırlamıştı. Artık tecrübe edinmişti.. Normalde önceden hazırlanmak pek yaptığı bir şey olmasada uyku problemi yüzünden bunu alışkanlık haline getirmeye çalışıyordu. Hızla odasından çıkarken çantasını unuttuğunu fark etti. Önceden hazırlansada unutkanlık hala başına belaydı. Çantasını da alıp hızla merdivenlerden indi. Onun çifter çifter basamakları atladığını gören büyükbabasının bir şey demesine fırsat bırakmadan "Yine geç kaldım büyükbaba. Bugün luna parkta eğleneceğim. Bu arada günaydın." diyerek yanından geçti. Heyecanla durağa giderken otobüsün geldiğini gördü ve son hızla koşmaya başladı. Otobüs kalkacakken kapısına vurdu. Neyseki şoför onu fark etmişti. Yoksa gerçekten geç kalacaktı. Nefes nefese kendine bir yer bulup oturdu. Otobüsteki sessizlik uykusunu getirmeye başlamıştı. bir çok kişi kulaklıklarını takmış kendi dünyasına gömülmüştü. Diğerleri ise yolu izliyordu. Az ileride konuşan iki kişi vardı ama anlaşılan onlarda dilsizdi. El hareketleri ile anlaşıyorlardı. Ofelya yolu izleyenler tarafına katılmaya karar verip camdan dışarıya bakmaya başladı. Gözlerinin ağırlaşmasına aldırmadan yoldaki tabelalara bakıyordu. Tam uyuklamaya başlamıştıki bir tabela dikkatini çekti. Üzerinde şirin bir peri olan bir reklam tabelasıydı bu.

Periler... Aklına geçen gün Ruby ile yaptığı konuşma geldi. Bazen unutkanlığı işe yarıyordu. Çünkü bu konuşmayı hatırlamak ona garip hissettiriyordu. Ruby'e göre, Ofelya ve büyükbabası sihirbazdı ve kendisi bir periydi. Ayrıca intikam alınması gereken cadılar vardı. Bu yüzden kendi ailesinden birine bağlanmalıydı ve... Kafasını iki yana salladı. Bu konu hala kafasını karıştırıyordu. İnanmak zor geliyordu. Cadılar, periler, sihir ve sihirbazlar... Bunlar efsanelerde olan şeylerdi. Hatta büyükbabası uyuyamadığı gecelerde ona bir kaçtane hikaye anlatmıştı bu konularla ilgili. Evet, büyükbabası anlatmıştı. Ruby'e göre sihirbaz olan büyükbabası... Belkide anlattığı şeyler kendi yaşadığı şeylerdi. Ya da atalarının yaşadıklarındandı. Ruby cidden kafasını karıştırmıştı. Bu konuyu büyükbabası ile konuşacaktı ama akşam geldiğinde onu evde bulamamıştı. Sabah kahvaltısına ertelediği konuşma uyuya kalması ile yine aksamıştı. Eve geri döndüğünde bu konuşmayı yapsa iyi olurdu. Belki yapmasına gerek bile yoktu. Çünkü büyükbabası Ruby'i tanıyordu. Onun Ofelya'dan önce her şeyi yaşlı adama söylemiş olma ihtimali vardı.

İneceği durağa geldiğinde aklındakileri bir kenara itti. Bunları düşünmek sonraki işti. Bugün içindeki tüm hislere perde çekip eğlencenin tadına varacaktı. Isabelle korku tünelinin önünde buluşacaklardı. Luna parkın palyançolarla süslü girişine baktı ve bir palyançonun ağzından oluşan girişten içeriye giridi. Uzaktan küçücük görünen oyuncaklar şimdi kocamandı. Balerin, gondol,korku tüneli, çarpışan arabalar, atlı karıncalar, dönme dolap, hız trenleri ve daha bir çok oyun vardı. Ofelya neşeyle etrafına baktı. Yeni gelen aletleri de denemek istiyordu. Ama önce Isabel'i bulması gerekiyordu. O yüzden ilk önce korku tünelinin oraya gitti.

_


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Isabel Flecther
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 333
Kayıt tarihi : 29/05/12
Yaş : 26
Nerden : İstanbul

MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   Perş. Tem. 12 2012, 17:04

İsabel çalar saatinin çalmasıyla istemediği halde gözlerini araladı. Saatinin bu sabah kaçıncı çalışışıydı bu bilmiyordu sadece elinden geldiğince ertelemişti ve bundan da gayet memnundu. 10 dakika daha uyumak için daha da erteleyebilirdi fakat artık kalkmalıydı biliyordu. Muhtemelen çoktan geç kalmıştı zaten bir 10 dakika daha geç kalması sorun olmazdı. Saatini erteleyerek başını yastığa geri koydu. Bu gün diğer günlerin aksine öğlene kadar uyumak istiyordu. Yanlış hatırlamıyorsa bugün günlerden cumartesiydi ve cumartesi günleri öğlene kadar uyumak onun hakkıydı. Okul olmadan sıkıntısız geçecek birkaç gün. Aslında sadece 2 gündü fakat hiç olmamasından iyiydi. Sanki bugün yapacağı önemli bir şey varmış gibi geliyordu fakat hatırlayamıyordu. Zaten çok uykusu olduğu için beyni düşünmesine engel oluyordu. Yatağında huzursuz bir şekilde sağa döndü. Bugün ayın kaçıydı… Sanki bir şey yapması gerekiyordu… İçinde önemli bir şey unuttuğuna dair bir his vardı. Kalkması gerekiyordu biliyordu fakat neden kalkması gerektiğini bilmiyordu. O sırada saati bir kez daha çalmaya başladı. Bu sefer ertelemedi. Huzursuzken uyuyamıyordu ve şuan bir şey unuttuğunu düşündüğü için yeterince huzursuzdu. Saate baktı. Neredeyse 10 olmuştu. Teyzesi ona seslenerek ''İsabel arkadaşını lunaparkta ağaç etmek istemiyorsan hemen kalksan iyi olur bak bu sana son seslenişim.'' Dedi. Neredeyse 10… Yataktan fırlayarak ''Olamaz kahretsin nasıl unuttum.'' Diye söylenerek koşarak duşa girdi. Duşunu aldıktan sonra hızla dolabına yöneldi.

Gerçekten nasıl unutmuştu. Dün yeni tanıştığı ve arkadaş olduğu ofelyayla lunaparka gideceği için o kadar heyecanlıydı ki gece boyunca onunla yapabilecekleri güzel şeyleri düşünüp durduğu için geç uyumuştu sabahta uyanamıyordu. Kendi kendine kızarak ''Tebrik ediyorum seni isabel o kadar üzerinde konuş düşün sonra da unut aptal'' diyerek sinirle dün akşamdan karar verdiği kıyafetlerini giydi. Saatine baktı ne çabuk da 10:30 olmuştu. Koşarak aşağıya indi. Teyzesi onun için kahvaltı hazırlamıştı. Gülümseyerek'herşey çok güzel görünüyor teyze ama zaten oldukça geç kaldım çıkmam gerek seni seviyorum sonra görüşürüz''diyerek arabasının anahtarlarını alıp evden çıktı. Normalde otobüse falan biner ya da yürümeyi tercih ederdi. Ama çok geç kalmıştı otobüs bekleyecek ya da yürüyecek zamanı yoktu eğer ofelyayı bekletmek istemiyorsa arabayı daha hızlı kullanmalıydı. Yolun durumunu kontrol ettikten sonra gaza biraz daha yüklendi. Şansı vardı ki yol boştu. Lunaparkın önüne geldiğinde arabasını otoparka park edip koşarak lunaparktan içeri girdi. Korku tünelinin orada buluşacaklardı. Ve o daha şimdiden 10 dakika gecikmişti. Koşarak korku tüneline gitti. Yolda çarptığı kişileri kısaca 'üzgünüm''diyerek geçiştirmişti. Sonunda korku tüneline vardığından ofelya’yı aradı bir süre sonunda onu gördüğüne sevinmiş bir şekilde koşarak yanına gitti ve mahcup bir gülümsemeyle''Merhaba Ofelya nasılsın? Ben gerçekten özür dilerim. Kusura bakma geciktim. Dün gece pek iyi uyuyamadığım için sabah kalkmakta zorlandım umarım çok bekletmemişimdir. E napıyoruz?''diye sordu.

_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ofelya Forfeit
Sihirbaz | Akademi Öğrencisi
Sihirbaz | Akademi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 333
Kayıt tarihi : 31/05/12

MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   Perş. Tem. 12 2012, 22:50

Korku tünelinin oraya geldiğinde Isabel'in gelmediğini gördü. Bu iyiydi. Genelde geç kalan hep o olurdu. Bu sefer şans ondan yanaydı. Gülümsedi. Zaten içinde güzel bir gün olacağına dair bir his vardı. Uykusunun kaçması için neşeyle şarkı mırıldanmaya başladı. O sırada da uzun zamandır gelmediği lunaparkı inceledi. İçinde hala canlı olan çocukluk duyguları şimdiden heyecanlanmasına neden oluyordu. Tüm oyuncaklara binip günün tadını çıkarmayı planlıyordu. Gözünü etrafta dolaştırırken ilk neye binebileceklerini düşünüyordu. Çarpısan arabalar mı, yoksa hız trenine mi? Sonra şarkı söylemeyi bıraktı ve arkasına döndü. En yakından başlamak daha mantıklı olurdu. Gülümseyerek önüne döndü ve şarkı söylemeye devam etti. Normalde karanlıktan korkardı. O yüzden korku tünelline küçükken binemezdi. Ama artık sorun yoktu. Ayrıca yanında Isabel olacaktı. Belki sonrada az ilerideki şekerciden pamuk şekeri alırlardı. Ofelya'ya göre bir insan lunaparka geldiğini öyle anlardı. Pamuk şeker lunaparkta yenilmeliydi, tadı o zaman çıkardı. Dışarıda yediği zaman onun için diğer şekerlemelerden pek farkı kalmıyordu.

Söylediği şarkı bitince başka bir şarkı söylemeye başladı. O sırada Isabel'in karşıdan koşarak geldiğini gördü. Yaslandığı yerden doğruldu ve etrafına bakan arkadaşına el salladı. Sonunda Ofelya'yı görmüştü. Koşarak yanına gelirken ona gülümsüyordu. Demek geç kaldığında o da böyle görünüyordu. Arkadaşının sorusuna yüzündeki ifadeyi bozmadan cevap verdi. "Merak etme çok geç kalmadın. Uykudan kendimi alamadım yine o yüzden geç kaldığımı sanmıştım. Ben de az önce geldim." Sonra arkasındaki korku tünelini göstererek konuşmaya devam etti. "Bende sen gelmeden önce ne yapsak diye düşünüyordum ve yakın olandan başlamanın daha mantıklı olacağına karar verdim. O yüzden korku tünelinden başlayabiliriz. Tabi sana uyarsa." dedi gülümseyerek. Gözü yeniden pamuk şekerlerine takıldı. "Ama mutlaka bugün şu pamuk şekerlerden yiyelim olur mu?" dedi çocuksu bir heyecanla.

_


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Isabel Flecther
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 333
Kayıt tarihi : 29/05/12
Yaş : 26
Nerden : İstanbul

MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   Cuma Tem. 13 2012, 00:19

Ofelya’nın yeni gelmiş olduğunu duyunca içi rahatladı. Onu daha ilk günden bekletmek istemezdi. Etrafa uzun uzun bakındı. Buraya gelmeyeli çok şey değişmişti. En son ailesiyle beraber gelmişti buraya. Daha dün gibi hatırlıyordu her şeyi. 10 yaşındaydı o zamanlar doğum günüydü isabelin ailesi sana güzel bir süprizimiz var diyerek onu partiden sonra lunaparka getimişlerdi ve o gün hiç itiraz etmeden isabel’in istediği her oyuncağa binmişlerdi. Tüm günlerini isabel’in peşinde koşturarak geçirmişlerdi ve lunaparktaki her şeye en az 3 kez binmişlerdi. İsabel çok eğlenmişti günün sonunda elinde pamuk şekeriyle uyuyakalmıştı. O gün onların ailecek geçirdikleri son mutlu gün olmuştu. Yüzündeki gülümseme bir anda siliniverdi. Üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin o günleri hatırladıkça ister istemez içini büyük bir hüzün kaplıyordu buna engel olamıyordu

Etrafa bakındı. Çarpışan arabalar,gondol,balerin,hız treni lunapark her zamanki gibi çocuk ruhlu insanların eğlence yeri ve harikalar dünyası gibi bir yerdi. Gülümsedi burası insanların hayatın yorucu akışından kurtulmak için geldikleri en güzel yerdi. Ofelya’nın son sözlerinden sonra gülümseyerek ''Seni bekletmediğime sevindim. Diğer türlü kendimi çok kötü hissederdim.'' Dedi. Uzun süredir ilk defa doya doya eğlenecek olmanın verdiği heyecanla gülümseyerek ''Hım korku tüneli diyorsun aslında güzel fikir. Önce biraz eğlenir ve korkarız sonra da bol bol eğleniriz tamam o zaman karar verilmiştir önce korku tünelinden başlıyoruz'' diyerek Ofelyanın koluna girdi ve yürümeye başladılar. Sonrasında pamuk şeker satan yerin önünden geçerken ''Tamam söz bugün buradan ayrılmadan önce mutlaka pamuk şeker yiyeceğiz belki önce alır sonrada dönme dolaptayken yeriz etrafı izleye izleye ne dersin?'' diye sordu. Yürümeye devam ederken.

_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 24
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   Cuma Tem. 13 2012, 01:12

Evin en sevdiği köşesinde, pencerenin hemen yanındaki koltukta oturuyordu. Yanında elinden bir türlü bırakmadığı kitaplarından birisi ona eşlik ediyordu. Akademi kütüphanesinden aldığı "INCARCERON". Kitabı sadece kapağı hoşuna gitti için seçmişti. Okuması ise gerçekten zevkliydi. Ama kitabın özellikleri bunlarla sınırlı değildi, elbet. Kitap daha önce okuduğu hiç bir kitabın yapmadığı bir etki yaratmıştı onda. Ona Chris'i getirmişti. Kitabı almadan o kütüphanede öylece dursa caba Chris ile başka bir yerde tanışma fırsatları olur muydu? Olsa bile o gece yaşananların gerçekleşme ihtimali pek olmadığından aralarındaki bu bağ asla kurulmaya bilirdi. Bu durumu düşündükçe alt dudağını dişledi. İlk kez yaptığı bir hatadan ötürü gerçekten mutluydu. Onun ölümüne sebep olabilme ihtimali dışında gecesi mükemmel geçmişti. Kitap sayfasını çevirdiğinde tüm düşüncelerini bir kenara bırakarak kendini kitaba verdi. Artık okuduğu her bir satırda başka bir yerdeydi. Kitabın satırlarının gösterdiği yolda bir hayale dalmıştı.Korkutucu olmayan bir hayal, içinde onun olmadığı. Kitap okurken geçen dakikaların hiç bir nemi olmuyordu. Hafta sonu zaman öldürmenin en iyi yoluydu onun için. Kitap oku ayı sürdürürken telefonun çalması ile gözlerini kitaptan ayırdı. Telefonun ekranında gördüğü isim ile yüzünde bir gülümseme oluşmuştu. Onu kitaplardan daha mutlu eden tek kişi arıyordu, Chris. Kısa konuşmalarının sonunda kendi hızla odasına giderken buldu. Kitabı, kitaplığına yerleştirdikten sonra kıyafet dolu dolabının önüne geçti. Ne giyeceğini bilmiyordu. Lunaparka gideceklerdi. Normalde sıradan bir pantolon ve tişört iş görürdü. Ama şimdi güzel olmak istiyordu, onun yanında gerçekten onu etkilemek istiyordu. Bu duruma elbiseler daha uygun gibiydi, ama işte lunapark biraz işi bozuyordu. Gönlünce çocuklar gibi orada eğlenirken bir etekle uğraşmak gerçekten zahmetli olurdu. Kot şortunu alıp üzerine geçirdi, üstüne ise boyundan bağlı tişörtünü giymişti. Elbisesi olmasa da seksi görünüyordu en azından ona göre. Bir yandan hazırlık sürerken diğer yandan saati kontrol ediyordu. Chris onu almaya gelecekti. Yalnızca beş on dakikasının kalmış olması ile bir anda afalladı. Kıyafet seçerken gerçekten çok fazla vakit harcamıştı. Hemen saçını başını düzelterek alt kata indi. Ailesi ile yaptığı kısa konuşmanın bitmesiyle kapı çalışmıştı.

Gülümseyerek kapıyı açtı ve ayakkabılarını ayağına geçirdikten sonra sevinçle Chris'e yönelerek ona sıkıca sarıldı. Ne kadar garipti. Onu bu kadar kısa bir sürede özlemek ama özlemişti, işte.

" Seni özledim"

Boynuna sarılan elleri saçlarında gezinirken dayanamayarak dudaklarını onun dudakları ile buluşturdu. Öpüşmeleri oldukça ateşliydi, ama ne yazık ki kısa sürmeliydi. Öpüşmeleri noktalandığında onun elini tutarak lunaparka doğru yürümeye başladılar.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   Cuma Tem. 13 2012, 16:26

Henüz kısacık bir zaman geçmişti, Scarlett'la kütüphanede yaşadıklarından sonra. Ama onu eve bıraktıktan hemen sonra bile içinde özlem duygusu kabarmaya başlamıştı. Televizyon seyretti, bilgisayarda oyalandı kitap okudu, spor yaptı... Ama yaptığı her işte onun adını hatırlatmaya devam etti kalbi. Ona neden bu kadar bağlandığını gayet iyi biliyordu. Evet ona aşık olmuştu ama başka bir neden daha vardı. Çocukluğunu yetimhanede geçirmiş ve asla bir aileye sahip olamamıştı, yalnızdı hep. Bu yalnızlığın sebebi kendisiydi, insanlarla iletişim kurmayı sevmezdi ama yine de ne zaman iki sevgili ya da dost görse bir burukluk hissederdi içinde. Çoğu zaman insanların kibrini, yalanlarını, düşüncesizliklerini ve saldırganlıklarını düşünerek bastırırdı bu burukluğu. Fakat Scarlett... Onu görünce, konuşunca bütün kişiliği altüst olmuştu adeta. Ve dudakları, onu öpmek bir bütün olmak ve varlıkları devam ettiği sürece ayrılmamak istiyordu.

İşten eve gelince, bir şişe malt viski alıp koltuğa oturdu. Scarlett'la tekrar buluşmalıydı. Ancak romantik ya da eğlenceli bir şeyler yapmak arasında kararsızdı. Yavaş yavaş içkisini yudumlarken düşünmeye devam etti. Nedense içinden bir ses eğlenceyi seçmesini söylüyordu. İçti, içti ve bu düşünceler içinde uyuyakaldı. Scarlett'ı bu kadar düşünmek rüyalarını onunla süslemişti. Kütüphanede yaptıklarını tekrar tekrar yaşadı. Hatta başka birçok şey de gördü. Ancak uyandığında onu kötü bir süpriz bekliyordu, inanılmaz bir baş ağrısı. Ayağa kalktı ve anında geri oturdu. Çünkü tam koltuğun önünde duran kırık viski şişesi parçaları ayağına batmıştı. Hemen ayağının altındaki cam parçalarını çıkarıp sekerek ecza dolabından sargı bezi aldı. Bir yandan küfrederken bir yandan pansuman yapıyordu. Ağrı kesiciyi de aldıktan sonra cam parçalarını temizledi ve kendine kahvaltı hazırladı. Kötü başlayan bu günü Scarlett'la geçirirse mutluluk içinde bitireceğine emin olduğu için hızlı hızlı kahvaltısını yaptı ve onu aradı. Lunaparka karar vermişti ve Scarlett de müsait olduğu için sevindi. Kısa bir duşun ardından dişlerini fırçalayıp saçlarına şekil verdi. Bir kot ve tişört giydikten sonra evden çıktı ve motorsikletine atlayarak adrese bir göz atıp yola koyuldu. Kabul etmeliydi ki evi bulmakta zorlanmıştı ancak kapı açıldığında onu karşısında görmek her şeyi unutturdu. Pijamalı hali bile o kadar seksi gelmişken bu giydikleriyle çok daha mükemmeldi. Kolları arasına atlayınca sıkıca sardı onu ve ardından öpücüğüne karşılık verdi. Onun da kendisini özlemiş olmasını çok iyi anlıyordu. Scarlett'ın yürümek ister gibi bir hali vardı. Bu yüzden motorunu park ettiği yerde bırakıp onun elini tuttu ve yürümeye başladılar. Yol boyunca birçok şeyden bahsettiler. Anılar, sevdikleri ya da sevmedikleri şeyler, beğendikleri kitaplar filmler şarkılar. Chris her seferinde konuyu o gün olanlara getirmek istiyordu ancak vazgeçmesi fazla uzun sürmüyordu. Eğer bu tarz bir şey yaparsa sonuçların neler olacağını bilmemekten kaynaklanıyordu bu geri çekilme. Sonunda vardıklarında gülümseyerek

"İşte geldik güzelim. İlk ne yapmak istersin?" dedi. Scarlett'i almaya gitmek, ona sarılmak öpmek, elini tutmak ve konuşmak. Bunların hepsinin unutturduğu baş ağrısı o renk cümbüşüne baktıkça kendini hatırlatmaya başladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ofelya Forfeit
Sihirbaz | Akademi Öğrencisi
Sihirbaz | Akademi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 333
Kayıt tarihi : 31/05/12

MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   Ptsi Tem. 16 2012, 11:34

Dönme dolapta pamuk şeker yemek... Bu güzel bir fikirdi. Bulutlara yakın bir yerde bulutlardan kopmuş renkli parçalara benzeyen şekerler yemek güzel olacaktı. Ofelya zaten dönme dolapları seviyordu. Gök yüzüne yakın olmak onu her zaman mutlu ediyordu. Çocukken kendine ait kanatlarla uçmak gibi bir hayali vardı. Aslında hala böyle hayaller kuruyordu ama tek fark gerçekleşmeyeceğinden artık emindi. O yüzden sadece olabileceği kadar yakın olmayı kabullenmişti. Pamuk şekerleri ise bu kabullenişe biraz tat katacaktı. "İyi fikir!" dedi heyecanla Isabel'e. O sırada bilet almak için gişeye gelmişlerdi. Bir çok oyuncak gibi en son çocukken bindiği korku tüneline endişe ile baktı. Acaba eskisi gibi çığlık atar mıydı? Bunu binince görecekti. Sıranın onlara gelmesini beklerken içeriden gelen seslere kulak vardi. Çığlıklar, kahkahalar ve bağrışmalar... Sıra onlara yaklaşınca Isabel'e döndü. "Eğer çığlık atıp kulaklarını ağrıtırsam şimdiden özür dilerim. Hayaletler hakkındaki düşüncelerim değişeli çok oldu; ama aniden çıkan kuklalar yüzünden çığlık atmayacağıma pek emin değilim." dedi gülümseyerek. Sıra onlara gelmişti. Yerleştikten sonra demirleri sıkı sıkı tuttu. İlk içeri girdiklerindeki karanlık Ofelya'yı her zamanki gibi tedirgin etmişti. Belki hayaletlerle arasındaki sorunu halletmişti ama hala karanlıkla ilgili sorunları vardı. "Isabel yanımda..." diye hatırlattı kendine içinden. Yeni arkadaşı bir şekilde onu güvende hissettiriyordu. Bu yüzden korkusu azalmıştı. İlk kuklanın karşılarına çıkması ile turları başlamıştı. Ama beklediği gibi korkmamıştı. Aksine eğleniyordu. Belki de karşısına çıkan bu hayaletler kabuslarında gördüklerinin yanında hiç kaldığı için komik geliyordu. Her gece farklı farklı yaratık ve hayaletlerle uğraşıyordu. En sonunda korku tünelinden çıktıklarında yüzü gülüyordu. Hoplayarak aşağıya indi ve Isabel’e döndü. “Şimdi ne yapsak?” dedi gözünü çarpışan arabalara dikerken. Aslında yapmak istediği şey belliydi. Bir çarpışan arabalara bir Isabel’e bakarken masum bir şekilde gülümsedi. Çocukken çarpışan arabalara binmeyi çok severdi. Trafik kurallarını yıkmanın en eğlenceli yolu... Elbette gerçek olmadığı için eğlenceliydi. Ailesini bir kazada kaybettiğini düşününce bu pekte eğlenceli gözükmüyordu. İçini kaplayan hüzünü fark edince kendini hemen topladı ve gözlerini yeniden çarpışan arabalardan ayırıp Isabel'e döndü. Aslında düşününce sanki Isabel'i de huzursuz eden bir şeyler vardı. Az önce sanki onunda gözlerinden kısa bir acı dalgası geçmişti. Yoksa yanlış mı görmüştü? Gerçek ya da yanlış bunu sormak gibi bir niyeti yoktu. Bu anı bozmak istemiyordu. Buraya her şeyden uzaklaşmak için gelmişlerdi. Bunu daha sonrada konuşabilirlerdi. O yüzden düşünceleri aklından uzaklaştırıp Isabel'in konuşmasını bekledi.

_


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Isabel Flecther
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 333
Kayıt tarihi : 29/05/12
Yaş : 26
Nerden : İstanbul

MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   Ptsi Tem. 16 2012, 14:43

İsabel gözlerini korku tüneline dikti. Hafta sonu olduğu için lunapark oldukça kalabalıktı. Sırada beklerken bir yandan da etrafındaki oyuncakları izliyordu. Korku tünelinden gelen çığlıkları ve kahkahaları duyduğunda gülümsedi. Birazdan o tünelde çığlık atan kişiler arasında yerlerini alacaklardı yada kahkaha atanların arasında.Sıra onlara geldiğinde biletlerini alarak korku tüneline yöneldiler ofelyaya gülümseyerek ''Dönme dolapta pamuk şeker fikrimi beğenmene sevindim ben küçükken bunu yapmaya bayılırdım.'' Dedi. Çığlıkla ilgili söylediklerini hatırlayarak ''Çığlık atman sorun değil bende istemeyerek senin kulaklarına aynı eziyeti yapabilirim bende şimdiden özür dilerim. Gerçi ne olacağı belli olmaz bakarsın kahkahalara boğuluruz'' diyerek yerine yerleştikten sonra ofelya’ya gözlerini dikti. Arkadaşının yüzündeki korku ifadesini görünce kolunu tutma gereği hissetti. Ofelya ona bakıp gülümsediğinde kendini rahatlamış hissederek oda gülümsedi. Hareket ettiklerinde biraz tedirgin olsa da sonradan içeri girdiklerinde karşılarına çıkan kuklalar yüzünden gülme krizine girmişti. Gerçekten komiklerdi. Belki yeteneği yüzünden gülüyordu onlara eğer gerçek olsaydı kendimi koruyabilirdim düşüncesinin verdiği rahatlık yüzünden korkunç gelmiyordu ona ya da artık çocuk olmadığı içindi emin değildi fakat gülmek iyi gelmişti ona. Uzun süredir gerçekten gülmediğini hatırladı birden. Yüzünde her zaman yapmacık bir gülümsemeyle dolaştığını ama aslında ne kadar mutsuz olduğunu hatırladı. Tünel boyunca yüzündeki sahte gülümsemesini her zamanki gibi korumayı ihmal etmedi. Bugün eğlenmek istiyordu fakat elinde değildi anıları onun eğlenmesini istemiyormuş gibiydi.

Tünel bitince ofelya’nın ardından yere hopladı. Ailesini kaybettiği günden beri gerçekten hiç eğlenmemişti ama hayatına devam ediyordu işte bu sefer tüm olanları unutup eğlenmek istiyordu. Uzun süredir unuttuğu şeyi hatırlamak ofelya’nın sesiyle düşüncelerinden kurtulup kendine gelerek ofelya’ya baktı. Bir çarpışan arabalara bir isabel’e bakıyordu. İsabel gülümseyerek ''Çarpışan arabalara binmeye ne dersin çok eğleneceğimizden eminim hadi bilet alıp çarpışan arabalara binelim.'' Dedi. Koşarak arkadaşınıda çekiştirerek bilet gişesine gidip her ikisi içinde iki tane bilet aldı. Böylelikle daha uzun bir süre çarpışan arabalarda vakit geçirebileceklerdi. İsabel’le ofelya biletleri alır almaz koşarak çarpışan arabalara bindiler ve bol bol eğlendiler. İsabel ofelya’nın ona çarpmasıyla ''Sen gününü göreceksin bende sana çarpacağım'' diyerek onu kovalamaya başladı. Süre bittiğinde çarpışan arabalardan inerek bir süre birbirlerine bakıp gülümsedikten sonra isabel gülümseyerek ''iyi ki gelmişiz baksana oldukça eğleniyoruz hım şimdi dönme dolaba binmeye ne dersin? Ben gidip pamuk şekerleri alıyım sende beni burada bekle tamam mı hemen dönerim'' diyerek pamuk şekerleri almak için Ofelyanın yanından ayrıldı.

_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 24
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   Ptsi Tem. 16 2012, 23:52

Mutluluğu gözlerinden okunuyordu, Chris ile attığı her adımda. O kadar mutluydu ki onu kaybetmekten korkuyordu. Küçük yaşta bu dünyada en çok sevdiği kişiyi kaybetmişti. Şimdi ise ilk kez yeniden birine sevgiyle bağlandığını hissediyordu. Ona aşıktı, kafasındaki bir çok soru işaretine rağmen ona aşıktı. Yolda ilerlerken aklına o gece gelmeyen bir durum geldi. Chris yeteneği konusunda, ona yaptıkları için hiç bir soru sormuyordu. Şaşırmıştı, evet ama diğer insanlar gibi tepki vermemişti. Peki bunun altında yatan neydi. İçini kemirse de bu durum bir şekilde kendini tutuyordu. Sanki soracağı soru yasaklı kelimelerle doluydu ve söylediği anda bu büyü bozulacaktı. Onun mutlu olmasını sağlayan büyü. Yolda birlikte konuştukları onca şeyden sonra onun suskunluğu aralarında bir sessizliğin oluşmasını sağladı. Yine karamsarlık, kötü düşünceler beynini bulandırmaya çalışıyordu. Başını hafifçe iki yana salladı. Bu olmamalıydı. Bugünü mahvetmeye falan mı çalışıyordu. Bugün Chris ile ilk randevusuydu. Sevgilisi ile geçireceği bu ilk buluşmanın mükemmel olması gerekirdi. En azından iyi vakit geçirmek için elinden geleni yapmalıydı. Derin bir nefes aldı. Tam o sırada lunaparka varmışlardı. Hem lunaparkın gürültüsü hemde Chris'in sözü kendi zihninden uzaklaşması için yeterli olmuştu. Elini öyle sıkı tutuyordu ki asla kaybetmek istemediği biri gibi. Lunaparka bir süre göz attıktan sonra gülümseyen bir suratla ona cevap verdi.

" Çarpışan arabalara binelim ben onları gerçekten çok severim ve sonra şu ilerde görülen büyük yer korku tüneli olmalı ona da kesinlikle girmeliyiz. Sonrada..."

Çok konuşacağının farkına vararak kendini susturdu. Lunaparkları çok severdi. Ama en son böyle bir yere bu kadar istekli bir şekilde ne zaman gelişti hatırlamıyordu.

" Aşkım dediğim gibi başlayalım birlikte eğleniriz"

Sıkıca tuttu elini çekiştirerek onları çarpışan arabalarının önüne götürdü. Scarlett'ın isteği üzerine ayrı çarpışan otolara binmişlerdi. Scarlett deli gibi arabasıyla onu kovalayarak sürekli ona çarpmaya çalışırken yüzünden bir saniye osun gülümsemesi eksik olmamıştı. Gülüşü ne kadar mutlu olduğunu gözler önüne seriyordu. Çarpışan otolarda işleri bittiğinde birlikte korku tüneline ilerlediler. Korkunç figürlerin olduğu binanın önünde bir süre onları izledi Scarlett.

"İçerisi gerçekten korkutucu mudur? Acaba. Neyse göreceğiz"

Girişin hemen yanında tek kaldıkları küçük bölümde sıralarını beklerken. Chris'in koluna girdi. Kulağına "Seni seviyorum" diye fısıldayarak dudakları öptü. Ateşli öpücüklerinin finalinde sıra onlara gelmişti.





_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   Çarş. Tem. 18 2012, 15:57

Scarlett'in mutlu olduğunu bilmek içini rahatlatmıştı. Onun ilk buluşmada lunaparka gelmeyi yadırgayabileceğini düşünmüştü ama neyse ki son derece mutlu görünüyordu. Ancak Chris için aynısı söylenemezdi. Bunca ses, renk, hareketlilik... Başı o kadar çok ağrıyordu ki arasıra gözü kararıyordu. Daha önce bundan çok daha fazla içtiği zamanlarda bile bunun yarısı kadar ağrımazken bugün bir farklılık vardı. Elinden geldiğince belli etmemeye çalışıyordu ve başarılı olduğunu düşündü çünkü Scarlett her hangi bir şey dememişti. Şuan unutturabilecek tek şey Scarlett'ti ve mutluluk içinde verdiği cevap ağrıyı biraz azaltmıştı bile.

"Peki güzelim, sen nasıl istersen."

dedi gülümseyerek ve kendisini dilediği yere götürmesine izin verdi. Çarpışan arabalara ayrı ayrı bindiler ve başta bir iki kere Scarlett'e çarptıktan sonra peşine takılınca ondan kaçmaya başladı. Arasıra bilerek yavaşlayıp çarpmasına izin veriyor ya da çarpmaya çalışır gibi yapıp başarısız oluyordu. Yüzündeki gülümsemeyi görünce o da sevindi fakat süre dolmuştu. Sırada korku tüneli vardı. Sözde korkunç figürlerle süslemişlerdi fakat Chris’e küçüklüğünden beri komik gelmişti hep. “Bir kurala uymadığınızda Madam Lucresai tarafından koridorlarda kovalanmak. İşte gerçek korku tüneli budur.” dedi kendi kendine ve gülümsedi. Madam Lucresai onun büyüdüğü yetimhanenin müdiresiydi. İyi kadındı fakat son derece disiplinliydi. O günleri düşünürken Scarlett’in sesiyle kendine geldi.

“Sanmıyorum ama korkunç olmasını dilerdim. Bu arada şu kızlar bizim okuldan mı?”

dedi sıranın başlarındaki kızları işaret ederek. Beden eğitiminden hatırladığı kadarıyla düşüp kendilerine zarar vermişlerdi. Demek ki büyük bir hasar almamışlardı ki bugün lunaparkta eğlenmeye gelebilmişlerdi. Sıraya girdiler ve beklerken Scarlett’in fısıldadıklarını duyunca ona dönüp

“Ben de seni se...”.

Cümlesini tamamlayamadan Scarlett ile öpüşmeye başlamışlardı. Son derece ateşli öpüşüyorlardı üstelik sırada kendilerine bakan gözleri aldırmadan. Sonunda ayrıldıklarında, daha doğrusu ayrılmak zorunda kalmışlardı çünkü sıra onlara gelmişti, yerlerine oturdular. Tünelin içinde ilerlerken Chris, etraftan çıkan ilk birkaç kuklaya gülümseyerek baktı ve daha eğlenceli bir şey yapıp Scarlett’i izlemeye karar verdi. Bir iki kere irkilir gibi olunca onu kollarıyla sardı ve boynundan arasıra yavaş yavaş öperken saçlarını okşadı. O ve Scarlett, bu karanlığın içinde her şey onlardan ibaretti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ofelya Forfeit
Sihirbaz | Akademi Öğrencisi
Sihirbaz | Akademi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 333
Kayıt tarihi : 31/05/12

MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   Perş. Tem. 19 2012, 20:29

Açık açık söyleyemesede Isabel onun çarpışan arabalara binmek istediğini anlamıştı. Arkadaşı yüzünde korku tünelinden kalan bir gülümseme ile bilet almaya gitmişti. Onunda eğlenmesi hoşuna gitmişti. Korku tüneli onu biraz endişelendirse de ikisi de o karanlıktan gülerek çıkmışlardı. Isabel geldiğinde diğer insanların çığlık ve kahkahalarına konukluk eden korku tünelinden ayrıldılar ve çarpışan arabalara doğru koşar adımlarla ilerlediler. Çoğunluğunun çocuk ve sevgililerin oluşturduğu kalabalık bir grup çarpışan arabalardan iniyordu. Anlaşılan tam zamanında yetişmişlerdi. Ofelya hemen kendi gözüne kestirdiği mor bir arabaya bindi. Isabel ise hemen bir araba ilerisindeydi. Herkes yerleştikten sonra eğlence başladı. Ofelya, Isabel'e yetişmeye çalışırken bir kaç kişiye çarpdı. "Özür dilerim." diyerek Isabel'e yöneldi. Sonra kendi haline güldü. Bunun amacı insanlara çarpmaktı zaten, ne diye özür diliyorduki? Birine daha çarptıktan sonra Isabel'e ulaşmıştı. Büyük bir hızla ona çarpıp kaçmaya başladı. Tüm süre boyunca birbirlerini kovalamışlardı. Çarpışan arabalardan inerken Ofelya hala kahkaha atıyordu. Isabel dönme dolap dediğinde içinden "Eğlence daha da büyüyecek." dedi. Bu düşünce yüzünden hiç ayrılmayan bir gülümseme ile dışarıya yansıyordu. Isabel pamuk şeker almaya gittiğinde o da hemen yanındaki banka attı kendini. Bugün daha çok yorulacaktı. O yüzden oturarak beklemek en mantıklısıydı. Uzaktan sırada bekleyen Isabel'e baktı. Bir ara ona el sallamıştı ama bu kalabalıkta gördüğünden pek emin değildi. O yüzden elini hemen indirdi. Olduğu yerde bir şey yapmadan oturmak onun eğlencenin verdiği tatla mayışmasına neden olmuştu. Bir de üzerine vuran sıcak güneş ışığı ve ılık rüzgar buna eklendiğinde göz kapaklarının ağırlaşmasına engel olamamıştı. Tekrar arkadaşına dönüp baktığında zar zor açık tuttuğu gözlerinden sıranın neredeyse ona geldiğini gördü. "Birazdan Isabel gelecek Ofelya. Sakın uyuma." diye mırıldandı kendi kendine. Başını ister istemez geriye yasladı ve sonunda açık tutmak için uğraştığı gözleri tamamen kapandı. Hala duyduğu kalabalığın uğultusu gitgide ondan uzaklaştı ve sonunda uğuldayan sert bir rüzgara dönüştü.


Ofelya bir süre bu rüzgarın serinliğinde üşüdüğünü hissetti. "Daha sıcak bir yer yok mu?" düşüncesi ile gözlerini açtığında kendini ağaç dallarının arasında bulmuştu. Bulunduğu dev kuş yuvasına baktı ve "Keşke daha aşağılarda olsaydı." diye mırıldandı. Onun yuvası ağacın tepesine yakın bir yerdeydi. O yüzden rüzgarı daha net hissedebiliyordu. Büyük kanatlarını vücudunun etrafına sararak ısınmaya çalıştı. Daha aşağıda yuvası olan kanatlı insanlara doğru baktı. Ama hiç biri yerinde değildi. Yemek bulmaya mı gitmişlerdi? Hepsi birden mi? Ofelya'da acıktığını hissetmişti. Sabah kahvaltısı etmediğini hatırladı ve "Sanırım ben de yemek bulmaya gitsem iyi olur." dedi büyük kanatlarını açarak. Hem aşağıda ısınmış olurdu. Aşağı doğru süzülerek az ilerideki şehre doğru uçtu. Gökdelenlerin olduğu yere vardığında yeniden yükseldi. Gökdelenlerin çatı katlarına kanatlı insanlar için yeşillik bir alan kurulmuştu ve orada normal insanların marketlerine benzeyen ufak büfeler vardı. Ofelya biraz tatlı yemek istiyordu, o yüzden şekerci dükkanına doğru ilerledi. Biraz tatlı alabilirdi. Belki de pamuk şeker alırdı. Evet, kesinlikle pamuk şeker almalıydı. Nedense pamuk şeker istemişti birden.

Sonunda ufak büfelerin olduğu yeşillik alana indiğinde kanatlarını biraz dinlendirdi ve şeker dükkanına doğru ilerledi.Yüzüne yerleştirdiği gülümseme ile beraber kapıyı "Merhaba" diyerek açtı. Ama yüz ifadesi donmuş bir şekilde karşısındaki manzaraya bakıyordu. Yere saçılmış şekerleri takip eden gözleri yavaşça kasanın olduğu yere doğru kaydı. Aslında içindeki ses oraya bakmadan buradan uçup gitmesini söylüyordu. Ama Ofelya içindeki sesten daha çok merakına yenilmişti ve kasanın olduğu tarafa doğru baktı. İçindeki ses "Beni dinlemeliydin!" diyerek ona bağırırken Ofelya kahverengi tüylerin arasında koca bir çift gözle karşılaştı. Hemen arkasında ise kanatları ve kafası koparılmış dükkan sahibinin bedeni kanlar içinde kasanın üzerine devrilmiş duruyordu. Ofelya başka zaman olsa neredeyse yarı boyunda olan bu tüylü yaratığın tatlı olduğunu düşünebilirdi. Ama kürküne yapışmış kanlı kanat tüyleri şu anda onu pek sevimli göstermiyordu. Yaratık tüylerinin arasından uzanan çarpık bir uzantı ile tuttuğu yarısı yenmiş pamuk şekerini yere bıraktı ve az önce kanlı kanat tüylerinin olduğu yerde neredeyse yaratığın kendi boyu kadar bir ağız belirdi. Ofelya ona doğru atılan yaratıktan zar zor geriye kaçmıştı. Kanatlarını açıp uçmaya hazırlandı. Hemen diğerlerine haber vermeliydi. Tam kaçabildiğini düşündüğü sırada yan tarafındaki lokanta olarak kullanılan ufak dükkanın vitrini gürültüyle patladı. Etrafa saçılan cam parçalarından yara almadan kaçan Ofelya karşısında daha büyük bir yaratık buldu. Bu yaratık kendi boyunun üç katı olmalıydı. İri gözlerinin etrafını saran kahverengi tüyler vardı. ama vücudunun geri kalanı tüysüzdü. Az önceki yaratıkla aynı çarpık uzantılara sahipti. Galiba bunlar kol ve ayaklarıydı. Vücudunun tüysüz yerinde ise hafif aralık bir çizgi bulunuyordu. "Sanırım orasıda ağızı oluyor." diye mırıldandı. Az önceki yaratıktan tek farkı daha büyük olması ve vücudunun büyük bölümünün tüysüz olmasıydı. Ofelya karşısında dikilen şeyin ağzına gözlerini dikmişti. Eğer az önceki gibi neredeyse kendi boyunda bir ağza sahipse açıldığında olabilecekler Ofelya'nın tüylerini diken diken etti. "Bu beni bir lokmada yutar!" diye söylendi yutkunarak ve sonunda kendine gelip kanatlarını çırparak oradan uzaklaşmaya başladı. Ama diğer çatılara büyük adımlarla hoplayabilen yaratık onun peşine düşmüştü.


Gerçekte ise lunaparkta insanlar eğlenmeye devam ediyordu. Ofelya daldığı uykuda mırıldanırken sıra Isabel'e gelmişti. Satıcı iki tane pamuk şekerini ona uzattı. Isabel ikisini de bir elinde tutup diğer eliyle satıcıya parasını uzattı. Ama pamuk şekerlerine baktığında kasanın arkasında beliren garip bir yaratık şekerleri yarısına kadar ağzına sokmuştu. Fakat insanların şaşkın bakışları arasında arkadan yaklaşan dev yaratık düşünüldüğünde asıl sorun bu ufaklık değildi...

_


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Isabel Flecther
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 333
Kayıt tarihi : 29/05/12
Yaş : 26
Nerden : İstanbul

MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   C.tesi Tem. 21 2012, 01:32

İsabel Ofelyanın yanından ayrılarak pamuk şekeri almak için sıraya girdi. Sıra oldukça uzundu ne yazık ki ama çare yoktu bekleyecekti. Lunaparkların hafta sonu dolu olması bu sıra konusu yüzünden kötüydü fakat kalabalıkla eğlencenin tadı daha çok çıkıyordu. İç çekerek önüne döndü sıranın bu kadar uzun olacağı hiç aklına gelmemişti. Ofelyayı bıraktığı yere dikti gözlerini umarım bu sıranın ne kadar uzun olduğunu görüyordur diye geçirdi içinden ofelya da ona bakıp el sallamıştı. Gülümsedi eğlenceli bir gün geçiyorlardı ve günün ilerleyen saatlerinde de oldukça eğleneceklerinden emindi. Gerçekten eğlenmeyeli ne kadar uzun süre olmuş diye düşündü ve bu düşüncesinden hemen kurtuldu. Bugün böyle düşüncelere yer vererek canını sıkmayacaktı. Aklına ofelyayla ilk tanıştıkları gün geldi. Gözlerini devirdi aslında o gün hiç aklından çıkmıyordu ya neyse. Olanları unutmakta zorluk çekiyordu. Beyninde dönüp duran sorulardan bir türlü kurtulamıyordu fakat o sorulara bir türlü yanıt bulamıyordu. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın sonuç hep aynıydı cevabı olmayan sorular yığını. O pelerinli adamı o günden sonra bir daha hiç görmemişti. Okula sürpriz bir yaratık istilası olmamıştı ya da yaratıklar karşısına bir daha hiç çıkmamıştı. Hala bazen olanların gerçek olduğunu kabul etmekte zorlanıyordu.

Ofelyayla arkadaşlıkları ilginç bir gecenin güzel bir sonla bitmesiydi. O gece olan tek güzel şey ofelyayla tanışıp arkadaş olmalarıydı onun haricinde felaket bir gün ve korkunç bir gece geçirmişti. Kafasını kaldırıp etrafa bakındı. Onların okulundan da birçok kişi vardı. Sonunda sıra ona geldiğinde isabel daha fazla beklemeyecek olmanın verdiği sevinçle gülümsedi ve iki tane pamuk şekeri aldı. Sonunda dönme dolaba binebileceklerdi. Parayı çıkartıp pamuk şekeri satan kişiye uzattı. Ofelyanın yanına bir an önce gitmek istiyordu ama para üstünü almalıydı. Adamın uyuşukluğu yüzünden bu biraz zaman alıyordu. Sakin olmak için derin bir nefes aldı bu kadar beklemişti beş dakika daha bekleyebilirdi. Sabırlı olmalıydı en fazla 10 dakika içinde ofelyayla dönme bolapta pamuk şekeri yiyerek eğleniyor olacaktı. Bunu düşününce sakinleşmesi zor olmadı. Gözleri adamın arkasındaki pamuk şekerlerine takılmıştı. Belki daha sonra eve giderken de birer tane alırız diye düşündü. Kasaya doğru bakmasıyla büyük bir şok yaşaması bir olmuştu. Kuşa benzeyen bir yaratık adamın pamuk şekerlerini yiyordu. Boyu kadar gagası vardı ve oldukça ürkütücü görünüyordu. İsabel birkaç adım geri attı. Arkasından gelen çığlıklarla Ofelyanın olduğu tarafa baktı ve ikinci bir şok yaşaması bir oldu. İsabelin arkasında ona doğru yaklaşmakta olan dev yaratığı görünce içinde oluşan korkuya engel olamadı. Etrafta bu kadar insan varken yeteneğini kullanamazdı. Farkında olmadan diğer yaratığın olduğu yere doğru birkaç adım attı ve zaten panik içinde koşturan kalabalığı hatırlayarak çığlık attı. ''Aaaaaaaaaaa yaratık kaçınnnn'' dedi ardından birkaç çığlık daha atarak lunapark kısa sürede boşalmaya başlamıştı ama zamana ihtiyacı vardı. Dev yaratığın onu yakalamak için ona doğru uzanmasıyla koşmaya başladı. Yaratıklarda onu takip ediyordu. O sırada ofelya çarptı gözüne küçük yaratık hedef değiştirmişti. Etrafa baktı lunaparka kimsenin kalmadığını gördü fakat banktaki kişi hala kalkmamıştı. Aklına ofelya geldi. En son orda oturuyordu o olabilirdi iyi de neden kaçmamıştı bunu düşünecek vakti yoktu. Sonunda koşmayı bıraktı. Küçük yaratığa bakarak ''Hey uzak dur ondan'' diyerek büyük bir su topu yolladı. Kuşa benzeyen yaratık sersemleyerek yere düştü fakat toparlanması uzun sürmedi. Büyük bir sinirle isabele doğru geliyordu evet anlaşılan yaratığın dikkatini çekmişti hem de fazlasıyla ofelyayı kurtarmaya uğraşırken ona doğru gelmekte olan dev yaratığı unuttuğu için kendini bulunduğu yerden biraz ötede yerde yatarken buluverdi. Bunu unuttuğu için kendine lanet okudu. Ve canının acımasını önemsemeyerek toparlanmaya çalıştı. Canı acıdığı için sızlanacak zaman yoktu dev yaratıkla küçük canavar ona doğru geliyordu.

_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 24
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   Paz Tem. 22 2012, 17:39

Chris'in elini tutarak korku tünelinden içeriye girdi. İçeride karşısına ne çıkacağından habersiz bir şekilde etrafı inceliyordu. Hayatında ilk kez bir korku tüneline gitmişti. Buda çocukluğunda kaçırdığı bir çok güzel anının sadece bir tanesiydi. Stacynin ölümünden sonra hayatı uzun bir süre ev ile hastane arasında geçmişti. Bu nedenle bir çok şeyi kaçırmıştı. Ama şimdi eğlenmek için elinde bir sebebi vardı ve o sebebi yaratan kişi. Acaba ona bir gün ikizini ve kendine olanları anlatabilecek miydi? Bunları düşünmek yüzündeki gülümsemeyi solduruyordu. Bu yüzden düşünmeyi bırakarak sıradan bir kız olmaya çalıştı. Sevgilisi ile lunaparkta eğlenecek olan bir kız. Yeni aklına gelen bir soru yüzünde solan gülümsemenin tekrar açmasını sağlamıştı. Acaba içeride gördüğü şeyler onu korkutmaya yetecek miydi? Sırada beklerken içeriden çıkan kızları görmüştü. Her biri onlarla birlikte içeri giren kişiye sıkıca sarılı bir halde dışarı çıkmıştı. Gözlerinden korktukları o kadar belli oluyordu ki sırf bu nedenle caba ben demi demeden edemedi. Buna cevap veremeyeceği ise o kadar kesindi ki yaşamadan bilmek neredeyse imkansızdı.

Tünelinin içerisindeki ani şimşek ve sesler nedeniyle bir anda irkilerek Chris'in elini biraz daha sıktı. Hatta ona biraz da sokulmuş gibiydi. Öyle ki teninde Chris'in dudaklarını hissediyordu. Dudakları içindeki büyümeye hazır korkuyu yok ederek onun içinde başka bir şeylerin uyanmasına neden olmuştu. bir kaç adımın ardından bir den karşılarına çıkan iskelet ile ani bir çığlık attıktan sonra kendiyle dalga geçer bir halde kahkaha atmaya başladı. Bu öyle tuhaftı ki Chris'in bakışlarını fark ettiğinde konuşmadan edemedi.

"Chris korkak bir kız olduğumu sanmanı istemem ama bu benim korku tüneli olarak ilk seferim ve o çığlık ani bir refleksti. Hepsi bu"

Cümlesi bittiğinde tekrar yürümeye başladılar. İçeride karşılarına çıkan her şey tedirgin etmekten öte sadece onu güldürmeye yetiyordu. Aynı şekilde Chriside. Çıkışa vardıklarında az önce çıkan kızlar geldi aklına. Gerçekten bir kaç sahte kukla ve iskeletten mi korkmuşlardı. Her halde kızlar kabuslarının birinde bile yaşasa ilk saniyede ölürlerdi.

"Beni buraya getirdiğin için teşekkür ederim aşkım çok eğlendim"

Sözü bittiğinde boynuna sarılarak onu öpmeye başladı. Başka hiç bir şey düşünmüyordu. Kalabalık umurunda bile değildi. Ona dokunduğu anda onunla bir oluyor ve etrafta ki hiç kimseyi gözü görmüyordu. Onu daha sıkı sarmaladığı bir anda duyduğun çığlıkalr nedeniyle başını arkasına çevirdi. İnsanlar tarafından hızlıca boşaltılan lunaparkın ortasında kocaman bir yaratık. Bu gerçek miydi? Yoksa tüneldekiler gibi sahte miydi? Tabi bir olasılık daha vardı. Tüm bunlar hayal olabilir miydi?

"Chris bu da ne "

Dedi bir anda. Sonrasında ise yaratığın hemen dibinde olduğu kızı gördü. Kızı kolundan tutarak kendine doğru çekti. Onu tanıyordu. Konuşmamış olsalar bile onu görmüştü.

"Sen iyi misin?"

Yaratıklar onlara doğru hızla gelmeye başladıklarından hemen bir karar vermesi gerekti. Ama kararı çok geçmeden gücün kendisi vermişti. Yine bir şeyler oluyordu. Hayale dalmak gibi bir şey ama bu sefer hayali yarattığı dünyada az önce gördüğü yaratıklar da vardı. Küçük olan yaratık bir anda ağzını açarak ona doğru hamle yaptı. Dişlerini koluna geçirmişti bir anda. Ama onda acı hisseden bir yüz yerine sineğine bakan bir örümceğin bakışı vardı. Diğer elini yaratığın kafasına koyarak saniyeler içinde onun bütün enerjisini bedenine çekti. Yaratığın cansız bedenini fırlattıktan sonra sıra büyük olandaydı. Sıradan biri bunu yapar mıydı ya da o normal olsa bunu yapabilir miydi? Kıpırdamadan büyük yaratığın ona doğru gelmesini bekledi. Tek parmak ucunu değdirmesi yaratığın sarsılmasına yetmişti. Dokunduğu yeri sıkması ile yaratık büyük bir gürültüyle yere düştü. Gürültü ile bir anda kendine geldi. Kolunun acısını bir anlığına hissettiği için koluna baktı. Ama ortada yaradan eser kalmamıştı. Arkasını döndüğünde Chris ve kıza baktı. Sanki içindeki canavardan kaçmak istercesine kendini Chris'in kollarına bırakmıştı. Ona sarılarak olan biteni anlamaya çalışıyordu. Çünkü normal hiç bir şey kalmamıştı.


_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   Cuma Tem. 27 2012, 10:01

Scarlett'in bir iskelet karşısında önce çığlık atıp sonra gülmeye başlaması komiğine gitmişti. Hafif alay eder hafif anlamaya çalışır bir yüz ifadesi ile baktı ona. Ama hemen arkasından yaptığı açıklama daha da şaşırtmıştı onu. Korku tüneline binmeyen çocuk olabileceğini düşünmemişti hiç. Daha doğrusu belki hayatı boyunca lunapark görmemiş ve göremeyecek insanlar da vardı ancak bu ülkede böyle bir şeye pek ihtimal vermemişti. Bu durumda kendisinin ilk bindiği zamanı hatırlamaya çalıştı. Yetimhanenin onları getirdiğini ve evet, ilk bindiğinde başlarda korktuğunu hatırlıyordu. Şakaya vurur bir cevap vermek geçti içinden ve gözlerinin içine baktı.

"Bu durumda küçük kedicik, bana cesaretini kanıtlamalısın."

dedi gülümseyerek. Scarlett'in kahkahalarıyla geçen birkaç dakikanın sonunda yolculuk bitmişti. Chris için önemli olan onun gerçekten eğlenmesiydi ve öyle olduğunu görmek, hatta kendisinin bunu onaylaması mutluluk vericiydi. Boynuna sarılan ellere hafifçe belinden sarılarak karşılık verdi ve öpüşmeye başladılar. Birkaç saniye sonra yükselen çığlıklar ayrılmalarına sebep olmuştu. Neler olduğunu anlamaya çalışarak etrafa bakıyordu. İnsanlar birbirini ezercesine kaçmaya çalışırken üzerilerine gelen kalabalık onları ayırmasın diye Scarlett'e sıkıca sarıldı. Sonunda kalabalık dağıldığında etrafa baktı ve fark etmesi hiçte zor olmayan dev canavarı gördü. Bir kıza doğru yönelmişti fakat kızın arkası dönüktü ve Chris'in henüz fark ettiği küçük bir yaratığa saldırmakla meşguldü. Anlaşılan arkadaşını korumaya çalışıyordu. Bunlar o kızlardı, derslerde gördüğü. Fakat elemental bir gücü olduğu belli olan kız savaşırken diğer kızın neden öylece uyuduğunu anlayamadı. Canavar kıza iyice yaklaştığında koşup yetişmeye zamanı yoktu.

"Heeey, dikkat et! Arkanda!!"

diye bağırdı. Scarlett ise çoktan o tarafa koşmaya başlamıştı. Ancak ne Scarlett'in yetişmeye ne de kızın tepki vermeye zamanı olmadan canavar yetişmiş ve büyük bir hızla vurarak kızı birkaç metre fırlatmıştı. Neyse ki kız büyük bir hasar almamış gibiydi, toparlanmaya çalışıyordu. Koşmaya devam eden Scarlett'in peşinden koştu. Scarlett'in üzerine atlayan yaratığı fırlatmak için elini kaldırdı fakat gücünü kullanmayı denemesiyle başındaki ağrının çok daha güçlü bir şekilde kendini hatırlatması ve gözlerini karartarak ellerinin üzerine çökmesine neden olması bir olmuştu. Biraz kendine geldiğinde küçük yaratığın düşen cansız bedeni onu rahatlattı fakat büyük canavarın Scarlett'a ilerlediğini görünce yine gücüne odaklandı. Başka çaresi yoktu, onun zarar görmesine izin veremezdi. Fakat sonuç yine değişmedi. Hiç değilse bu kez yandaki direkten destek alarak ayakta kalabilmişti. Büyük bir gürültüyle düşen dev beden karşısında şok içinde bakakaldı. Scarlett iki yaratığı da halletmişti. Onu sıkca sardı ve kulağına

"Sanırım bu gayet yeterli bir kanıt." dedi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ofelya Forfeit
Sihirbaz | Akademi Öğrencisi
Sihirbaz | Akademi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 333
Kayıt tarihi : 31/05/12

MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   C.tesi Tem. 28 2012, 01:26

Kanatlarını hızla çırpıyordu. Diğer kanatlı insanlara haber vermeliydi. Ancak hangi gökdelene varsa aynı manzara ile karşılaşıyordu. Her gökdelende kanatları ve kafası koparılmış cesetler vardı ve hepsinde aynı canavarlardan vardı. Tüm gökdelenler bu canavarlar tarafından ele geçirilmişti. Üzerinde durduğu kanlı çimlerde bir dev yaratığın daha tüylü suratı ile karşı karşıya gelmişti. Hiç zaman kaybetmeden yeniden uçmaya başlamıştı. Neler oluyordu? Neden her yerde bu yaratıklardan vardı. Karşı koyan kimse yok muydu? Kanlı ve kafasız cesetleri görünce Ofelya birden kendisinin güçsüz olduğunu ve güvende olmadığını hissetti. Peşindeki canavar sayısı her gökdelende peşine takılanlarla beraber, birken ona çıkmıştı. Ofelya ne kadar kaçmaya çalışsa da gitgide umutsuzluğa kapılıyordu. Canavarlardan biri onu yakalamak için hamle yaptığında son anda fark edip kaçmayı başarmıştı. Ona hamlede bulunan canavar birden çürümeye başlamıştı. Sanki bir şey içindeki tüm organlarını içine çekiyordu. Ofelya bir yandan ona olanları anlamaya çalışırken diğer yandan geriye kalan dokuz yaratıktan kaçmaya çalışıyordu. Kanat çırpışları ile beraber yüzüne çarpan rüzgara suyun serinletici kokusu da katılmıştı. Bu tanıdık koku Ofelya'ya bir parça güven vermişti. Aslında kanatlı bir insan olarak sudan uzak durması gerekiyordu, fakat su nedense ona kurtuluşu hatırlatmıştı. Ama bu güveni kısa sürede yok olmuştu. Binaların arasından deniz kenarındaki açıklığa ulaştığında Orada normal insanlar ile beslenen garip yaratıkları gördü. Bugün yeterince kan ve yaratık gördüğünü düşünen Ofelya'nın artık midesi bulanmaya başlıyordu. Küçük sakin şehrinde neler oluyordu? Bu yaratıklar nereden çıkmıştı. Suyun içinden çıkan yaratıklardan birinin bir kaç gözü Ofelya'ya doğru kaymıştı. Kocaman yassı suratında bir sürü göz vardı. Bir sineğinkinden de fazlaydı gözleri. Öne doğru kolayca uzanan kocaman, yuvarlak bir ağzı ve bir solucanınkine benzeyen ıslak, kaygan bir vücudu vardı. Gözlerinden bir kaçı ona dönen yaratık ısırdığı insanın bedeninin yarısını kanlar içinde bıraktı. bir süre sonra yarısı olmayan ceset yaratığın vücudundan içeriye, gizli bir cep gibi bir yere kanlı izlerini bırakarak girdi. Sanki onu sonra yemek için beslenme çantasına ayırmıştı.

Yaratık tamamen Ofelya'ya dönerek ağzından çıkan salyamsı bir sıvıyı ona doğru püskürtmüştü. Buna hazırlıksız yakalanan Ofelya vücudundaki yapışkan sıvı ile aşağıya doğru düşmeye başlamıştı. Kanatlarını zar zor çırparak yere çakılmaktan son anda kurtulmuştu. Yere güvenli bir şekilde indikten sonra diğer yaratıklardan ve ona yönelen su canavarından kaçmak için hızla koşmaya çalıştı. Ama yapışkanlık hissi buna pekte izin vermiyordu.Ona doğru yönelen su canavarını fark eden diğer dört canavarda kanlı yemeklerini bitirdikten sonra Ofelya'nın peşine takılmıştı. Sonuncusu onun peşine takılmadan önce yediği tüylü köpeğin kuyruğunu geri tükürmek zorunda kalmıştı. Peşine önceden takılan dokuz yaratığa şimdi de beş tane su canavarı eklenmişti.

Gerçekte ise Ölen dev canavarın ardından lunaparktaki her bir oyuncağın arkasınıdan başka dokuz canavar daha çıkmıştı. Farklı yerlerden çıkan canavarlar boşalan lunaparkta aynı noktaya doğru yönelmişti.Ofelya'nın bulunduğu banka doğru... Onlar henüz yeni çıktığı sırada dönme dolabın önündeki havuzun ordan başlayarak yer sallanmaya başladı. Havuzdaki su gümbürdeyerek yukarıya fışkırdı. Tam o sıradan beş tane canavar kafalarını havuzdan dışarıya çıkarmıştı...

_


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Isabel Flecther
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 333
Kayıt tarihi : 29/05/12
Yaş : 26
Nerden : İstanbul

MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   Paz Tem. 29 2012, 17:59

İsabel ne kadar toparlanmaya çalışsa da yapamıyordu canı fazlasıyla acıyordu. Birkaç kez yerinden kalkmaya çalışsa da başarılı olamamıştı. İçinden nasıl bu kadar dikkatsiz olabilirim diye kendine lanet okuyordu. Sudan oluşan bir hortum yaratarak ondan kurtulabilirdi. Acısını unutup yeteneğini kullanmayı denedi ama başaramadı canı çok fazla açıyordu. Düşündüğünden daha kötü bir darbe almıştı. Başı kanıyordu. Önemsiz bir şeydi fakat yine de can yakıyordu. Kafasının içinde tek bir soru dönüyordu nasıl nasıl bu kadar dikkatsiz olabilmişti. Arkasında ki dev yaratığı ki dev sözcüğünü içinden üzerine basa basa söylüyordu nasıl unutabilmişti. Yerinden kalkmaya birkaç kez daha çabaladı ama olmadı. Söz konusu ofelya olunca kendini unutmuştu resmen. Gelecekle ilgili planlarını hatırlayınca yüzünde hüzünlü bir gülümseme belirdi bunların içinde kesinlikle 17 yaşında asla gerçek olduğuna inanmayacağı bir yaratığa yem olmak yoktu. Tüm bu düşüncelerinden bir kızın sesini duymasıyla kurtularak kendine geldi. Gözlerini sesin geldiği yöne çevirdiğinde aynı okuldan olduklarını bildiği kızı ve çocuğu gördü. Kızın sorduğu soruya şaşkınlıktan cevap veremedi. Herkes kaçtığı halde neden buradalardı hala canlarınamı susamışlardı. Kıza ve kızın yanındaki çocuğa bir süre şaşkınlıkla baktı. Bu yaratıkların üçünü de öldürmesi an meselesiydi. İsabel duyduğu acı yüzünden kıpırdayamıyordu ve konsantre olamıyordu yani onlara karşı hiç şansları yoktu. Küçük yaratığın kızı ısırmasıyla korku dolu gözlerle kıza baktı. Fakat kızda hiçbir tepki yoktu bakışları ürkütücüydü çok geçmeden iki yaratıkta saniyeler içinde yerde hareketsiz bir şekilde bakıyordu. Kız onları tek bir dokunuşla saniyeler içinde öldürmüştü.

Bu onu ne kadar korkutsa da ona minnettardı hayatını kurtarmıştı. Zorda olsa toparlanarak ayağa kalktı. Kıza ve çocuğa bir süre baktıktan sonra sihirbaz olduğunu düşündüğü kıza dönerek ''Teşekkür ederim. Hayatımı kurtardın sana borçlandım.'' dedi ve ofelya olduğunu düşündüğü kişinin yanına doğru ilerlemeye başladı. Ofelyaya doğru giden tek kişinin kendisi olmadığını fark ettiğinde şaşkınlıktan bir süre olduğu yerde kaldı. Az önceki dev yaratıktan şimdi tam dokuz tane vardı ve Ofelyanın üzerine doğru gidiyorlardı. ''Lanet olsun ofelya kaç'' diye bağırarak ofelyaya doğru koşmaya başladı. Koşarken 1 tane hortum yaratarak ofelyaya çok yaklaşan yaratığın üzerine gönderdi. Dev yaratık neye uğradığını anlayamadan kendini hortumun içinde buldu. Bir süre kurtulmaya çalışsa da başaramadı. İsabel yerin sallamaya başlamasıyla kendini yerde buldu. Şimdi de deprem mi oluyor diye düşündüğü sırada büyük bir gümbürtü kopmuştu. İsabel korku dolu gözlerle yukarı doğru fışkıran suyun bulunduğu havuza baktı.5 tane yaratıkta oradan çıkmıştı. İsabel derin bir iç çekerek ''Sanki dev yaratıklar yeterince sorun değilmiş gibi'' diyerek ayağa kalkıp ofelyaya doğru koşmaya çalıştı fakat dev yaratıklardan biriyle karşılaşmasıyla olduğu yerde kaldı. Ona büyük bir su topu yolladı fakat bu sadece yaratığın dengesini kaybedip düşmesini sağladı. Bunu fırsat bilerek koşmaya başlasa da yaratığın pençelerinin tadına bakmaktan kaçamadı. Büyük bir acıyla kolunu tuttu. Kolundan yaralanmıştı. Bu gün bu yaratıkların elinde kalmazsa kendini şanslı sayacaktı. Bir hortum daha yaratarak yolunu kesen yaratığa gönderdi 9 dev yaratıktan ikisi ölmüştü yani sorun olmaktan çıkmıştı fakat hala ilgilenilmesi gereken 12 yaratık daha vardı durum hiçte iç açıcı gözükmüyordu.

_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 24
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   Paz Tem. 29 2012, 19:43

Chris'e daha sıkı sarılarak söylediklerine kulak verdi. Yaptıkları onun için bir kanıt olmuştu. Bu durum aklına tünelin içindeyken ona söylediği sözü getirmişti ve taktığı lakabı, küçük kedicik. Yanağına kondurduğu bir öpücüğün ardından ondan bir adım uzaklaşarak gözlerinin içine baktı.

"Sana korkak bir kız olmadığımı söylemiştim, zaten"

Sözü bittikten sonra yanlarına getirdiği kıza baktı. Kız gerçekten kötü görünüyordu. Ama çok geçmeden konuşmaya başlaması ve ses tonu düşündüğünden biraz daha iyi olduğunu gösteriyordu. Kendini borçlu hissediyordu demek. Buna hiç gerek yoktu aslında. Çünkü kendine gelmese onu da diğer yaratıkları gönderdiği yere postalaması fazla uzun sürmezdi. İçindeki kana aç yaratığı bir türlü anlamıyordu. Stacy'yi kaybetmek içinde bir nefret yaratmıştı. Ama o yaratık sadece bu duyguyu ve içerisine kattığı öfke ile durdurulamaz bir katile dönüşmesine neden oluyordu. Kendi yarattığı hayalin içinde gördükleriyle önüne çıkan her canlıyı yok eden bir canavar.

"Teşekkür etmene gerek yok çoğu insanın yapacağı bir şey yaptım. Bu arada adım Scarlett aynı akademideyiz ama isimlerimizi bile biliyoruz ama daha da ilginç olan yaratıklı bir lunaparka denk gelmiş olmamız galiba"


Cümlesi bittiğinde gülümsedi. Saçma konuştuğunu hissediyordu, sırf bu yüzden gülümsemesi biraz daha artmıştı. Hem iki yaratıktan sonra ortamı birazcık yumuşatmak fena olmazdı. Tabi bir kaç saniye sonra olacakları bilse tutumu kesinlikle daha farklı olurdu. Kızın yanlarından ayrılması ile birlikte ilerlediği yönde daha fazla yaratık belirmişti. Aynı anda kendi zihninin içindeki yeni bir kayboluş yavaşça sinyalini vermeye başlamıştı. Bugün bu yaratıkların sonu yoktu anlaşılan. Belki de isteyerek o yaratığa dönüşmesi yapabileceği en iyi şeylerden biriydi ama önce aklını kurcalayan şeyi Chris'e sormadan edemedi.

"Sana bir soru sorucam Chris, olur da yaratıklardan kurtulamazsak bilmeden ölmek istemiyorum. Tanıştığımız ilk andan beri bendeki
bu tuhaflığı neden hiç yadırgamadın. Seni nasıl öldürmeye çalıştığımı gördün sadece dokunarak"


Daha fazla konuşamadı. Sorusunu sormuştu işte artık istediği tek şey cevaptı.
...
Kızın ilerlediği tarafa gözlerini çevirdi. Artık hazırdı. gözlerini kapattı. Kendinden geriye hiç bir şey kalmamak üzereydi ki ani bir yer sarsıntısı ile dizlerinin üzerine çöktü. Ayağa kalktığında ise gözlerini kan bürümüş bir katile dönüşmüştü işte. Etrafından çok fazla yaratık vardı. Hayal yaratmasına ihtiyacı bile yoktu. Etrafta yeterince kan çıkmasını sağlayacak yaratık vardı. Koşarak Az önce yanında olan kıza yetişti. İki yaratığı öldürmüştü. Gücünü kullanarak elbet ama o kadar çok yara almıştı ki ona acımadan edemedi. Yanına vardığında ona bir bakış attı, hafif acıyarak.

"Sıranı savdın su perisi sana nasıl avlanıldığını göstereyim"

Bankta yatan kıza iyice yaklaştı. Bu yaratıklar her ne istiyorlarsa bu kızda olduklarını düşünüyor olmalıydılar. Çünkü her biri hızla bu yöne geliyordu. Şu an derdi kızı korumak değildi, aslında insani herhangi bir şey taşıyor muydu? İşte bundan gerçekten şüpheliydi. Yaratıklar dan önce bir tanesi hızla onu yutmak istercesine bir hamlede bulundu ama umduğunun aksine kendi kocaman bir yem olmuştu. Öyle ani bir şekilde yer değiştirmişti ki yaratık ne olduğunu anlamadan kendini yerde bulmuştu. Etrafında dövmesinin renginde bir aura oluşmuştu. Gücü çok fazla artmıştı. Bedenine dar geliyordu ki sanki. Etrafında oluşmuş aura dan dolayı yaklaşan her bir yaratığın gücü içine çekiliyordu. Yaratıklar güçlüydü ve aynı şekilde çok fazla yaşam enerjisi birikiyordu bedeninde. Art arda gelen dört yaratık teker teker yere düşerken onda biriken fazla güç rahatsızlık vermeye başlamıştı. Gözüne yaralar içindeki kız belirdi. Kız gücünü boşaltmak için yeterli potansiyele sahipti. Hızla kızın yanına giderek, gücünü tersine çevirdi. Yaratıklardan emdiği enerji kızın iyileşmesini sağlıyordu. O bununla uğraşırken ne yazık ki sudan çıkan iki yaratığı fark etmemişti. Yaratıkların ağzından çıkan yapışkan sıvı onu yere yapıştırmıştı. Hareket etmeye çalışmak hiç bir işe yaramıyordu. Yaratık koca pençesi ile onu alarak bütün halde ağzına attı. Ama yeniden doğan aura onu yutmasını engellerken aynı anda içten içe erimesine neden olmuştu. Onu yemek olarak diğer yaratık içinde aynı şey geçerliydi. Aslında üzerindeki sıvı nedeniyle tüm su canavarlar onu yemeğe çalışıyordu. Ama olan tek şey onların çürümüş bedenlerinin yere yığılmasıydı. Etrafta sadece iki üç tane yaratık kalmıştı. O ise yaratıkları düşünmek yerine iğrenerek üzerindeki sıvıdan nasıl arınacağını düşünüyordu.



_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   Paz Ağus. 05 2012, 10:45

Yaratıklardan kurtulmuş olmanın rahatlığıyla kızların konuşmasını dinledi. Artık Scarlett'a buradan gitmeyi teklif etmek üzereydi ki, oyuncakların aralarından fırlayan dokuz canavar lafı ağzına tıktı. Scarlett'in dediklerine cevap verecekti ancak bunu canavarlardan kurtulduktan sonra yapmaya karar verdi. Çünkü başaramamak gibi bir ihtimale yer vermiyordu. Üçü de bu küçük lunapark macerasından canlı ayrılacaklardı. Gücünün su olduğunu tahmin ettiği kız iki canavarı haklamıştı bile ve Scarlett'in etrafındaki canavarlar birer birer dökülüyordu. Etrafa hızlıca göz atarak lunaparkı çevreleyen, ucu sivri, uzun demir çitlerden üst kısımdan ayrılmış olanı gözüne kestirdi. Birkaç tekme ile yerinden ayırdığında artık elinde uzun sivri ve sağlam , aslında sağlam olduğundan emin değildi sadece öyle olmasını umuyordu, bir mızrak vardı. Scarlett'a yönelmiş ama henüz uzak mesafede olan üç yaratık gördü. Hızlıca arkalarından yetişti ve elindekini birinin sırtından, ağzından çıkana kadar sapladı ve geri çekti. Yaratık garip bir homurtu çıkararak yere devrildiğinde diğer ikisi arkasını dönmüş ve Chris'e saldırmaya başlamıştı. Birinin pençelerinden eğilerek kurtuldu ve diğerinin bacaklarının arasından arkasına yuvarlanarak sırtına tırmandı. Üzerine çıktığında mızrağı bütün gücüyle kafasından aşağıya doğru sapladı. Canavar bir sağa bir sola sarsılarak can çekişir gibiydi. Sonunda dengesini kaybeden Chris yere düştü. Yaratık son nefesine kadar çıkarmaya çalıştığı mızrağı kullanılmaz hale getirmişti. Bulabildiği tek silah da gitmişti ve karşısında hala bir yaratık vardı. Ayağa kalktığında yaratığın savurduğu pençeden geriye sıçrayarak kurtulmaya çalıştı ancak karnında ortadaki derin sayılabilecek üç kesik oluşmasını engelleyememişti. Yaraya yaratıktan kurtulunca zaman ayırmaya karar verip hızlı bir plan yaptı. Elinden geldiğince hızlı koşuyordu ancak karnındaki yaradan dolayı yaratıkla arayı çok açamamıştı. Kamikazeye ulaştığında çalıştırma düğmesine bastı ve yeniden koşmaya başladı. Yaratıkla tüm lunaparkta birkaç tur atmışlardı. Karnı acıyordu ve nefes nefeseydi. Ancak kamikazenin yeterli hıza ulaştığını görünce o tarafa koştu. Doğru saniyeyi ayarladı ve oyuncak peşinden gelen canavara büyük bir gürültüyle çarptığında metrelerce uçurmuştu. Hemen üzerindeki tişörtü ve atleti çıkardı. İyi bir tamponla sorun kalmaz gibiydi. Neyse ki yetimhaneden kalma bir atlet giyme alışkanlığı vardı. Onun belli yerlerden yırtarak ayarladı ve yaranın üzerine sıkıca sardı. Tişörtünü yeniden giyip Scarlett'a doğru gitti. Ancak ne olduğunu anlayamadan sudan çıkan canavarlar saldırıp onu yutmuştu. Büyük bir öfkeyle haykırarak o tarafa doğru koştu. Bu canavarlara saldırmasının tek yolu gücüydü. Öfke baş ağrısını bastırmıştı ve gücünün bir kısmı geri gelmiş gibiydi. Atomik kontrol yapamasa da saldırmaya yetecek kadar fazlaydı. Lunaparkı çevreleyen bütün demir çitleri söktü ve sivri kısımlarını canavarlara doğrulttu. Tam fırlatmak üzereydi ki Scarlett'i yutan canavarın devrildiğini gördü. Ve ardından sırayla hepsinin düştüğünü görünce öfkesinin dindiğini hissetti. Hatta ilginç bir sıvıyla kaplı Scarlett'i görünce gülümsemişti bile. Koşup onu hafifçe öptü ve suyun iyice kenarına götürüp mümkün olduğunca temizlenmesine yardım etti. Bir yandan da hala unutmadığı soruyu cevaplamıştı.

"Cevabı sana daha önce de söyledim Scarlett, seni seviyorum, her halinle. Ve bu senin bir parçan, yadırgayamam, ancak kabullenip onu da sevebilirim."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ofelya Forfeit
Sihirbaz | Akademi Öğrencisi
Sihirbaz | Akademi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 333
Kayıt tarihi : 31/05/12

MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   Cuma Ağus. 10 2012, 02:07

Kanat çırpmaktan artık yorulmuştu. Dev yaratıklar ve su canavarları ona neredeyse yetişmişti. Ofelya daha fazla dayanamayacağını anlayıp yere indi. Kramp giren kanatları kollarının yanında kapanırken ona doğru ilk uzanan dev yaratıklardan biri olmuştu. Tam bedenini ele benzeyen çarpık uzuvu ile saracakken büyük bir su kütlesi ile param parça olmuştu. Ofelya sımsıkı kapattığı gözlerini açtığında yaratıkların birbiri ile kavgaya giriştiğini görmüştü. Anlaşılan yaratıkların dünyasında da yemek kavgası vardı. Deniz canavarları ile dev yaratıkların kavgası sırasında iki tane dev yaratık boğularak ölmüştü. Geriye kalan dev yaratıkları ise peşine ilk düşen yaratık gibi içten içe çürümeye başlamıştı. Bunun nedenini anlamaya çalışırken hemen başının üstünden geçen vızıltı ile dikkati dağılmıştı. Deniz canavarlarının birinin çığlıkları ile onun ne olduğunu anlamıştı. Kanatlı insanların ürettiği özel silahlardan biriydi. Kanatlı ve kanatsız insanlardan oluşan askeri bir ekip gelmişti. Ofelya hissettiği büyük bir rahatlama ile bacaklarının titremeye başladığını hissetmişti ve fazla uçmaktan ağrıyan kanatları uyuşmuştu. Çömeldiği yerden çatışmayı izliyordu. Askerlerle deniz canavarları arasındaki çatışmanın arasında boş gözlerle etrafına bakıyordu sadece.
Bitmek bilmeyen çatışmayı kazanan kanatlı insanların ordusu olmuştu. Ofelya boş bakışlarından attığı kahkaha ile kurtulmuştu. Bu gülüş dışarıdan bakıldığında boşalan sinirlerinin bir yan etkisiydi. Ama aslında Ofelya’nın az sonra olabileceklere güldüğünü kimse bilmiyordu.

Kazanılan zaferin üstüne serpilen su, maviliği yararak ortaya çıkan yeni bir deniz canavarına aitti. Canavarın attığı çığlıklarla etraf hareketlenmişti. Az önce öldürülen diğer beş deniz canavarının bedenleri yarılmaya başlamıştı ve her birinin içinden ikişer tane, normal boyundan biraz daha küçük olan deniz yaratıkları çıkmıştı. Böylece çatışma yeniden başlamıştı. Ama bu seferki asıl problem deniz canavarları değil, sonradan ortaya çıkan canavarın başının üzerindeki pelerinli adamdı…

Gerçekte ise herkes derin bir nefes almışken deniz canavarlarının yarılan ıslak bedenlerinden çıkardıkları garip seslerle ikişer tane daha canavar çıkmıştı. Ama onlar kadar şaşırtıcı olan diğer şey ise lunaparkın çeşitli yerlerinden gelerek canavarların etrafını saran kanatlı ve kanatsız insanlardan oluşan karışık bir orduydu. Zaten savaş alanına dönen lunparkta ortaya çıkan askerler ortalığı daha da kızıştırmıştı. Ortaya çıkan çatışmada tüm saldırılardan kolayca kurtulan biri vardı. Göz bebekleri olmayan siyah pelerinli bir adam… Üzerine doğru yapılan tüm saldırıları birkaç kelime ile savurup hedefine doğru kolayca ilerlemişti. Canavarlarla savaşanların yanında uyuyan kızı uçurarak ondan uzaklaştırmaya çalışan kanatlı askerleri ve onların önünde siper olan normal askerler bile bu adamı durduramamıştı. Pelerinli adamın yaptığı saldırı sonucu Ofelya kanatlı askerlerin ellerinden, uçurdukları yükseklikten düşmüştü. Yerde birkaç tür yuvarlanan Ofelya bir ağaca çarparak durmuştu. Pelerinli adam olabilecekleri tahmin edip elini çabuk tutmaya çalışmış ve genç kızın boynunu ellerinin arasına almıştı. Birkaç kelime fısıldamaya başlayacağı sırada Kızın gözlerinin aralanması onu durdurmuştu.

Ofelya gözlerini araladığında gördüğü gözler karşısında birden nefes alamamıştı. Rüyanın hala devam edebileceğini düşünüp gözlerini birkaç kez kırptığı sırada her şey bir anda yok olmuştu. Yattığı ağacın altında büyük bir acı ile doğruldu. Sanki tüm kemikleri kırılmış gibi hissediyordu. Lunaparkın yeni halini gördüğünde yaşadığı şaşkınlık ise acısının geçmesine pek yardımcı olmamıştı…

_


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Pamuk Şekeri...   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Pamuk Şekeri...
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Festivus Lunaparkı-
Buraya geçin: