AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Dante Drake
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 227
Kayıt tarihi : 01/11/12
Yaş : 30

MesajKonu: Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm   Paz Kas. 04 2012, 06:25

Zorunlu olarak bir araya gelinen yemeklerden nefret ediyordu. Onlar bir aile değildi ki neden yemek saatinde masada diğer aile üyeleriyle olmak zorundaydı ki? Arada biyolojik kan bağından başka bağları olmayan insanların birbirlerini umursamadıkları halde bir araya gelmek için koyulan ev kuralları saçmaydı. Yarım saattir yaptığı gibi hala önündeki ete çatal ve bıçağıyla işkence ederek yemek saatinin büyük bir sabırla bitmesini bekliyordu. Ailede herkes kendi aleminde olsa da hatta birbirleriyle ortak bir gen ve kan haricinde paylaştıkları hiçbir şey olmasa da bu herkesin gözünde aile olan ama dante’nin gözünde yabancı bir topluluktan başka bir şey ifade etmeyen kişilerin evde katı kuralları vardı. Yemek saatinde herkes masada olmalıydı. Tabi dante bu kuralı çoğunlukla ihlal ediyordu ama bu sefer yemek saatinde evde olma gafletinde bulunduğu için mecburen katılmak zorunda kalmıştı bu saçma aile oyununa yapacak bir şey yoktu. Büyük bir sessizlikle sürüp giden yemekte sohbet etmek amacıyla konu açılmaya çalışma girişimlerine daha fazla dayanamayarak doyduğunu söyleyip herkese afiyet olsun diyerek kendini odasına attı. Aile kelimesi bile onu yeterince geriyordu birde aile oyunuyla sinirlerini yıpratmasının bir anlamı yoktu. Kendini yatağa atıp düşünmeye başladı. Yapılması gereken ödevleri vardı ama eski okulundan bu okula yeni geçiş yaptığı için sanırım ondan daha okula alışamadan ödev yapmasını beklemezlerdi. Hoş en son ne zaman ödev yaptığını da hatırlamıyordu ya neyse aslında şimdi düşününce hatırlamıştı da o asla ödev denen şeyi yapmamıştı ama yine de dersleri iyiydi. Dersleri iyi olmasına rağmen okulda fazla sorun çıkardığı için çoğu kez disipline gitmiş son kavgasıyla da beklenen şey gerçekleşmiş ve okuldan atılmıştı. Okul onun hiç umurunda olmasa da sorumluluklarını bilen aile rolü oynamaya bayılan anne ve babasının yoğun uğraşlarıyla okul yılını yarılamış olmalarına rağmen başka bir okula kayıt yaptırmayı başarmışlardı. Tabi bunda ailesinin okula yaptığı yüklü miktarda bağışında büyük payı vardı. Yoksa hangi okul yılı yarıladıkları halde öğrenci alırdı ki? Okul değiştirmeye alışık olduğu için bu konuyu dert etmiyordu. İlk kovulduğu okul bu olmayacağı gibi muhtemelen sonda olmayacaktı. Arkada bıraktığı arkadaşlarını düşünmek gibi bir sorunu da yoktu zaten yalnız takılmayı sevdiği için gittiği hiçbir okulda arkadaş edinme çabasına girmemişti. Ukala kişiliğiyle de diğer öğrencilerin onunla arkadaş olma girişimlerini geri püskürtmeyi başarmıştı.

Zaten okulun sürekli kavga ve bela çıkaran kişisi olduğu için onunla arkadaş olmak isteyen kişi sayısı da asla çok olmamıştı. Yeni okuluna başlayalı birkaç gün olmasına rağmen diğer okulların aksine çabuk alışmıştı. Güzel bir okuldu ama her okulda olduğu gibi bu okulda da çok kalmayacağı açıktı. Düşüncelerinden kapının tıklatılmasıyla kurtulup kendine geldi babasının akşam evlerinde verilecek doğum günü partisini haber verdi. Kendi doğum günü partisini babası hatırlatmıştı tabi ya nasıl unutmuştu bugün onun doğum günüydü ve akşam hiç istemediği halde ona büyük bir doğum günü partisi yapacaklardı. Babasına tamam deyip başından gönderdikten hemen sonra yatağından kalkıp duşa girdi. Her sene tekrarlanan klasik bir işkenceydi bu doğum günü partisi. Bir arada 5 dakikadan fazla durmaya tahammül edemediği aile üyeleri ve diğer gereksiz insanlarla ki bu gereksiz insanlar onun uzaktan akrabaları oluyordu yine de onun için gereksizdiler saatler geçirmek gerçekten tam bir eziyetti. Onlar akşamın mükemmel olması için aşağıda son hız plan yaparken dante’ninde kendine ait planları kafasında oluşmaya çoktan başlamıştı. Duştan çıktıktan sonra saatine baktı ve acele etmesi gerektiğine kanaat getirerek dolabına gidip giyeceği kıyafetleri hızlı bir şekilde seçip giydikten sonra çalışma masasına ilerledi. Okul defterlerinden birinden bir sayfa koparıp masada etrafa saçılan kalemlerden birini alıp kağıda büyük harflerle ''Siz bana sürpriz doğum günü partisi hazırlamakta ısrar edince ben de size bir sürpriz hazırlamam gerektiğini düşündüm ve… Süprizzzz partiye katılmamaya karar verdim. Doğum günü çocuğu olmadan kutlanacak bir parti eminim ilginç olacaktır. Size iyi eğlenceler'' yazıp masasının üzerine görünür bir şekilde bırakıp camını açtı. Odasının ikinci katta olduğunu görmezden gelerek aşağı atladı. Dengesini saylayamadığı için yere düşüp çimenlerin üzerinde birkaç tur yuvarlandı fakat toparlanması uzun sürmedi. Hızlı bir şekilde ayağa kalkıp üzerini silkeledikten sonra evine son bir kez bakıp gülümsedikten sonra ellerini cebine sokup yürümeye başladı. Evden aile üyelerine halletmesi gereken işleri olduğunu ve döneceğini söyleyecek kapıdan çıkıp arabasıyla gidebilirdi elbette ama o ailesinin tam bir şok yaşamasını istiyordu. Bu yüzden camdan çıkmıştı. Doğum gününü tek başına kutlamayı ailesiyle kutlamaya kesinlikte tercih ederdi. Yüzüne bir gülümseme yerleştirip yürümeye devam etti. Kim demişti doğum günleri tek başınayken kötü olur diye?

Dante gibi yapmayı amaçladığı bir şey olanlar için gayet güzel geçebilirdi tek başına doğum günü. Bugün sevdiği bir şeyler yapmak istiyordu canı uzun süredir yapmadı bir şeyler mesela gezegenleri uzun süredir izlememişti. Evet Dante gezegenlere ve gökyüzüne düşkün biriydi. İlginç bulurdu astronomiyi. Farklı bir dünya da olurdu onlara bakarken içinde oluşan ani astronomi aşkıyla yönünü okula çevirdi. Bu saatte kapalıydı okul biliyordu ama onun için güvenlik sistemlerini geçmenin ve okula girmenin zor olmayacağı da bir gerçekti. Güvenlik görevlilerine yakalanmadığı sürece sorun olmazdı. Okula geldiğinde dışarıdan bir süre okulu izledi ve sonra harekete geçme zamanının geldiğine karar vererek duvardan çok az bir zorlanmayla atlayıp okul binasına ilerlemeye başladı. İçeri girerken biraz uğraşsa da sonunda istediğine kavuşmuş ve sorunsuz bir şekilde astronomi kulesine ulaşmıştı. Etrafına bakınıp gülümsedi seviyordu astronomi kulelerini her okulda en uğrak yeriydi o kuleler acaba saat kaç diye düşünüp saatine baktı ve partinin çoktan başladığını ve muhtemelen ailesinin o notu gördüğünü düşündü ve gülümsemesi yüzünde daha da yayılarak ''Doğum günüm kutlu olsun sevgili ailem'' dedi. Gözlerini gökyüzüne dikip temiz havanın keyfinin çıkartırken kapının dışından gelen seslerle gördüğü ilk dolabın arkasına saklandı. Görevlilerden biriydi muhtemelen gelen ve başının belaya girmesini istemiyordu bu gece…

_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 25
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm   Paz Kas. 04 2012, 11:12


Her şey harika başlamıştı o gün. Başına gelen onca felakete rağmen Elise'in hayatına yeniden girişi hayatını normale sokmuştu. Kabusları azalmıştı. Onunla paylaştığı her anı üzerinden bir yükü almıştı sanki. Geriye huzurlu bir Scarlett bırakmıştı. Kabusları bile eskisi kadar çok değildi. Bu durumda daha ne isteyebilirdi ki. Gerçi gece düzenlenecek olan büyük partiye katılmamayı isteyebilirdi. Elise ile birlikte bunu denemişlerdi. Ama ne yazık ki taşıdıkları soy ad kendi sözlerinden daha baskın gelmişti ve Demon ailesinin bir üyesi olarak o partide olmak zorundaydılar. Uzun zamandır bir araya gelmemiş olan aile üyeleri, dostları ve yakınları için bir balo tertip etmişti. Elbette aile büyüklerinin karar verdiği bu balo gösterişli olmak zorundaydı. Bunun için şehrin en merkezi yerinde oldukça pahalı bir otelin balo salonunu kiralanmıştı. Onlar için her şey mükemmel olmak zorundaydı, lakin öyle de olmuştu.


Baloya nasıl katılacağından bile bir haberdi, Scarlett. Nasıl davranacağı konusunda en ufak bir sorunu yoktu. Her şey yolunda oyununa devam edecekti elbette. Ama ne giymesi gerektiğini bilmeden dolabının önünde öylece dikilmişti bir süre ta ki meleği gelene dek. Gerçi ona melek dediğini her hangi bir aile üyesi görse ona nasıl bakarlardı kim bilir. Ailenin iki baş belası üyesiydi, kendisi ve Elise. Yine de Scarlett ailesinin ve başına gelenlerden ötürü çoğu şeyi kendi içinde yaşadığı için Elise'e göre herkes tarafından sessiz biri olarak görünürdü. Elbette kimse ölüleri ve gücünü bilmiyordu. Elise ise en uçarı haliyle ailenin baş belasıydı. Hatta yaş farklarından dolayı sürekli herkes Scarlett'ı yoldan çıkaranın Elise olduğunu söylerdi ama durum pekte öyle sayılmazdı... Elise hızla dolaba göz attıktan sonra hemen ona bir kıyafet ve ayakkabı ayarlayıp hazırlanmak için kendi odasına gitmişti. Scarlett ise ardından sadece gülümsemekle yetinmişti. Onun varlığı her şeyi değiştiriyordu sanki. Hızla bir duş alarak kıyafetleri giydi. Kırmızı kıyafeti Elise'in tam istediği gibi üzerine oturmuş ve onu hiç olmadığı kadar güzel göstermişti. Ama yinede Elise son rütüşlar için saçına ve makyajını da ayarlamıştı. Artık iki kuzen de hazırdı. Büyük annelerine göre balodaki erkeklerin yüreklerini hoplata bilirlerdi. Gerçi bu durum Elise'in hoşuna gidecekti. Emindi ki baloda bir kaç erkek onun ayaklarına kapanacak ve oda onlarla eğlenecekti.
...
Balonun başlamasından yaklaşık bir saat sonra Elise aynen düşündüğü gibi erkeklerin odak noktası olmuştu. Geceden zevk alması için bir kaçı ile eğlenmesi gerektiğini bildiğinden yanından ayrılarak ailesinin masasına oturmuştu. Bir anda yanına gelen biri dikkatini çekti. Daha önce görmediği bir erkekti ve onunla dans etmek istemişti. Önce istememişti ama Elise'in bir anlık bakışı ile erkeğin teklifini kabul etti. Kuzeni onunda eğlenmesi istiyordu. Zaten her zaman onun mutlu olmasını istiyordu. Sıradan başlayan dans erkeğin kulağına bir şey fısıldaması ile garip bir hal almıştı. Bilemediği garip bir dildeydi. Hiç bir şey anlamamış olsa da nefesi bir anda kesilmişti. Ne olduğunu bile anlamadan kendini balo salonundan dışarı attı. Derin bir nefes çektikten sonra normal bir şekilde nefes almaya başladı. Hafifçe esen rüzgarın içinde kulağına sesler geliyordu, bir fısıltı şeklinde. Tam olarak anladığında kalbi sıkışmıştı. 'Kaç yoksa av olacaksın'. Ses ile nereye gittiğini bilmeden koşmaya başlamıştı. Akademiye çok yakın bir yerdeydi ağaçlık bir alan. Ama caddeye çıkamadan saçından sıkıca tutmuş bir el onu kendine çekerek bedenini altına aldı bir anda. Ne olduğunu anlamamıştı. Adam gözü dönmüş bir şekilde onu okşuyor ve öpmeye çalışıyordu. Kırmızı elbisesinin eteğini yırttı. Scarlett onu üzerinden atmaya çalışıyor ve çığlık atıyordu. Bir anda içindeki dürtü uyandı, öldürme iç güdüsü. Adamı bileklerinden tuttu, giderek zayıflayan bedenini kolayca altına almıştı. Adamın kalp atışları kulaklarında yankılanıyordu, giderek hızlanan bir melodi gibiydi. Duymak zevkliydi ta ki son vuruşu yapıncaya dek. Kalbi içten içe çürürken adamın bedeni buz kesmeye başlamıştı. Adamın hala tenine dokunan elleri soğuğu hissederek onu kendine getirdi. Ayağa kalktı hemen yaşlar gözlerine hücum etmişti. İçinde hala büyük bir korku vardı cesede bakarken. Şu an ona tek tanıdık gelen yere doğru koşmaya başladı, akademiye.

Akademiye girmek düşündüğünden bile kolay olmuştu. Merdivenlerden ikişer üçer basamak atlayarak hızlı hızlı çıktı. Son basamağa geldiğinde ciğerleri iflas edecek gibiydi. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Bir anlığına duraksadı sanki kalp krizi geçiyordu belki de ölüyordu. Sonra ise bir anda etrafını saran aurası her şeyi yoluna soktu. Yenilenmişti, tüm bedeniyle. Yaşları dışında hala ağlamaya devam ediyordu. Can almak bu kadar kolayken ölmeyi beceremiyordu. Karşısındaki odaya girdi. Etraf karanlıktı camlardan sadece yıldızlar görünüyor ve ay ışığı odayı aydınlatıyordu. Odanın orta yerinde dizlerinin üzerine çöktü. Tek yaptığı ise ağlamaktı.

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dante Drake
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 227
Kayıt tarihi : 01/11/12
Yaş : 30

MesajKonu: Geri: Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm   Salı Kas. 06 2012, 01:23

Son zamanlarda sıkmaya başlamıştı bu aile oyunu onu henüz kendisini neyin rahatsız ettiğini anlayamasa da artık bu aile oyununa katlanamadığını gayet net bir şekilde görüyordu. Sanırım sahte olan şeylerden sıkılmıştı artık hayatında değişiklik istiyordu. Henüz ne tür bir değişiklik istediğini bilmiyordu ama şimdiki hayatını değiştirmesi gerektiğinin bilincindeydi. Belki ailesinden ayrı bir eve çıkabilirdi ya da okulu bırakıp ailesinin şirketinde çalışmaya başlayabilirdi belki de her şeyi bırakıp bir süreliğine tatile çıkardı. Olası bir okulu bırakma konusunda aile rolü oynamayı seven anne ve babasının sorun çıkaracağından adı kadar emindi fakat dante kafasına bir şey koyduysa eğer onu mutlaka yapardı bunu kimse engelleyemezdi. Ailesi de bunu çok iyi biliyordu. Etrafa bir göz gezdirdi doğum gününde okulda olduğuna hala inanamıyordu. Oysa okulu sevmezdi ve dersleri ise hep bir eziyet olarak görürdü şimdiyse doğum gününü okulda geçiriyordu. Gerçekten şaka gibiydi. Durumun ironikliğine ister istemez güldü. Demek ki okuldan daha çok sevmediği bir şey vardı oda aile üyeleriyle vakit geçirmekti diğer türlü şuan burada olmasının başka bir açıklaması yoktu. Elbette şuan burada olmasının nedeni sadece aile üyeleriyle vakit geçirmek istememesi değildi işin içinde astronomiye olan düşkünlüğü de vardı yoksa şuan gayet rahat bir barda içiyor da olabilirdi. Şimdi düşünmüştü de eğer buradan gece bitmeden çıkarsa buradan bir bara uğrayabilir ve birkaç bir şey içerek kızlarla biraz eğlenebilirdi. Geçireceği geceyi düşünürken yüzünde engelleyemediği sinsi bir gülümseme belirdi. Ailesinin düştüğü durum aklına geldiğindeyse sinsi gülümsemesi yüzünde daha da yayıldı.

Gökyüzünün muhteşem görüntüsünü bir süre izledikten sonra tam teleskopun başına geçmek için adımını atmıştı ki gelen seslerle duraksadı. Birileri geliyordu muhtemelen devriyeye çıkmış bir güvenlik görevlisiydi. Buraya girme ihtimali düşük olsa da yakalanma riskini göze alamayarak gördüğü ilk dolabın arkasına saklandı. Kapının açıldığını duyduğunda yakalanma ihtimali yüzünden vücudunun salgıladığı adrenalin hat safhadaydı ve kalbi hızla çarpıyordu. Daha ilk haftadan başının belaya girmesini istemiyordu bu okula zar zor alışmışken yeni bir okulu daha kaldıramazdı bu yüzden fark edilmemek için yerinden bir santim bile kıpırdamadı hatta nefes almayı bile bıraktı nasılsa etrafa göz gezdirip gidecekti yapması gereken tek şey o gidene kadar ses çıkartmamaktı bunları düşününce bir anlığına kendini iyi hissetti. Bir müddet sonra duyduğu hıçkırık sesleriyle şaşkınlıkla gözleri büyüdü ve içinde bulunduğu durumu değerlendirmeye başladı. İçeri giren kişi güvenlik görevlisi olsaydı şimdiye kadar etrafa bakıp çıkardı herhalde oturup okulun astronomi odasında hıçkırıklara boğulmazdı hayır bu çok saçmaydı. Hem güvenliktekileri görmüştü onlar erkekti bu hıçkırıkların bir kıza ait olduğunu görmese de biliyordu ses tonu ele veriyordu onu demek ki gelen her kimse bu okuldan bir öğrenciydi evet kesinlikle öyleydi buda demek oluyordu ki başı belada değildi. Bunu fark edince tutuğu nefesini büyük bir rahatlamayla dışarı verdi. Gelen kişi öğrenci olduğuna göre problem değildi emindi ki oda burada yakalanıp başının belaya girmesini istemezdi bu yüzden sorun çıkaracağını sanmıyordu hem kızın daha büyük sorunları olduğu açıktı. Kızın nerede olduğuna bakmak için saklandığı yerden başını biraz çıkararak etrafa baktı. İşte oradaydı astronomi kulesinin ortasında oturmuş ağlıyordu. Kırmızı elbisesi çarptı gözüne bir balodan ya da partiden kaçmış gibiydi.

Gözüne elbisedeki bir ayrıntı takılınca ister istemez aklına bir sürü kötü düşünce geldi. Elbisesi yırtılmıştı gerçi bu okula girmeye çalışırken de olmuş olabilirdi ama bunun için bu kadar ağlayacağını düşünmüyordu. O zaman aklındaki felaket senaryolarından başka iyimser bir şey kalmıyordu geriye… İçinde bir anda oluşan öfkeye ve gidip onu teselli etme isteğine bir anlam veremedi. Durup dururken ona destek olma isteği de nereden çıkmıştı o kimseyi önemsemezdi ki… Aklıma gelen felaket senaryolarından sanırım diye düşündü. Kızın kötü bir gece geçirdiği ortadaydı bir süre sessizce onun ağlamasını izledi. Kendini gösterip göstermemekte bir müddet tereddüt etse de sonunda sabaha kadar orada durup gecesini mahvetmeyi istemediği için saklandığı yerden çıkarak az önce saklandığı dolaba yaslanarak bakışlarını genç kıza dikti ve bıkkın bir şekilde ''Parti pek iyi geçmemiş anlaşılan böyle ağladığına göre bu halinle partiler her zaman eğlencelidir tezini çürütüyorsun'' dedi. Kızın çığlığıyla refleks olarak ileri atılıp bir eliyle onu belinden tutup kendine çekerken aynı anda diğer eliyle de ağzını kapadı ve sinirli bir ses tonuyla ''Sus… Sus ve rahat dur. Bana bak o kadar güvenlik sistemini aşıp en zor kısmı atlattıktan sonra senin yüzünden güvenliğe yakalanmak istemiyorum tamam mı? Bence sende istemezsin çünkü eğer yakalanırsak önce nezarethaneyi boylarız hakkımızda soruşturma açılır sonra disipline verilir ardından da okuldan atılırız bunun olmasını istemezsin değil mi? Korkma sana zarar vermeyeceğim anladın mı? Şimdi derin bir nefes al ve sakinleş'' diyerek kızın sakinleşmesini bekledi sonra düz bir şekilde ''şimdi seni bırakacağım ama sessiz olacaksın anlaştık mı?''dedi. Kızın olumlu anlamdaki hareketinden sonra önce onu yavaşça bıraktı ve ardından yeniden bağıracağından şüphelense de dediği gibi yavaşça elini çekti ve ''böyle daha iyi üzgünüm seni korkutmak istememiştim'' dedi.

_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 25
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm   Salı Kas. 06 2012, 20:21

Tarih kendini tekerrür ediyordu. Yine her şey bir şekilde berbat olmayı başarmıştı. Bedenin de başka birinin hayat enerjisi ile dolaşıyordu. Gerçi ilk aldığı zamanki kadar çok değildi. Son basamakta nefesindeki ani kesildi ve kalp ağrısı yüzünden ölmek üzereydi. Çok fazla korkmuştu. Adamın ona her dokunuşu ve öpüşünü sanki şu anda yeniden yaşıyormuş gibi hissediyordu. Kalbi, yaşadıklarını artık kaldıramayacak raddeye gelmişti. Bir kalp krizi her şeyi yoluna sokabilirdi aslında, neredeyse bu oluyordu da. Sessizce ölümü beklediğini o dayanılmaz acıların arasında hayattan silindiğini hissetmişti, ta ki laneti devreye girene dek. Yeteneği hayattan kopmasına, yok olmasına izin vermemişti. Adamdan aldığı yaşam enerjisini onu hayatta tutmak için kullanmıştı. Yetenek onun hayatını kurtarmıştı. Kendini canlılardan beslenen bir yaratık gibi hissediyordu. Ama aynı şekilde aslında adamı öldürdüğü için pişmanlıkta duymuyordu. Adamın ona yapmaya çalıştığı şey iğrençti. Eğer gücü olmasa adam istediğini ondan alacaktı da. Ne kadar çırpınırsa çırpınsın elinden kurtulmayı başaramamıştı. İşte tam o anda gücünü kullanmıştı. Tabi diğer benliğinin ortaya çıkışıyla. Gücüne hep lanet gözü ile bakarken orada onu kurtaran şey de bu yetenek olmuştu. Sırf bu yüzden bazen onu bir hediye olarak da görüyordu. Ama iyi bir şey için kullanıyor olsa da insanlara daha çok zarar verdiği bir gerçekti. Sadece insanlara değil, yaşayan her bir canlıya...

Adamın nasıl biri olduğunu düşünerek derin nefes aldı ve rahatlamaya başladı. Yaşamına son verdiği kişi her hangi bir insan değildi. Sapık, adi herifin tekiydi. Onun elinden kurtulsa dahi bir sonraki kurbanı kendi gibi şanslı olmayabilirdi. İşte bu yüzden aslından öldürdüğü için pişman değildi. Ama bir anda Phin'in aklına gelişi ile hıçkırıkları tekrar başlamıştı. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Adam hak etmiş olsa dahi bunun bir hata olduğunu biliyordu çünkü. Yeteneği peşindeki cadıyı ona çekiyordu. Şimdi ise onu kullanarak kendini ifşa etmişti. Cadının onu bulması sadece kendisini değil perisinin de hayatını tehlikeye atıyordu. İşte onu asıl üzen nokta buydu. Phin'e dert olmamak için ihtiyacı olduğu halde ondan uzak durmayı başarabilmişti. En çokta Elise'in varlığı bu konuda ona yardım etmişti. Şimdi ise durum tamamen arapsaçına dönmüştü. Derin nefesler alarak bulunduğu odaya göz attı. Neden akademiye gelmişti ki sanki. Her halde kendini kaybettiği anda tanıdık gelen bir yer olduğu içini seçmişti. Üstelik akademinin kontrolünün de Caitlyn'in elinde olduğunu öğrendiği için güvende olacağını düşünmüş olmalıydı. Sakinleşmeye çalışırken bir anda birinin varlığını hissetti. İçinde yeni bir korku dalgası oluştu. O adam ölmüştü doğru bir daha karşısına çıkamazdı. Ama rüzgarın ona fısıldadığı kelimeler hala beyninde yankılanıyordu. Bu bir büyüyse eğer peşindeki cadı yeni bir bela salmış olabilirdi üstüne. Bu düşünce ile duyduğu ani ses çığlık atmasına neden oldu.

Sesin sahibi hızla yanına gelerek onu önce kendine çekti, ardından ağzını kapattı. İçindeki korku hat safhaya ulaşmış bir şekilde elinden kurtulmaya çalıştı. Ama yapamıyordu, ondan güçlü birinin elleri arasındaydı. Sesini tekrar duyması ile hareket etmeyi kesti ve söylediklerine odaklanmaya çalıştı. Sesi tehlike arz etmiyor gibi görünüyordu. Gerçi sinirle konuşuyordu ama seni öldürürüm tarzında değildi bu. Okula her hangi bir hırsızın giremeyeceğini bildiğinden olsa olsa kendi gibi bir öğrencidir diye düşündü. Üstelik kısmen söylediklerinden gerçekten kendi gibi olduğunu hissetmişti. Yanılıyor olsa bile ona zarar vermeyeceğini söylediğinde ona güvenmeyi seçti. Derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştı. Çocuğun onu serbest bırakmak için söylediklerine başını sallayarak onayladı. Çocuk elini ağzında çektiğinde ona bakmaya başladı ve derin derin nefes almaya başladı. Eli nefes alması kısa bir süre engellemişti bu yüzden nefesini normale döndürmesi gerekiyordu. Yanaklarını silmeye başladığında ağlamasının kesildiğini fark etti. Ama bacaklarının üzerinde ayakta duramayacak bir halde olduğundan yere çöktü tekrar. Bunun nedeni fiziksel bir şey değildi. Fiziksel olan her acı ve ağrıyı yeteneği en iyi şekilde düzeltmişti. Ama psikolojik olarak çöküntü içindeki ruhu ayakta duramayacak kadar kötü durumdaydı. Çocuğun son sözlerinden sonra bakışları yine ona kaydı. İki kelimeyi bir araya getirmekte zorlanacak bir halde olsa da konuşması gerekiyordu. Ama daha ilk kelimede yine gözleri yaşarmaya başlamıştı.

"Önemli değil... Korkumun nedeni sen değildin zaten... "

Sesi titriyordu. Elbisesinin etek uçları yırtık olduğu için bacakları açılmıştı ama o bunu fark edecek durumda bile değildi. Ne yapacağını bile bilmiyordu. Belki de Elise'i bulmalıydı. Kuzeni ona kesinlikle yardım ederdi. Ama henüz buradan gidemezdi, istemediğinden değil sadece gidemezdi. Bir anda odada tek başına olmadığını hatırladı. Yaşlı gözleriyle ona bakarken konuşmaya başladı.

"Rahatını bozduğum için üzgünüm. Burada birinin olabileceğini düşünmemiştim "


_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dante Drake
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 227
Kayıt tarihi : 01/11/12
Yaş : 30

MesajKonu: Geri: Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm   Çarş. Kas. 07 2012, 23:20

Şuan ihtiyacı olan en son şey doğum gününü nezarethanede geçirmekti. Hem de doğum gününde normalde nefret ettiği bir yerde bu saatte bulunduğu için… Şimdi nereden çıkmıştı bu kız neden bu saatte buradaydı ki evinde olmalıydı okulda değil diye düşündü. Okul güvenli olabilirdi fakat her zaman en güvenli yer insanın evi değil miydi? Öyleydi yani öyle olmalıydı ona göre ailesinden uzakta olsunda nerede olursa olsundu fark etmezdi fakat o kızdı. Onun için en güvenli yer eviydi. Bu saatte burada olması yanlıştı. Kollarının arasında delicesine çırpınan kızı sakinleştirmeye çalıştı. Bu kıza bu kadar yakın durmak garip hissetmesine neden olsa da şuan düşündüğü tek şey bu kıza ona zarar vermeyeceğine inandırmak ve onunla konuşup sessiz kalması için ikna etmekti. Birilerinin onları yakalamasını istemiyorsa eğer bu kızı ikna etmeliydi. Okuldan atılması umurunda olmasa da doğum gününün mahvolmasını istemiyordu. Kızın ona nasıl güvenmesini sağlayacağını bilmiyordu fakat bir şekilde bunu başarmalıydı. Tam olarak ne söyleyeceğinden emin olamasa da kızın daha fazla korkup telaşlanmaması için bir şeyler demesi gerektiğini bildiğinden konuşmaya başladı. Konuşmaya başladığı an kızın kolları arasında çırpınmayı kesip onu dinlemeye başlamasıyla neden olduğunu anlamadığı bir şekilde rahatladığını hissetti. En azından kız onu dinliyordu bu da bir şeydi değil mi? Bu onu zorda olsa ikna edebileceği anlamına geliyordu. Bunun için sadece konuşmasının yetmeyeceğini biliyordu kızın ona güvenmesini istiyorsa daha fazlasını yapmalıydı bu yüzden ilk olarak eğer susarsa onu bırakacağını söylemişti. İçinden bir ses bunu yapmaması için avazı çıktığı kadar bağırsa da bunu görmezden gelerek önce sıkı sıkı tuttuğu belini yavaşça bıraktı. İçinde engelleyemediği bir panik vardı. Her ne kadar kız sessiz kalacağını söylese de ona pek inanmıyordu bunun için haklı sebepleri vardı. İç güdüleri onu bırakmamakta diretse de kendini gereğinden fazla zorlayarak elini kızın ağzından çekti. Yeni bir çığlık beklemişti ama yoktu. Bu iyi bir şey olsa da engelleyemediği bir huzursuzluk oluşturmuştu içinde…

Bu huzursuzluğun kızdan kaynaklanıp kaynaklanmadığına emin değildi fakat saçma geliyordu bir kız yüzünden bu kadar gerilmek sonuçta o sıradan bir kızdı ve dante yeteneği olan bir erkekti. Yeteneği olmasa bile sonuçta bir erkekti ve ondan daha güçlü olduğu da su götürmez bir gerçekti. Bu kadar mantıklı düşünebilmesine rağmen içgüdülerine söz geçiremiyordu. Anlamlandıramadığı bir nedenden beyni tehlike sinyalleri veriyordu fakat neyin tehlikeli olduğunu henüz çözememişti. Etrafa göz gezdirdi sessizdi. Gözleri kapıya takılı kaldı. Bekledi… Birilerinin gelip gelmediğinden emin olmak için bir süre öylece olduğu yerde kalıp güvenlik görevlilerinden biriyle karşılaşıp karşılaşmayacağını anlamak istedi. Sonuç kimse yoktu. Derin bir nefes alıp düşüncelerini toparlamaya çalıştı. Sonunda kızdan onu korkuttuğu için özür dilemek gelmişti. Kızın dizlerinin üzerine düşmesi onda bastırmakta zorlandığı bir endişe uyandırmıştı. Hiç tanımadığı biri için endişelenmeyi garip bulmuştu. İnsanlar onun umurunda olmazdı şimdi bu kızın neden umurunda olduğunu merak ediyordu. Ona sarılıp onu teselli etme isteğini insan üstü bir çaba saf ederek görmezden geliyordu. Saçmaydı tüm bunlar o kız anlamadığı bir şekilde etkiliyordu onu. Belki kötü bir gece geçirdiğini anladığım için böyleyimdir diye düşündü. Sonuçta elbisesi yırtıktı ve bu da aklında binlerce kötü senaryonun oluşmasına neden olmuştu bu kıza sempati duymasının başka bir nedeni olamazdı. Kalbinin hızlı atmasının nedeniyse kızın çığlığı ve yakalanma korkusu yüzünden yaşadığı adrenalindendi. Evet kesinlikle olan buydu ya da onun inanmak istedikleriydi bunlar… Kızın titreyen sesi ve söyledikleri kötü hissetmesine neden olmuştu. Acıma duygusu yüzündendi herhalde söyledikleri yüreğine dokunmuştu. Gözleri bir an için yırtık olan eteğinden görünen bacaklarına takılsa da çok geçmeden kendini toparlayıp tekrar kıza odaklandı. Söyledikleri karşısında bir süre düşündükten sonra gülümseyerek ''Rahatımı bozmadın merak etme hem nereden bilebilirdin ki okul bu saatte kapalı burada olmamız yasak biliyorsun tabi yasaklar genel olarak her zaman çiğnenmek içindir oda ayrı bir konu'' dedi. İster istemez dalmıştı kızın gözlerine.

Oldukça güzel bir kızdı. Zeki olduğu da bir gerçekti çünkü güvenliği atlatıp bu saatte okula girmek zordu fakat o başarmıştı. Elbisesi içinde göz kamaştırıyordu ama şanssız olduğu da açıktı. Elbisesinin yırtık olan kısmı bunu yeterince anlatıyordu. Her erkeğin kolaylıkla etkilenebileceği biriydi danteyi bile etkilemişti. Dur bir dakika ne demişti o etkilemişti mi? Hayır böyle bir şeyi kabul etmiyordu. Ondan etkilenmemişti. Aralarındaki fazla yakınlıkta olan kalp atışları da adrenalindendi. Başka bir açıklaması kesinlikle olamazdı. Sessizliğin fazla uzun sürdüğünü fark ederek ''Kötü bir gecemiydi?'' diye sordu. Gözleri istemsizce elbisesini yırtık ucuna kaydı. Kaşlarının çatıldığının farkında bile değildi. Öfkeliydi ama kime öfkeli olduğunu bilmiyordu. ''Parti pek iyi geçmemiş anlaşılan'' demişti çatık kaşlarla elbisenin yırtık kısmına baktığından habersiz sesindeyse gizlemekte zorlandığı bir öfke vardı fakat bunu belli etmemeye çalışıyordu. Kendinde olan değişimlere ve vücudunun verdiği tepkilere adapte olmakta zorlanıyordu. Çok sonra durumun farkına vararak gözlerini kızın gözlerine dikmeye zorladı kendini ve sahte olduğunun anlaşılmamasını dilediği bir gülümsemeyle ''Anlaşılan ikimizde partileri sevmiyoruz kendi doğum günü partimden kaçtığımı göz önünde bulundurursak'' dedi ve elini uzatarak ''Benim adım Dante Drake okulunuza yeni geldim ve muhtemelen burada da çok kalmayacağım. Okuldan atılmaya alışık bir bünyem varda bir okulda 1 aydan fazla kalınca sıkılıyorum'' dedi ve o çok merak ettiği soruyu sordu ''Senin adın ne? Sen nasıl bir partiden kaçtın?'' dedi. Gözlerinin yırtık kısma inmesine engel olmaya çalışarak ''Elbisen yırtılmış okula girerken mi oldu?'' diye sordu. Sonra düşündü. Çok fazla konuştuğuna karar verdi. Çenesi düşmüştü bir anda normalde bu kadar konuşmazdı. Doğrusunu söylemek gerekirse ağzından birilerine sataşmak ya da birilerini aşağılamak için ara sıra iğneleyici sözler haricinde bir şey çıkmazdı. Şimdi burada durmuş hiç tanımadığı ama kötü bir gece geçirdiği için sempati duyduğunu düşündüğü kızla konuşuyordu. Hatta ismini sorarak arkadaş olmak için gerekli ilk adımı bile atmıştı. Anlamıyordu neden böyle davranıyordu?

_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 25
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm   Perş. Kas. 08 2012, 15:42

Kelimelerden sonra yine kendi dünyasına gömülmüştü. Hala içi acıyordu ve hala korkuyordu. Olabilme ihtimali olan şeyler canını sıkmaya yetiyordu. Ağlamaya başlamıştı yeniden ta ki onu tekrar duyana kadar. Çocuğa bakarken onu dinlerken yüzündeki gülümsemeye takıldı bir anda. Güzel bir gülüşü vardı ya da belki de gülüyor olması bile onu beğenmesi için yeterliydi. Bir anda gülümsemeyi unutmuş biri gibi hissetti kendini. Aslında belki de öyleydi. Hala ağlamaya devam etmesi ise gülmesini daha da zorlaştırıyordu. Hiçbir işe yaramayacağı bildiği halde gözyaşlarından ötürü yanmaya başlamış yanaklarını sildi. Ağlamayı kesmeyi artık ümit bile edemiyordu. Çünkü artık başaramayacağına emin gibiydi. Kendi içine gömüldüğü kısa an içinde, derindeki diğer kişilik kendini bir adım öne çıkardı. Bu onu bir anda rahatlatmıştı, istemeden de olsa. Ama niyeti bozarsa şu an yanında yaşam enerjisinden beslenebileceği tek bir kişi vardı. Oda karşısında duran kişi… Katil ruhlu benliğini bir kenara bırakarak çocuğa odaklanmaya çalıştı. Zaten oda tamamen ele geçirememişti onu. Gerçi bir an o kısmından beslendiğini hissetti. Tekrar kendini güçlü hissedebilmişti bununla birlikte. Artık ağlamıyordu. Çocuğun söylediklerine şöyle bir göz gezdirince belalı bir tip olduğunu düşündü. Özellikle kurallar kısmı ile söyledikleri. Gerçi oda kurallar konusunda öyleydi. Phin’in kurduğu birkaç basit kurala bile uymuyordu. Biraz daha rahatladığı için konuşmaya başlayabildi.

"Sende haklısın elbette bilemezdim. Sadece ayaklarım beni buraya getirdi hepsi bu"

Aralarında oluşan sessizlikte yine kendine aynı soruyu sordu. Neden buradayım? Aklına gelen ilk şey burayı yakın bulduğu içindi. Ama nedense içine garip bir ürperti yayıldı. İçindeki korkunun nedenine odaklandığında aklına garip bir düşünce takıldı, ya aslında buraya gelmeyi kendi seçmediyse. Bir şekilde buraya sürüklendiyse... Balodan bile nasıl çıktığını düşünüyordu da gerçekten durum bu olabilirdi. Elbette bu durumda başına gelecek belalar gerçekten henüz bitmemiş demekti. Kendi içinde yarattığı korku başka bir korkusunu ortaya çıkardı, suratsız katil. İkizini avlayan her ne ise onu da almaya gelecekti. Sessizliğin içinde çocuğun sesiyle içindeki korkuyu bastırmaya çalışarak yine ona baktı. Sorduğu soruya hiç düşünmeksizin cevap verdi.

"Evet kötüydü…"

Sonra yine kafasının içindekilere odaklanmaya çalışırken çocuğun gözlerinde gördüğü öfke ile ona daha dikkatli bakmaya başladı. Bu öfke ne içindi, belki de sürekli dalıp gitmesine sinirlenmişti. Tekrar söylediği ile yeni bir cümle kurdu.

"Sorun partide değildi aslında, tamam partileri de pek seven biri de değilim"

Bu sözden sonra kafasına bir şey dank etti. Henüz yeni çalıştığı biri ile sohbet etmeye başlamıştı. Bu iyi miydi? Kötü mü? Karar vermek zordu. Ama bildiği bir şey vardı, en azından yaşadığı deneyimlerden sonra öğrendiği şey oda bazen hiç tanımadığın bir insanın sana sadece konuşarak yardım edebilecek olmasıydı. Kazandığı bir kaç arkadaşı bu sayede kazanmıştı aslında ama sonraki laneti yüzünden hepsinden uzak durması gerekmişti. Elbette kendi gibi olanlar dışında. Öğrendiği bir diğer ayrıntı yeteneğinin sihirbazlar için daha az ölümcül olduğuydu, en azından insanlara göre daha dayanıklıydılar. O kendine gelene kadar yaşayabiliyorlardı. Gerçi yinede bu onlar içinde tehlikeli olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Hala kıyafeti konusunda hiç bir şey yapmamıştı. Şu an en son düşüneceği şeydi muhtemelen üzerindeki yırtılmış kıyafet. Oturuş pozisyonunu değiştirerek tekrar konuşmaya başlayan çocuğu dinledi. Söyledikleri bu gece ilk kez gülümsemesini sağlamıştı. Nasıl biri doğum gününden kaçabilirdi. Gerçi herkes doğum günün sevmek zorunda değildi. O Stacy öldüğünden beri doğum gününü kutlamamıştı. Elini uzattığı anda elini uzatarak onun elini sıktı.

"Benim adımda Scarlett tanıştığımıza sevindim ne kadar garip olsa da bu arada doğum günün kutlu olsun"

Sonraki soru ile ilk kez kıyafetine göz atmıştı. Etek kısmı yırtılmış elbise bacaklarının büyük bir bölümünü gözler önüne seriyordu. Kızarmış bir şekilde eteğini çekiştirerek biraz daha kapanmasını sağladı. Cevap vermeyi düşündüğü anda ise zar zor bulduğu gülümseme tamamen yok oldu. Ona cevap verecekti ama nasıl anlatacağını bilmiyordu. Daha ilk kelime ağzından çıkmadan gözleri yanmaya başlamıştı. Sesi titriyordu. Gözyaşları ise akmaya başlamıştı.

“Kıyafetin nedeni okula girmeye çalışmam ya da sakarlık yüzünden değildi. Ben ailemin düzenlediği partideydim her şey iyiydi. Sonra ne olduğunu bende bilmiyorum baloda dans ettiği kişi tarafından nefes almak için çıktığım sırada kovalanmaya başladım. Akademiyi gördüğüm sırada caddeye çıkmak üzereyken… Beni yakaladı… Sonra… Sonra altına çekti bir anda ne olduğunu anlamadan ellerini, dudaklarını bedenimde hissettim… Engel olmaya çalıştım ama ise yaramadı ve sonra… Sonunda ondan kurtuldum ve kendimi buraya attım…”

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dante Drake
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 227
Kayıt tarihi : 01/11/12
Yaş : 30

MesajKonu: Geri: Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm   Cuma Kas. 09 2012, 21:52

Son sorduğu sorunun cevabını gerçekten öğrenmek isteyip istemediğinden emin değildi. Bir yanı bunu delicesine merak ederken diğer yanı kızın ağzından çıkacak acı gerçeklerden korktuğu için bu cevabı duymak istemiyordu. Ondan neden bu kadar etkilendiğini düşünüyordu. Hayır hayır kesinlikle hoşlantı anlamında değildi bu daha çok hayatında hep kötü şeyler yaşamış olanların hayatlarından anlattıklarından ve duruşundan olan bir etkilenme gibiydi. Öyle olmalıydı öyle olmak zorundaydı. Diğer türlüsünü kabul etmiyordu dante asla birinden etkilenip tek bir kişiye bağlanamazdı. Evet o etkilenirdi ama tüm kızlardan etkilenirdi. Her biri dante’nin yatağını ısıtana kadar umurunda olurdu ki bu dante’nin 24 saatini bile almazdı. İstediği kişileri kolayca yatağına alır eğlenir ve sonra da unutur adını bile hatırlamazdı kızların… Tüm kızları götürmek dururken neden birine takılıp kaslındı bu saçmalıktan başka bir şey değildi. Birine bağlılık bu cidden saçmaydı. Kendini dünyanın diğer güzelliklerinden mahrum bırakmak aptallık olurdu. Dante asla böyle bir aptallığı yapmazdı. Daha önce hiç o aptallığa düşmemişti şimdi de düşmeyecekti. Derin derin birkaç nefes alıp önce heyecandan (en azından o yakalanma korkusunun verdiği heyecan yüzünden olduğuna inanıyordu) hızla atan kalp atışlarını düzene soktu ve kıza çok fazla yakın durduğunu düşünerek birkaç adım geri gitti. Zaten kötü bir gece geçirdiği belliydi onu daha da ürkütmek istemiyordu. Kendi içinde düşüncelerle boğuşurken gözlerini de kızın gözlerinden alamıyordu. İçinden kendine küfürler savurup için için bu duruma sinir oluyordu. Beyni vücudunu kontrol edemiyordu. Ona bakmaması gerektiğini düşünüyor hatta ona bakamamak için kendi kendine emirler veriyordu ama bir türlü kafasını çevirip gözlerini kızın gözlerinden çekemiyordu. Kızın ilk sözleriyle afallayıp kendine geldi ve uzun süredir gözlerini ayırmakta zorlandığı kızın gözlerinden çekmeyi başarıp pencereye dikti. Gökyüzü harikaydı. Astronomi odası hem yüksekti hem de dört tarafı camla kaplıydı. Gökyüzüne yakındınız burada elbette yıldızlara da yakındınız en azından öyle olduğunu hissediyordunuz tuhaftı onlara ne kadar uzak olduğunu mantıken bilmene rağmen yakın olduğunu hissetmek aklını bir an bu düşünceler doldursa da durumun vahametini fark etmesi çok sürmedi.

Bu kız az önce elbisesinin okula gelirken yırtılmadığını söylemişti. Tanrım jetonu bazen gerçekten geç düşebiliyordu. Bu demek oluyordu ki… bu… Onun beynindeki felaket senaryolarını daha da güçlendirirdi. Üstelik kız tüm göz yaşı musluklarını açmıştı. İçinden kendine küfürler edip lanetler okuyarak beğendin mi yaptığını diyerek kendine kızmadan duramıyordu. Büyük ihtimalle onun unutup bir daha asla hatırlamak istemeyeceği anı gündeme getirmesine neden olmuştu. Kafasını duvara vurmamak için zor tutuyordu kendini kırdığı potun haddi hesabı gerçekten yoktu. Scarlett’ı dinlerken farkında olmadan öfkeden yumruğunu sıkıyor sinirden dudağını ısırıyordu. İçinde tarif etmesi zor bir acı hissetti. Nedensiz yere canı acımış öfkeden deliye dönmüştü. Sinirden dudağını ısırdığını ağzına kan tadı gelince öfkeden yumruğunu sıktığınıysa elindeki tüm kemikleri sızlayınca fark etti. Evet o aşağılık herife kızmakta haklıydı kim olsa sinirlenirdi fakat onu öldürmeyi isteyecek kadar ileri gider miydi işte bundan emin değildi. Kafasını iki yana sallayıp kendine gelmeyi denedi. Tamam adam iyi bir dayağı hak etmişti onun gerçekten ağzının yüzünün güzelce dağıtılması gerekiyordu bunda mantığı da duygularıyla aynı fikirdeydi ama öldürmekte nereden çıkmıştı. Ailesine olan öfkesini başkasından almak isteğiydi herhalde bu belki de sadece dünyanın bu tür pisliklerden temizlenmesi gerektiğini düşündüğü için istemişti adamı öldürmek en mantıklı açıklama buydu. Kendine kendini ikna edebilecek güzel bir açıklama bulmuştu sonunda evet kesinlikle bu yüzden olmalıydı. Kızın son sözleriyle konuşmaların ortalarından bu yana tuttuğu nefesini hızla dışarı verdi Aklındaki son derece kötü felaket senaryolarından birinin kızın başına gelmediğini öğrendiğine sevinmişti.

Hatta o adamın emeline ulaşamayacağını öğrendiğinde cümlenin sonlarına doğru tuttuğunu fark etmediği nefesini büyük bir rahatlamayla geri verdi. Bunda yanlış anlaşılacak bir şey yoktu kız için sevinmişti hepsi buydu. Sonuçta her şeyden önce o kız bir insandı ve yaşadıkları bile yeterince travma sebebiydi. İçinde uzun süredir zar zor bastırdığı teselli etme dürtüsüne daha fazla karşı koyamayarak dizlerinin üzerine çöktü ve kıza sarıldı teskin edici bir ses tonuyla ''Tamam geçti artık ağlama'' dedi. İşte tam o sırada ne yaptığını kendi de yeni idrak etti. Oturmuş hiç tanımadığı bir kıza sarılarak onu teselli etmeye çalışıyordu hem de işin içinde hiçbir art niyet yoktu. Kendini ciddi anlamda şaşırtabildiğini fark etti bu gece onda bir tuhaflık vardı. Hareketlerini kontrol edemiyor gibiydi aslında gibisi fazlaydı direkt olarak hareketlerini kontrol edemiyor demek daha doğru olurdu. Yoksa hiç tanımadığı bir kıza sarılıp durup dururken onu teselli etmeye uğraşmazdı. Kendini biraz geri çekerek kızın göz yaşlarını sildi ve gülümseyerek ''Kötü bir kabus gördüğünü farz et artık hepsi geride kaldı. O adamın elinden kurtuldun ve şimdi buradasın öncesi yok sonrası da sadece burada olduğun gerçeği var buna odaklan'' dedi. Dediklerine kendi bile şaşırarak hep iletişim özürlüsü biri olarak görmüştü kendini evet ağzı iyi laf yapıyordu. Kabul ediyordu çapkındı da ve insanların ne istediğini neye muhtaç olduğunu anlayıp ona göre konuşur onlara istediklerini verirdi elbette bu sadece kızlar için geçerliydi lakin ilk defa birine çıkarsız amaçsız sadece teselli etmek için sözcükler dökülüyordu ağzından ve ilk defa gerçekten düşündüklerini dile getiriyordu. Kendisini iletişim özürlüsü görmesinin nedeniyse ailesine bir türlü kendini anlatamayışıydı. Kıza son bir kez teselli amaçlı sarıldıktan sonra-ki bu sarılma esnasında hissettiği duygu karmaşıklığı saçmalığını görmezden gelmeye çalışmıştı-kafasını camdan tarafa çevirerek ''Bak gece yeni başlıyor. Yıldızlar harika, gökyüzü muhteşem ve gezegenlerse oldukça ilgi çekici en önemlisi de onları izleme olanağına sahibiz. Mesela benim en büyük tutkumdur gezegenler senin ne?'' diye sordu gülümseyerek…

_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 25
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm   C.tesi Kas. 10 2012, 12:02

Yaşlarını durduramıyordu. Her bir kelimede o anı tekrar ve tekrar yaşıyordu sanki. Adam hala onun üzerindeydi, o ise çaresiz çırpınışları ile ondan kurtulmaya çalışıyordu. Kullandığı her bir kelimede gözünün önünde oluşan görüntüleri görmezden gelemiyordu. Bu da durumu daha da kötüleştiriyordu. Sesindeki giderek artan titreme ve kesik kesik kullanılan kelimeler nasıl hissettiğini gözler önüne seriyordu. Nihayet konuşmasını tamamlaya bildiğinde sesindeki titreme tüm bedenini ele geçirmişti. Artık korkacak bir şey yoktu, ama o titriyordu. Aslında hala anlatmadığı şeylerin varlığı onu korkutuyordu. Dante'ye adamdan kurtulduğunu söylemişti. Ama ondan nasıl kurtulduğundan bahsetmemişti. Üstelik adamın istediği alıp almadığını da dile getirmemişti. Tamam elinden kurtulmuş olabilirdi, yine de bu adamın istediğini almadığı anlamına gelmiyordu. Adam eteğinin kalan kısmını yukarı doğru sıyırdığında istediğini almaya ne kadar da yakınlaşmıştı. Bu iğrenç detay midesinin bulanmasına neden oluyordu. Gücünü kullandığı için pişman olsa da adamı öldürdü için de o kadar mutluydu. Bir anda yine yapayalnız hissetmişti kendini. Dante'nin varlığını hissetmiyordu. Yarattığı karanlığın içinde savunmasız bir şekilde sadece ağlıyordu. Aynı zamanda korkuyordu.

Bir anda onu saran kollar ve hissettiği bedenle gerçek yaşama döndü. Dante ona sarılmıştı, sanki güvende olduğunu hissettirmek ister gibi. Scarlett'a güvende olduğunu hissetmek istiyordu. Bu yüzden tereddüt dahi etmeden ona sıkıca sarıldı. Dante'nin rahatlatıcı sözleri ruhuna işliyordu. Derin bir nefes alarak onun kokusunu içine çekti. Adamın çok geride kaldığını bilmek, karşısında ona dokunan kişinin Dante olduğuna emin olmak istiyordu. Kelimeleri, kokusu, sıcaklığı bir kaç saniye sonra onu rahatlatmaya başlamıştı. Hala ağlıyor olsa da göz yaşları azalmaya başlamıştı. Bunu hissedebiliyordu. Onun hala kollarındaydı. Kendini bir an bile geri çekmek istemiyordu. Aslında düşününce o da partide ki adam gibi yeni tanıştığı bir yabancıdan başka bir şey değildi. Ama elinde değildi. Çok fazla savunmasız hissediyordu kendini ve onun varlığı sıcaklığı gerçekten iyi geliyordu. Dante kendini yavaşça geriye çektiğinde bir anda onu tutup tekrar kendine çekmek istedi. Ama yapamadı, içinde bu istek olsa da gücü kalmamıştı sanki. Dante göz yaşlarını silerken gözlerinin içine bakmaya başladı, ağlamayı bırakmıştı. Onun gözlerinde gördüğü bir şey ona huzur veriyordu ve sonra yüzünde oluşan o gülümseme... İlk gördüğünden beri o gülümsemeye karşı bir sempati oluşmuştu içinde gerçekten hoşuna gitmişti.

"Haklısın aslında en azından adamın geride kaldığı konusunda... Ama bilmediğin bir kaç detay daha var aslında..."

Cümlesini tamamlamadan sustu. Ona ne diyecekti ki, adamı öldürdüğünü mü? Asıl sorun öldürmek değildi de adamı nasıl öldürdüğüydü. Bu sefer garip bir şekilde geride ceset bile kalmamıştı. Onun çürümesini, içten dışa yok olmasını sağlamıştı. Başını yere eğerek bir şeyler daha söylemek istedi, belki de teşekkür etmeliydi. Onu dinlediği için ve bir bakıma hiç tanımadığı halde onu önemsediği için. Bunu tam olarak kelimelere dökmemiş olsa da onu dinlerken duyduğu öfkeyi hissetmişti. Tekrar ona baktığında Dante'nin başını cama çevirdiğini gördü. Rahatlatıcı ses tonu ile konuyu değiştirmek ister gibi görünüyordu. Onu dinlerken başının üzerindeki camlardan gök yüzündeki yıldızlara bakmaya başladı ve ay tüm ihtişamı gecedeki yerini almıştı. Dante ona tutkusunu söylemişti. Onun tutkusu neydi? İçindeki diğer yanı bas bas insanların hayatını ellerinden almak diye söylense de biraz düşününce yazdığı bir kaç hikaye geldi gözünün önüne. Yazı yazmayı seviyordu. Kimseye anlatmadığı çoğu şeyi hikayelerinde kullanıyordu. Henüz Elise'in bile bilmediği bir şeydi, hikayeler.

"Yazı yazmaktan hoşlanırım, hikayeler kurgulamaktan ve de..."

Bir anda sustu. Dudaklarının ucuna gelmiş kelimeleri söylemek istemiyordu. Canlıların canını almak, aslında çalmak. Çalmak daha bir hoşuna gidiyordu, daha fazla adrenalin vardı içinde ve tabi zevk. Bu düşünce beynine oturduğu anda karanlığı devreye girmişti. Çok boş bakıyordu, aslında şu an hiç bir şey görmüyordu etraf kapkaranlıktı. Birden herşey aydınlandığında karşısında bir canlı görmüştü. Onu altına almak isteyen adamı. Aslında olan şeyse karşısındaki kişinin Dante olmasıydı. Önce onun kolunu tuttu, sonra başını kendine doğru çevirdi. O daha ne olduğunu anlamadan başını kendine çekerek onu dudaklarından öpmeye başladı. Adamın henüz alamadığı şeye sahip olacağını anlatmak ister gibiydi. Onu öperken kendine daha fazla çekti, elleri bedeninde gezindi bir süre. Bir elini tam kalbinin üzerine geldiğinde ise durdu. Dudakları hala onu öpüyordu. Ama aynı zamanda onun enerjisini yavaşça hissettirmeden içine çekiyordu. Adamın bedeni giderek uyuşurken onu hareket ettirmek kolay bir hale geldi. Onu yere uzatarak üzerine çıktı. Eli göğsünün üzerinde değildi artık. Dudaklarını ondan çekerek gözlerinin içine bakmaya başladı. Aurası hala işini yapıyordu, onu öldürüyordu. Adamı sessiz bir ölüm beklerken dudaklarını yaladı. Adamın tadını sevmişti. Ölmeden önce bu tadın biraz daha fazla keyfini sürmek istediğinden tekrar öpmeye başladı. Beyninin içinde bir anlığına duyduğu Dante'nin sesi ile karanlığından yaşadığı ana döndü. Dudakları tutkuyla onu öpüyordu, ama dahası vardı. Öpmeyi keserek başını biraz geriye çekti. Onu öldürüyordu, gözleri büyümüş bir şekilde ona bakmaya başladı. Dante gözlerini yavaşça kaparken gücünü tersine çevirmeyi denedi. Yapamıyordu, aurası çok güçlenmişti birden. Sanki gücü işini bitirmesini istiyordu, içindeki aç yaratık doymak istiyordu. Onun üzerindeki yerini sıkıca sarıldı. Odaklanmaya çalıştı.

"Lütfen ölme, yalvarırım ölemezsin, ölmemelisin"

Gözlerinden yaşlar akmaya başladı yine. Kafasını Dante'nin göğsüne bastırıp gücünü tersine çevirmek için bir şeyler mırıldanıyordu. Gücü tersine döndüğünde bunu fark etmedi. İçinde biriken enerji sahibine doğru yola çıkmıştı. Dante'nin hareketlenen bedeni gücünü tersine çevirmeye başladığının kanıtıydı. Onun yavaşça açılan göz kapaklarına dikkatle bakmaya başladı. Hala üstünde olduğunun farkında bile değildi. Sadece titrek bir şekilde konuşmaya başladı.

"Ben üzgünüm gerçekten üzgünüm. Bunu yapmak istemiştim..."

_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dante Drake
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 227
Kayıt tarihi : 01/11/12
Yaş : 30

MesajKonu: Geri: Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm   Paz Kas. 11 2012, 23:01

Kızın söyledikleri karşısında şok olmuş ve ne diyeceğini şaşırmıştı. İçinde bastıramadığı teselli etme dürtüsüne yenik düşerek sarılmıştı ve bunu da çok sonra fark ederek aklına gelenleri içinden geldiği gibi söylemişti. İlk kez birine düşündüklerini söylemişti. O düşüncelerini hep kendine saklayan biriydi oysaki dante insanların hayatına girmesini ve ona yakın olmasını sevmezdi. Başkaları tarafından kişiliğinin çözülmesiyse asla istemediği bir şey olduğu için hep düşündüklerinin tersini söylerdi insanlara kısaca insanlara onların duymak istediklerini söyleyerek gerçek kişiliğini her zaman gizlerdi. Yalnız kalmayı seven biri olarak bu davranışıysa gayet yerindeydi. Neden şimdi bu kızı teselli etmeye çalışıyordu ki? Niye umurundaydı ağlaması? Belki hayatımda değişiklik istediğim için böyle davranıyorum belki de normal bir zamanda bile danteyi öfkeden deliye döndürecek bir olayı yaşadığı içindi bu teselli etme çabası muhtemelen ona acıyordu. Evet evet doğru kelime buydu ona acıyordu ve bu yüzdende teselli etmeye çalışıyordu. Kolay kolay kimseye acımazdı fakat bu durum farklıydı. Bu kızın başına gelenler dante’nin dünyada yaşamalarının zarardan başka bir şey olmadığını düşündüğü insanlar yüzünden olmuştu. O tür insanlar nefes almayı bile hak etmiyorlardı ona göre… Günde pek çok kızı yatağa atan birinin bu konuda bu kadar tepkili olması garip karşılanabilirdi fakat gerçek buydu. İnsanların kendilerine her zaman saygılarının olması gerektiğini düşünmüştü hala da öyle düşünüyordu. Dante kendisine saygısı olan biriydi ve onu istemeyen biriyle asla işi olmazdı. Beni istemeyeni ben hiç istemem tarzında tek düze bir mantığa sahipti. Onları elde etmek içinde asla peşinden koşmazdı kızların daha çok kızlar onun yatağına girmek için uğraşırdı ve bu çoğunlukla eğlenceli olurdu. Sessizliğin uzadığının farkına vararak sözün bittiği kelimelerin kifayetsiz kaldığı zamanlarda her zaman yaptığını yaptı ve yine büyük bir ustalıkla konu değiştirdi. Konudan konuya atlamak deyimi resmen onun için söylenmişti. Sonuç olarak işe yaramıştı konu değiştirmeye çalışma girişimi bu da yüzünde engelleyemediği ukala bir gülümseme oluşturmuştu. Gözlerini yıldızlara dikerek gülümsedi ve ''İlginç demek yazı en büyük tutkun yazı yazmak'' dedi gözlerini kızın gözlerine dikerek yüzündeki gülümsemesini daha da yayarak ''Kim bilir belki bir gün bir kitap yazar ve çok ünlü biri olursun'' dedikten sonra alaycı bir şekilde ''Eğer kitabın ilgimi çekerse imza gününe bile gelebilirim'' dedi. Kızdan hiçbir ses gelmeyince birkaç dakika duraksadı ve bekledi. Sonra gözlerini scarlett’ın gözlerine dikerek ''Neden sessizleştin?'' diyerek bekledi ama kız sanki bu dünyada değilmiş gibiydi. Derin bir nefes aldı doğum gününde sorunları olduğu açıkça belli olan biriyle oturmuş sohbet ediyordu. İlginç bir doğum günü diye düşündü.Bir süre sonra bu sessizliği kızın konuşmak istemediğine yorarak kafasını tekrar yıldızlara çevirip oda sessizliğe gömüldü. Bazen birine destek verip ona yanında olduğunu göstermeniz için kelimelere ya da başka şeylere ihtiyacınız olmazdı. Bazen sadece onunla beraber sessizce oturmak bile yeterdi onun yanında olduğunu anlamasına işte şuanda bu zamanlardan biriydi.

Çekip gidebilir ve geceye bir barda içki içip kızlarla eğlenerek geçirebilirdi ama istemiyordu. Tuhaf bir şekilde burada kalmak ve ona destek olmak istiyordu. Vücudunun bu kızın karşısında garip tepkiler vermesini göz ardı ederek onun yanında kalmak istiyordu. Önce kolunda hissettiği ve sonra tüm bedenine yayılan sıcaklık yüzünden gözlerini koluna çevirdi. Kalp ritmi değişmişti yine acaba kalp hastası falan mı oluyorum diye düşünmeden edemedi. Bu kıza ne zaman yaklaşsa kalp ritmi bozuluyordu. Bu ona aşık olduğu için olamayacağına göre çünkü dante asla ama asla kimseye aşık olmaz ve tek bir kişiye bağlanmazdı yani en azından o buna inanıyordu büyük ihtimal kalp hastalığı belirtileriydi bunlar ya da bir hastalığın kriz belirtileriydi. Kalbin hızlı çarpması, temas anında vücuda yayılan bir sıcaklık ve beyninin o an tüm faaliyetlerini yitirmesinin nedeni kesinlikle bu olmalıydı. Scarlett’ın kafasını ona çevirmesiyle tek kaşını kaldırarak ona o meşhur bakışlarından birini attı. Bu kız ne yapmaya çalışıyordu böyle? O bunu düşünüp kızın ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışırken bir anda dudaklarında onun dudaklarını hissetmesiyle gözleri kocaman açıldı. Berbat bir gece geçirmişti ve şimdi de hiç tanımadığı birini öpüyor muydu yani? Bu mantıksızdı. Ona karşılık vermemeliydi. Anlaşılan psikolojisi oldukça bozulmuştu ve ne yaptığını bilmiyordu. Evet karşılık vermeyerek kendini geri çekmeliydi ama lanet olsun vücuduna söz geçiremiyordu ki o daha ne yapması gerektiğine karar veremeden dudakları ondan izinsiz kızın öpücüğüne karşılık vermeye başlamıştı. Bu yanlıştı biliyordu ama kendini durduramıyordu.O tatlı dudaklardan kendini geri çekemiyor her geçen saniye kendini onun tatlı dudaklarına,sıcak tenine ve ona daha çok kaptırıyordu. Kendini birkaç saniye içinde bu baştan çıkarıcı güzel öpücüklere teslim etmişti. Mantıklı düşünmeyi bir kenara bırakmıştı en azından bir süreliğine… Onu büyük bir tutkuyla öpüyor ve ellerini kızın vücudunda gezdiriyordu. Mantığı ve aklı tamamen devre dışı kalmıştı ta ki kızın elini kalbinin üzerinde hissettikten hemen sonra büyük bir acı duyana kadar kalbinde tarifi imkansız bir acı hissettiğinde kendine gelerek ne yaptığının farkına varmıştı. Duyduğu acı yüzünden bağırmak istediyse de dudakları scarlett’ın dudaklarıyla kapalı olduğunda sadece acıyla inleyebildi. Geri çekilmek için harekete geçti fakat kıpırdayamadığını fark etmesi uzun sürmedi. Yerinden kıpırdayamıyor yerinden bir milim bile oynayamıyordu. Kendini kötü hissediyordu. Yorgundu.

Hiç olmadığı kadar yorgun hissediyordu kendini aklındaki düşünceler bulanıklaşmaya başlamıştı. Kendini her geçen saniye biraz daha berbat hissediyordu. Scarlett’ı öpmeyi bırakmıştı. Onu saran kolları iki yanına düşmüştü. Vücudu ayakta duracak gücü kendinde bulamadığı için yere doğru düşüşe geçmişken scarlett’ın ona yere yatmasında yardımcı olduğunu fark etti zorda olsa… Zihni her geçen saniye bulanıklaşırken neler olduğunu anlaması biraz zamanını aldı. Ölüyordu. Doğum gününde bir kız tarafından öldürülüyordu. Dante’nin duyduğu acı yüzünden acı dolu kısık iniltileri dışında bir ses yoktu etrafta aslında şu an acıdan avazı çıktığı kadar bağırmak ve scarlett’a bunu kesmesini söylemek istiyordu ama hem bunu yapmaya hali yoktu hem de scarlett’ın dudakları buna engel oluyordu. Bakışları gittikçe donuklaşmış ve gözleri boş bakmaya başlamıştı. Göz kapaklarının ağırlaştığını hissedebiliyordu. Scarlett onu öpmeyi bıraktığında bilinci kapanmak üzereydi. Birkaç saniye sonra gözlerinin bir daha açılmamak üzere kapanacağını biliyordu. Gülümsedi. Doğduğu gün öleceği hiç aklına gelmemişti. Doğum günüyle ölüm günü aynıydı. Acıdan son kez yüzü ekşirken kendini konuşmaya zorladı ''sca…'' cümlesi yarım kalmıştı. Söyleyeceği şeyi söyleyemeden gözleri kapandı ve bilincini kaybetti. Kendini karanlık bir yolda ilerlerken buldu. Etrafına bakındı ama bir şey göremedi. Gözlerini alışkanlık yüzünden gökyüzüne dikti. Kapkara bulutlar etrafı kaplamıştı. Tek bir yıldız bile yoktu. Derin bir nefes aldı ve karanlık yolda ilerlemeye başladı. Ölmüştü yada muhtemelen son saniyelerini yaşıyordu fakat korkmuyordu. Hiçbir şey göremese de gözlerini ileriye dikti ve yürümeye devam etti. Aklına gelen düşünceyle gülümsedi. İnsanlar hep hayatlarının film şeridi gibi gözlerinin önünden geçtiğini söylerdi ölüme yaklaştıklarında ama ona öyle bir şey olmamıştı. Ölüme her salise daha da yaklaşırken ya da muhtemelen ölmüşken yaşadığı hayatı düşündü. Pişmanlıklarının olmadığını görünce rahatladı. En azından yaşadığı süre boyunca asla pişman olacağı bir şey yapmamıştı. Karanlık yolun sonunda beyaz bir ışık gördüğünde en azından bu kısmı doğru anlatmışlar diyerek gördüğü ışığa doğru ilerledi. Karanlığı geride bırakıp aydınlık tarafa adım atacakken bir ses duydu. Tanıdık bir sesti. Üzgündü. Ona seslenen kişinin kim olduğunu bilmiyordu ama ağladığı belliydi. Saniyeler geçtikçe sesin sahibini tanıdığını fark etti. Bu scarlett’tı. Ağlıyordu hem de hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Ölme diyordu ve ağlamaya devam ediyordu. Neler oluyordu? Scarlett neden ağlıyordu? Ölen kimdi? Göz kapaklarını zorda olsa açtığında üzerinde hissettiği ağırlıkla kıpırdandı. Bir elini scarlett’ın yüzüne götürüp göz yaşlarını sildikten sonra ''Scarlett neden ağlıyorsun?'' diye sordu. Yorgunluğunu göz ardı ederek olanları hatırlamaya çalıştı ''Biz en son sohbet ediyorduk sonra… sonra ne oldu?'' diye sordu. Başı ağrıyordu ve parçaları birleştirmekte zorlanıyordu. Geçen birkaç dakikanın ardından olanları hatırladığında gözleri şaşkınlıkla büyüdü ve dehşete düştüğü belli olan bir ses tonuyla ''Sonra sen beni öptün! Biz öpüştük ve… ve sen beni öldürmeye kalktın! Tanrım…'' dedi. Kalkmaya yeltendi ama yorgunluktan ve scarlett hala üzerinde olduğundan bu sadece ufak bir kıpırdama olarak kaldı. Derin bir nefes aldı ve mantıklı düşünmeye çalışarak ''Neden yaptın? Beni neden öldürmeye çalıştın ve neden vazgeçtin?'' diye sordu. Nasıl yaptığını sormamıştı çünkü anlamıştı onunda kendine özel bir yeteneği olduğunu.

_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 25
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm   Salı Kas. 13 2012, 20:09

Dante'nin üzerinde hala ağlamaya devam ediyordu. Bir için çok kısa bir zaman diliminde de olsa onu gerçekten öldürdüğünü düşünmüştü. Dante'nin ruhunun bedeninden ayrıldığını düşündüğü o kısacık anda kalbine bir ağrının saplanmasına neden oldu. Ağrı öyle çok acı vermişti ki kendini çığlık atmamak için zor tutmuştu. Ama sonra gücünün tersine döndüğünü anladığında derin bir nefes aldı. Acısını hala hissetse de şu an, karşısında duran bedeni daha çok önemsiyordu. Dante'nin giderek soluk bir renk alan teni eski rengine dönmeye başladı. Ama yinede bir rahatlama yaşamış olsa da Dante'nin en azından ölmeyeceğine emin olmuş olsa da bu ne içindeki acıyı azaltmış ne de korkusunu yok etmemişti. Evet onu artık öldürme gibi bir korkusu yoktu, yaptıklarının sonucu olarak onun vereceği tepkiden korkuyordu. Göz yaşları Dante'nin göğsünü ıslatırken gözlerini açması ile onun gözlerinin içine bakmaya başladı. Yine elleri yanaklarının üzerinde akan göz yaşlarını siliyordu. Ellerini teninde hissetmek kalp atışlarını hızlandırdı. Onun tenine dokunuşu öyle iyi geliyordu ki, göz yaşları tek bir dokunuşla durmuştu. Kurduğu ilk cümlede ile bir anda afallayarak konuştu.

"Olanları hatırlamıyor musun?"

Konuşurken sesi titriyordu. Gerçekten olanları hatırlamıyor olabilir miydi? Belki de hala şokta olduğu için henüz tam olarak yaşadıklarını anımsamıyordu. Durum kesinlikle böyle olmalıydı. O olanları hatırlamaya çalışan ifadesi ile ona bakarken nefes bile almadan onu bekledi. Beklerken dudaklarını dişlemeye başladı. Korkusu hala kendini hissettiriyordu. Dişlerini dudaklarına geçirmesi ile ağzına Dante'nin tadının gelmesi bir oldu. İstem dışı bir hareketle dudaklarını yaladı. Konuşması ile bir anda ne yaptığının farkına vararak kendini durdurdu. Dante'nin zihninin yavaş, yavaş açıldığını kullandığı kelimelerden anladı. Öpüşmeleri ile ilgili ayrıntıyı dile getirdiğin de nefesi kesilip yeniden kalp atışları hızlandı. Şimdi o da anımsamıştı. Onu öpmeye başlayan kendisiydi ama Dante de ona karşılık vermişti. Ona dokunuşunu çok iyi hatırlıyordu. Bir anda öpüşmeye başlamışlardı, bunu dile getirmek tadını tekrar aklına getirdi. Tadı öyle güzel gelmişti ki. Onu tekrar öpmek istiyordu. Bunu yapmamalıydı elbette. Tekrar aynı hataya düşmek istemiyordu. Tekrar kalbini birine açıp yeni bir kalp kırıklığına asla ihtiyacı yoktu. Toparlanması uzun bir zamanını almıştı. Elbette tek zarar kendine gelmemişti bu süre zarfında. Phin'in nerdeyse hayatını mahvediyordu, onun da canını alıyordu. Sevgilisi ile arasına girmişti. Klinik ve ailesini dışında kalp kırıklığından en çok perisi etkilenmişti. Onu öpmesinin tek nedeni gördüğü hayalin içinde öldürmek istediği kişiyi eski sevgilisini görmüş olmasıydı. Sırf bu nedenle Phin'i öpmüştü, bu normalde hiç bir zaman yapmayacağı bir şeydi. Phin onun için perisi dışında abisiydi. Ailesinden biri... Eski anılar tek tek var olduklarını ona göstermek istercesine öne atılsa da onları zor da olsa görmezden gelmeyi başardı. Dante'nin dudaklarından dökülen 'beni öldürmeye kalktın' cümlesi beyninin içinde yankı yapmaya başladı. O aslında Dante'yi öldürmek istememişti ki. Onu adam olarak görmüştü ve garip bir yol izleyerek öldürmeye çalışmıştı. Aslında karşısında gerçekten o adam olsa öpücüğü çok kısa tutabilirdi. Ama öptüğü kişi Dante'ydi ve tadı onu gerçekten deli etmişti. Zaten aslında kendine gelmesinin bir nedeni de buydu. Hissettiği tat onun sesini duymasını sağlamıştı. Ne yaptığını fark ettiğinde ise derhal buna bir son verdi. Dante ayaklanmaya çalıştığı anda hala onun üzerinde olduğunu fark etti. Hemen kalkmalıydı ama teni işte bilmiyordu, ona çok iyi geliyordu. Sözlerinden sonra üzgün bir surat ifadesi ile kendini yana doğru attı ve tıpkı Dante gibi yere uzandı, onun yanına.

Astronomi kulesinin belki de en güzel özelliği tavanı kaplayan büyük camlardı. Bu camlardan yere uzanarak gök yüzünü seyredebilirdiniz. Tıpkı açık bir havada çimenlerin üzerine uzanıp gök yüzüne bakmak gibi. Manzaranın tadını çıkarmaya çalışırken bir yandan söyleyeceklerini toparlamaya çalıştı, Scarlett. Aslında onunla hiç olmasa bile arkadaş olmak istiyordu bu garip bir istekti. İçten içe daha fazlasını istese de yapamayacağını biliyordu. Derin bir nefes alarak sakin bir tavırla konuşmaya başladı.

"Dante aslında öldürmeye çalıştığım kişi sen değildin. Ben problemli bir kızım küçüklüğümde yaşadıklarım yüzünden... Bazen uyanıkken rüya görüyorum. Daha çok hayal ve bu olduğunda diğer benliğim, ortaya çıkıyor. Seni, beni saldıran adam olarak hayal ettim ve öptüm... Tek istediğim yani aslında diğer beni istediği şey adama istediğini alıyormuş gibi göstermek ve onu öldürmekti. Aslında hemen bırakmam gerekirdi, ama yapamadım. Sonra... Sonra kafamın içinde senin sesini duydum ve ben tekrar ben oldum. Seni öldürmek istemedim ve gücü tersine çevirdim. "

Derin bir nefes alarak doğruldu ve dizlerini karnına çekerek oturdu. Eteği yine açılmıştı. Bu kez hemen fark etti ve eteğini örttü. Saçlarını geriye doğru savurduktan sonra konuşmasına kaldığı yerden devam etti.

"Benim yeteneğim... Hem lanetim hem de bir mucize aslında. Seni nasıl öldürmeye çalıştığıma en azından şaşırmadığına göre sende yeteneği olan birisin. Gücüm yaşam kontrol gibi bir şey canlıların yaşam enerjilerini emerek, onları hasta ederek ya da içten içe çürüterek öldürüyorum. Tıpkı bana saldıran o pisliği öldürdüğüm gibi. O an neredeyse istediğini alacaktı, Dante... Beni... Ama yetenek beni kurtardı. Yeteneğimin bir diğer özelliği de kendi içimde biriken yaşam enerjisi kendimi ya da bir başkasını iyileştirmekte kullanabiliyor olmam. Son olarak özür dilerim Dante... Canını yaktığım için daha çok sana teşekkür etmek istiyorken yaptığım bu şey... Ayrıca olur da benimle konuşmak istemez ya da görmezden gelmek istersen seni anlarım. Lanetim herkes için bir tehdit..."





_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dante Drake
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 227
Kayıt tarihi : 01/11/12
Yaş : 30

MesajKonu: Geri: Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm   Ptsi Kas. 19 2012, 22:45

Gözlerini karşısındaki kızdan bir saniye bile ayırmadan vereceği cevabı bekliyordu. Evet hatırlamak şuan hala devam baş ağrısıyla biraz zor olmuştu ama hatırlamıştı. Ona kesinlikle kötü davranmamıştı. Alaycı bir tavır takınmamış ona herhangi bir iğneleyici söz sarf etmemişti. Aksine hayatında ilk defa acıma duygusu ağır bastığı için onunla konuşmaya çalışmış hatta kendi koyduğu kurallarını yıkarak ilk kez kendine arkadaş edinmeye bile sıcak bakmıştı. O ise ortada hiçbir neden yokken gücünü onun üzerinde kullanarak onu öldürmeye çalışmıştı. Hemde öperek… Öperek… Sahi scarlett onu öpmüştü dimi? Onlar Öpüşmüştü. O an gözlerinin önüne geldiğinde kalp atışları hızlandı. İşte yine olmuştu. Bu gün kalbinin aniden hızlanmalarını bir anlam veremiyordu. Nedensiz yere olması gerekenden daha hızlı atıyordu ve bu nedense sadece bu kızla ilgili şeylerde oluyordu. Ona öyle geliyor da olabilirdi tabi belki de uzun süredir olan ama fark etmediği bir kalp hastalığı yeni yeni gün yüzüne çıkıyordu. Diğer seçeneği düşünmek bile istemiyordu. Böyle bir şeyin olmasını istemiyordu. Buna hazır hissetmiyordu kendini o her zaman ciddi şeylerden kaçmıştı. Sorumluluk almayı sevmeyen birinin yapabileceği en iyi şeydi kaçmak oda öyle yapmıştı. Herkesten ve her şeyden kaçmıştı. Şimdi de aynı şeyi yapmak için büyük bir çaba sarf ediyordu. Kendini kontrol edebilen biri için o nadiren olan kendini kontrol edememe durumunu yaşıyordu şuan… Yüzünde öpüştüklerini hatırladığında oluşan bir gülümseme belirdi içinde oluşan onu yeniden öpme isteğini oldukça zor bir şekilde bastırıyordu. Hayır o asla aşık bir adam olamazdı olmamalıydı. Gözlerini kapatarak beynindeki tüm düşüncelerden kurtulmak istercesine başını iki yana salladı. Bir an önce toparlanıp kendine gelmeliydi. Çoğunlukla aptal diye adlandırdığı o insanların arasına karışmamakta kararlıydı.

Bu yüzden düşüncelerini toparlayıp kendine gelmeliydi hem bu kız onu öldürmeye çalışmıştı. Evet şuan odaklanması gereken tek şey buydu. Bu kız az önce nasıl ve ne şekilde olursa olsun onu öldürmeye çalışmıştı ve henüz nedenini söylememişti bile dudaklarında hala scarlett’ın dudaklarının tadı varken bunu yapmak zor olsa da güçlü iradesi sayesinde hızlı kalp atışlarını insan üstü bir başarıyla duymazdan gelerek bu konuya odaklandı. Scarlett’ın ilk cümlesiyle yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi ve ''Beni gerçekten öldürmek istemediğin için şanslıyım desene ya gerçekten öldürmek isteseydin'' diyerek ölümden dönüşüyle dalga geçti. Ciddi bir konuda dalga geçtiğinin farkındaydı ama kişiliği buydu. Ciddi konulara pek tahammülü yoktu. İşi dalgayı vurmayı her zaman daha eğlenceli buluyordu. Kızın sonraki sözleriyle aldığı derin nefesi sıkıntıyla dışarı üfleyerek ''İnsanlar her zaman problem çıkartıyor değil mi? Çoğu dünya üzerinde yaşamamalı bence ve seni anlayabiliyorum bende harika bir çocukluk geçirmedim'' diyerek gözlerinin kısa bir anlığına kızın gözlerine kaymasına engel olamadı. Ondan uzak durmak ve ona bakmamaya çalışmak gerçekten zordu. Dudaklarının tadını aklından bir türlü çıkaramıyordu. Gözlerini gökyüzüne dikerek kızı dinlemeye devam etti. Uyandığından ve scarlett üstünden kalktığından beri yerinden kımıldamamıştı. Hala yerde yatıyordu ve kalkmaya da hiç niyeti yoktu. Dante’yi ona saldıran adam sanmasına ciddi ölçüde bozulsa da sesini çıkarmadı. Uyanıkken rüya gören birinin daha doğrusu bir insanın rüyalarına karışamazdı. Bu ikisinin de yapamayacağı bir şeydi. ''Vay canına cidden problemli bir kızsın ama bende çok sorunsuz biri sayılmam iyi anlaşacağız desene'' dedikten sonra yine işi dalgaya vurarak '' Ya demek ki öbür taraftan da hatlar gayet iyi çekiyor desene sana sesimi duyurabildiğime göre şanslıymışız iletişim konusunda sıkıntı yok en azından '' diyerek güldü.

Alaycı gülümsemesi yüzünde her geçen saniye daha da yayılırken ciddi konula konuşmayı sevmeyen tarafının işi dalgaya vurmaya çalıştığının farkındaydı. Konuyu değiştirmek mümkün değilse eğlenceli hale getir mantığıyla hareket eden biri olmuştu dante ve işte yine yapıyordu. Yanında yatan kızın doğrulup oturmasıyla somurttu. Kızın ondan uzaklaşmasını istemiyordu her ne kadar bunun yanlış olduğunu bilse de yine de kendini sessiz kalmaya zorladı. Sonrasında kızın söylediklerini hiçbir yorum yapmadan dinledi. Sonunda oda yattığı yerden doğrulup oturur pozisyona geçerek scarlett’ın çenesinden tutarak başını kaldırdı ve onu kendine bakmaya zorladı. Scarlett’ın gözlerinin içine baktığından emin olduğunda gülümseyerek ''Bence yeteneğin bir lanet değil bir ödül ya da bir mucize eğer yeteneğin olmasaydı bu gece o pislikten kurtulamazdın ve hiç hak etmediğin korkunç şeyler yaşardın ama şanslıydın senin yeteneğin vardı ve ondan kurtuldun şimdi iyisin ve buradasın arada anladığım kadarıyla yeteneğin kontrolden çıkıyor ama eminim üstesinden gelemeyeceğin bir şey değildir. Yeteneğini tamamen kontrol edebileceğin zamanlarda gelecek bundan eminim ve sakın vicdan azabı duyma emin ol o adam ölmeyi hak etmiş'' dedi. Birini öldürmesini bu kadar soğuk kanlı karşılamasına çoğu insan sıcak bakmayabilirdi fakat onun görüş açısı buydu. Bazı insanlar ölmeyi gerçekten hak ediyordu ve ona göre sırf iyilik olsun diye bazı pislikleri dünya üzerinden temizlemenin gerekli olduğunu düşünüyordu. Scarlett’ı kendine çekip ona sıkıca sarıldı ve o görmese de gülümseyerek ''Hey her şey geçti. Ben hala yaşıyorum. Teşekkür etmene gerek yok ve bu konu kapandı. Ayrıca bir özürle kurtulamazsın küçük hanım ceza olarak bu insanlarla iletişim kurmakta oldukça kötü olduğu için daha önce hiç arkadaşı olmamış geçimsiz kişiyle bu okuldan atılana kadar arkadaş olmak zorundasın. Seni görmezden gelmek istemiyorum aksine seninle arkadaş olmak istiyorum ve gücün benim için bir lanet değil ya da lanetin benim için sorun değil tehlikeyi severim'' dedi.

_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 25
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm   Salı Kas. 20 2012, 14:55

İşte yine aynı şeyi yapmıştı. Ne kadar kolay geliyordu, suçu bir başkasının üstüne atmak. Diğer kişi kendisi olsa bile. Aslında tam olarak yalan sayılmazdı da bu durum. Hayallerinde apayrı bir kişiye dönüştüğü bir gerçekti. Yine de değişse bile hala kendisi değil miydi? Sadece daha katı duyguları elinde barındıran ve acıma duygusu olmayan bir şeye dönüşüyordu. Bu yüzden de gücüne, laneti gözüyle bakıyordu. Acıma duygusu olmayan bir insanın elindeki bir silahla neler yapacağını çok iyi biliyordu. Bir insanın canını ne kadar kolay alabileceğini de... Nitekim bunu yeterince yaşayarak öğrenmişti. Tek sorun ölen insanların tamamının kötü insanlar olmamasıydı. Tabi bunların yanında ölümü hak edenler gerçekten vardı. Çocukken onu kaçıran adam gibi ya da bu geceki adam... Bir kadın da vardı. Kendi takıntılı dünyasında onun karşısına çıkıp neredeyse kendini tamamen kaybetmesini sağlayan. Her biri bir şekilde öldürülmüştü, kendisi tarafından. Ortada ise onu suçlayan hiç bir kanıt yoktu. Zaten bu güce kimsenin inanmadığı da bir gerçekti. Gücünü sadece bir kez dile getirmişti. Küçük bir kızken ama ona hiç kimse inanmamıştı. Çünkü adam kalp krizi nedeniyle ölmüş görünüyordu. Ama o kalbini elleri arasında sıkıştırdığını biliyordu. O anki durumu öyle garipti ki gücü kontrolden çıkmıştı aslında. Bir elini adamın kalbinin üstüne koymuş diğer elini yumruk yaparak, serbest bırakıyordu. Adam her yumruğunda kalbinin yerinden koptuğunu hissediyordu. Acısını somut bir şeymiş gibi adamın gözlerinde görebiliyordu. Elini bir daha açmamak üzere sıktığında ise saniyeler içinde kalp krizi geçirip ölmüştü. Yani doktorlar aslında haksız değillerdi. Ortada bir kalp krizi vardı ama bunun nedeni adamın bedeni değil, Scarlett'ın ta kendisiydi.

Gökyüzüne bakarak dile getirdiklerine Dante'nin ne söyleyeceğini beklerken kalp atışlarının kontrol edemediği bir şekilde hızlandığını fark etti. Hala korkuyordu ve inkar etmek istemese de hala onu istiyordu. Keşke üzerinden hiç kalkmasaydı, ona tekrar dokunmak istiyordu. Ona dokunmak işte bu kendini iyi hissetmesini sağlardı, daha önce olduğu gibi. Duyduğu ilk cümlede bir an da afalladığını hissetti. Şimdi bu ne demekti. Resmen ölümüyle dalga geçiyordu ve şanslı olduğunu düşünüyordu.

"Dante bu dalga geçilecek bir konumu yani ölebilirdin. Ben seni öldürebilirdim..."

Cümlesine devam edebilirdi. Ama etmedi. Onun aslında ne yapmaya çalıştığını anlamaya başladı. Bunu yapmasının iki nedeni olabilirdi ya konuyu değiştirmeye çalışıyordu ya da gerçekten ciddi konular onu sıkıyordu. Derin bir nefes alarak sonraki cümlelerini bekledi. İyi anlaşacaklarını düşündüğünü dile getirmesi içini biraz rahatlattı. Tamam bu durumda ikisi de gerçekten sorunlu kişiler oluyorlardı. Üstelik şimdi de Dante gülmeye başlamıştı. Yüzünde ki o gülümseme tanrım sanki onu giderek çıldırtmaya çalışıyordu. Bu çılgınlık sinir olmak ya da başka kötü bir şey değildi. Gülümseme onu delice istemesini sağlıyordu. Onu gülümserken görmek dudaklarını öpme isteğini uyandırıyordu. Derin bir nefes aldı önce sonra farkında olmadan gülmeye başladı. Durumu bir insan en fazla bu kadar alaya alabilir diye düşündü. Gülümsemesi solarken oturdu. Artık Dante'ye bakmıyordu. Gücü ile ilgili her şeyi dile getirmeye hazırdı. Öyle de yapmıştı. Tek bir nefesle ona söylemeyi düşündüğü her şeyi söyledi. Aslında istemediği bir kaç şeyde dile getirmişti. Onunla konuşmak istemezse anlayışlı olacağını söylemişti. Bu koca bir yalandı. Eğer o buradan gider ve yalnız kalırsa. Uzanıp bacaklarını karnına çekerek iki büklüm bir şekilde ağlamaya başlayacaktı. Bunu çok iyi biliyordu. Çenesini kırdığı dizlerinin üzerine koyarak sessizce bekledi. Dante ayaklanırken nefes almayı bıraktı. Kalkıp gidecek diye içinde öyle büyük bir korku oluşmuştu ki tekrar nefes almaya başlaması Dante ona dokunana dek sürdü. Çenesini kaldırıp ona bakması için zorlamıştı. Gözlerinin içine bakıyordu. Ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu. Sözlerini dinlerken sesi ruhunu ele geçiriyordu adeta. Kendini ona çok çabuk kaptırmıştı. Bunun olmaması gerekiyordu. Konuşması tamamladığın da hiç bir şey söyleyemedi. Haklıydı aslında. Bu gece çok doğru cümleler kuruyordu onun adına ve bu durum alaycı yanına hiç yakışmıyordu. Onun gibi biri şimdiye dek gitmeliydi ama o bir şeyler yapmaya çalışıyordu, onun için. Bir anda ona çekildiğinde kendini Dante'nin kolları arasında buldu. Ona sarılması sadece bir saniye almıştı. Ona sıkıca sarıldı, bu tene, kokuya gerçekten ihtiyaç duyuyordu. Duymaması gerektiğini bildiği halde. Derin bir nefes aldı, Dante'nin kokusunu içine çekiyordu. Dante'nin çenesi omzuna değiyordu. Bu sayede onu görmese bile gülümsediğini biliyordu. Bedeni onun sıcaklığı ile ısınırken sesi yine ruhunu ele geçirmişti. Söylediği her bir kelime zihnine kazınıyordu. Bir özürle kurtulamazsın derken ne demek istiyordu. Bunu merak ederken cevabı alması uzun sürmedi. Cezası onunla arkadaş olmaktı öyle mi? Dante ona ne kadar büyük bir hediye verdiğinin farkında değil miydi? Arkadaşlıkları okuldan atılana kadar sürecekti demek. Bu durumda Dante akademi hakkında hiç bir şey bilmiyor olmalıydı. O bir sihirbaz ise bu akademiden asla atılmazdı. Tamam belki cezalar arka arkaya sıralanabilirdi. Bu tamamen onun ne kadar sorunlu bir kişi olmasına bağlıydı. Ama hala kendi bu akademide bir öğrenci ise ki bir profesörü bir keresinde neredeyse öldürüyordu. Hala atılmadığına göre Dante'nin akademiden atılması söz konusu bile olamazdı. Ona sarılmayı bırakarak kendini geriye doğru çekip gözlerini içine baktı. Gülümsüyordu sanki sırf onun görmesi için gülümsüyordu.

"Verdiğin bu cezanın aslında ceza olmadığını sende en az benim kadar iyi biliyorsun. Ama bunu ceza olarak görüyorsan şayet ben bu cezayı kabul ediyordum. Seninle arkadaş olabilirim. Hem madem tehlikeyi seviyorsun, benim yanımda her zaman tetikte olmalısın bence"

Konuşması tamamlandığında gülümsemesi daha da artı. Elleri ile kaşınan gözlerini sildi. Artık yanaklarından yaş akmıyordu. Bu gecelik bir daha ağlayacağını da hiç sanmıyordu. Tekrar gülümseyerek bir elini Dante'nin yanağına koydu. Ona dokunma hissine artık karşı koyamıyordu.

"Ayrıca beni dinle bay kural tanımaz. Bu okuldan atılıp benden kurtulmak gibi bir düşüncen varsa çok yanılıyorsun. Bu akademi ile ilgili bilmediğini düşündüğüm bir şeyi söyleyeceğim. Burası sıradan insanlar dışında sen ve benim gibilere de ders veren bir akademi. Üstelik gizlide olsa bir cadıya bağlı ben onunla tanıştım. Yani ceza alabilirsin ama bu akademiden asla kurtulamazsın, doğal olarak benden de. Madem tehlikeyi seviyorsun, artık bununla yaşamaya başlayabilirsin."

Yüzünde sinsi bir gülümseme oluştu, birden. Caitlyn'e onu bu akademiye bağlamasını rica bile edebileceğini düşündü. Bunu gerçekten yapardı, karşılığında söz dinlemek zorunda kalsa bile umurumda değildi. Şu an sadece arkadaş olsalar bile onu kaybetmek istemiyordu. Yanağını yavaşça okşarken ona yaklaşarak diğer yanağına masum bir öpücük kondurdu. Sonunda ondan az da olsa uzaklaşabilmişti. En azından ona dokunmuyor ve öpmüyordu. Yinede hala ona çok yakın olduğu bir gerçekti.




_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dante Drake
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 227
Kayıt tarihi : 01/11/12
Yaş : 30

MesajKonu: Geri: Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm   Çarş. Kas. 21 2012, 23:33

Scarlett’ın onun ölümüyle dalga geçmesine itirazını görmezden gelerek konuyu dalgaya vurmaya devam etmişti. Zaten scarlett’a onun ne yapmaya çalıştığını kısa bir sürede anlamış olacak ki itirazını yarıda bırakmıştı. Dante bunu fark edince gülümsedi. Konuyu değiştiremiyorsan eğlenceli hale getir taktiği işe yaramıştı. Kızın öbür tarafla ilgili iletişim hakkında söylediği şeylere gülümsemesiyle büyülenmişti. Gülmek bu kıza çok yakışıyordu. Zaten güzel bir kızken gülünce ayrı bir güzel oluyordu. Kalp atışları yine bozulunca artık kendini kandırmayı bırakıp vücudunun verdiği tüm tepkilerin şuan gülümseyen oldukça güzel ve son derece sorunlu aynı zamanda da tehlikeli olan scarlett adındaki bu kız yüzünden olduğunu hiç istemese de kabul etmişti. Belki ona acıdığı için belki ondan etkilendiği ya da hoşlandığı için kalbi belirli bir ritimde atmıyordu. Hangisi olduğuna karar veremese de en azından ona aşık olmaktan ve bağlanmaktan korktuğu için yıllardır fark etmediği kalp hastalığım olabilir gibi son derece saçma bir yalanın arkasına artık sığınmayacaktı. Kızın gülümsediği kısa bir zaman dilimi boyunca kendini kaybetmişti. Tüm duyguları,düşünceleri kısaca her şey ama her şey bu kıza odaklamıştı. Dünya sadece scarlett’ın etrafında dönüyor gibiydi. Ondan başka hiç kimse yoktu. Gülmek birine bu kadar yakışabilir miydi? Ona yakışıyordu bu yüzden o her zaman gülmeliydi. Kızın gülümsemesi yüzünde solunca hiç istemese de dünyaya yani gerçek hayata geri dönmüştü. Onun gücüyle ilgili söylediklerini sadece dinlemekle yetindi. Yıllar önce oda tıpkı scarlett gibi gücünün lanetten başka bir şey olmadığını düşünmüştü. Gücünü yeni yeni fark ettiği sıralarda sürekli kontrolden çıktığı zamanlarda oda gücünü sadece bir lanet olarak görmüş oldukça uzun bir süre sonra aslında tam olarak yeni idrak edebilmişti yeteneğinin bir lanet değil bir ödül olduğunu elbette hala çözemediği ve aklını kurcalayan şeyler vardı. Onun gibi başka yetenekli çocukların olduğunu biliyordu ama bu yetenek nasıl oluyordu? Diğer insanlarda böyle şeylerin olmadığını biliyordu olsaydı zaten dante ve onun gibi olan diğer kişiler bunu saklamak zorunda kalmazdı. Onu anlayabiliyordu. Her ne kadar onun gibi bir güce sahip olmasa da zamanında oda benzer duygular hissetmişti fakat her şey geride kalmıştı. Artık gücünün bir lanet olduğunu düşünmüyordu yakında scarlett’ında öyle düşünmeyeceğinden emindi. Sessizliğin uzun sürdüğünü anlaması zaman aldı. Muhtemelen şuan scarlett ondan bir tepki bekliyordu.

Oda henüz nasıl bir tepki vermesi gerektiğini henüz kestirememişti aslında ne demeliydi bilmiyordu. Gücü onun için sorun teşkil etmiyordu her ne kadar onu neredeyse öldürüyor olsa da söylediklerinden sonra olanları ondan beklenmeyecek kadar büyük bir anlayışla karşılamış buna kendisi bile şaşırmıştı. Öyle pisliklerin ölmesini ise hiçbir insanın yapamayacağı bir soğuk kanlılıkla karşılamış çok geçmeden bunları da cümlelere dökmüştü zaten sonra onun üzgün haline dayanamayarak ona sarılmış ve konuşmaya başlamıştı. Dante ona sarıldığını ve ondan izinsiz ağzından dökülen sözcüklerin ne olduğunu fark ettiğinde ne yapacağını bilemedi. Bu kıza bir şekilde çekiliyor beyni ve vücudu tamamen ondan bağımsız hareket ediyordu. Dante bunun iyi bir şey olmadığının bilincindeydi. Böyle olmaması gerekiyordu olmamalıydı fakat kendine engel olamıyordu. Arkadaş fikrine bu kadar uzak bakarken bu kızdan uzak durmak istememesinin nedeninin ne olduğunu hala anlayabilmiş değildi. Şuan buradan çekip gitmeyip ona destek olmaya çalışmakla yanlış bir şey yaptığını biliyordu. Kendi koyduğu yıkılmaz kuralları yine kendisi yıkıyordu ve bu iyi değildi. Kalbi maratona katılmış ve birinci gelmeye çalışıyormuş gibi atarken ve dudaklarında hala onun tadı varken, kokusu bu kadar baştan çıkarıcıyken ondan uzak durmak tahmin ettiğinden daha zor oluyordu. Geri çekilmek istiyordu fakat yapamıyordu. Her bir hücresi, atomu ya da her neyse işte ona yakın olmak için bu kadar istekliyken bir türlü ondan uzaklaşamıyordu. Sonunda scarlett ona sarılmayı bırakıp kendini geri çektiğinde üzerinde oluşan rahatlama hissini zor olsa da saklamayı başardı. Kızın gözlerinde kaybolmaya başlamışken sesiyle kendine geldi. İlk cümlesi karşısında ukalaca gülümseyerek ''Bence geçinmesi zor biriyle arkadaş olmak kesinlikle bir ceza'' dedi. Bunun bir ceza olmadığının en az scarlett kadar oda farkındaydı. Zaten her halinden de söylediklerince ciddi olmadığı açıktı. Ciddilik ona ters bir şeydi bir kere… ''Seninle arkadaş olmak eğlenceli olacak desene senin yanındayken her zaman tetikte olacağıma emin olabilirsin gerçi öbür taraftan hatlar iyi çektiği için iletişim sorunumuz olmadığından tetikte olmasam da sorun değil'' dedi işi yine alaya alarak…

Scarlett’ın elini yanağında hissetmesiyle etrafın giderek sıcak olmaya başlamıştı. Klimaları çalışmıyor muydu bu okulun? Burası niye bu kadar sıcaktı? Yanağında kızın öpücüğünü hissetmesiyle içini daha önce hiç yaşamadığı için tarif edemediği bir duygu kapladı. Bu duygunun ne olduğunu henüz bilmiyordu ama scarlett’a yakın olmak ona iyi geliyor tüm sorunlarını unutturuyordu. İçinden arkadaşlar birbirlerini yanaklarından öperler bunu başka bir şeye yorma diye kendi kendini ikna etmeye çalışıyordu. Az önce zar zor yatıştırdığı kalbi yine maraton koşusuna çıkmış gibiydi. Beyninin içinde yankılanan kalbinin ses yüzünden scarlett’ın dediklerini anlaması uzun sürdü. Dediklerini tam olarak anladığında gözleri şaşkınlıkla büyürken ''Ne?'' dedi. Okulun mantığını anlamaya çalışırken ''Ama bu çok saçma yönetmelikler var yetenekli olsun ya da olmasın kuralları çiğneyen olursa yönetmeliğe göre cezalandırılır. Eğer beni tüm yapacaklarıma rağmen okulda tutarlarsa kuralları çiğnemiş olurlar'' dedi birkaç saniye sonra dediğinin farkına vararak ''Tanrım kurallara uymaları gerektiğini savunduğuma gerçekten inanamıyorum'' diye söylendi. Sonra kaçırdığı bir şeyi fark ederek az öncekinden daha büyük bir şaşkınlıkla ''Dur bir dakika sen az önce cadı mı dedin? Yanlış duymadım değil mi? Ama bu… bu imkansız gerçek hayatta cadılar yoktur'' dedi. Hemen ardından ''Bana öyle bakma tamam mantıken bizim gibi yetenekleri olan insanlarında olmaması gerekirdi ve bunun mantıklı bir açıklaması yok ama bir cadının varlığına inanmak ve bunu kabul etmek zor'' dedi ve gülümseyerek ''Ayrıca senden kurtulmak istediğimi de kim söyledi? Ben aksine seninle uzun süre arkadaş olmak istiyorum sadece okulu ve dersleri sevmiyorum'' dedikten sonra gözlerini kızın gözlerine dikerek ''Ayrıca daha bizim ne olduğumuzu bile bilmiyorum yetenekli insanlar topluluğu muyuz? Peki diğer insanlarda niye yok sadece belirli kişilerde var? Bu mantıksız aslında yetenekli olmamızın neresi mantıklı ki sen insanların yaşam enerjilerini emip geri verebiliyorsun ben telekinezi gücüne sahibim bunlar normal insanlarda olmaması gereken şeyler yani kaç insanın ileri seviye telekinezi özelliğiyle her şeyi kontrol ettiğini duydun ki?'' diye yakındı.

_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 25
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm   Ptsi Kas. 26 2012, 00:40

Arkadaşlıklarına tamamen kendi bakış akışı ile bakmaya başladı. Ona göre bu tehlikeli bir şeydi, belki de olmaması gereken. Ama kabul etmişti işte ona hayır demek hiç bir şekilde içinden gelmemişti. Ona yakın olmak bu kadar iyiyken hayatına almanın bu kadar olmasına şaşırmamalıydı. Böyle şeyler hayatında çok sık meydana gelmiyordu. Birinin yanında kendini iyi hissetmek... Yine de korkular pusuda bekleyen bir canavar gibi bir adım ötesinde onu bekliyordu. Onu hala Chris ile karşılaştırıyordu zihni. Bu da istese de bazı şeyleri frenleme isteği yaratıyordu onda. Kalp acısı hala geçmemişken yeni bir yarayı kaldırabilecek gücü kendinde bulmuyordu. İşte en çokta bu yüzden sadece arkadaş olmaları fikrine bu kadar sıcak bakmıştı. İçten içe çok, çok daha fazlasını istese de. Arkadaşlarına odaklanmış bir halde Dante'nin söyledikleri onu yeniden gülümsetmişti. Ceza konusunda hala ısrarcı görünüyordu, yine de ona tersini anlatmak konusunda bir şey düşünmedi. Başka şeyler düşünmeye başlamıştı, çok ama çok başka şeyler, tehlikeli olabilecek şeyler... Ona dokunma isteğine başa çıkmak istiyordu ama yapamıyordu. Konuşmasına başlarken onun yanağına dokunmuştu. Tenine dokunmak içinde bir şeylerin uyanmasını sağlıyordu. Aslında yasak olan duygular kendini göstermişti. Konuşmasını tamamladığında ise bu yumuşak dokunuşlar bir öpücükle mühürlenmişti. Dante'nin yanağına konmuş masum bir öpücüktü. Ama aslında altında barındığı duygu çok daha başkaydı. Onun dudaklarının tadı hala tazeyken neredeyse beynine kazınmıştı. Şimdi de onun tenini tadını almıştı. Çok tatlı diye geçirdi içinden. Dante'nin gözlerinin içine bakıyordu. Onu öpmek iyiydi, en azından ona iyi hissettirmişti. Peki o, bu öpücükten rahatsız olmuş olabilir diye düşündü bir an. Ama sonra o an geldi gözlerinin önüne dudaklarına kondurduğu öpücüğe karşılık verdiği o büyülü an. Onu öldürmeye çalışmasının dışında bu görüntü ve tat beynine kazınmıştı sanki asla silinmeyecek gibi.

Derin bir iç geçirirken Dante'nin söyleyeceklerine nasıl bir tepki vereceğini düşünmemişti bile. Aklı başka bir şeyle meşguldü, Caitlyn ile. Gerçekten onun okuldan atılmaması için böyle bir şey yapabilir miydi? Söz dinlemeye başlayan cici bir kız. Gerçi normalde de fazla asi bir kız değildi aslında. Bazen ne yaptığını kendinin bile bilmediği zamanlar oluyordu. Ama şu bir gerçekti. Son zamanlarda hem onun hem de Phin'in söylediği hiç bir şeyi yapmamıştı. Söz dinlemez bir kız olup çıkmıştı işte. Tekrar derin bir nefes aldığında Dante'nin şaşkın bakışları ile karşılaştı. Sonrasında söyledikleri kendi yüzünden de bir şaşkınlık oluşmasına neden oldu. Ne saçmalıyordu böyle, okuldan atılmak için bahaneler mi oluşturmaya başlamıştı. Sanki okuldan uzaklaşması gerçekten gerekiyormuş gibi. Bu kendini kötü hissettirmişti bir anda. Ama hiç bir şey söylemedi yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu. Gülüşü solmuştu, sanki ondan çalınmış gibiydi. Sonra Dante sanki ne yaptığının farkına varmış gibi konuşmasına devam ettirdiğinde onu dinlemeyi sürdürdü. Ama yüzü değişmemişti, hala solmuş ifade yüzünde duruyordu. Konuşmasına devam ederken cadı konusuna anca gelmişti ve sonrasında söyledikleri. Henüz yeni geldiğinde ilk dersi kaçırmış olmalıydı. Bu durumda onu bilgilendirme görevi kendine düşmüştü. Elini omzuna koyarak bir anda sarstı onu yakınan bu halinin değişmesi için ve sonra gözlerini içine baktı elini ondan uzaklaştırdığında açıklamasına başlayabilirdi.

"Sanırım sen yeni olduğun için ne olduğumuz dersini özel olarak benden dinlemen gerekiyor. Her neyse elbette bunu yapabilirim ama buna karşılık hiç bir şey söylemeden beni dinle. Bende bana anlatılanlar dışında fazla bir şey bilmiyorum zaten"

Sözleri bittiğinde ondan bir onay bekledi ve gözlerini onun gözlerine dikerek konuşmaya başladı.

"Öncelikle bizlere sihirbaz deniyor. Bizler çok eski çağlarda cadı avı zamanında cadıların güçlerini geçici bir süre teslim ettiği insanların torunlarıyız. İnsanlara geçen bu güçler atalarımızda çeşitli yeteneklerin oluşmasını sağlamış ve bu nesilden nesle aktarılmış. Ama güç sadece belirli kişilerde ortaya çıkmış. Yani annem ve babamda yok ama kuzenimde benim gibi. Neyse işte durum bundan ibaret ve bu okul cadı Caitlyn tarafından koruma altında bunun nedeni ise dünyada ki denge denebilir. Her şey iki türlüdür iyi ve kötü gibi, bizi koruyan bir cadı olduğu gibi avlamaya çalışan kötü cadılarda var."



_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dante Drake
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 227
Kayıt tarihi : 01/11/12
Yaş : 30

MesajKonu: Geri: Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm   Salı Kas. 27 2012, 22:15

Dante olanları anlamakta ve kabullenmekte ciddi derecede zorlanıyordu. Duyduklarının verdiği şaşkınlıkla ''Şaka yapıyor olmalısın kabul etmeliyim gerçekten komikti'' dedi. Scarlett ondan çocukluğunda her gece bakıcılarının ona okuduğu hikayelerdeki hayali olduklarını bildiği cadıların gerçekten var olduğuna inanmasını bekliyordu ve bu komikti. Tamam belki dünya da yetenekli insanların varlığı da imkansızdı ama bu onların var olduğu gerçeğini değiştirmiyordu fakat yine de scarlett’ın dediklerine inanmak gerçekten zordu. Cadıların varlığı, onların sihirbaz olduğu, iyi kötü savaşı, onları avlamaya çalışan cadıların varlığı yıllardır gerçek hayatta böyle şeylerin olmadığına inandıktan sonra şimdi inandığı her şeyin yalan olduğunu kabul etmesini hiç kimse ondan bekleyemezdi. Scarlett’ın konuyu açıklamadan önce sonuna kadar onu dinlemesini ve konuşmasını bölmemesini neden söylediğini şimdi daha iyi anlıyordu. Kendini tanıdığından scarlett bu açıklamayı yaparken konuyu her zamanki gibi alaya alacağını gayet iyi biliyordu. Üstelik dalga konusu olabilecek bir çok şey varken ciddi davranması kesinlikle imkansızdı. Scarlett’ın gözlerinin içine bakarak ''Benden böyle bir şeyin varlığına inanmamı beklemiyorsundur umarım yani anlattıkların… 19 senedir çocukluğumda bakıcıların bana okuduğu hikayelerdeki hayali cadıların gerçek olmadığı gerçeğiyle yaşıyorum ve sen 20 yaşıma girdiğim gün çıkıp bana inandığım her şeyin yalan olduğunu ve cadıların aslında gerçekten var olduğunu söylüyorsun bunu kolay kolay kabullenemem bunu benden bekleme'' dedi.

Kafası allak bullak olmuştu bunu yüz ifadesinden de yeterince rahat bir şekilde anlaşılıyordu. Mantığı ikiye bölünmüş durumdaydı. Bir tarafı ısrarla 19 senedir doğru olduğunu düşündüğü gerçekleri savunurken diğer tarafı yeteneğini sorgulayıp eğer sen dünyada olmaması gereken yetenekli insanlar varsa gayet rahat cadılar ve diğer hayali varlıklarda olabilir görüşünü savunuyordu. Az önce kalktığı yere yeniden uzanarak gözlerini gökyüzüne dikti. Neye inanması gerektiğini bilmiyordu. Kalbi bu kızın doğruları söylediğinden emindi fakat mantığı büyük bir ikilem içindeydi. Ellerini kafasının altında birleştirip derin bir iç çekti. Düşüncelerin içinde karanlıkta kaybolup giderken ''Ne tepki vereceğimi gerçekten bilmiyorum. Yıllardır inandığım şeylerin gerçek olmadığını öğrendiğim için sessizliğe mi gömülsem yoksa ölesiye nefret ettiğim okula mahkum olduğuma üzülüp etrafta terör mü estirsem ya da ne olduğumu sonunda öğrendiğim için sevinsem mi bilemedim. '' Dedikten sonra ''Sanırım tüm duyguları aynı anda yaşadığım için tepki göstermekte zorlanıyorum. Kafam çok karışık'' diyerek sözlerini tamamladı. Kızın okuldan atılmak için yönetmelikleri savunduğu zaman bozulduğunun farkındaydı ve bunu düzeltmek için ne yapacağını bilmiyordu. Aklı bu kadar karma karışıkken ve ne yapacağını bilemez haldeyken yaptığı hatayı düzeltmeye odaklanamıyordu bir türlü…

Sonunda aklına gelen fikirle yattığı yerden hızla doğrulup kızın üzerindeki ceketin ceplerini kontrol etti. Aradığı şeyi bulduğunda gülümseyerek ''işte burada'' dedi telefonu göstererek kız geldiğinde yanında çantası yoktu buda ona telefonunu kızın elbisesine uygun seçilmiş siyah ceketinin ceplerinde olduğunu düşündürtmüştü. Telefonunun yanında olduğunu bilme kısmıysa basitti insanlar ne koşulda olursa olsun ister partide ister başka bir yerde telefonlarını asla yanlarından ayırmazlardı. Telefonun güvenlik sistemine gülümseyerek ''Güzel güvenlik sistemi ama benim için fazla basit'' dedi. Biraz bekledi ve daha sonra elleri tuşların üzerinde hızlı bir şekilde hareket etmeye başladı. İşi bittiğinde bir telefon melodisi duyuldu. Sakin ve dinlendirici bir melodi dante bir süre bu melodiyi dinledikten sonra aramayı bitirdi. Scarlett’ın telefonuna kendi telefon numarasını kaydettikten sonra telefonu ona uzatarak ''İşte telefonumu telefonuna kaydettim eğer senden kurtulmak isteseydim bunu yapmazdım. Şimdi somurtmayı bırakıp gülümse lütfen gülmek sana yakışıyor. Adımı değil de senin bana taktığın bay kural tanımaz lakabını kaydettim isim olarak rehbere böylelikle beni hatırlamakta zorlanmayacaksın bende seni bayan sulu göz olarak kaydettim'' dedi gülümseyerek ve ''Bana sulu göz olmadığını kanıtlaman için bolca zamanın olacak merak etme'' diye ekledi. Duyduğu ayak sesleriyle gözlerini kapıya dikti. Hemen ardından saatini kontrol etti güvenliğin koridorları turlama zamanıydı. Kameralardaki birkaç dakikalık kapanmayı fark etmiş olmalıydılar scarlett’a dönerek sus işareti yaptı. Gücünü kullanarak kapıyı kilitledi.

Kıza dönüp kısık bir sesle ''Okula girerken güvenlik kameralarını kapatmıştım sanırım bir terslik olduğunu fark edip kontrole çıktılar muhtemelen her yere tek tek bakacaklardır. Her ne kadar güvenlik sistemini sorunsuz bir şekilde kapatıp tekrar açsam da şüphelenmiş olmalılar bu yüzden onlar buraya gelmeden dikkatlerini başka bir tarafa çekmeliyiz'' diyerek biraz daha düşündü. Kısa bir süre sonra yüzüne sinsi bir gülümseme kapladı ve ''Gösteri zamanı'' diyerek odada bulunun bilgisayarın başına geçti. Evet burası astronomi odasıydı ama bazen bazı şeyleri bilgisayardan kontrol etmeleri gerektiği için her zaman bir bilgisayar mutlaka bulunurdu. Kameralara bağlanıp bahçeyi kontrol etti arabaları görünce ''güzel hadi biraz işe eğlence katalım'' diyerek bahçedeki görüntüyü daha da yaklaştırarak odaklandı. Arabaların alarmları bir anda çalışmaya başlamıştı. Kameralar sesli olduğu için arabaların sesleri duyulabiliyordu. Dante ayarladığı için sesler onlar ikisi için kısık olsa da diğer güvenlik görevlileri için yüksek olduğunun farkındaydı. Arabalardan birine odaklanarak çalışmasını sağladı ve arabayı okul kapısına ilerletti gücünü kullanarak sonrasında arabanın kapısı açıldı. Dante gülümseyerek ''Ne yazık ki onlar araba çalışmadan önceki birkaç dakikayı ve kapıya gittikten sonraki birkaç dakikayı göremeyecekler şanssızlık işte kameraların bozulacağı tutmuş görüntüler kesik kesik'' dedikten sonra koridordan koşarak uzaklaşan ayak sesleri duyuldu. Scarlett’a dönerek ''Tüm gece boyunca dikkatleri bahçede daha doğrusu arabada olacak bir daha burası akıllarına bile gelmeyecek kameraları kontrol etmeyi deneyecekler bozuldukları için servis çağıracaklar ve muhtemelen sırf kahramanlık taslamak için polise haber vermeyecekler sonuçta çalınan bir şey olmadı. Haber duyulduğunda yönetici onları işlerini iyi yaptığından dolayı tebrik edecek hatta belki ödüllendirecek sonuçta biz geceyi nezarethanede geçirmeyeceğiz ve onlar ödüllendirecek kısaca herkes mutlu olacak'' diyerek gülümsedi.

_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scarlett Demon
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 759
Kayıt tarihi : 01/06/12
Yaş : 25
Lakap : Katil, kan emici, dengesiz, psikopat

MesajKonu: Geri: Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm   Paz Ara. 02 2012, 23:39


Ona tüm bildiklerini kendi dilini kullanarak anlatmaya çalıştı. Gerçi anlattıkları onu tatmin edecek miydi? Bundan ek emin değildi. Ama elinden başka türlüsü gelmesi mümkün değildi. Çünkü kendi bilgileri de bu kadardı. Bir an için düşündü, kendi bildiklerini... Kocaman bir dünyanın içindeydi, bir sihirbaz olarak. Ama bildikleri o kadar azdı ki... Bir cadıyı tanıyan nadir sihirbazlar dan biri olmalıydı? Elbette sihirbaz avlayan cadıları düşününce ve periler, her sihirbazın bir perisi olmalıydı. Yani kendini korumaları için bir peri mutlaka gerekliydi. Ama hiç bir şeyden haberi olmayan Dante'nin perisi olmadığı ortadaydı. Aklı yine bir an için Phin'e gitmişti. Onunla konuşmak istiyordu. Hem konuşmak için hem de onu özlediği için onu görmek istiyordu. Beynini içinde perisi dönüp dururken Dante'nin garip bakışlarını gördüğünde ona odaklandı. Anlatıkları sıradan şeyler değildi. Bir insanın kabullenmesinin uzun süreceği ortadaydı. Yani o da tam olarak hiçbir şeyi kabullenmiş sayılmazdı aslında. Sadece ayak uydurmaya çalışıyordu. Ama şimdi ona söylediği onca şeyin kafasını karıştırmasını gayet doğal karşılıyordu. Ama bir şey daha vardı içten içe onu yaralayan Dante de olan şey neydi.? Buna hala cevap veremiyordu. Kalbinin en son böyle deli gibi attığı zamanı çok iyi hatırlıyordu ama her ne kadar unutmak istese de. Kalbinin şu an Dante'e açık olduğunu biliyordu. Buna bir an önce karşı durmalıydı. İkinci bir hataya yer yoktu. Bu her ne kadar Dante'e daha tanımadan haksızlık gibi olsa da yapması gerekenin bu olduğuna inandırmaya çalışıyordu kendini. Bir anlığına bile kendini bıraksa şu an onun kollarında, ona iyi gelen bedene kendini teslim ederdi. Onun sesi kendi iç düşüncelerin üstünü örten bir tabaka oluşturmuştu ve söylediklerini duyduğunda gülüşüne engel olamadı. Şaşırması bir yana onun yaşını da öğrenmişti. Kendisinden büyük olduğunu düşünmüştü ama arada üç yaş mı vardı yani. Aslında bir an düşününce aslında iki yaş vardı aralarında. Çünkü kendi doğum gününe fazla uzakta değildi.

"Dante inan bana seninle dalga falan geçmiyorum durum bundan ibaret. Ayrıca bu okula mahkum olma kısmından hiç hoşlanmadım. Çünkü söylediğinin tersini yapıyorsun. O kadar gitmek istiyorsan eğer seni zincire bağlayacak halleri yoktur her halde. "

Gülüşü solmuş artık ona bakmıyordu. Gitmesinin düşüncesi bile onu deli ediyordu. Aslında etmemeliydi, yani bu olmamalıydı ama oluyordu işte. Kafası karışmıştı. Şu an Dante'nin kafasının da allak bullak olduğunu biliyordu. Üstelik bu normalde ama kendisi buna bir son vermeliydi hem de hemen. Başka bir şey düşünmeye çalıştığı sıradan bir anda Dante'nin ona yaklaşması nefesini kesti. Ne yaptığını anlayamamıştı bile ta ki elindeki telefonu görene dek. Soru dolu bakışlarını ona yöneltmişken onun konuşmaya başlamasıyla yine dinledi. Yaptığı şeylerin sonucu yüzünde büyük bir gülümsemeye neden olmuştu. Telefonunu ondan geri aldığında ona sinsi bir bakış attı.

"Lakabın sana tam uyuyor ayrıca ben sulu göz değilim, sadece bazı şeyler yüzünden ağlıyordum. Hem diğer türlü duygusuz biri olurdum ben... Yani her neyse tamam sana sulu göz olmadığımı kanıtlayabilirim"

Sonra bir anda ayak seslerini oda fark etti. Bir anda akademide olduklarını unutmuştu. Üstelik aklına bir şey daha gelmişti. Ne kadar zamandır buradaydı. en son ailesinin partisindeydi. Birileri mutlaka onun orada olmadığını fark etmiş olmalıydı. Yani kimse olmasa da Elise mutlaka fark etmiş olmalı diye düşündü. O an partiye mi gitmeli yoksa bir şekilde eve mi dönmeliydi emin değildi. Aslında kıyafetine bakılırsa kesinlikle eve gitmek en iyi seçenekti. Ayağa kalkmak için girişimde bulunmayı düşündü önce bir anda bol bulunmuştu ama sonra kilit sesi ile olduğu yerde kaldı. Dışarıda birileri varken gidemezdi. Dante kısık bir sesle konuşurken ona bakmaya başladı, anlamaya çalışıyordu. Onu gördüğü ilk andan beri yeteneği ile akademiye girdiğini düşündüğü için duyduğu hiç bir şey onu şaşırtmamıştı. Sonra olanlar bir anda kendini eğlenirken bulmuştu. Yüzünde hoş bir gülümse ile Dante'nin yaptıklarını seyrederek ona ayak uydurmaya çalışıyordu. Gücünü kullanışı hayranlık duymasına neden olmuştu. İster istemez kendini düşündü, ama düşünmenin ona üzüntü getireceği bir gerçek olduğundan bundan vazgeçti. Anı mahvetmek istemiyordu tadını çıkarmalıydı ve öyle de yaptı. Tüm konuşma ve eğlence sona erdiğinde yüzündeki gülümseme ile onun gözlerinin içine baktı.

"Gücünü kullanmana hayran kaldım ne diyebilirim ki zekice bir hamleydi. Kapının önü boşaldığına göre ben artık... gitsem iyi olur Dante yani ailem beni merak etmiştir. Partiden ayrılırken kimse bunu fark etmedi eve gidip ailem ararım. Onlara kendimi kötü hissedip eve döndüğümü söylerim, yani en iyi seçenek bu olmalı"

Yüzündeki gülümseme gene solmuştu bir anda içten içe gitmek istemiyordu ama gitmesi gerekiyordu. Tek mutluluğu Dante ile bu akademide daha sonrada görüşebilecek olmalarıydı.





_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Dante Drake
Sihirbaz
Sihirbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 227
Kayıt tarihi : 01/11/12
Yaş : 30

MesajKonu: Geri: Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm   Ptsi Ara. 03 2012, 23:08

Dante scarlett’ın ilk tepkisine gülümsemeye çalışarak ''Evet okuldan nefret ediyorum ama okuldan daha çok nefret ettiğim bir şey varsa oda ailem bu yüzden doğum günümde buradayım. Ailemle olmaktansa okulda olmayı tercih ederim her zaman'' dedi. Bu kıza karşı bu kadar açık olmak doğrumuydu emin değildi fakat kendine engel olamıyordu. Kafa karışıklığının olmasını istemiyordu kendisi hakkında bu yüzden elinden geldiğince açık ve net olmaya çalışıyordu. İlk defa yanlış anlaşılmak istemiyordu. Birine bir gün açıklama yapmak için uğraşacağı hiç aklına gelmezdi. Ailesine bile açıklama yapmazken yeni tanıdığı bir kıza açıklama yapacağını ise ihtimal dahi vermezdi ama olan tam olarak buydu. Oysa böyle davranmaması gerektiğinin farkındaydı. Yanlış anlaşılmak onu rahatsız etmemeliydi. Daha önce etmezdi. Kimin ne düşündüğünü umursamazdı hiç şimdi ise tanımadığı bir kızın düşüncelerini umursuyordu. Kızın iyice bozulduğunun ve acilen bir şeyler yapması gerektiğinin farkına varması çok sürmemişti. Bir süre ne yapsam diye düşündükten sonra aklına ilk gelen şeyi yaparak telefon numarasının scarlett’ın telefonuna kaydetmişti. İtiraf etmesi gerekiyordu ki cep telefonunu almak için ona yaklaştığı an hayatının en zor anıydı. Ona o kadar yakın durmak kalp atışlarını hızlandırmış ve içinde bastırmakta oldukça zorlandığı büyük bir öpme isteği oluşturmuştu. Kızın söylediklerine gülümseyerek ''Zor ikna olan biriyimdir yani gözümdeki sulu göz kız profilini silmek için çok uğraşman ve bol bol gülümsemen gerekecek'' dedi. Sonra koridordan gelen ayak seslerini duydu. İster istemez saatine baktı. Neredeyse gece yarısı olmuştu. Güvenlik görevlilerinin turlama zamanıydı. Daha öncede diğer kovulduğu okullarda birçok kez gece okula girdiği için ne zaman etrafı gezmeye başladıklarını biliyordu.

Ayak sesleri giderek yaklaşırken bir şeyler yapması gerektiğinin farkındaydı. Yoksa yakalanacaklardı. Aklına gelen fikirle bilgisayarın başına geçip planını uygulamaya başladı. Bir yandan da scarlett’a yaptıklarını anlatıyordu. Hiç olmadığı kadar çok eğleniyordu planını gerçekleştirirken scarlett’ın gülümsemesi onu daha da gülümsetiyordu. Planını uyguladığında koridorda koşarak uzaklaşan ayak seslerini işittiler ve kameradan da görmüşlerdi. Dante gülümseyerek scarlett’a muhtemelen olacak şeyleri söyleyerek sonunda herkes mutlu olacak diyerek bitirdi. Scarlett’ın ilk cümlesine gülümseyerek ''Eğlenceli bir plandı.'' Dedi. Sonraki söyledikleri yüzündeki gülümsemenin kaybolmasına neden olmuştu. Gitmesini istemiyordu. Onun yanında kalmasını istiyordu. Beraber vakit geçirmek istiyordu. Onunla sabaha kadar konuşabilirdi. Onun gitmesini hiç istememesine rağmen saatin farkındaydı ve mantığını henüz yitirmediği için söylediklerinde haklı olduğunu biliyordu. Muhtemelen ailesi onu merak edip aramaya başlamıştı bile saat geç olmuştu ve o eve gitmeliydi doğru olan buydu. Saate bir kez daha baktıktan sonra ''Anlıyorum ailen seni merak etmiştir. En doğrusu evine gitmen ama geç oldu. Gerçi senin oldukça ölümcül bir gücün var kendini koruyabilirsin ama yol boyunca kendinle konuşamazsın bir arkadaşa ihtiyacın var yol boyunca sana eşlik edecek bir yol arkadaşına'' dedi. Sonra söyleyeceklerini tam olarak toparlayarak ''Sana eşlik etmeme izin ver. Hem yol boyunca konuşuruz sen sıkılmazsın bende seni evine bıraktıktan sonra kendi evime giderim doğum günü partim muhtemelen çoktan bitmiştir bizimkilerle tartışma faslını aradan çıkarmam gerek eğer burada sen gittikten sonra da kalırsam bu gece burada kalacağım belli'' dedi. Scarlett’ın olumlu cevabına gülümseyerek karşılık vermekle yetinerek yerden kalktı ve scarlett’ında kalkmasına yardım etti. Az önce kilitlediği kapıyı açtı ve ikisi de güzel bir sohbet eşliğinde eve gitmek için oradan ayrıldılar.

_

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Yıldızların Altında Bekleyen Ölüm
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Astronomi Kulesi-
Buraya geçin: